Üçlü çekimlerin de tamamlanmasıyla birlikte molaya geçildi. Makyaj ve saç stili değiştirilmeden önce, kendisi için hazırlanan tuvaleti üzerine geçirip beklemeye koyuldu.
İkram olarak bırakılan fırınlanmış tatlılardan seçerken Miyuki derin bir iç çekti.
"Hah... Böyle bir elbiseyle randevuya çıkacak kimsem yok ki."
Potta demlenmiş çaydan Senpai'leri için de dolduran Karen, başını yana eğdi.
"E, gerçekten mi? Miyu-san, sizin bir sevgiliniz var sanıyordum."
Herkesle çabucak kaynaşan ve geniş bir çevresi olan Miyuki'nin kesin bir sevgilisi olduğunu düşünmüştü. Miyuki abartılı bir şekilde omuz silkti.
"Dışarıdan öyle görünüyor, değil mi? Ama bu işi yaparken o işler biraz zor oluyor. Karşı taraf sürekli 'buluşalım, buluşalım' diye tutturunca olmuyor işte."
Ağzına bir fınansiye atan Miyuki, bir şeyi hatırlar gibi bakışlarını çapraz yukarıya dikti.
"Sonuçta olay 'işime odaklanmak istiyorum' noktasına gelince ilişki kendiliğinden bitiveriyor. Gerçi öylesi daha iyi, bu sebeple bitecekse varsın bitsin."
"Anlıyorum. İnsanın verdiği emeğe saygı duyulmasını istemesi en doğrusu."
Çay fincanını tutan Karen, onaylayarak başını salladı. Karen'in bu empati kuran halini gören yanındaki Hazuki söze girdi.
"Peki ya sen Karen-chan? Senin hayatında biri var mıydı?"
Soru karşısında Karen'in yüzünde acı bir gülümseme belirdi.
"Şey, tam olarak öyle sayılmaz ama... Aslında eskiden beri çok yakın olduğum bir çocuk var."
"A, öyle mi? Bunu ilk kez duyuyorum! Ortaokuldan arkadaşın mı?"
Masanın diğer ucundan Miyuki, merakla öne doğru eğildi.
"Hayır. İlkokuldayken aynı yüzme kursuna gitmemiz vesilesiyle tanıştık. Okullarımız aynı değil ama aynı yaştayız ve evlerimiz yakındı, o yüzden sık sık görüşmeye başladık."
"Ee, bu harika bir şeymiş! Tam bir çocukluk arkadaşı durumu yani!"
Miyuki heyecanlı bir ses çıkardı. Karen ise buna karşılık hafif bir bıkkınlıkla cevap verdi.
"Muhtemelen Senpai, hayal ettiğiniz gibi bir şey değildir. Sadece kafalarımız uyuşuyor diyeyim, yanındayken kendimi kasmadığım biri işte."
"E, asıl önemli olan da bu değil mi zaten? Neden çıkmıyorsunuz?"
Hazuki'nin şaşkınlık dolu sorusu üzerine Karen kelimelerini seçmeye çalıştı.
"Şey... Sanırım az önce Miyu-san'ın dediği gibi, şu an işime tüm gücümle odaklanmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Onun da kulüp faaliyetleri yüzünden başı çok kalabalık, yani sevgili olmak falan ikimiz için de öncelik değil herhalde."
Karen'in sözlerini duyan Miyuki tekrar abartılı bir şekilde gözlerini fal taşı gibi açtı. Kirpiklerinin vurgulandığı mevcut makyajıyla bu ifade, sevimlilikten ziyade baskın bir etki yaratıyordu.
"Neee!? Ama farklı okullardasınız, değil mi? Artık liseli olacaksınız, orada başka bir kıza aşık oluverirse ne yapacaksın?"
"Bilmem ki...?"
Karen böyle bir durumu hayal etmeye çalıştı ama pek beceremedi. Bu kendini beğenmişliğinden değil, sadece Hariu'nun karakterini çok iyi bildiğindendi.
"Kesinlikle, eğer ondan hoşlanıyorsan harekete geçmelisiniz!"
"Aşk olsun, az önce söylediklerinizle çelişiyor ama."
Karen takılmadan edemedi ancak Miyuki, "O benim durumum içindi!" diyerek lafını hemen geri aldı.
"Senin ve senin sevdiğin biri söz konusuysa, kesinlikle her şey yolunda gider!"
Kendisini yüreklendiren Miyuki'nin aksine Hazuki, elini çenesine koyup eğlenircesine farklı bir fikir sundu.
"Valla bence acele etmeye hiç gerek yok."
"Sevgilisi olanlar sussun lütfen."
Miyuki yüzünü ekşiterek Hazuki'nin sözünü kesti. Senpai'lerinin bu şakacı atışmasını dinleyen Karen gülerek teşekkür etti.
"Teşekkür ederim."
Sürekli kız kardeşinin yaslandığı biri olan Karen için, hemcinsi olan büyükleri tarafından böyle ilgi görmek biraz gururunu okşayan, hoş bir histi.
Tüm kıyafet çekimleri bittikten sonra Miyuki dans dersine, Hazuki ise bir sonraki çekimine gitmek üzere ayrıldılar.
Karen de personelle vedalaşıp stüdyodan çıktı. Annesine çekimin bittiğine dair mesaj atarken asansörün zemin kat düğmesine bastı.
'Kesinlikle, eğer ondan hoşlanıyorsan harekete geçmelisiniz!'
'Valla bence acele etmeye hiç gerek yok.'
Aşağı inerken, az önce söylenen sözler Karen'in zihninde yankılanıyordu.
