Ertesi gün okul çıkışında Masachika, Alisa ve Ayano, Suou ailesinin arabalarından biriyle malikaneye doğru yola koyuldu.
“Hey, Ayano?”
Masachika’nın sesi arka koltuktan yankılandı.
“Evet?” diye karşılık verdi ön yolcu koltuğunda oturan Ayano.
“Uzun zaman önce bana neden Alya ile birlikte seçime katılmaya karar verdiğimi sormuştun. Hatırlıyor musun?”
“...Evet.”
“Konuştuğumuz şeyleri büyükbabama anlattın mı?”
“...Evet, anlattım.”
“Güzel, tamamdır.”
Masachika, Ayano’nun dikiz aynasından kendisine merakla baktığını hissetse de planını zihninde son bir kez gözden geçirmeye odaklandı. Çok geçmeden Suou malikanesine vardılar. Arabadan indiklerinde onları hemen karşılayan Natsu, doğrudan çalışma odasına götürdü. Masachika ve Alisa, bir kez daha Gensei ile karşı karşıyaydı.
“Şey için özür dilerim—”
Gensei, Masachika’yı susturmak için elini kaldırdı.
“Nezaket gösterilerine gerek yok. Amacını söyle,” diye emretti, gözlerini öfkeyle dikerek.
Masachika yavaşça nefes aldı ve Gensei’in masasına doğru yaklaştı. Tüm resmiyeti bir kenara bırakarak büyükbabasının karşısına kendi benliğiyle çıktı.
“Söylediklerimi geri almaya ve özür dilemeye geldim.”
“Söylediklerini geri almaya mı?”
Gensei’in hafifçe kafa karışıklığı sezilen gözlerinin içine kararlılıkla bakan Masachika ilan etti:
“Bir süre önce Ayano bana neden Yuki ile birlikte aday olmadığımı sorduğunda, bu kararımda Yuki’nin ve Suou ailesinin hiçbir payı olmadığını söylemiştim.”
Tek nefeste kurduğu bu cümlelerin ardından büyükbabasının gözlerine baktı. Yaşlı adamın ifadesinde en ufak bir değişim olmaması, Ayano’nun bu bilgiyi zaten çoktan ilettiğini gösteriyordu.
“Ama bu yalandı. Başka biriyle seçime katılma kararımdaki asıl sebebin yarısı, Yuki’nin öğrenci konseyi başkanı olmasını engellemekti.”
Bu, Masachika’nın Alisa ile ortak olmaya karar verdiğinden beri kendine defalarca sorduğu bir soruydu. Neden o? Daha da önemlisi, lisede neden Yuki ile tekrar bir araya gelmemişti? Ortaokulda diğer adayları alt edip kazandığı için duyduğu suçluluk duygusu yüzünden mi? Kısmen evet. Ancak o suçluluk, Yuki’yi Suou ailesinin beklentilerinin ağırlığı altında ezilmeye terk ettiği için hissettiği vicdan azabının yanında devede kulak kalırdı.
Yine de bu seçim döneminde ona yardım etmeyi, hele ki onunla birlikte aday olmayı inatla reddetmişti. Kendi içinde dönüp duran o bitmek bilmez sorgulamaların ardından ulaştığı yanıt ise şaşırtıcı derecede basitti.
“Onun seçilmesini istemiyordum.”
Masachika’nın kendisinin bile fark etmekte geç kaldığı en derin dürtü buydu.
“Çünkü biliyordum ki öğrenci konseyi başkanı olursa, kaçınılmaz olarak İlk Işık Komitesi’ne girecek ve hayatının geri kalanını Suou ailesinin kurallarına göre yaşayacaktı.”
Böyle bir geleceğin gerçekleşmesini istemiyordu. En azından ona o son darbeyi vuran kişi olmak istemiyordu. Suou ailesine geri dönmeyi kendine yediremiyordu ama kız kardeşinin aile adı uğruna kendini feda etmesini seyretmeye de dayanamıyordu. Bu yüzden iki yolu da seçmeyip sadece izlemeyi tercih etmişti.
Yuki’nin ortaokuldaki kampanyasına yardım etmek ona karşı hissettiği suçluluk duygusunu geçici olarak dindirmiş, lisede yardımı reddetmek ise kız kardeşinin kaderini mühürleme yükümlülüğünden onu kurtarmıştı. O ise bencil bir korkak gibi sadece uzaktan izlemişti.
