Bir Veda ve Yeni İtaatler

Yarım saat sonra, Bifrons’un lüks yolcu gemisi bir kez daha gölün üzerinde süzülüyordu. Büyücüler yaralıları tedavi edebilmek ve güvenli bir zemin oluşturmak adına gemiyi eski haline getirmişlerdi.

“Ne kadar da yazık...”

Zagan, Nephteros’u güverteye yatırırken Raphael derinden bir ah çekti. Çamura battıktan, Zagan’ın Göksel Fosfor büyücülüğüyle yandıktan ve üzerindeki tek bir kumaş parçası bile yok olduktan sonra kız, şimdi Zagan’ın pelerinine sarılıydı. Bu manzarayı seyreden Raphael, o kötücül gözlerini kederle kıstı.

“Kılıcım tek bir genç kızı bile kurtarmaya yetmiyor mu yani?”

Zagan başını yana eğdi. Raphael mevzuyu tamamen yanlış anlamış gibiydi. Tam o sırada insan formuna dönen Kimaris, hayal kırıklığıyla başını öne eğdi.

“O durumda yapılacak hiçbir şey yoktu. Zagan Hazretleri bunu yapmasaydı, eninde sonunda hepimizin gücü tükenecekti.”

Kimaris gözdağlarını ovuştururken Gremory tok bir sesle onun omzuna vurdu.

“Dayan, Kimaris. Bu durumun en çok canını yakması gereken kişi bile metanetini koruyor...” Gremory bu sözleri söylerken Zagan’a şefkat dolu bir bakış fırlattı.

Bu kadın... Demek böyle bir ifade de takınabiliyormuş? Beşerin bu hali şaşırtıcıydı fakat Zagan, konuşmanın giderek garip bir yöne kaydığını hissediyordu.

“Bakın çocuklar...” Zagan durumu açıklığa kavuşturmak için ağzını açtı ama Nephy sessizce yanına sokulunca hemen sustu.

“Zagan Usta, çok teşekkür ederim,” diyen Nephy, Nephteros’un yanında diz çöktü. Ardından ıslak bir mendille kızın çamur ve külle kaplanmış yüzünü silmeye başladı.

“Sonuç ne olursa olsun, bu kızın sonunda kurtarıldığına inanıyorum. Bir canavar olarak değil, bir insan gibi eceliyle can verebildi en azından.”

Bu sözleri duyan Chastille, artık kendini tutamıyormuş gibi hıçkırarak ağlamaya başladı.

“Bu... Çok zalimce. Bifrons’un... Hiç mi kalbi yok? O İblis Lordu bile bir zamanlar insandı!” Chastille böyle yas tutuyordu.

“Ne diye polyannacılık oynuyorsun sen? Büyücü dediğin zaten böyle bir şey değil midir? Bu konuda Zagan meseleyi çok iyi kavramış. Vakti geldiğinde tek bir an bile tereddüt etmedi.” Barbatos aniden bir kahkaha attı ama sesinde hâlâ hafif bir burun çekişi vardı.

“...Usta, ağlıyor musun?” Foll, onun kederine ortak olmak ister gibi başını kaldırıp yüzüne baktı.

“A-Ağlamak mı? Ne alakası var canım?!”

“Ben de... Çok üzgünüm. Gerçekten kötü bir elfti... Öyleyse neden...?”

Zagan, canından çok sevdiği evladının gözyaşlarına boğulduğunu görünce ne yapacağını bilemedi. Nephteros, o küstah ve hilekâr Bifrons’un sadık bir hizmetkârıydı. Böyle bir kız yaralandıysa kime neydi ki? Mantıklı olan böyle düşünmekti fakat toplananların büyük çoğunluğu soğukkanlı büyücülerden oluşsa da herkes derin bir kedere batmıştı.

Bu kızın söylediği şarkının etkisi mi acaba? Nephteros’un söylediği o göksel gizem şarkısı. Nedense onun sesini dinlemek insana kederli bir yankı gibi geliyordu. Ve bu his, büyücülerin kalplerine kadar ulaşmıştı. Yine de Zagan boğazını temizleyip konuşmaya yeltendi.

“Ş-Şey, millet...”

Ancak Chastille, onun sözünü keser gibi başını salladı.

“Sorun değil, Zagan. Güçlü görünmeye çalışıyorsun, değil mi? Ama senin de üzülmende hiçbir mahzur yok.”

