“Pekala, hediyeleri açmaya başlayalım.”
“Anlaşıldı!”
Chisaki’nin çağrısına, salondaki herkes tek bir ağızdan, güçlü ve kararlı seslerle karşılık verdi.
Okul çıkışında Masachika ve Alisa, Disiplin Kurulu odasının yolunu tutmuştu. İçeri adım attıklarında odanın, kurul başkanı ve başkan yardımcısı da dahil olmak üzere şimdiden üyelerle dolup taştığını gördüler.
“Şey… Herkesin yardım etmek için gelmesine gerçekten çok sevindim ama… sanki biraz fazla kalabalık değil miyiz? Herkese açacak bir hediye bile düşmüyor.” Masachika, odadaki insan kalabalığı karşısında şaşkına dönmüş, yüzünde hafifçe mahcup bir tebessümle mırıldanmıştı. Ancak başkan Chisaki, ona anlam veremeyen gözlerle baktı.
“Neden bahsediyorsun sen? Bugün burada ne varsa sadece ben açacağım,” diye karşılık verdi.
“Nasıl yani…? Neden?”
“Çünkü içinden tehlikeli bir şey çıkarsa sadece ben bununla başa çıkabilirim.”
“Ciddi misin sen?”
“Baş çıkmak derken neyi kastettiğini sorabilir miyim?”
Masachika ve Alisa’nın şüpheci yaklaşımlarına rağmen Chisaki, son derece ciddi bir tavırla başını salladı, ardından göz ucuyla arkalarını işaret etti.
“Ölümüne ciddiyim. Şimdi gidin ve kalkanların arkasına geçin.”
Masachika’nın gözü seğirdi. Arkasını döndüğünde, televizyonda sadece polislerin elinde gördüğü o şeffaf, güçlendirilmiş plastik kalkanlardan kuşanmış üç kişiyi gördü.
“Hadi ama, bomba imha etmiyoruz ki. Hem Disiplin Kurulu odasında neden kalkan var?”
“İsyan kontrolü için tabii ki, başka ne olacak?”
“Buna asla ihtiyacınız olmayacak ki… Ah, gerçi dur.”
Masachika, okul festivalinde yaşanan o son kargaşayı hatırlayınca yüzünü ekşitti. Sonra etraftakilere bakıp kafasını yana eğdi.
“Bir dakika. Madem hediyeleri sadece sen açacaksın, neden bu kadar insana ihtiyaç duydun?”
“Neden mi? Çünkü bu kutuların içinden ne çıkacağını kestiremeyiz. Elimizdeki tüm savaş gücüne ihtiyacımız var.”
“Savaş gücü mü? Kutudan ne çıkmasını bekliyorsun ki?”
“…En kötü ihtimalle, çocuk kaçıran cinsten lanetli bir kutu.”
“Gerçekten ne sanıyorsun sen bunları?!”
“Her neyse, Renyouhou Renheki Gaiju tepki vermiyor, o yüzden şimdilik güvendeyiz sanırım.”
“İşte karşımızda: Son zindanın nihai silahı.”
Chisaki’nin sağ bileğine dolanmış siyah dua boncuklarını gören Masachika’nın gözleri bir anlığına boşluğa düştü. Ancak biraz daha dikkatli bakınca Sumire ve Dört Mevsim Kız Kardeşleri’nin de okul festivalinde salladıkları o replika kılıçları kuşandıklarını fark etti. Kurulun diğer üyeleri ise muşta, özel coplar ve hatta muskalar taşıyordu. Bu esnada Sayaka… elinde demir bir yelpaze tutuyor gibiydi.
“…Disiplin Kurulu okul çıkışlarında gizlice başka boyutlardan gelen canavarlarla falan mı savaşıyor?” Masachika’nın bıkkınlıkla sorduğu bu soru üzerine Chisaki ve diğer kurul üyeleri aynı anda kaşlarını çatıp gözlerini tavana dikti.
