"Chastille Lillqvist... Başmeleklik yetkilerin bu andan itibaren süresiz olarak askıya alınmıştır."
Kilisenin Kianoides şubesi lideri ve Chastille’in doğrudan amiri olan Kardinal Clavwell, cezayı üç gün önce tebliğ etmişti. Aslında bu bir tövbe emriydi ancak genç kadın herhangi bir kısıtlamaya maruz bırakılmamıştı.
Kilisedeki yerini çoktan kaybeden Chastille, Kianoides sokaklarında amaçsızca yalpalamaktaydı. Sonunda ayakları onu, bir zamanlar malum kızla tekrar bir araya geldiği yere sürükledi.
"Sahiden de... aptalın tekiyim, değil mi?"
Kendi kendine, yapayalnız bir halde mırıldandı bu sözleri. Sırtında Kutsal Kılıç yoktu, üzerinde bir melek şövalyesi olduğunun kanıtı sayılan takdis edilmiş zırhı bile bulunmuyordu. Maiyetindeki üç şövalye ona eşlik etmeyi teklif etmişlerdi ama Chastille hepsini kesin bir dille reddetti. Ne de olsa şu anki haliyle sıradan bir insandan farkı yoktu.
Yarım ay önce yeni bir başiblis doğmuştu. Adı Zagan’dı. Büyücü Katili Zagan.
Bir başiblis, isminin çağrıştırdığı gibi canavarların veya iblislerin kralı falan değildi. Bu unvan, büyü sanatının zirvesine ulaşanlara verilirdi. Onlar, kilisenin tüm gücüyle avlaması gereken can düşmanlarıydı.
Ancak Chastille, o başiblisi dizginleme görevini geri çevirmişti. Aksine, buna itiraz etmiş ve Zagan’ın savaşmamaları gereken biri olduğunu savunmuştu. Sonuç olarak da bir yere ait olma duygusu veren ne varsa her şeyini yitirmişti.
Tüm bunlara rağmen, Zagan’ın bana teşekkür etmeyeceğine eminim.
Düşmanının yardımını isteyecek biri değildi o. Hatta normal şartlar altında minnet kavramının ne demek olduğunu bildiğinden bile şüpheliydi. Sadece kendi gücüne güvenen, mantıksız bulduğu her şeyi o güçle savurup atan bir adamdı.
Yine de onun hatırı için bir şeyler yapmak istedim. Chastille bunun nedenini kendisi de tam bilmiyordu; hayatını iki kez kurtardığı için miydi yoksa başka bir sebepten mi, emin değildi.
Muhtemelen er ya da geç ortadan kaldırılacaktı. Kilisenin, eski bir başmeleğin elini kolunu sallayarak yaşamasına izin vermesine imkân yoktu. Hayır, onun icabına bakmak muhtemelen başiblisleri devirmekten bile daha öncelikli bir mesele haline gelecekti.
Büyücüleri kökten kazımaya ant içmiş bir organizasyonun düşmanı olmuştu. Bu düşünce bile kanını dondurmaya yetiyordu. Zaten Chastille doğuştan çekingen bir karaktere sahipti. Yine de garip bir şekilde, içinde zerre pişmanlık hissetmiyordu. Otorite karşısında dik durmuş ve sarsılmamıştı; en azından bununla gurur duymak istiyordu.
Zagan’ın onu hatırlaması yeterli bir ödül olurdu. O adamın kalbindeki tek şey o beyaz saçlı elf kızdı; Chastille’in oraya kendini zorla sokmak gibi bir niyeti asla olmamıştı.
En azından onların huzur içinde vakit geçirmelerini, günün birinde mutlu bir aile kurduklarını izlemek istiyordu. Eğer bunu başarırlarsa, arada sırada kendisini hatırlamaları onun için fazlasıyla yeterliydi.
Bu hüzünlü dileği içini kaplarken, birden gözlerinin önünde onların silüetleri belirdi. Her zamanki uğursuz çehresiyle o genç adam ve yanındaki elf kızdı bu. Üstelik aralarında, her ikisinin de elinden tutan dünya tatlısı bir kız çocuğu vardı. Küçük kızın bakışlarındaki o hırçın ifade, insana ister istemez Zagan’ı anımsatıyordu.
"Vay be, o lanet olası Zagan kesin kızının üzerine titreyen bir baba olurdu."
Chastille, o adamın özünde nazik biri olduğunu biliyordu.
"Şey... bu kıyafetleri beğendin mi?"
"Hı-hı... Teşekkür ederim Zagan."
Sesler tıpkı beceriksiz bir babanın konuşmaları gibi geliyordu kulağa... Yoksa işitsel bir halüsinasyon mu görüyordu? Bu kadarını da duyunca, Chastille nihayet kendine geldi.
"Z-Zagan?"
Böyle bir zamanda onlarla karşılaşacağına inanmakta güçlük çeken Chastille, istemsizce sinirli bir tonda seslendi.
Bunun üzerine onlar da Chastille’in orada olduğunu fark ettiler. Genç adam gözlerini ona dikti.
Hayır, halüsinasyon falan değildi. Fakat neler dönüyordu böyle? İkisinin arasında küçük bir kız çocuğu duruyordu.
"O-Olamaz... Siz ikiniz... bir çocuk sahibi olacak kadar yakınlaştınız mı yani...?"
Chastille’in yaşadığı şoku gören genç adamın yüzü kıpkırmızı kesildi.
"Ş-Ş-Ş-Ş-Şey... Saçma sapan konuşma! Nephy ve ben henüz, yani şey..."
Ardından yanındaki elf kızla göz göze gelince, her ikisi de telaşla kafalarını başka yöne çevirdiler.
Sanki bir nevi nispet yapıyorlar gibiydi; bu durum Chastille’de ona bir tane çarpma isteği uyandırdı.
Her ikisi de sarsılmış bir haldeyken, küçük kız parmağıyla Chastille’i işaret etti.
"Zagan, bu kim?"
Henüz tam oturmamış bir çocuk tınısı olsa da sesinde güven ve sevgi vardı.
Genç adam kıza başıyla onay verip Chastille’e döndü. Gözlerinde eski günlerin hatırına tatlı bir bakış mı olacaktı, yoksa eski konumlarından ötürü bir huzursuzluk mu? Chastille yutkunurken boğazından istemsiz bir ses çıktı.
Ve sonra genç adamın ağzından şu sözler döküldü:
"Sahi, sen de kimsin?"
Chastille’in içindeki bir iplik koptu sanki.
Olamaz... Beni hatırlamıyor olması imkânsız, değil mi...!?
Bu kadarı da fazlaydı. Beklendiği üzere, Chastille artık gözyaşları içindeki feryadını bastıramadı.
Bu durumu adamakıllı açıklayabilmek için birkaç gün öncesine dönelim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.