“Hayır, onu demek istemiyorum...” Ortam giderek ağırlaşırken Zagan ne diyeceğini bilemedi. En sonunda, atmosferdeki bu ağırlığı hiç sezemeyen gıcık bir ses duyuldu.

“...Kesin sesinizi. Ne bu patırtı?” Nephteros kehribar rengi gözlerini açtı, bu sözleri tükürür gibi söyleyip doğruldu.

“Ha...?” Zagan dışındaki herkes şaşkınlıkla gözlerini açtı ve ağızlarından şaşkınlık çığlıkları döküldü.

“O... Yaşıyor mu?” diye mırıldandı Nephy.

“Peki ya yarası? Kalbi delinip geçmemiş miydi?”

“Kalp mi...? Hyaaa?” Nephteros, Raphael’in sözlerini duyunca kendi göğsüne baktı ve tiz bir çığlık attı. Çırılçıplaktı. Doğrulduğunda Zagan’ın üzerine örttüğü pelerin tamamen açılmıştı. Panik içinde pelerine sarınıp üzerini tekrar kapattı. Şaşırtıcı bir şekilde, vücudunda tek bir yara izi bile yoktu.

“...Ç-Çok şükür!”

“Oof! B-Bırak beni! Senin gibiler tarafından kucaklanmaya hiç niyetim yok!” Nephy ona sarılınca Nephteros’un esmer teni kıpkırmızı kesildi.

“Siz ne yaptınız tam olarak, efendim?” Raphael şaşkınlıkla büyüyen gözleriyle sordu.

“Sadece çamuru yaktım. Hepsi bu,” diye yanıtladı Zagan, sanki yaptığı şey çok sıradan ve angarya bir işmiş gibi.

“Hayır, yani kolunuz kızın bedenini delip geçti, değil mi?”

“...Temel iyileştirme büyüsünü ben de biliyorum herhalde...” Zagan’ın kolu Nephteros’un bedenini delip geçmişti ama tam o anda, hasarı onarmak için yaraya iyileştirme büyüsü uygulamaya başlamıştı. Mümkün olduğunca iç organlarına ve sinirlerine zarar vermekten kaçınmıştı, bu yüzden kız sadece soluğunun ve kan akışının bir anlığına durduğunu hissetmiş olmalıydı. Tabii acıyı tamamen yok edemediği için Nephteros bilincini kaybetmişti.

Ayrıca Nephy veya Foll’un başına bir şey gelirse ve ben iyileştirme büyüsü kullanamazsam onları kurtaramam. Bu amaçla öğrendiği büyüyü bir düşman üzerinde kullanacağı hiç aklına gelmezdi tabii.

“Ama vücuduna hiç zarar vermeden sadece çamuru yakmak gerçekten mümkün mü?” Kimaris şaşkınlığını gizleyemeyerek sordu.

“Ha...? Bu kadarını da yapamayacaksam kalemdeki tuzaklar aileme zarar verir, değil mi?” Zagan bunu son derece doğal bir şeymiş gibi yanıtlayınca Kimaris ve Gremory söyleyecek kelime bulamadı.

“Bu adam... Dışarıdan bakınca hiç öyle durmuyor ama galiba hassas büyü işlerinde uzman,” dedi Barbatos, bıkkınlıkla başını sallayarak.

“Buna gerçekten hassas bir iş mi diyorsun...?”

Sonrasında Nephteros, Nephy’yi kenara itip ayağa kalkmaya çalıştı. Ancak bedeninde hâlâ pek güç yok gibiydi. Bütün yapabildiği geminin güvertesinde kıvranmak oldu.

“Eee? Bundan sonra ne yapmayı planlıyorsun? Bifrons’un hizmetine dönmek gibi bir mecburiyetin kaldığını sanmıyorum,” diyen Zagan, soğuk gözlerle kızın yüzüne baktı.

“Ben...” Nephteros bakışlarını yere dikerek mırıldandı. Düzgün bir cevap veremeden öylece kalakaldığında, Nephy ona elini uzattı.

“Eğer senin için de uygunsa, benimle gelmeye ne dersin?”

Nephteros’un gözleri fal taşı gibi açıldı. Sonra Nephy’nin eline dokunmaktan korkuyormuş gibi Kenetlenmiş elini çekingen bir şekilde uzattı. Ancak tam Nephy’nin eline dokunmak üzereyken başını sallayarak vazgeçti.

