“Yuki—”
Fakat yatağın başında Masachika’nın oturduğunu gördüğü an, olduğu yerde donup kaldı.
Bu Yuki’nin annesi mi…?
Yuki’nin annesi Yumi Suou’yu spor festivalinden hatırlayan Alisa, bir an için ona sert bir ifadeyle bakan Masachika’ya bakış attı, sonra hemen gözlerini tekrar Yumi’ye çevirdi… Ve tam o anda gerçek zihnine dank etti.
Ah… Doğru ya.
Bunu şimdiye kadar nasıl düşünemediğine inanamıyordu. Aslında taşlar yerine oturduğunda her şey çok barizdi. Eğer Masachika ve Yuki kardeşlerse, doğal olarak Yuki’nin annesi aynı zamanda Masachika’nın da annesiydi. Diğer bir deyişle, şu an karşılıklı duran bu iki kişi, öz anne ve oğlundan başkası değildi.
Ah… Ne yapmalıyım? Şey…
Hava tıpkı spor festivalindeki gibi gerilince, Alisa nedenini tam anlayamadığı bu kafa karışıklığı içinde bir şeyler söylemek için ağzını açtı. Ancak daha tek bir kelime bile edemeden, Yumi’nin arkasından Natsu’nun sesi yükseldi.
“Ah, Hanımefendi Yumi. Ellerinizi yıkadınız mı? Kızınız için endişelendiğinizi anlıyorum ama belki de önce bir temizlenseniz daha iyi olur, ne dersiniz?”
Yumi, yaşlı kadının bu neşeli tonu karşısında irkildi ve beceriksizce arkasına döndü.
“Evet… Haklısın, yıkasam iyi olacak,” diye mırıldanarak odadan çıktı.
Alisa bir nebze rahatlayarak gözlerini Masachika’ya çevirdi. Masachika zaten ona bakıyordu; yüzünde buruk bir gülümseme vardı.
“Kusura bakma. Şey, bu durum…”
“Ah, hayır. Hiç sorun değil,” diye geveledi Alisa. O sırada Masachika sandalyesinden kalktı ve sessizce yanına yaklaştı. Sonra Alisa’nın elini avuçlarının içine alarak, genç kızın titreyen gözlerinin derinlerine baktı.
“Bugün her şey için teşekkürler. Buraya gelme cesaretini bana sen verdin, bunun için sana minnettarım.”
“…! Ben bir şey yapmadım ki…”
Aslında Alisa, sadece kendi bencil dürtüleriyle hareket ettiğinin farkındaydı. Sırf Masachika’yı düşündüğü için kaç kez kafasına göre iş yapmıştı, kim bilir?
Ona yanında olacağımı, ona destek vereceğimi söylemiştim ama…
Alisa kendine duyduğu öfkeyle utanç içinde gözlerini kaçırdı ancak Masachika sadece başını sallayarak karşılık verdi:
“Benim için çok şey yaptın. Sayende yeniden doğru yola girebileceğimi hissediyorum.”
“Doğru yol mu…?”
Masachika bir açıklama yapmadan sadece hafifçe gülümsedi ve eğilerek selam verdi.
“Teşekkür ederim. Gerçekten. Ben iyiyim. Artık geçmişimle yüzleşebilirim… Ayrıca aileni de senin için daha fazla meraklandırmak istemem.”
Alisa bir an tereddüt etse de onun ne demek istediğini anlayarak yavaşça başını salladı.
“…Pekala, ben artık eve gideyim.”
“Seni tüm bunlara alet ettiğim için üzgünüm. Bir dahaki buluşmamızda her şeyi anlatıp kendimi affettireceğim.”
“Dört gözle bekliyorum.”
Masachika yüzünde belli belirsiz bir tebessümle başını kaldırdı, sonra bakışlarını Natsu’ya çevirdi.
“Natsu, rica etsem onu eve bırakabilir misin?”
“Elbette. Arabayı hazırlayayım.”
“Teşekkürler.”
“Çok makbule geçer. Rahatsızlık verdiğim için özür dilerim,” dedi Alisa.
“Lafı bile olmaz. Lütfen en kısa zamanda tekrar uğrayın ki sizi layığıyla ağırlayıp gerçek bir misafirperverlik gösterebileyim.”
“Vay canına… Teşekkür ederim.”
“Asıl ben teşekkür ederim. Buyurun, beni takip edin.”