".........."
Zemin kata ulaşıp kapılar açıldığında, Karen bir an için inmeyi unuttu. Kapanmak üzere olan kapıyı fark edince aceleyle dışarı çıktı. Hemen yakındaki personel çıkışından dışarı adımını atar atmaz baharın kokusuyla sarmalandı.
"Ah..."
Pırıl pırıl mavi gökyüzünün altında, ılık bir esinti yanağını okşadı. Az öncesine kadar 'yaz sonu kombinleri' özel sayısı için çekim yapan Karen için mevsim sanki bir anda geriye sarılmış gibiydi.
Fotoğraf ve video işlerine girdiğinden beri mevsimsel kaymalara alıştığını sanıyordu ama bazen şu anın hangi zaman dilimi olduğu ve bir sonraki mevsimin ne geleceği konusunda kafası karışıyordu.
(Şimdi... Ortaokuldan mezun olduğum o bahardayız...)
Bu bahar tatili bittiğinde kendisi de, Kengo da liseli olacaktı.
Karen, şehrin üzerine dökülen yumuşak güneş ışığının altında yürümeye başladı. Yol kenarındaki ağaçların altına dikilmiş gelin tacı çalıları, minik beyaz çiçeklerini sallıyordu.
Gözleriyle o çiçeklerin titreyişini takip ederken, Karen dalgınca düşündü.
(Biz hep böyle mi kalacağız acaba?)
Beşinci sınıftayken Hariu Kengo ile tanıştığından beri, doğal olarak birlikte geçirdikleri zaman artmıştı. Yüzme kursunda konuşmaya başlamışlar, evlerinin pek uzak olmadığını anlayınca da dışarı çıkarken birbirlerine haber verir olmuşlardı.
Ortaokula geçip de çevresindekiler ilkokuldakinden daha ciddi 'hoşlanılan kişi' muhabbetleri yapmaya başladığında, Karen'in aklına hep Hariu'nun yüzü geliyordu.
(Ama Kengo muhtemelen şu an sadece badmintona odaklanmak istiyordur.)
Eimei Ortaokulu'na girdikten sonra, antrenman saatleri junior takımındaki günlerine kıyasla muazzam ölçüde artmıştı. Kengo da badmintona her zamankinden daha büyük bir tutkuyla asılıyordu.
Kulübe girmesiyle birlikte badminton, Hariu için her zamankinden daha özel bir şeye dönüşmüş gibiydi.
İlkokulun sonuna kadar badmintonla eş zamanlı olarak pek çok kursa gitmiş ve hepsinin altından başarıyla kalkmıştı; ancak ortaokula geçer geçmez diğer her şeyi bıçak gibi kesip sadece badmintona yönelmişti. Karen badmintondan pek anlamıyordu ama öyle yapmazsa o seviyelerde kazanamayacağını idrak edebiliyordu.
Bunu bildiği için de, onun o yüzde yüzlük odağının bir kısmını kendisine ayırmasını isteyemezdi.
(Maç esnasında 'Keşke o vaktimi badmintona harcasaydım' diye düşünmesini hiç istemem.)
İşte o an Karen, bugünün tarihini hatırladı.
"A, doğru ya, Kengo bugün..."
Karen akıllı telefonunu çıkarıp saate bir göz attıktan sonra mesaj uygulamasını açtı. Alışık olduğu ikonun kayıtlı olduğu kişiye kısa bir mesaj yazdı.
'Mezuniyet töreni bitti mi? Fotoğraf göndersene.'
Gönderdikten sonra cevap beklediğinden çok daha hızlı geldi. Her zamanki kısa cevaplarından biriydi.
'Bitti. Olmaz.'
"Böyle diyeceğini biliyordum. İyi be, sen göstermesen de olur."
Karen parmağını ekranda kaydırarak harflere bastı. Fotoğrafları aynı okula giden arkadaşı Chinatsu'dan da isteyebilirdi, zaten asıl derdi fotoğrafları görmek de değildi.
Sadece bu samimi ve gailesiz diyalogların içinde olmak ona huzur veriyordu.
(Eğer hislerimi söylersem...)
Karen mesaj ekranına bakakaldı.
(Kengo ile aramıza mesafe girmesini hiç istemiyorum.)
İster mutlu bir olay olsun ister üzücü, bir şey olduğunda Karen'in ilk haber vermek istediği kişi artık Hariu olmuştu. Hariu'nun da ona anlatmasını istiyordu.
(...Seçmeler hakkında konuşmak istiyorum aslında.)
Karşı taraftan cevap gelmeden önce Karen bir mesaj daha gönderdi.
'Bahar tatiline girdiysen bir yerlerde buluşalım.'
Yaz ve kış tatillerinde olduğu gibi, bahar tatili sırasında da Eimei Akademisi'nde kulüp antrenmanları devam ediyordu.
Nisan ayında lise bire geçecek olan Kengo ve arkadaşları, şimdiden lisenin antrenmanlarına dahil oldukları için diğer senpai'lerle birlikte her zamanki gibi çalışmalara katılıyorlardı.
'Lise, ha...'
Okul kapısından geçen Kengo, parçalı bulutlu gökyüzüne baktı.
'Karen'e hislerimi itiraf etmeli miyim acaba?'
Mezuniyet günü hava pırıl pırıldı ama bugün gökyüzü, sınırları belirsiz beyaz bulutlarla kaplıydı. Kiraz ağaçları tamamen çiçek açmış, Kengo ağaçların altından geçerken küçük kuşlar yaprakları dökerek havalanmıştı.