“Benim tek ustam... Bifrons’tur. Sizin gibi pisliklerle... Geçinmeye hiç niyetim yok!”

Nephy ile aynı yüze sahip olmasına rağmen, son ana kadar sevimlikten uzak bir kız olarak kaldı.

Eh, bu durum benim işime gelir zaten... diye düşündü Zagan, omuzlarını silkerek. Ardından kızın koltuk altından tutarak ayağa kalkmasına yardım etti.

“Keyfin bilir. Ama o pelerini bana sonra geri vereceksin, anlaştık mı?”

Tahmin edileceği üzere pelerini şu an kızın üzerinden çekip alacak değildi ama öylece çöpe atması da işine gelmezdi. Zagan kararını bildirdikten sonra Nephteros’un yüzü aniden kıpkırmızı oldu. Ama en sonunda ona başını sallayarak onay verdi.

“Sonra görüşürüz öyleyse. Ustana selamımı ilet. Ona benim teşekkür etme şeklimin sen olduğunu söyle.”

“Ha...? Şey, peki. Anlaşıldı,” diye onayladı Nephteros. Bu sözlerin arkasındaki gizli anlamı anlayamadığı için kafası karışmıştı. Ve sonra, gecenin karanlık gökyüzüne doğru sessizce süzülüp gitti.

“...Gitti, değil mi?”

“Hâlâ aklın onda mı kaldı, Nephy?”

“Şey... Evet, kaldı.”

Kendisiyle aynı yüze sahip bir kızdı ve üstelik aynı ırktandı. Hayatını kurtarmayı başarmış olsalar da günün sonunda Nephteros hakkında tek bir şey bile öğrenememişlerdi. Açıkçası onu merak etmemek çok daha garip olurdu.

“Eh, hayatta olduğu sürece elbet yine karşılaşırız. O zaman geldiğinde içinden ne geçiyorsa onu söylersin,” diye karşılık verdi Zagan, hafifçe omuz silkerek.

“...Ah, evet.”

Zagan, onlar konuşurken arkalarındaki büyücülerin hep birlikte harekete geçtiğini hissedebiliyordu. Ne olduğunu anlamak için arkasını döndüğünde, gemideki bütün büyücüler aniden önünde diz çöktü.

Bazılarının kaçtığı, bazılarınınsa can verdiği Çamur İblis Lordu savaşından sonra, ilk akşam balosuna katılan davetlilerin sadece yarısı kalmıştı. Yine de hâlâ birkaç düzine büyücü vardı. Ve sanki bütün o büyücüleri temsil ediyormuş gibi Gremory konuşmak için ağzını açtı.

“İblis Lordu Zagan. Bundan böyle senin izinden gideceğiz. Emirlerine uyacak ve senin uğruna tüm gücümüzü harcayacağız. Hayatımızı kurtaran kişiye vereceğimiz karşılık budur.”

“Siz... Ne planlıyorsunuz böyle?” diye sordu Zagan, şaşkınlıkla onlara bakarak.

Biraz önce güçlerini birleştirdikleri doğruydu ama sırf Raphael ve Chastille’i yanında tuttuğu için bile çoğunun ona düşman kesilmesi gerekirdi. Tam tersini yapmaları tamamen beklenmedik bir durumdu. Bu hareketleri Zagan’ı afallatmıştı ki tam o sırada Kimaris araya girdi.

“Genel olarak bizler, İblis Lordlarını Bifrons Hazretleri gibi bireyler olarak görürüz. Onlarla düşman olmak istemeyiz ama bu kadar merhametsiz varlıklar oldukları için aralarına katılmak da istemeyiz. Ancak görünen o ki siz farklısınız,” diye belirtti Kimaris, yüzünde bir gülümseme belirirken. Ardından devam etti, “Eğer bir İblis Lorduna hizmet edeceksek başımız sıkıştığında bizi yüzüstü bırakmayacak birini tercih ederiz.”

“Dertlerim iyice arttı desene,” dedi Zagan iç çekerek. Ancak bu durumdan tamamen rahatsız olmadığı da açıktı.

“Eee, madem kutlamaya değer bu kadar çok şey var, o zaman size bir şarkı söyleyeyim!”