“Hey?! Hadi ama?! Bir şey söylesenize! Neden herkes sanki gizli bir sırrı açığa çıkarmışım gibi etrafa bakınıyor?!”
“Okulumuzda neler dönüyor böyle? Tüm öğrenci birliğine liderlik edecek kapasitede olmadığımdan endişelenmeye başladım…”
“Yok canım, yani, Touya bile yapabiliyorsa…”
Ancak Masachika, Touya’nın arkasını toplayan, Seirei Akademisi’nin gölgeleriyle ilgilenen bir başkan yardımcısı olduğunu hatırlayınca cümlesini tamamlayamadan sustu.
“…Gerçi doğru ya, onun bu gibi işleri halledecek profesyonel bir yardımcısı var.”
“Evet…”
Bu konuyu daha fazla kurcalamamanın en iyisi olacağını sezen Masachika ve Alisa, sessizce kalkanların arkasına süzülüp duvara yaslandılar. Bu sırada onların güvende olduğundan emin olan Chisaki, dikkatini yeniden masanın üzerindeki hediyelere verdi.
“Pekala, hediyeleri açıyorum.”
“Anlaşıldı!”
Kurul üyelerinin bu aşırı hevesli tepkisi karşısında Masachika ve Alisa hafifçe irkildi. O sırada Chisaki’nin eli doğrudan en büyük kutuya uzandı.
“En büyük olanla başlıyorum, tamam mı?”
“Tabii, buyur başla.”
Hediyenin sahibinden onayı alan Chisaki, tek bir parça ambalaj kağıdını bile yırtmadan, bandı milim milim soyarak paketi açtı.
“Vay canına. Bunu yapmak aslında bayağı zordur.”
“Evet, ne kadar dikkatli olursan ol, bandı sökerken genellikle ambalaj kağıdının üzerindeki desenler de soyulur.”
“Değil mi? Bazen ambalaj kağıdını ileride tekrar kullanmak için saklamak istersin ama yırtıldığı için çöpe atmak zorunda kalırsın.”
Onun bu konuyla tamamen alakasız ustalığına tuhaf bir şekilde kapılmış gitseler de Chisaki bir yandan ambalaj kağıdını katlıyor, bir yandan da konuşuyordu:
“Bu arada, tabii ki bu hediyeler bana ait olmadığı için ekstra özen gösteriyorum ama tek sebebi bu değil; ambalaj kağıdının arkasına jilet yapıştırılmış olma ihtimaline karşı da tetikteyim.”
“…Ah. Doğru ya.”
“Tabii ki ben jilet engelini çoktan aştım.”
“Aştın mı?”
Masachika, kızın bu karanlık mantığı karşısında boş gözlerle bakakalırken Chisaki nihayet ellerini kutunun üzerine koydu.
“Pekala, kutuyu açıyorum.”
“……!!”
Etraftaki kurul üyeleri toplu halde savunma pozisyonuna geçince Masachika ve Alisa bir kez daha geriledi.
“Bir, iki, üç!”
“……!!”
Her söylediğine böyle tepki vermek zorunda mılar?!
Ancak Masachika, nedense bunu yüksek sesle dile getirmeye cesaret edemeyip düşüncesini kendine sakladı. Chisaki, vakit kaybetmeden kutunun kapağını hafif bir sesle açtı. İçeriye baktı, ardından yavaşça elini uzatarak içinden el yapımı bir pelüş oyuncak çıkardı. Beyaz, pofuduk ve…
“Bu… keçi mi? Yoksa koyun mu? Ya da kedi falan mı?”
“Hiçbir fikrim yok…”
Masachika, Alisa ile birlikte merakla kafasını yana eğdi. Uzaktan bakıldığında ne boynuzları ne de kulakları seçiliyordu; yüzü ise tüylerden ibaret bir karmaşaydı, bu yüzden ne olduğunu kestirmek imkansızdı. Yine de o kadar şapşal bir görüntüsü vardı ki bazıları bunu sevimli bulabilirdi. Fakat kırmızı gözleri göz önüne alındığında, çoğu insan bunu muhtemelen ürkütücü bulurdu.
