“Nephy, şunu yemek istiyorum.”
“Akşam yemeğine çok az kaldı Foll, olmaz.”
Ticaret şehri Kianoides... Nephy, küçük bir kızın elini tutmuş, kararmaya başlayan havanın altında şehirde ilerliyordu. Gün sona ermek üzereydi. Alışverişlerini bitirip arkadaşları Chastille ve Manuela ile görüştükten sonra eve dönüyorlardı.
Belene kadar uzanan, kızıl bir kurdeleyle toplanmış bembeyaz saçları, sivri kulakları ve masmavi gözleriyle bir elf olduğu her halinden belliydi. Bugün üzerinde her zamanki tek parça elbisesi, beyaz önlüğü, yorgunluğu azaltan bir büyüyle efsunlanmış botları ve narin vücuduna pek de yakışmayan kaba bir tasma vardı. Bu bir köle tasmasıydı ancak onun için efendisiyle arasındaki o değerli bağın kanıtıydı.
Sokak üzerindeki dükkânların vitrinlerinde dizili şekerlemeleri işaret ederek Nephy’nin elini çekiştiren ise Foll idi. Görünüşte kedi kulaklı bir kapüşonlu giymiş, canlı yeşil saçlı küçük bir kız çocuğunu andırıyordu. Üzerinde beyaz ve kırmızının hakim olduğu yerel bir kıyafet vardı fakat kapüşonunun altından iki boynuz fırlıyordu. İnsan kılığına bürünmüş olsa da o aslında bir ejderhaydı. Yine de durum ne olursa olsun, tıpkı göründüğü yaştaki bir çocuk gibi ısrarla şeker istiyordu.
Etrafa yayılan tatlı koku Nephy’nin de iştahını kabartmıyor değildi ama Foll’un elini tutup kararlı bir tavırla cevap verdi. Bu saatte tatlı yerlerse akşam yemeğinin tadı kaçardı. Evin reisi Zagan nazik biriydi ancak yemek israfından nefret ederdi.
Nephy’nin kolunda bir çocuğu içine alabilecek büyüklükte bir sepet vardı ve içi şimdiden yemeklik malzemelerle dolup taşmıştı. İstediği reddedilince Foll yanaklarını şişirdi ve umut dolu gözlerle Nephy’ye baktı.
“Akşam yemeğinde ne var?”
“Bu gece fırında tavuk ve mısır çorbası var. Bir de... bakalım... Tatlı olarak puding yapayım mı?”
“Ah, o zaman hemen eve gidelim mi?”
Şeker almamanın karşılığında tatlı sözü alan Foll’un kehribar gözleri parladı. Yeşil örgülerini sallayarak, bir an önce gitmek için Nephy’nin eline asıldı.
“Haklısın. Sanırım Usta Zagan da iyice acıkmıştır.”
“Uçalım mı?”
Foll bir ejderha için henüz çok genç olsa da asıl formuna geçtiğinde birkaç kişiyi aynı anda taşıyacak kadar büyüktü; Nephy bazen onun sırtında yolculuk ederdi. Nephy’nin yüz ifadesi değişmese de sivri kulakları heyecanla titredi, sonra da başını iki yana sallayarak gülümsedi.
“Sör Raphael de orada, acele etmesek de olur.”
Bunu söylerken efendisinin yemek sırasındaki o hafif memnun yüz ifadesini hatırladı ve ister istemez o da adımlarını hızlandırdı.
Foll, Zagan’ın kalesine geleli bir ay olmuştu. İkisinin şehirdeki görüntüsü artık kanıksanmıştı; yoldan geçenler ve dükkân sahipleri onlara sevgi dolu gözlerle bakıyordu.
İşte tam o anda...
“Nephy, dikkat et!” Foll aniden Nephy’yi yere itti.
Nephy yere kapaklanırken elindeki sepeti bıraktı. İçindeki malzemeler toprağa saçıldı. Tam durdukları noktaya, gökyüzünden art arda ışıktan oklar yağmaya başladı.