O amansız sınavdan sağ çıkmayı başaran deniz kızı şarkısını söylemeye başladı. Belki de Nephy’nin sesini duyduktan sonra rekabet hırsıyla tutuşmuştu çünkü çıkan nameler bambaşkaydı. Akşamki baloda ortalığı ayağa kaldıran o gürültücü ses gitmiş, yerine dingin ve huzur verici bir tını gelmişti. Sesin güzelliği karşısında Nephy derin bir iç çekti.

“Şarkı söylemek… ne kadar güzel bir şey, değil mi?”

Hayır, en güzeli senin şarkın, yemin ederim. Zagan bunu bütün kalbiyle söylemek istese de kelimeler bir türlü boğazından dökülmedi. Düğümlenen boğazı yüzünden başka çaresi kalmayınca, elini Nephy’ye doğru uzattı.

“Nephy, dans edelim mi?”

Nephy şaşkınlıkla gözlerini açtı, ardından sivri kulakları sevinçle titrerken başını salladı.

“Evet!”

Ve ay ışığının altında, büyücülerle dolu bir geminin güvertesinde, ikisi acemice dans etmeye başladı.

Bifrons’un şatosu.

Nephteros, bastığı yeri görmenin bile güç olduğu kasvetli bir koridorda ilerliyordu.

Eğer senin için de uygunsa, benimle gelmeye ne dersin? Kendisini kabul ederken o kızın yüzünde beliren ifadeyi bir türlü zihninden atamıyordu.

“…Aptalın tekisin, değil mi?” Nephteros o kızdan nefret ediyordu. Onun sahip olduğu her şeyi ayakları altına alıp ezmeyi planlamıştı.

Peki ama, neden kurtarılan taraf ben oldum…? Nephteros kendisine uzatılan o eli tutmayı ne çok istemişti aslında. Bu düşünce zihnini sarar sarmaz panikle başını salladı.

Ben… Usta Bifrons’a hizmet eden bir yüksek elfim. Efendisine ihanet etmesi imkânsızdı. Hem o kız olmasaydı, Bifrons onu asla gözden çıkarmazdı.

Ancak birden duraksadı. Düştüğü durumun farkına varmıştı. Demek böyle… Ben… gözden çıkarıldım… öyle mi…?

O halde soru şuydu: Bifrons onu gerçekten kollarını açarak karşılayacak mıydı? İşine yarayacak bir yanı kalsaydı belki. Fakat şu haliyle öyle bir değer sunabilecek durumda değildi.

Bu kasvetli düşüncelerin altında ezilirken adımları ağırlaştı. Ve derken…

“Heeeh, gerçekten geri döneceğini hiç düşünmemiştim!”

Kulağına tanıdık bir ses çalındı; duymayı hem en çok istediği hem de hiç istemediği o ses.

“Usta Bifrons…”

Büyücü, kadın mı erkek mi olduğu anlaşılmayan bir tonda, şarkı söyler gibi güldü. Evet, Nephteros bile bu İblis Lordunun cinsiyetini bilmiyordu.

Kısa bir duraksamanın ardından Bifrons gözlerini Nephteros’un bedenine dikti.

“Hmm, ilgi çekici. İblis Lordunun nüfuzundan ötürü acı çekiyor olmalıydın ama üstünde tek bir yara bile olmadan dönmüşsün. Zagan’ın işi miydi? Yoksa o elfin gücü mü? Mmm, ne olağanüstü. Ahaha.”

Bu büyücü için Nephteros’un duygularının en ufak bir kıymeti yoktu. O kadar ki onu terk ettiğini tamamen unutmuş gibi genç kızın omzuna pat pat vurdu.

“Her neyse, hoş geldin. Şimdi deneyimize kaldığımız yerden devam edelim.”

“Usta Bifrons…”

Nephteros efendisinin adını kısık ama kararlı bir sesle anımsattı.

“Ne var, Nephteros?”

“Bu olaylar… Ne kadarı planlarınız dâhilindeydi?”

Bifrons onun dönmesine şaşırmıştı ama canlı çıkmasını zerre umursamıyordu. Göksel mistisizmi kullanmayı becerememesi, hatta Zagan ve diğerlerinin onu kurtarması bile en başından beri planın bir parçası olabilirdi.