“Onun bu eve hapsolmasını ve özgürlüğünü kaybetmesini istemiyordum. Bunun yerine Alya’nın, yani Alisa Kujou’nun hayallerinin gerçekleştiği bir geleceği görmeyi çok daha fazla istedim. Onunla birlikte yola çıkmaya karar vermemin sebebi bu.”
“...”
Gensei, torununun gardını tamamen indirdiği o savunmasız anı süzdükten sonra, aynı okunaksız bakışlarını sessizce Alisa’ya çevirdi.
“O kızın senin için çizdiği gelecek, eski halinden geriye sadece bir enkaz kalan seni harekete geçirecek kadar büyüleyici miydi gerçekten?” diye sordu pürüzlü bir sesle. Ardından doğrudan Alisa’ya odaklandı.
“Alisa Mikhailovna Kujou, öyle değil mi? Sen neden öğrenci konseyi başkanı olmak istiyorsun?”
Alisa öne çıkıp Masachika’nın yanında durdu. Sessiz bir cesaret ve kelimelerine kattığı hafif bir gururla, vaktiyle Masachika’ya söylediği sözleri yineledi:
“Çünkü canım öyle istiyor. Başkan olmak istiyorum, bu yüzden de olacağım. Eğer tırmanılması gereken daha yüksek bir dağ varsa, oraya tırmanırım. Çünkü ben hayatımı böyle yaşıyorum.”
Sırf kendi arzusu için başkan olmak istediğini hiçbir suçluluk veya tereddüt duymadan açıkça dile getirdi.
“Ulaşabileceğim en yüksek noktaya ulaşmak istiyorum. Gerçekten olmak istediğim kişiye dönüşmek için sarsılmaz bir kararlılıkla ilerlemeye devam edeceğim. Bu yüzden öğrenci konseyi başkanı olacağım ve bu yoldan sapmayacağım.”
Alisa, zirveyi hedeflemenin her şey demek olmadığını, hayatta sayısız yol bulunduğunu ve hiçbirinin kesin olarak doğru ya da yanlış olmadığını zaten biliyordu. Bunu ona hemen yanında dikilen bu çocuk öğretmişti. Yine de, bu gerçeğe rağmen zirveyi hedeflemeyi seçiyordu. Kendine engel olamıyordu. Alisa Mikhailovna Kujou’nun özü buydu işte.
Onun bu sözleri böylesine içten ve büyük bir inançla haykırışına şahit olan Masachika, göz ucuyla ona bir bakış atıp gülümsedi. Onun bu göz kamaştırıcı ışığı karşısında neredeyse gözlerini kısacaktı ama yüzünde kendini küçümseyen hiçbir ifade yoktu; sadece hayranlık duyuyordu.
“İşte böyle. Gördüğünüz gibi, Alya böyle biri. Onun ne kadar parıldadığını gördükten sonra, bu hayalin gerçekleşmesine hemen yanında ortak olmak istedim.”
Masachika’nın yüzü ciddileşirken konuşmasına devam etti:
“Onun hayalini gerçekleştirmesine yardım etmek istiyorum. Aynı zamanda Yuki’nin de özgür olmasını istiyorum. Onun diplomat olmaya zorlanarak Suou ailesinin başına geçirilmesini ve geleceğinin elinden alınmasını istemiyorum. Ona istediği her şey olabilme ihtimalini vermek istiyorum. Bunu onun için yapıyorum ama en çok da kendim için yapıyorum. Bu makamı onun ellerinden söküp alacağım, sizin varisiniz olacağım ve bir zamanlar kaybettiğim gururumu geri kazanacağım.”
O ne kadar büyük bir kararlılıkla konuşsa da büyükbabasının gözleri soğuk ve hissiz kalmaya devam etti.
“Eee? Yani sana koyduğum tek şartı esnetmemi mi istiyorsun? Öğrenci konseyi başkan yardımcısı olsan bile Suou ailesine dönmene izin mi vermeliyim?”
Gensei aslında, “Bunun gerçekten işe yarayacağını mı sandın?” demek istiyordu. Ancak Masachika kararlı bir tavırla başını iki yana salladı.
“Hayır, bunun pazarlığını yapmaya gelmedim. Zaten söyledim. Söylediklerimi geri almaya ve özür dilemeye geldim.”