Geçen bahar da Kengo, akademinin bu manzarasını seyretmişti.
Nisan ayından itibaren liseli olacak olsa da, gittiği yer de kulübü de aynı olduğu için Kengo'nun hayatında büyük bir değişim yaşanmayacaktı. Fakat Karen, ortaokuldan farklı bir çevreyle liseye başlayacaktı. İşlerinin de arttığını söylemişti; kesinlikle tanıştığı insanlar da değişecekti.
'O zaman söyleseydim keşke diye pişman olmak istemiyorum.'
Kengo vardığı spor salonuna bakışlarını kaldırdı. Çoktan dökülmeye başlayan kiraz çiçeği yaprakları, binanın üzerine doğru rüzgarla savruluyordu.
Aynı zamanda Kengo, şu anki kendisinin Karen ile olan bir ilişkiyi yürütüp yürütemeyeceği konusunda şüpheliydi. Bugün birazdan evin yakınındaki tren istasyonunda buluşacaklardı ama ikisi de yoğun olduğunda görüşemedikleri günler birbirini kovalıyordu.
Karen'e ayırdığı vakti artırıp bir yandan da badmintondaki başarısını ilerletmek. Kendisinin bu konularda el çabukluğu olduğunu düşünse de, Kengo bu iki şeyi tehlikeye atıp 'denerim, olmazsa pes ederim' seçeneğini seçemezdi.
"O, Hariu, erkencisin."
Herkesten önce gelip servis antrenmanı yapan Kengo'nun arkasından kulüp başkanı belirdi.
"Günaydın. Ben de şimdi gelmiştim."
Eşyalarını bırakan başkan, raketinin yanından dosya içindeki kağıtları çıkardı.
"Hariu, bu hafta sonundaki ortak antrenmana gelebiliyordun, değil mi?"
Başkan elindeki kağıttan antrenmana katılacakları kontrol ediyordu.
"Evet, gelebilirim."
Cevap verdikten sonra Kengo, senpai'sine teyit ettirdi.
"Yer Sachigawa Lisesi'ydi, değil mi?"
"Evet. Orta sonlardan sadece isteyenler gelsin dendi ama galiba herkes katılacak."
Listeye not alan ikinci sınıf başkanı gülümseyerek kaleminin arkasıyla başını kaşıdı. Giden senpai'sini gözleriyle takip eden Kengo, az önce telaffuz ettiği lise hakkında düşündü.
'Sachigawa'da Hyodo-san var.'
Bir üst sınıftaki Hyodo Shota, küçük yaşlardan beri turnuvalarda defalarca karşı karşıya geldiği bir rakipti.
Hyodo o zamanlardan beri ulusal seviyede bir oyuncuydu ve Kengo ona karşı henüz tek bir zafer bile kazanamamıştı. Geçen yıla kadar ortaokul turnuvalarında maç yapmışlardı ancak bu yıl karşı taraf liseye geçtiği için resmi maçlarda denk gelmemişlerdi.
'Yenmek istiyorum...'
Lise antrenmanlarına katıldığından beri gücünün ciddi şekilde arttığını hissediyordu. Şimdi kapışsalar, geçen seferkinden farklı bir sonuç çıkmalıydı.
Kengo, ortaokul ikinci sınıfın yazında Hyodo ile yaptığı maçı hatırladı.
İyice hazırlanmış olması gerekirdi ama hamleleri hep ters tepmişti. Hareketlerini okumaya çalıştığında fazla temkinli davranmış, kararlı bir şekilde saldırdığında ise muhakeme hataları artmıştı.
'İtiraf meselesini bir kenara bıraksam bile.'
Kengo yere düşen tüy topu raketinin ucuyla havalandırdı.
'Burada kazanamayacaksam, hem aşkı hem sporu yürütmek falan boş laftan ibaret kalır.'
Yakaladığı tüy topu eline aldı ve ileride duran tüy topu sepetine nişan aldı.
Raketi savurduğunda tüy top zarif bir yay çizerek sepetin içine girdi.
Antrenman çıkışında sözleştikleri kafeye gittiğinde Karen çoktan oradaydı.
Kendi içindeki aşk duygusunu bir kenara bıraksa bile, dükkana girdiği an gözleri istemsizce ona odaklanıyordu. Karen tanıştıkları günden beri havalı bir kızdı ama son zamanlarda karizması daha da parlamaya başlamıştı.
Kengo, bunun kızın kendi çabasının bir sonucu olduğunu onu hep izlediği için biliyordu.
"Vay, amma tatlı kız."
"Aa, ne kadar güzel..."
Etraftan sızan bu fısıltılar, dışarıda Karen ile buluştuğunda nadir karşılaşılan şeyler değildi. Kengo, ciddi bir ifadeyle önüne bakan kızın yanına doğru yürüdü.
"Karen."
Ona seslendiğinde, biraz ötedeki masadan "Bak, sevgilisiyle buluşacakmış işte" sesleri geldi.
Normalde olsa duymazdan gelirdi ama bugün bu tepki kalbinde ufak bir sızı oluşturdu. Kengo bu duygunun, bir itirafı reddettiğindekiyle aynı kökten geldiğini fark etti.
Çevresindekilerin kendisini sevgilisi olarak görmesi hakkında Karen ne düşünüyordu acaba?
'Öyleyse, doğrudan...'
Kengo tam bunu düşünürken Karen başını kaldırdı. Ardından menü sayfasını Kengo'ya doğru çevirdi.
"Bak Kengo, ne kadar çok pasta çeşidi var!"