“Peki sen ne kadarı diyorsun? Ahahahaha!” Bifrons tüyler ürpertici bir kahkaha patlattı. Nephteros’a göre bu ses bir insana ait olamazdı. Genç kız dudaklarını ısırıp gözlerini yere dikerken, Bifrons sanki aklına yeni bir şey gelmiş gibi ellerini birbirine vurdu.

“Aklıma gelmişken, o… Söylesene, Zagan bir şey dedi mi? Bana acayip bilenmiş görünüyordu da.”

“…Hayır,” diye yanıtladı Nephteros başını sallayarak. Fakat tam o anda zihninde bir şimşek çaktı.

Şimdi hatırlıyorum, bana bir mesaj bırakmıştı. Aklına gelen şeyle istemeyerek de olsa dudaklarını araladı.

“Yanlış hatırlamıyorsam… size selamlarını iletmemi söyledi. Benim de size bir teşekkür hediyesi olduğumu ekledi.”

“Teşekkür mü…? Fufufu, ne demek istedi acaba? Değerli araştırma malzememi bana geri getirdiğine göre asıl teşekkür etmesi gereken benim, değil mi?”

Tam o sırada Bifrons başını yana eğdi.

“O da ne? Nephteros, belindeki şey nedir?”

“Ha?” Nephteros beline bakıp cübbesinin cebinden bir kâğıt parçası çıkardı.

O zaman… Zagan onu ayağa kaldırırken cebine koymuş olmalıydı.

“Teşekkür derken bunu kastetti demek…? Üzerinde bir tür büyü var gibi. Nephteros, aç şunu,” dedi Bifrons, tedbiri elden bırakmayıp bir adım geri çekilerek.

“…Eh?” Bifronsunun bir tuzak olduğunu bile bile geri çekilip bunu ona emretmesi midesini bulandırdı. Yine de efendisine boyun eğmek zorundaydı. Nephteros mektubu dikkatle açtı.

“Bu… bir davetiye gibi.”

Bifrons’un akşam balosu için Zagan’a verdiği davetiyeydi bu. Nephteros’un Nephy için bıraktığı kâğıdın ta kendisiydi, karıştırmasına imkân yoktu. Kâğıdı iyice açıp baksa da görünürde hiçbir şey tetiklenmedi.

“Üzerinde bir düzenek var gibi durmuyor.”

“…Hmm. Pek emin değilim. Bayağı yetenekli bir büyücüdür, sadece ben dokunursam aktifleşecek şekilde ayarlamış olabilir. Nephteros, kâğıdı iyice açıp oraya bırakır mısın?”

Zagan, Nephteros’un hayatını kurtarmıştı ama aynı zamanda düşmanlarına merhamet etmeyen biriydi. Bifrons’a karşı bir büyü hazırladıysa, Nephteros’un da arada kaynama ihtimali yüksekti.

Korku içini kapladı, elleri zangır zangır titremeye başladı. Bifrons onun bu halini görünce tuhaf bir şey varmış gibi güldü.

“Hadi ama, böyle titrersen göremem. Korkmayı bırak da buraya getir.”

Bifrons’un bu umursamaz tavrı Nephteros’un içinde bir öfke kıvılcımı çaktı.

Neden bütün bunlara katlanmak zorundayım ki…? O an Nephteros, Bifrons’un o tiksindirici gülüşünü yüzünden söküp atmayı her şeyden çok istedi. İşte tam o anda…

Büyük bir patlamayla etrafa kırmızı bir sıvı saçıldı.

“Ha…?” Nephteros ne olduğunu kavrayamadı. Efendisinin kafası sanki infilak etmiş gibi birden uçup gitmişti. Nephteros korkuyla elindeki mektuba baktı. Kâğıdın içinden… mana yüklü bir yumruk uzanıyordu.

Bu kol… Zagan’ın mı? Büyüyle oluşturulmuş geçici bir koldan ibaretti ama Bifrons’un suratının tam ortasına inmişti. Bifrons’un kafasız bedeni yüzüstü yere kapandı, birkaç kez seğirdikten sonra kaskatı kesildi.

Bedenindeki tüm yaşam belirtilerinin çekildiği hissediliyordu. Bu gerçekle sarsılan Nephteros küt diye yere çöktü. Bu korkunç İblis Lordunun ölebileceğini aklının ucundan bile geçirmezdi. Aradan biraz zaman geçtikten sonra Bifrons’un cesedi tekrar seğirdi.

“Fuheehee, ahahaa, AHAHAHAHAA!”