“…Bir pelüş oyuncak. Hem de el yapımı sanırım.”
Chisaki oyuncağı ellerinde evirip çevirip iyice inceledikten sonra kutunun derinliklerini kurcalamaya devam etti.
“Mektup yok. İsim de yazmıyor.”
“……!!”
“Gerçekten mi? Bu kadar da abartmayın artık,” diyerek araya girdi Masachika, kendini tutamayarak. Kurul üyeleri ya onunla kafa buluyorlardı ya da bu, geçtikleri absürt bir eğitimin refleks haline gelmiş sonucuydu.
Bu sırada pelüş oyuncağı tekrar inceleyen Chisaki, bir anlığına donakaldı. Ardından oyuncağı sıkıca kavrayıp kaşlarını çatarak parmaklarıyla bastırmaya başladı.
“İçinde bir şey var.”
“!!”
Bu kez Masachika ve Alisa bile gözle görülür şekilde irkilmişti. Odadaki gerilim hissedilir derecede tırmanırken Chisaki parmaklarıyla pelüş oyuncağı yoklamayı sürdürdü.
“Sert bir şey… Şekli… dikdörtgen bir kutu gibi mi? Hayır, köşeleri yuvarlak… Boyut olarak avucumun içine sığacak kadar…”
Oyuncağı masaya bırakıp bakışlarını Alisa’ya çevirdi.
“Ne yapmak istersin, Alya? İçini kesip bakabilirim ama…”
Alisa, yüzünde hafifçe gergin bir ifadeyle birkaç saniye düşündü… ardından başını iki yana salladı.
“Hayır, onu en son çare olarak saklayalım. Önce diğer hediyelere bakalım, belki bir isim bulabiliriz.”
“Pekala.” Chisaki ciddi bir tavırla başını sallayarak bir sonraki hediyeye uzandı. O sırada Masachika, gözlerini ayırmadan Alisa’nın koluna hafifçe dokundu.
“…İyi misin?”
“…Evet, iyiyim.”
İsimsiz birinden gelen el yapımı bir pelüş oyuncağın içinde gizemli, sert bir cisim vardı. Bu durum neredeyse herkesin içine bir şüphe tohumu ekerdi ama Alisa cesurca başını sallamıştı. Masachika içten içe onun bu cesaretine hayran kalırken, Alisa elini yavaşça onun elinin üzerine koydu ve fısıldadı:
“Çünkü yanımda sen varsın.”
“…!”
Masachika, bu kez kızın ona olan güveni karşısında kızarmadı. Aksine, onu korumak için kalbinde sessiz ve kesin bir yemin etti. Tek bir kelime bile etmeden elleri birbirini buldu, parmakları birbirine kenetlendi. Birlikte, kalan hediyelerin açılışını izlediler…
“…Parfüm. Kurcalandığına dair bir iz yok.”
Odayı kaplayan o yoğun gerilime rağmen, kalan hediyeler nispeten masum ve standart kişisel bakım ürünlerinden ibaretti: mendiller, takılar, kozmetik malzemeleri. Aralarındaki tek el yapımı şey, üzerinde Alisa’nın baş harflerinin işlendiği bir mendildi.
Yiyecek gibi kolayca akla gelebilecek hediyelerin olmaması, aksine doğrudan takılacak veya kişisel bakımda kullanılacak şeylerin tercih edilmesi biraz düşündürücüydü. Yine de, mevcut şartlar altında yiyecek bir şey çıkması çok daha korkutucu olacağından, bu muhtemelen bir şanstı. Asıl sorun ise…
“İsim de yok, mektup da.”
“……!!”
Şu ana kadar tek bir gönderenin bile kimliği tespit edilememişti. Tamamen isimsiz olmaları, bu hediyelerin ya ortak bir amaç güden organize bir gruptan ya da tek bir kişiden geldiğini gösteriyordu.