Tatlıların olduğu sayfada sıra sıra pasta fotoğrafları diziliydi. Kengo, şaşkınlık karışımı bir ifadeyle karşıdaki sandalyeyi çekti.
"Hah, ben de çok ciddi bir şey okuyorsun sanmıştım."
"Buradan bir tane seçmem gerekiyor, herhalde ciddi okuyacağım."
Menüyü masaya geri koyan Karen, "Şu an şununla, şununla, şununla ve şunun arasında kaldım," diyerek hiç de elenmemiş seçenekleri parmağıyla gösterdi.
"Daha hiçbir şeye karar verememişsin ki."
"Kengo, sen ne alacaksın?"
"Çay."
Sonunda, bahar çilekli tart ile kiraz çiçeği şifon keki arasında kalan Karen'e kıyamayan Kengo, diğerini sipariş etti. İki tane söyleyip paylaşmak ya da porsiyonu büyük olanı Kengo'nun üstlenmesi, artık konuşmadan bile anlaştıkları bir rutin haline gelmişti.
Normalde kendisinin asla sipariş etmeyeceği bu şirin pastadan bir çatal alan Kengo, karşısında oturan Karen'i süzdü.
'Sevgili olsak bile şu anki halimizden pek bir farkımız olmazmış gibi geliyor.'
Aralarında ince bir çizgi vardı sadece; onların durumunda birisi bir adım atsa, neredeyse aynı konumda durarak sadece birbirlerine sesleniş şekilleri değişecekti.
'O zaman,' diye düşündü Kengo.
Konuyu açacaksa, ilk adımı kendisi atmalıydı.
"Şey... Karen..."
"Kengo, senin bahar tatili boyunca hep kulübün mü var?"
Kengo'nun ağzını açmasıyla Karen'in lafa girmesi aynı ana denk geldi. Karen gözlerini kırpıştırarak Kengo'ya baktı.
"Pardon. Bir şey mi diyecektin?"
"Yok, önemli değil... Bu hafta sonu cuma günü başka okulda ortak antrenman yaptıktan sonra sanırım serbest antrenmanlara döneriz."
"Sonuçta yine antrenman yapıyorsun yani."
Kengo'nun cevabını duyan Karen, acı acı gülümsedi.
"E herhalde. Ama şahsen, diğer okulun antrenmanından önce iyice bir asılmak istiyorum."
"? Neden?"
"Sachigawa Lisesi'ndeki antrenmanda maç yapmak istediğim biri var."
Kengo'nun cevabı üzerine Karen'in aklına bir isim geldi.
"Hımm. Yoksa ortaokuldayken yenemediğini söylediğin kişi mi?"
İsmi aklıma gelmedi ama, diye ekledi Karen. Kengo bunu duyunca şaşırmış bir ifadeye büründü.
"Hyodo-san'dan bahsediyorsan evet o ama... Karen, hatırlıyor muydun?"
Kengo'nun şaşkınlığına karşılık Karen, "Hıh," diyerek gururla sırıttı.
"Kengo'nun özellikle maç yapmak istediğini söylediği kişi sayısı o kadar fazla değil ki."
'Öyle mi acaba?' diye düşündü Kengo. Farkında değildi ama belki de gerçekten bahsettiği kişiler sınırlıydı. Karen neşeyle gülümseyerek konuştu.
"Umarım kazanırsın."
Ardından akıllı telefonunun kenarını okşayarak mırıldandı Karen.
"Benim de yakında bir dergi seçmeleri için üçüncü aşama sınavım var."
"Ooo, üçüncü aşama demek birinci ve ikinciyi çoktan geçtin demek. İyi gidiyorsun."
Karen "Hı-hı," diyerek başını salladı. Hâlâ bir şeyler duymak istiyor gibiydi ama Kengo'nun moda dergileri veya magazin dünyası hakkında söyleyebileceği pek bir şey yoktu.
"Başarılar."
"Hey! Biraz sorsana ne seçmesiymiş bu diye."
Konuşmanın hemen bitivermesi üzerine Karen, hoşnutsuz bir tavırla o güzel kaşlarını yukarı kaldırdı.
"Ah... Peki, ne seçmesiymiş bu acaba?"
Kengo, zorlamayla da olsa sordu. Bu gibi durumlarda itiraz etmenin iyi bir strateji olmadığını geçmiş tecrübelerinden yeterince öğrenmişti.
Cevabı duyan Karen, tiyatral bir tavırla elini çenesine dayadı.
"Madem çok istiyorsun, anlatayım bari."
Zaten modellik yaptığı için bu haliyle sanki bir reklam filmi başlayacakmış gibi bir havası vardı; ancak Kengo, bunun Karen'ın şaka yollu bir şeyler söylemek istediğinde takındığı o tavır olduğunu sezdi.
Bu sefer dalga geçmeden Karen'ın sözlerini bekledi.
"Dergini kapak çekimi için bir seçme bu."
Çay fincanını hafifçe kaldırıp içindeki çayı dalgalandırdı Karen.
"Normalde kapak modellerine editör ekibi karar verir ama Ekim sayısı derginin kuruluş yıldönümü özel sayısı olduğu için seçmeyle karar verilmesine karar verildi. Sadece kapak ve iç sayfalar değil, video tanıtımlarında da yer alacakmışız. Bu yüzden oyunculuk işlerine de bir kapı açar diye düşünüyorum."
Karen nihayet çayından bir yudum aldı. Kengo bu hali izlerken sordu:
"Vay be, epey zorlu o zaman?"
Fincanı tabağına geri koyan Karen, gözlerini kaçırarak cevap verdi.