Kafasız ceset deli gibi bir kahkaha atarak ayağa kalktı. Boynundaki açık yaradan et parçaları fışkırdı ve o cinsiyetsiz yüz eski haline döndü.

“Aman tanrım, bu sürpriz oldu işte. Üç yüz yıl önce büyücü oldum ama ilk kez öldürülüyorum. Ahaha, demek ‘ölüm’ dedikleri şey buymuş ha? Hiç beklemediğim bir histi… Nasıl desem… Altıma etmişim gibi.”

İblis Lordu Bifrons bir kez ‘ölmüş’ olmaktan hiç ders almamış gibiydi.

“Bana vurmak için bu kadar zahmete girdi ha? Müthiş gerçekten. Diğer moruklar asla bu kadar ileri gitmezdi! Ahahahaa, onunla bir dahakine nasıl oynasam acaba? Ne kadar da eğlenceli!” Bifrons yaşananları çok eğlenceli bulmuş gibi gülmeye devam etti. Kendi kendine dans eder gibi olduğu yerde döndükten sonra Nephteros’a baktı.

“Of, elbette bundan sonra da bana yardım etmeye devam edeceksin. Fufu, sen de Zagan’ın o elfinin acı çektiğini görmek istiyorsun, değil mi?”

“Lütfen… benimle… dalga geçmeyi bırakın.”

“O da nesi? Kızdın mı? Ama istediğin şeyin bu olduğuna eminim. Yoksa seni bir kez kurtardı diye onlara bağlandığını söylemeyeceksin bana, değil mi?”

“…Suratına yapıştıracağım şimdi!” dedi Nephteros soğuk bir sesle. Ancak bu sözler Bifrons’un neşesini artırmaktan başka bir işe yaramadı.

“Fufufu, genelde sadece korktuğunda böyle şeyler söylersin. Bu tür blöfler senin sevimli bir yanın işte.”

Suratına vurmak istiyorum. Bu düşünce zihninden geçtiği an, mektuptan bir yumruk daha fırladı. Tıpkı bir önceki gibi Bifrons’un kafasını uçurdu ve koridorda yine yere serilmiş bir ceset kaldı.

“…Fuhaa? N-Ne? Bu büyü… Sen…? Hayır, senin iradene mi tepki veriyor?”

Bifrons ikinci kez dirildikten sonra şaşkın bir ses çıkardı. Nephteros onun bu tepkisine boş gözlerle baktıktan sonra kafasını kaldırıp elindeki mektuba odaklandı.

Anladım. Demek ben ne zaman öfkelensem bu büyü tepki veriyor. Korunmaktan biraz farklıydı ama Zagan’ın ‘teşekkür’ şekli buydu işte. Zagan, Bifrons’un bu kâğıda asla dokunmayacağını, dolayısıyla mektubu Nephteros’un açacağını tahmin etmişti. İblis Lordları arasındaki eşek şakaları söz konusu olduğunda Zagan bir tık öndeydi.

“Fufufu…” Nephteros gayriihtiyari kıkırdadı. “Anlaşıldı. Bayağı güzel bir hediye almışım. Ona çok iyi bakacağımdan emin olabilirsin.”

Bundan sonra Bifrons onu kesinlikle bir piyon veya kurbanlık koyun gibi kullanmaya çalışacaktı. Ama artık her seferinde karşılık verebilirdi.

Bifrons akıllanacak türden bir İblis Lordu değildi ama en azından bu mektup Nephteros’un canını sıkarken iki kez düşünmesini sağlardı. Bu açıdan bakıldığında mükemmel bir güvenceydi.

“Hayır, bekle, bir dakika. Hey, Nephteros. Şey… O mektubu çöpe atsana, olmaz mı…?” Bifrons, alışılmadık bir panikle konuşuyordu.

"Ha...? Neden böyle bir şey yapayım ki?" Nephteros, sanki ortaya atılan fikir akıl dışıymış gibi başını yana eğdi.

Bifrons tek bir kelime bile edememişti. Ustasının bu derece çaresiz kaldığını görmek Nephteros'un kahkahayı basmasına neden oldu. Sesindeki neşe her yeri kaplamıştı.

Hayatında ilk kez sırf içinden geldiği için, böylesine katıksız bir sevinçle güldüğünün farkında bile değildi. O an, gerçekten mutluydu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.