Saldırıya mı uğradık... Büyü mü bu?
Nephy toparlanmaya çalışırken Foll çoktan ayağa kalkmış ve savunma pozisyonu almıştı. Küçük kız, vücudu cübbeye sarılmış gölgemsi bir figüre gözlerini dikmiş bakıyordu.
Yüzü tamamen gizlendiği için ırkını kestirmek güçtü ancak kesinlikle bir çocuk, ya da en fazla bir kadındı. Üzerindeki bol cübbeye rağmen minyon bir yapısı olduğu belli oluyordu. Derken, o gölgemsi figür cübbesinin altından kolunu uzattı ve parmağıyla Nephy’yi işaret etti.
“Sen... Nephelia mısın?”
Tahmin ettiği gibi bir kadındı. Zira duyduğu ses, birbirine çarpan çanların tınısını andırıyordu. Ancak bu ses Nephy’yi huzursuz etmeye yetti. Görünüşe göre Foll da aynı hissediyordu; çocuksu yüzünde bariz bir tedirginlik vardı.
Nephy cevap veremeden kaldı; o gölgemsi figürün cübbesinin altından görünen dudakları çarpık bir gülümsemeyle kıvrıldı.
“Emin olmaya bile gerek yok, ha...? Öl.”
Ve sonra, o parlak kırmızı dudaklar bir şeyler mırıldandı.
“————————”
Bu kelimeleri duyduğu an Nephy’nin sırtından aşağı tarif edilemez bir ürperti indi.
“Sana izin vermeyeceğim,” diyerek öne atıldı Foll.
“Yapma, Foll!” Nephy, Foll’a sıkıca sarılıp kendini yere attı. Hemen ardından gökyüzünden kristal mızraklar yağmaya başladı. Sadece Nephy’yi değil, çevredeki dükkânları ve yayaları da hedef alıyorlardı. Havada moloz parçaları ve kan uçuşurken etrafı çığlıklar sardı.
“Ah, lütfen durun artık!” diye bağırdı Nephy. Bir şeylerin değişeceğini düşündüğünden değildi. Sadece bir çığlıktı bu. Ya da en azından öyle olması gerekiyordu... Ancak keskin bir çınlama sesiyle birlikte kristal mızraklar parçalara ayrıldı.
Bu kişi... Bu şehrin insanlarına zarar verdi! Nephy’nin beynine kan sıçradığını hissetti. Onun gözünde bu şehrin insanları, tıpkı Zagan gibi ona nezaketle yaklaşmışlardı; onlara zarar verilmesi, Zagan’a zarar verilmesi kadar affedilmezdi. Ve sanki bu şiddetli duygunun önünde diz çöküyormuşçasına, parçalanmış kristal kırıntıları havada yön değiştirdi.
“Ne?”
Kristal parçaları göğe yükselip cübbeli figürün üzerine defalarca yağmaya başladı. Figür inleyerek yana sıçradığında, kristal yağmuru onu takip etti.
Sadece olmasını dileyerek mucizeler yaratmak... İnsan kavrayışının çok ötesinde bir güce sahip olan elfler bile, bu yeteneği kullananları lanetli çocuklar olarak görüp onlardan korkarlardı. Bu Nephy’nin gücüydü... Mistiklik.
Şimdi kristallerin kontrolü tamamen Nephy’nin elindeydi ve onları yaratan kişiyi köşeye sıkıştırıyordu.
“İnanılmaz...” dedi Foll, şaşkın bir sesle.
Cübbeli figür havada bir büyü çemberi örerek birkaç kristali durdurdu. Manayı yoğunlaştırıp bir kalkan oluşturmak temel bir büyüydü ancak yapanın yeteneğine bağlı olarak yıkılmaz bir hal alabilirdi.
Usta Zagan’ın kalkanının yanında bu, bir kağıt parçası kadar dayanıksız kalıyor.