"Evet... Dürüst olmak gerekirse ikinci aşamayı geçmenin bile zor olacağını düşünmüştüm."
Sonra başını kaldırdı. Bir anlığına yüzünden geçen o çekingen ifade tamamen kaybolmuştu; yerine her zamanki gibi bir şeye meydan okurken takındığı o güçlü gülümseme gelmişti.
"Bu yüzden, madem buraya kadar gelebildim, kesinlikle seçilmek istiyorum."
Gözlerindeki o ışıltıya karşılık veren Kengo, hafifçe gülümsedi.
"Anladım. Ne zaman üçüncü aşama?"
Kengo sorduğunda Karen bir süre onun yüzüne baktı, sonra kısık bir sesle mırıldandı.
"Söylemem."
"Ha?"
Cevap alamayan Kengo'nun yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. Karen ise muzipçe gülümseyerek karşılık verdi.
"Bittiği zaman sonucu sana düzgünce haber veririm."
Karen akıllı telefonundan saate bir göz atıp "Yavaş yavaş çıkalım mı?" diyerek ayağa kalktı. Kengo daha bir şeyler söyleyecek gibiydi ama Karen çantasını alıp çoktan kapıya yönelmişti.
"Hey, beklesene!"
Kengo aceleyle eşyalarını ve adisyonu kapıp peşinden koştu. Sohbet orada kesildi.
Kafeden çıkıp evlerine doğru yürümeye başladılar. Yol üstündeki parkta dikili olan kiraz ağaçları çiçek açmış, en güzel zamanına ulaşmıştı. Ağaçların yakınından geçenler durup telefonlarını onlara doğrultuyor, fotoğraflarını çekiyordu.
"Ne çabuk, sakura mevsimi gelmiş bile," diye mırıldandı Karen kaldırımdan çiçekleri izlerken.
"Sanki daha geçen gün Kengo ile yılın ilk tapınak ziyaretine gitmişiz gibi geliyor."
"O kadar da değil. Ama yine de zaman hızlı geçiyor, haklısın."
Kengo da sakura ağaçlarına bakarak mırıldandı.
"Hatırlıyor musun? Geçen yıl herkesle sözleşip çiçek izlemeye gidecektik ama o gün bardaktan boşalırcasına yağmur yağmıştı."
"Ah, evet. Tam o gün uyarı verilecek kadar büyük bir fırtına kopmuştu değil mi?"
"Aynen! O yüzden bütün çiçekler dökülüp gitmişti."
Karen geçen bahar olanları hatırlayıp üzgünce omuzlarını düşürdü. Düşününce, ondan önceki yıl da sadece evin yakınındaki sakuralara bakmışlardı; Kengo ile doğru dürüst bir "Hanami"ye, yani çiçek izleme gezisine gittiklerine dair bir hatırası yoktu.
'Çiçeklerin açtığı mevsim gerçekten çok kısa...'
Karen görüş alanının kenarında birbiri ardına dökülen taç yapraklara baktı.
'Bu yıl, birlikte izlemek istiyorum.'
"...Hey, cuma günkü antrenmanından sonra sakura izlemeye gidelim mi?"
Karen yanında yürüyen Kengo'ya baktı. Kengo da ona bakıp başını yana eğdi.
"Olur ama akşamüstü olması sorun olmaz mı?"
"Olmaz. Benim de gündüz iş programım var zaten."
Konuşurken Karen'ın lüks dairesinin önüne kadar gelmişlerdi. Geçen yıl gidemedikleri o meşhur sakura mekanına gitmek üzere sözleştiler.
"O zaman cuma günü görüşürüz. Haberleşiriz yine."
"Tamam! Maçta başarılar!"
Karen girişe çıkan merdivenleri tırmanıp arkasına döndü. Kengo onun arkasından seslendi:
"Sen de seçmelerde başarılar."
Karen bir an şaşkınlıkla gözlerini kocaman açtı, sonra yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
"Hı-hı! Teşekkürler!"
Kengo, Karen'ın binanın içinde kayboluşunu izledikten sonra kendi evine doğru döndü. Yolda birikmiş olan dökülmüş taç yapraklar, geçen her arabayla birlikte rüzgara kapılıp havada süzülüyordu.
Hafta sonu göz açıp kapayıncaya kadar geldi.
Karen alarmı kapatıp uyandı. Uykusu hemen dağılmıştı; yataktan kalktı. Perdeleri açtığında karşısında ferah, masmavi bir gökyüzü buldu ve gülümsedi.
'Yağmur yağmayacak gibi, ne güzel.'
Dünkü hava durumunda da yağış ihtimali %0 görünüyordu; geçen yılki hüsran tekrarlanmayacaktı. Karen telefonunu alıp odasından çıktı.
Seçmeler öğleden sonraydı ama sabah hazırlığında yapacak çok işi vardı.
Banyo aynasında cildinin durumunu kontrol etti, mevcut durumuna göre özenle cilt bakımını yaptı. Dün uyguladığı bakım sayesinde saçları yumuşacıktı; hafif bir fön ve biraz bakım yağıyla saç uçlarına kadar kusursuz görünüyordu. Dişlerini fırçaladı, basit esneme hareketleri yaptı, ılık suyunu içti ve nihayet kahvaltısını etti. Bugün annesinin hazırladığı şeyleri yiyordu ama son zamanlarda besin dengesini araştırıp kendi yemeğini kendisi de hazırlıyordu.
"Yemek için teşekkürler."
Karen bulaşıkları topladıktan sonra makyaja girişti. Çekimden önce zaten tazelenecekti ama güneşten korunmak için baz sürdü ve üzerine ince bir kat fondöten geçti.