Ve ardından, özür maskesi ardına gizlenmiş o savaş ilanını savurdu:
“Size bir daha asla kendimi Yuki’nin abisi olarak tanıtmayacağıma söz vermiştim. Bu sözü bozacağım için şimdi sizden özür diliyorum.”
Gensei’in kaşı seğirdi, Masachika eğilirken yaşlı adamın kaşlarının ortasında derin bir çizgi belirdi. Sonra Masachika, büyükbabasının belirgin bir şekilde daha da tehlikeli hale gelen öfkeli bakışlarına doğrudan karşılık vererek başını kaldırdı ve konuştu:
“İkinci dönemin kapanış töreninde, tüm okula Yuki’nin öz kardeşi olduğumu ilan edeceğim. Ayrıca onun Suou ailesinin varisi olma unvanını da elinden alacağımı herkese duyuracağım.”
Gensei’in etrafındaki hava giderek daha da gerginleşti. Bakışlarıyla Masachika’yı adeta delip geçerken, patlamak üzere olan bir yanardağ gibi kısık ve zar zor zapt ettiği bir sesle sordu:
“Aile meselelerimizi dünyaya bu şekilde ilan etmene gerçekten izin vereceğimi mi sanıyorsun?”
Yine de bu amansız, insanın ilkel tehlike içgüdülerini harekete geçiren boğucu bakışlar altında bile Masachika’nın duruşu sarsılmadı.
“Sizden izin istemiyorum. Yuki’nin ne hissettiği de umurumda değil. Siz isteseniz de istemeseniz de varis olacağım ve bunun için elimden gelen her şeyi yapacağım. Seirei Akademisi öğrencilerine ve İlk Işık Komitesi üyelerine bu unvanı hak ettiğimi kanıtlayacağım. Bana bu aileye dönmekten başka çare bırakmayacağınız bir durum yaratacağım.”
Bu, onun sarsılmaz iradesinin küstahça ve kibirli bir ilanıydı. Gensei gözlerini hafifçe kıstı... ardından başını öne eğip gözlerini kapattı. Uzun bir sessizliğin ardından, etrafındaki o ezici baskıyı tamamen yok ederek yavaşça içini çekti.
Sonrasında zehrinden arınmış bakışlarını Alisa’ya çevirdi ve neredeyse şefkatli sayılabilecek bir tonla sordu:
“Bayan Kujou, buraya kadar gelip benimle konuştuğunuz için teşekkür ederim. Ama acaba bize biraz müsaade edebilir misiniz? Baş başa konuşmamız gerekiyor.”
“Ah, şey...”
Gensei’in bu beklenmedik kibar ricası üzerine Alisa, kafa karışıklığıyla Masachika’ya bir bakış attı. Masachika da kendi içindeki şaşkınlığa rağmen başıyla onayladı.
“Sorun yok.”
“Peki... Tabii ki.”
Ancak Alisa tam Gensei’e doğru eğilip gitmek üzere arkasını dönmüşken, Gensei sanki aklına aniden bir şey gelmiş gibi ona seslendi.
“Ah, bir şey daha var Bayan Kujou,” diye mırıldandı Gensei. Alisa hemen arkasına döndü.
“...! Evet?”
“Annenizin adını sorabilir miyim?”
“Efendim? ...Akemi. Şafak ve okyanus anlamlarına gelen karakterlerle yazılır.”
“...Peki, teşekkürler.”
Alisa bu ani soru karşısında şaşkınlıkla başını yana eğdi.
“Annemi... tanıyor musunuz?”
“...Bir bakıma. Önemli bir şey değil. Sizi durdurduğum için kusura bakmayın.”
“Hayır, rica ederim.”
Gensei’in tavrından cevap vermeye niyeti olmadığını anlayan Alisa, kapının önünde bir kez daha selam verip odadan çıktı. İçeride sadece büyükbaba ve torun kalmıştı.
Aralarındaki sessizlik bir süre daha uzayıp gitti.
“Demek değişmenin sebebi o kız, öyle mi?” diye sordu Gensei.
Masachika, yaşlı adamın niyetini tam olarak kavrayamayarak bir an düşündü.
“Muhtemelen en büyük sebep o... ama tek sebep değil. Sanırım bu evden ayrıldıktan sonra tanıştığım tüm o insanlar sayesinde değişebildim,” diye yanıtladı dikkatli bir tonda.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.