Böylece Alisa, Natsu’nun rehberliğinde Yuki’nin odasından ayrıldı. Fakat tam girişe yöneldikleri sırada, koridorun diğer ucundan gelen Yumi ile göz göze geldi.
“Ah, sen Masachika’nın…”
“Evet, sınıf arkadaşı ve öğrenci konseyinden ortağıyım, Alisa Mikhailovna Kujou. Bu kadar geç bir saatte uğradığım için özür dilerim.”
“Rica ederim… Gidiyor musun zaten?”
“Evet.”
“Peki o zaman… Güle güle git.”
“Teşekkürler, hoşça kalın.”
Yanından geçip gittikten sonra Alisa, merakına yenik düşerek Yuki’nin odasına doğru yürüyen Yumi’ye arkasından bir bakış attı.
Çok ürkek birine benziyor; çatışmadan kaçınan bir tipi var… Acaba Masachika ona karşı neden hep bu kadar saldırgan davranıyor?
Nedenini bilmese de bir gün, zamanı geldiğinde Masachika’nın ona her şeyi anlatacağından emindi.
“<…Yapabileceğini biliyorum.>”
Alisa, ortağına bu sessiz ve cesaret verici sözleri bırakarak Suou malikanesinden ayrıldı.
Odada bir tıklama sesi yankılandı ve içeri Yumi girdi. Masachika beklerken düşüncelerini toplamış, aralarındaki uçurumun Gensei ile olan meselelerinden bile daha derin olduğunu kavramıştı. Sakince ayağa kalktı ve sandalyesini Yumi’ye sundu. Kadın kararlılığını toplamış gibi görünüyordu; birkaç adım ötede durdu ve yavaşça konuşmaya başladı.
“Bayağı zaman oldu, Masachika.”
“…Merhaba, anne.”
Yumi, kendisine bu şekilde hitap edilmesinden ötürü karmaşık duygular içinde olsa gerek, gözlerini yere indirdi. Masachika ise annesinin ondan yine gözlerini kaçırmasına rağmen tuhaf bir şekilde sakin kaldı.
“…Yuki uyuyor. Az önce kısa bir süreliğine uyanmıştı,” diyerek kadına sandalyeye oturmasını işaret etti, sonra bakışlarını Ayano’ya çevirdi.
“Kusura bakma Ayano ama bize içecek bir şeyler getirebilir misin?”
“Ah… Elbette. Siyah çay uygun mudur?”
“Mümkünse bize bir sürahi arpa çayı getir.”
“Pekala. Hemen çayınızı getiriyorum.”
Masachika, Ayano’nun selam verip odadan çıkışını izledikten sonra Yuki’yi kontrol eden Yumi’ye döndü.
…Ruhu çekilmiş gibi görünüyor.
Yıllar sonra ilk kez bu kadar yakından gördüğü annesinin yüzünde, hatıralarında kalandan çok daha derin gölgeler vardı. Her zaman mesafeli ve sessiz biri olmasına rağmen, şimdi üzerine ağır bir melankoli çökmüş gibiydi. Yine de Yuki’ye bakarken gözlerindeki ifade hiç bozulmamıştı: Saf ve sarsılmaz bir endişe. Bir tek bu zerre kadar değişmemişti.
Hayır… Değişmeyen tek şey bu değil.
Yumi’nin Yuki’ye gösterdiği sevgi hiç azalmamıştı, tıpkı Kyoutarou’ya olan duygularının hâlâ aynı kalması gibi. Masachika’nın bir zamanlar el üstünde tuttuğu o şefkatli anne bir illüzyon değildi… Aksine, o malum günde Masachika’ya bağıran kadın aslında—
“Dur! Yeter artık!”
“…”
Anı zihninde canlanınca gözlerini sıkıca yumdu.
Sakin ol. Sadece kötü anıları düşünmeyi bırak. Her şey o kadar da kötü değildi, değil mi?
Her şey yoluna girecekti. Artık o güne sinirlenmeden bakabiliyordu. Yumi’nin o patlamadan sonra yüzünde beliren pişmanlığı anımsayabiliyordu. O tek bir an dışında, Yumi’nin kendisine her zaman sevgi dolu bir anne olduğunu hatırlayabiliyordu.
“…Anne.”
“…Efendim?”
Belki de suçluluk duygusu göz göze gelmelerine engel oluyordu… Ama öyleyse, Yumi’yi daha o zamanlar bile Masachika’nın bakışlarından kaçıran duygu neydi?
Gerçeği öğrenmek zorundayım.