'Geçen gün Hazuki-san'ın yayınında yaptığını deneyeyim.'
Üst dönem bir modelin makyaj videolarını referans alarak aynanın karşısında makyaj fırçasını yüzünde gezdirmeye başladı.
Her günkü o gösterişsiz rutin... Çevresindekiler doğuştan gelen güzelliğiyle kutsandığını söyleseler de ve gerçekten de bunun yardımı olsa da, bu dünyanın sadece bununla kazanılabilecek bir yer olmadığını artık Karen da biliyordu.
'Eminim, onunla aynıdır...'
Her şeyden bıktığı, "Bugünlük boş verip uyuyayım," dediği anlarda; her gün ağırlık antrenmanlarını ve koşusunu aksatmayan Kengo'nun görüntüsü canlanıyordu zihninde.
'Çabalayan birini görünce, ben de çabalayabiliyorum...'
Maçta kazanıp kazanamayacağı veya kamera karşısında ışıldayıp ışıldayamayacağı... O en kritik anda insanın imdadına yetişen şeyin, her gün üst üste eklenen o küçük çabalar olduğunu hissedebiliyordu Karen.
Ve kendisi, perde arkasındaki o zahmetli süreci hiç hissettirmeden, var gücüyle o ışıltılı dünyayı temsil edecekti.
Karen en sevdiği kot pantolonunu giydi, ayakkabılarını seçti. Çantasındakileri kontrol edip omzuna astı.
"Ayame, ben çıkıyorum. Çamaşırlar bitince onları topla, tamam mı?"
Odaya göz attığında, bahar tatilini fırsat bilen kız kardeşi Ayame'nin hâlâ futonun içinde olduğunu gördü. "Hımm... Tamamdır..." diye kesinlikle anlamadığına emin olduğu, uykulu bir cevap geldi.
"Sana da pes..."
Ablası olarak omuz silkti ama kız kardeşinin bu rahat tavrı, tam da şu an ihtiyacı olan o gerginliği üzerinden atmasına yardımcı olmuştu.
BAŞLIK: Hayallerin Gölgesinde Gece Kirazları
Karen, lüks daireden çıkıp asansöre doğru yöneldi. Katı gösteren sayıların değişmesini izlerken bir yandan da yanına almayı unuttuğu bir şey var mı, yapması gereken bakımları atladı mı diye zihninde her şeyi tek tek tartıyordu.
Gelen asansöre binip giriş katına indi. Binanın birinci katındaki cam kapılardan içeri, baharın o taze ve berrak ışığı süzülüyordu.
"Tamam... Her şey yolunda. Gidelim."
Karen derin bir nefes aldı, kapıyı açtı ve dışarıya ilk adımını attı.
Haryu, diğer kulüp üyeleriyle birlikte Sachigawa Lisesi'nin spor salonuna girdi.
"İyi çalışmalar dileriz!"
Daha selam vermeden önce, Haryu’nun gözleri o siluete kilitlenmişti.
'Ah...'
Sachigawa’nın ikinci ve üçüncü sınıflarının arasında bile Hyodo Shota’nın heybeti hemen fark ediliyordu. Uzun boyu, oturmuş kas yapısı ve her şeyden önemlisi, bir birinci sınıf öğrencisinden beklenmeyecek ağırlıkta bir duruşu vardı.
Karşı taraf da Haryu'nun geldiğini fark edip ona seslendi.
"Görüşmeyeli uzun zaman oldu."
Yanına gelen Hyodo, maç alanında son görüştüklerinden bile daha iri görünüyordu. Haryu selamını vermeden hemen önce, Hyodo sırıttı.
"Bugün geleceğini tahmin ediyordum."
Haryu bunu duyunca gözlerini hafifçe açtı. Sonra o da altta kalmayarak gülümsedi.
"İyi çalışmalar dilerim."
Antrenman hızla başladı, spor salonunda badminton toplarının uçuştuğu o ritmik ve çevik sesler yankılanmaya başladı.
Temel egzersizlerin ardından smaç ve karşılama gibi teknikleri güçlendiren antrenmanlara geçildi; kısa bir moladan sonra ise hazırlık maçları başladı.
"Haydi, bir puan!"
"Odaklanın, her topu çıkarın!"
Turnuvalarda zirveye oynayan iki okulun hazırlık maçı, her kortta kıran kırana geçiyordu.
Haryu, Sachigawa’nın birinci sınıflarından birini iki set üst üste alarak yendi. Ardından karşılaştığı ikinci sınıf öğrencisiyle final setine kadar giden çekişmeli bir mücadele verdi ve onu da kazanmayı başardı.
Ve üçüncü maçta, rakibi Hyodo oldu.
"Başarılar."
"İyi oyunlar."
Selamlaşıp korttaki yerlerini aldılar. İlk servis hakkını kazanan Haryu, vuruş için pozisyonunu aldı. Odaklandığı an, etraftaki tüm sesler sanki bir anda uzaklaştı.
'Eğer bugün... Hyodo-san'ı yenebilirsem...'
Raketini rüzgarı yararcasına savurdu, servis tam hedeflediği noktaya gitti. Hyodo anında tepki verdi, tüy top file dibine geri döndü.
'Duygularımı ifade etmeye... Belki birazcık da olsa hakkım olduğunu düşünebilirim.'
Haryu öne atılıp topu karşıladı. Elinde yankılanan o tanıdık, keskin sesle birlikte top Hyodo’nun kortunun iç kısmına düştü.
'Tamam... Yapabilirim.'