Bu iş iyice şüpheli bir hal almaya başladı… Umarım gerek kalmaz ama güvenlik açısından her şeyi çöpe atmamız gerekebilir…
Masachika’nın aklından bunlar geçerken, Alisa’nın sol eli aniden onun avucunun içinde huzursuzca kıpırdanmaya başladı.
Hmm? Elini çok mu sıkı tutuyorum acaba?
Kavrayışını biraz gevşettiğinde Alisa, elini onun avucunda yeniden konumlandırdı ve başparmağıyla yavaşça avuç içini okşamaya başladı.
Şey mi? Ah…
Kızın, kendi öğrettiği yöntemle avucuna bir şeyler yazdığını hemen anladı. Beyni, kızın ne anlatmaya çalıştığını yarı otomatik olarak çözüyordu.
“Bana sarıl.”
Bir an için Masachika’nın zihninde, Alisa’nın gözlerinde yaşlarla “Korkuyorum… Bana sarıl,” diye fısıldadığı bir görüntü canlandı. Ancak yan gözle ona baktığında, kızın dudaklarını birbirine sıkıca bastırmış, hafifçe kıpırdatmakta olduğunu fark etti. Bu durum içten içe kükremesine neden oldu.
Seni küçük…!! Beklenmedik bir hamle ha?! Yakalanmayacağını falan mı sandın gerçekten? Sakın beni hafife almaya kalkma!
İçten içe nefesi kesilse de Masachika, kasılmış ve gergin parmaklarıyla onun avucuna yazmayı başardı.
“O neydi öyle?”
Alisa’nın yüzünde beliren o muzip tebessümü göz ucuyla hemen yakaladı ama fark etmemiş gibi yaptı. Kız bir kez daha onun avucuna çizmeye başladı.
“Elimi tut.”
Beni gerçekten kandırabileceğini mi sanıyorsun? Ah, tek bir harfle mi kaçırdım? Bana öyle gelmişti ama meğer başka bir şey yazıyormuş.
Masachika hiç vakit kaybetmeden kızın avucuna cevabı yazdı.
Neyini tutayım?
Kız hemen karşılık verdi.
Kurdelemi.
Kurdele mi?
Masachika o an gayriihtiyari kızın saçına bağlanmış kurdeleye baktı.
Ne yani? Kurdelesini tutmamı mı istiyor? Bu, onu çözmemi istediği anlamına mı geliyor yoksa? Ama...
Masachika göz ucuyla diğer kurdeleye, yani kızın okul üniformasının yakasını süsleyen kurdele kravata baktı. Fakat tam o sırada kızın buz gibi bakışlarıyla karşılaştı.
Nereye bakıyorsun sen?
N-ne? Hiç...
Sapık, diye fısıldadı kız burnunun ucundan. Ardından başını sertçe tekrar önüne çevirdi.
Hadi ama ama bu hiç adil değildi.
Yine de onun kıkırdadığını görünce Masachika içinden omuz silkti ve konuyu üstelemedi.
Neyse ne. En azından aklını başka bir yöne dağıtmayı başarmıştı.
Ancak tam kendisi de bakışlarını tekrar önüne çevirdiği sırada, Alisa göz ucuyla onun yüz profiline baktı. Parmakları hafifçe kurdele kravatına dokunurken muzip bir fısıltıyla mırıldandı:
Kurdelemi çözmek ister misin?
Bu kışkırtıcı fısıltı Masachika'nın kulak zarlarını titretti, genç adamı olduğu yere çiviledi. Alisa hâlâ onun yüz süzerek, davetkâr ve baştan çıkarıcı bir tonla devam etti:
Eğer sen olursan benim için fark etmez.
Beni kışkırtmaya cüret etme sakın!