Pişmanlığa son vermek ve doğru yola dönmek için bu yüzleşme kaçınılmazdı.
“Konuşmak istiyorum.”
“…”
Masachika’nın kararlı sözleri Yumi’nin bakışlarını yavaşça kendine çekti ve gözleri birleşti. Belki de Yumi artık kaçamayacağını hissetmişti.
“Nedenini bilmek istiyorum…”
Masachika yutkundu, dudaklarını ıslattı ve kendini hazırlayarak sonunda o soruyu sordu:
“Burada yaşadığım zamanlarda neden benimle göz göze gelmeyi bıraktın?”
Yumi’nin bakışları titredi, sağa sola kaçıştı; ancak bir an sonra gözlerini yumdu ve tekrar ona baktı.
“Neden… Ben piyano çalarken bu kadar sinirleniyordun?” diye sordu, gözlerinin içine bakarak. Yumi bakışlarını yere indirdi ve bir süre sessiz kaldıktan sonra doğrudan Masachika’ya dönerek cevap verdi:
“Sana anlatsam bile… Bu sadece canını yakar.” Teslimiyet ve pişmanlık dolu bir sesle devam etti, “Sana tek söyleyebileceğim, senin hiçbir suçun olmadığı. Babanın da bir suçu yoktu… Olan her şey benim bencilliğim yüzündendi… Ve sana yaptıklarım için kendimi çok kötü hissediyorum.”
Konuşurken bir suçlu gibi başını öne eğişi… Masachika’ya sadece bir saat önce Alisa’ya günahlarını itiraf eden kendi halini hatırlattı.
Küçük bir çocuk gibi…
Garip bir şekilde, karşısındaki annesi şu an kendi yaşında bir çocuk gibi görünüyordu; korkmuş, titreyen, yaralı küçük bir çocuk.
“Duymak istiyorum. Bana her şeyi anlatmanı istiyorum.”
Hazır olduğunu biliyordu. Zihnindeki o kederle ve acı hatıralarla şekillenmiş anne imajı silinmişti. Geriye sadece her zaman bildiği o ürkek ve nazik anne kalmıştı.
“Seni o noktaya getiren, o patlamayı yaşatan duygularını bilmek istiyorum. Artık her neyse, bunu kabul edebilirmişim gibi hissediyorum.”
Annesi birkaç an boyunca başı eğik şekilde sessiz kaldı. Çok geçmeden kapı nazikçe tıklandı ve Ayano elinde iki bardak ile bir sürahi arpa çayı olan tepsiyle içeri girdi.
“…Konuşmak için başka bir yere geçelim mi?” diye önerdi Yumi sessizce. Sandalyesinden kalkıp tepsiyi Ayano’nun ellerinden aldı.
“Ayano, lütfen Yuki’yle ilgilenir misin?”
“Elbette.”
Yumi, Ayano ile yer değiştirerek odadan çıktı; Masachika da aceleyle peşine takıldı.
“Kusura bakma, sana emanet,” dedi Masachika Ayano’ya.
“Gözünüz arkada kalmasın.”
Ayano’yu görevinin başında bırakıp koridor boyunca Yumi’yi takip ederek onun odasına geçti. Kadının teklifiyle koltuğa yerleşti. Yumi tepsiyi alçak masaya bıraktı ve şifonyerin üzerindeki çerçeveli bir fotoğrafı eline aldı. Masachika’nın tam karşısına oturduktan sonra fotoğrafı ona doğru uzattı.
“…?” Annesinin ne yapmaya çalıştığını anlamayan genç çocuk, fotoğraftaki birbirini tanımayan oğlan ve kıza bakarak başını hafifçe yana eğdi. “Bu…?”
Gözüne ilk çarpan şey, kızın Yuki’ye olan inanılmaz benzerliğiydi; bir bakışta onunla karıştırılabilirdi. Ancak düşük gözleri ve gözünün altındaki ben, bunun Yuki değil, Yumi olduğunu ele veriyordu. Genç kızın yanında ise kolunu onun omzuna atmış, sınırsız bir neşeyle gülen bir oğlan duruyordu.
“Naotaka Dayım mı…?”
Hayal meyal hatırladığı o ismi telaffuz edince Yumi sessizce onayladı.
“Evet, rahmetli ağabeyim.”
Sonra, Masachika başını tekrar kaldırdığında, kadın yüzünde belli belirsiz, kederli bir gülümsemeyle gerçeği fısıldadı:
“Senin ve Yuki’nin gözleri… Tıpkı onunkilere benziyor.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.