Maçın ilk yarısı karşılıklı puanlarla, fena olmayan bir akışta ilerledi.
Ancak ilk setin ikinci yarısından itibaren Haryu'nun saldırıları Hyodo üzerinde hiçbir etki yaratmamaya başladı. İkinci sette ise yorgunluk Haryu'nun bacaklarını iyice ağırlaştırdı.
Otuz dakika sonra Haryu, kortun ortasında öylece kalakalmıştı.
"Maç bitti!"
Hakemlik yapan kulüp üyesinin sesi yankılandı. Karşılayamadığı tüy top, ayakkabısının ucuna doğru yuvarlanıyordu. Haryu, havada tuttuğu raketini yavaşça indirdi.
"Öğğ..."
Kesik kesik aldığı nefesler sanki kendisine ait değilmiş gibi geliyordu.
'Hala... Hiç yeterli değilim.'
Haryu başını kaldırıp tavana baktı. Yüksekteki parlak ışıklar gözlerini acıtıyordu. Akan terini sildi ve selam vermek için Hyodo’nun yanına yürüdü.
Buluşma yerindeki tren istasyonundan dışarı çıktığında, tam açmış kiraz çiçekleri hemen gözüne çarptı.
Saat beşe geliyordu ve istasyon çıkışından sürekli yeni insanlar inip meydana doğru yöneliyordu. Hafta sonu kalabalığının içinde, kendisiyle aynı yaşlarda öğrenci grupları da vardı.
Sevgili oldukları belli olan bir çift yanından geçti, Haryu gayri ihtiyari onları gözüyle takip etti. Arkadaş gibilerdi ama elleri sıkıca kenetlenmişti.
(............)
Eğer bugün Hyodo’yu yenip kendi gelişimini hissedebilseydi, Karen ile olan ilişkisini bir adım öteye taşıma kararlılığını kendinde bulabilir miydi?
Böyle şeyleri bir terazinin kefesine koyduğu anda bile, Karen'in yanında durmaya henüz layık olmadığını hissetti.
Kulüp ve aşkı bir arada yürütmek...
Henüz aşkı seçmemişken bile kulüp işlerini doğru dürüst beceremiyorsa, gelecekte her iki tarafı da yarım bırakacağı bir senaryodan başka bir şey hayal edemiyordu. Haryu, dudağının kenarıyla acı acı gülümsedi.
'Hiç dengi değilim ki...'
Karen ortaokuldan beri bu sektördeydi ve şimdiden dergi kapaklarını süsleyen bir başarı yakalamıştı.
Kendisi ise rakipleriyle arasındaki farkın açılmasına engel olamamış, bugünkü hazırlık maçında bile galip gelememişti.
Haryu içini çekerken cebindeki telefon titredi. Mesaj Karen’dendi.
'Kusura bakma, biraz gecikeceğim.'
Haryu şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
'İşte bir aksilik mi çıktı acaba?'
Çok detaylı bilmese de, çekimlerin sarktığını bazen Karen'den duyuyordu. Yine de Karen normalde bu payı hesaba katarak saat verirdi, belli ki bugün hesapta olmayan bir şeyler olmuştu.
Haryu 'Acele etme' diye cevap yazdı ve sırtını tekrar duvara yasladı.
Meydana, binaların ve ağaçların arasından akşam güneşinin son ışıkları vuruyordu. Devasa kiraz ağacı, bu ışıkla birlikte uçuk pembe rengini daha da koyulaştırmıştı. Rüzgar her estiğinde dallardan yapraklar dökülüyordu.
İnsan bildiği bir yer olsa bile, her bahar geldiğinde "bu ağaç da mı kiraz ağacıymış?" diye şaşırmadan edemiyordu.
Yaklaşık on beş dakika sonra turnikelerden geçen Karen, koşarak yanına geldi.
"Özür dilerim. Geciktim."
"Yok, sorun değil."
Karen, Haryu'ya her zamanki gülümsemesini sundu ve meydanı işaret etti.
"Bayağı kalabalıkmış. Hadi gidelim."
Karen açık bıraktığı siyah saçlarını savurarak yürümeye başladı. Haryu da onun yanına geçti. Adımlarını uydurmuşlardı ama Haryu’nun elleri cebinde, Karen’in elleri ise omuzundaki çantanın askısındaydı.
"Vay, kiraz çiçekleri harika!"
Meydandan ağaçlı yola saptıklarında görüş alanları tamamen uçuk pembeye büründü.
"Vay be, gerçekten etkileyici."
Tam açma dönemini biraz geçmiş olmalıydılar. Dallar her sallandığında, küçük taç yapraklar kar gibi havada süzülüyordu.
İnsan seline kapılmış bir halde, kiraz ağaçlarının altında yan yana yürüdüler.
Haryu bir an yanındaki Karen’e baktı.
'Sanki... Her zamankinden biraz farklı bir hali var.'
Gülüyordu, konuşma tarzı da her zamanki gibiydi ama Haryu o profilde bir şeyleri saklıyormuş, bir şey söylemek istiyormuş gibi bir hava seziyordu.
Buluştuğunda güneş batmak üzereydi; hava tamamen karardığında ise kiraz ağaçlarının altında fener görünümlü ışıklandırmalar yandı. Turuncumsu ışıklar hat boyunca uzanıyor, gece kirazlarını masalsı bir havada ortaya çıkarıyordu.
İstasyon yakınında kalabalık fazlaydı ama uzaklaştıkça insan gölgeleri seyrekleşmeye başladı.
"Şey... Baksana."