Büyü kalkanı bir an dayandı ama bir saniye bile sürmedi. Nephy, içindeki buz gibi öfkeyle o kalkanı paramparça etti. Ne var ki, o bir saniyeden bile kısa süren sürede kadın hamlesini yapmıştı. Ayaklarının altından tekrar kristal mızraklar yükseldi ve Nephy’nin yönlendirdiği kristal yağmuruyla çarpıştı. Bu sefer, iki tarafa ait kristaller de geriye tek bir parça bırakmadan tuzla buz oldu.
“...Demek bir işe yaramaz olsa da... yine de beyaz saçlı bir elfsin, ha?” Kapüşonu düşerken cübbeli kadın hırıldadı.
Kadının yüzü ortaya çıkınca Nephy’nin nefesi kesildi. Yanındaki Foll da şoka girmişti. Çünkü... kapüşonun altından bir genç kızın yüzü çıkmıştı. Ve tıpkı Nephy gibi, onun da kulakları sivriydi. Bir elfti. Muhtemelen Nephy ile aynı yaşlardaydı. Belene kadar inen uzun saçları da bembeyazdı. İfadesizliği, teninde hissedilen manası ve her şeyden öte... O kız, Nephy ile tıpatıp aynı yüze sahipti.
“Karanlık bir... Nephy mi...?” dedi Foll titreyen bir sesle.
Karşılarındaki kız ancak "Karanlık Nephy" olarak tanımlanabilirdi. Tek fark ten ve göz rengiydi. Nephy’nin kar beyazı teni ve masmavi gözlerinin aksine, bu kızın koyu buğday bir teni ve altın sarısı gözleri vardı.
Şimdi düşününce, Nephy’nin o ilk baskına tepki verebilmesinin sebebi, o mananın kendi manasıyla doğasının bu kadar benzer olmasıydı belki de.
Karanlık Nephy bir an için gözlerini Nephy’ye dikti, sonra aniden bakışlarını kaçırdı.
“Baş İblis’in büyü çemberi, ha? Ne korkunç bir güç.”
“Ha...? Neden bahsediyorsun?” Nephy, kızın bakışlarını takip ederken yutkundu.
Neler olduğunu aniden fark edip etrafına bakındı. Kristal mızrakların yıktığı binalar eski haline dönmüştü. Mızrakların delip geçtiği insanlar bile hiçbir şey olmamış gibi şaşkın şaşkın yere çökmüş bakıyorlardı. Ve sonra, tüm şehri sarmalayan devasa bir büyü çemberi yerde belirdi.
Bu... Usta Zagan’ın büyüsü mü? Nephy büyü yapmayı öğrenirken, büyücülerin büyü çemberindeki devreleri dizme biçimlerinin bir nevi imza gibi olduğunu anlamıştı. Ve bu büyü çemberinin yapısı, tamamen Zagan’ınkine uyuyordu.
Karanlık Nephy kapüşonunu tekrar taktı ve sessizce cübbesini iki yana açtı.
“Lütfen bekle! Sen de kimsin—”
“Ben... senim... lanetli Nephelia,” diye cevap verdi Karanlık Nephy. Nephy bu sözlerle sarsılırken, Karanlık Nephy’nin figürü bir sis bulutu gibi dalgalandı ve yok oldu. Bununla birlikte dövüş sona ermişti; Nephy nihayet huzura kavuşabilirdi. Foll ile kendisinin güvende olduğundan emin olduktan sonra şehir halkının yanına koştu.
“İyisin ya Nephy?”
“Nephy, bütün bunları sen mi düzelttin?”
Şehrin neredeyse yok olacağı bir olay yaşanmış olmasına rağmen, orada ne Nephy’yi ne de Foll’u suçlayan bir ses vardı.
O sırada Foll, bir şey bulmuş gibi koşturmaya başladı.
“Şuna bak Nephy,” dedi Foll, tek bir kağıt parçasını yerden kaldırırken.
Alıcı kısmında Zagan yazıyordu ancak gönderenin ismi Nephy’nin vücudunun şokla kaskatı kesilmesine neden oldu.
—Baş İblis Zagan’a, Baş İblis Bifrons’tan—
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.