Bu yıkıcı güç, Masachika'nın yüz ifadesini hiç bozmadan hayatını ciddi bir şekilde sorgulamasına neden oldu. Evde yalnız olsalardı, muhtemelen kontrolünü kaybedip kızı yatağa fırlatabilirdi. Bu sırada, onun içinde kopardığı fırtınadan tamamen habersiz olan Alisa, ne söylediğinin anlaşılamayacağını düşünmenin verdiği o şımarık ve kibirli ifadeyle tekrar önüne döndü.
Asıl hiçbir şeyden haberi olmayan sensin. Sana ergenlik çağındaki bir erkeğin ne kadar tehlikeli olabileceğini göstermem gerekiyor mu illa?
Yüzünün Alisa'nın görmediği tarafındaki yanağı seğirirken, Masachika içinden ona gergin bir gülümseme yolladı... ve sakinleşmek için derin bir nefes verdi. Şimdi, partnerinin sevgi dolu Rusça fısıltılarıyla kendini ele vermesi yüzünden eli ayağı birbirine dolanacak zaman değildi.
Hıh! Beyefendi birine denk geldiğin için şanslısın!
Fakat bu öfkeli düşünceyi kendine saklayıp dikkatini yeniden Chisaki'ye verdi.
Doğum günü hediyelerinin açılış merasimi nihayet son aşamaya gelmişti, geriye sadece iki ince paket kalmıştı. Chisaki hemen bunlardan birini açtı ve içinden çıkan kıyafetleri çıkardı. Tam o sırada...
Hafif bir hışırtıyla, üzerinde çiçek çıkartması olan mühürlü bir zarf yere düştü. Chisaki'nin kaşları seğirdi. Masachika, Alisa ve disiplin kurulu üyelerinin tamamı anında nefeslerini tuttu. Sonunda beklenen mektup ya da ona benzer bir şey ortaya çıkmıştı. Ancak...
Oha! diye aniden haykırdı Chisaki. Bu haykırış herkesin bakışlarını yerdeki zarftan çekip ellerindeki parlak kırmızı geceliğe çevirmesine neden oldu. Ama bu sıradan bir gecelik değildi; arkasını neredeyse tamamen gösteren, hayal gücüne pek bir şey bırakmayan, inanılmaz derecede ince bir kumaştan yapılmıştı. Herkesin gözü bu yetişkinlere özel kıyafete kilitlenmişken, şaşkınlıktan dili tutulan Chisaki kendi kendine mırıldandı:
Acaba Touya bu tarz iç çamaşırlarından hoşlanıyor mudur?
Hanımım? dedi Dört Mevsim Kız Kardeşler tek bir ağızdan. Yüzleri her zamankinden çok daha ciddiydi. Bu tepki üzerine Chisaki hafifçe öksürerek boğazını temizledi, geceliğe hızlıca bir göz attı ve hemen masanın üzerine geri bıraktı.
Ah! Şey...! Olağanüstü bir durum yok burada.
Ardından keskin ve delici bakışlarla yerdeki zarfa uzandı, yüzü iyice gerilmişti.
Açıyorum.
Bu tek bir cümle herkesi diken üstünde bırakmaya yetti. Bu kadar edepsiz bir kıyafeti gönderecek kadar cesur birinin yazdığı mektubun içinde ne olabileceğini merak ediyorlardı. Herkes nefesini tutmuş ona bakarken, Chisaki zarfı açtı ve içinden birkaç sayfalık bir mektup çıkardı...
Bu...
Dört Mevsim Kız Kardeşler, kınından çekin kılıçlarınızı!
Haddini bildirelim!
Sakin olun! diye bağırdı Masachika. Kızlar kılıçlarını gösterirken onun feryatlarına hiç kulak asmadılar, taklit kılıçlarını savurmaya hazırlandılar... Ta ki Chisaki onları durdurmak için elini kaldırana kadar. Ardından Masachika ve Alisa'ya doğru yaklaştı.
Alya... Hayır, Kuze, buraya gelin.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.