Sessizce yürüyen Karen aniden söze girdi. Kiraz çiçekleri ve ışıklandırmaların altında Haryu’ya döndü.
"Seçmeleri geçemedim."
"Ha?"
Haryu, hiç beklemediği bu sözler karşısında şaşkınlığını gizleyemedi.
"Bugün müydü o?"
"Evet."
Karen başını kaldırıp gökyüzüne baktı, yavaşça yürümeye devam etti. Işıklandırmalar yan profilinde gölgeler oluşturuyordu.
Kiraz dallarının arasından, geceye dönmeye başlayan gökyüzü görünüyordu. Bahar akşamlarına has yumuşak bir rüzgar üzerlerinden geçti.
"Sonuç kötü oldu ama diğer modelleri görünce ikna oldum. Hala yapamadığım çok şey varmış."
Bugün bir hata yapmamıştı. Heyecandan ifadesi veya hareketleri kaskatı kesilmemişti, tanıtım metnini de akıcı bir şekilde seslendirmişti.
Ancak elinden gelenin en iyisini yapmış olmasına rağmen, yetmemişti.
"Oyunculuk konusunda fena değilim diye düşünüyordum ama kamera yaklaştığında nasıl ifade vereceğimi, hatta açısına kadar hesaplayarak hareket etmeyi öğrenmem gerekiyormuş."
Karen, sanki kendi kendine telkin veriyormuş gibi hatalarını bir bir sıralıyordu.
"Bu seçmelerde çok şey öğrendim, bir dahaki sefere kullanabileceğim bir sürü tecrübe edindim ama yine de..."
Az önce duraksamadan konuşan dudakları kasıldı.
"Yine de... Çok koyuyor."
Böyle mırıldandığında gözpınarları hafifçe kızardı. Yakından bakınca Haryuu, onun makyajını tazelediği izleri fark etti. Haryuu o an Karen'in neden geciktiğini anladı.
Ve Karen'in seçme tarihini neden kendisine söylemediğini de.
'Hyoudou-san ile maç yapacağımı söylediğim için miydi?'
Sadece kendisinin düşünülmüş olması Haryuu'yu huzursuz etti, kaşlarını çattı. Öte yandan, eğer Karen'in seçmelerini önce duymuş olsaydı, kendisinin de muhtemelen maçtan bahsetmeyeceğini hissetti.
İşte tam da böyle zamanlarda, birbirine destek olmayı doğal karşılayan insanlar olmaları gerekiyordu.
"Karen."
Haryuu adımlarını durdurup ona döndü. İsmini duyunca Karen başını kaldırdı.
"Benim de söylemek istediğim bir şey var."
Haryuu, her şeyi kabullenmiş bir edayla, gayet dik bir duruşla konuştu.
"Bugünkü antrenman maçını kaybettim."
Bunu duyan Karen gözlerini kırpıştırdı.
"Ha? Hyoudou-san ile olan maçı mı?"
"Aynen."
Haryuu tekrar yürümeye başladı ve bakışlarını yukarı çevirdi. Sokak lambalarının ışığıyla aydınlanan kiraz çiçekleri, mavi gökyüzü altındaki hallerinden çok daha renkli görünüyordu. Başlarının üzerinden taç yapraklar dökülüyordu.
"Kendi içimde, aslında iyi iş çıkarabilirim diye düşünmüştüm. Lisedeki antrenmanlarda güçlendiğimi hissedebiliyordum, geçenlerde Inter-High'a giden senpai'yi bile yenmiştim."
Haryuu kısa bir es verdi.
"Ama o herif çok daha fazla gelişmiş."
Olduğu yerde sayacağını zaten düşünmüyordu ama gelişim hızını bu kadar kestirememişti.
"Temel yetenek mi desem, temeli o kadar sağlam ki, aynı antrenmanı yapsak bile onun aldığı verim iki, üç katı oluyor. Üstelik böyle bir adam asla tembellik de yapmıyor. Karşısındakini tek kelime ettirmeyecek kadar çok çabalıyor ve bunu sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi bir ifadeyle yapıyor."
Keşke kibre kapılıp boş verseydi ama Hyoudou Shouta, kendisine böyle bir gevşekliği asla tanımazdı. Bir kaplumbağanın disiplinine sahipken, bir tavşanın fiziğiyle koşup gidiyordu.
Haryuu acı acı gülümseyerek havada süzülen çiçeklere baktı.
"O zaman ona ne zaman yetişebilirim diye düşünüp duruyorum."
Kendisi bir adım atarken rakibi üç adım ilerliyordu. O zaman üç katı çabalarım deyip hırsla asılıyordu ama rakibi de boş durmayıp kendisinden daha fazla emek veriyordu.
Kapanmak bilmeyen bu fark karşısında, ne kadar uğraşırsa uğraşsın ona asla yetişemeyeceği düşüncesine kapılıyordu.
"Ama bu, onu kovalamayı bırakmak için bir sebep değil."
Skor farkı ne kadar açılırsa açılsın, sonuna kadar pes etmeden direnebilmek de bir güç gösterisidir.
"Evet... Haklısın. Kolay olduğu için ya da kazanacağımız kesin olduğu için yapmıyoruz sonuçta."
Karen, Haryuu'nun yüzündeki ifadeyi görünce gözleri parlayarak başını salladı.
"Sevdiğimiz için yapıyoruz."
O sırada kiraz ağaçlarının arasından sert bir rüzgar geçti. Dalların birbirine sürtünmesinden doğan o hışırtının ardından, çiçek yaprakları hep birlikte havalandı.
"Vay canına, ne kadar güzel!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.