Birini Ödünç Alabilir miyim?

"Nesne bulma yarışmasına katılacak tüm öğrenciler, lütfen buraya!"

"Birinci sınıflar öne! İkinci sınıflar arkalarına!"

Masachika, kollarını sallayarak bağıran spor festivali komite üyelerinin direktiflerine uyarak sıraya girdi.

"Sıradaki etkinliğimiz nesne bulma yarışı. Buradan itibaren anlatımı ben, öğrenci konseyi halkla ilişkiler sorumlusu Yuki Suou üstleneceğim."

Birden yankılanan neşeli ve gür ses, seyircilerin coşkulu tezahüratlarla patlamasına yetti de arttı bile. Masachika başını kaldırdığında, anlatıcı kabininde oturan Yuki'nin dostane bir gülümsemeyle el salladığını gördü.

Küçük bücür... Bu yolla daha fazla oy toplamayı planlıyor, değil mi? "Halkla İlişkiler" çok adaletsiz ve ucuz bir görev... Gerçi öğrenci konseyine bu görevi öneren bendim ama neyse.

Yuki'nin planı işe yarıyor gibiydi; Masachika'nın yanında sırada bekleyen diğer öğrencilerin heyecanı gözle görülür cinstendi.

"Ne?! Anlatımı prenses mi yapacak? Cidden mi? Belki ismimi bile söyler..."

"Acaba hızlı koşamıyormuş gibi yapsam beni destekler mi?"

"Affedersiniz! Lütfen beni dinler misiniz?!" diye bağırdı bir komite üyesi. Zira dikkatlerini toplamak yerine arzularını ulu orta belli eden bir hayli pis herif vardı.

"Hedefiniz önce masaya koşmak; orada katlanmış kağıtlar olacak! Sonra bir kağıt seçip açacaksınız! Aradığınız nesne orada yazıyor olacak! Eşyayı bulduğunuzda lütfen masaya geri dönün! Ardından, orada bekleyen yardımcımızın yanına koşup bayrağı tutan kişiye ulaşana kadar pistte bir tur atmanız gerekiyor! Bitiş çizgisi orası! Hakemlerimizden biri doğru eşyayı getirip getirmediğinizi kontrol edecek. Eğer hata yaparsanız her şeye en baştan başlamak zorunda kalırsınız, o yüzden dikkatli olun! Ayrıca pistteki turu atmayı sakın unutmayın, yoksa yine başa dönersiniz!"

Komite üyeleri görevlerini yerine getirmek için canla başla çalışıyordu. Ancak...

"Hmm? Bayrağı tutan Alisa Kujou mu?"

"A, haklısın. Bayağı dikkat çekiyor, değil mi?"

"Beni dinleyin diyorum!!"

Masachika, çığlık atan komite üyesine acıyan gözlerle baktı; zira ergen erkeklerin hormon yüklü bakışları çoktan bitiş çizgisinde duran Alisa'ya kilitlenmişti.

Aman neyse. Bu alt tarafı eğlenceli bir oyun, kimsenin kazanmayı pek umursadığı yok. Sonuncu olmayayım yeter...

Tam bu düşünce zihninden geçmişti ki, birinin onu izlediğini hissettiren bir ürperti sırtından aşağı süzüldü. Arkasını döndüğünde Alisa'nın ona dik dik baktığını gördü.

...Anladım, kazanmamı istiyorsun demek? Emredersiniz, Kraliçem.

Masachika, rekabetçi partnerinin o anlam dolu gözlerindeki ifadeyi hemen tanıdı ve kaybetme seçeneğinin masada olmadığını anladı.

En azından üçüncülüğü zorlayabilirim herhalde. Çok puan getirmez ama hiç yoktan iyidir...

Seirei Akademisi'ndeki her spor bayramında öğrenciler sınıflarına göre dört gruba ayrılır ve en yüksek toplam puan için yarışırlardı. Kazanan için özel bir ödül yoktu; A sınıfından Yuki ile B sınıfından Masachika ve Alisa'nın hepsi kırmızı takımdaydı. Bu yüzden birbirleriyle rekabet etmeleri için hiçbir sebep yoktu... Tabii Alisa değilseniz.

O her zaman elinden gelenin en iyisini yapardı. Bir işe kalkışacaksa kazanmak için yapardı. Benim partnerim böyle biri işte.

Masachika başka çaresi yokmuş gibi omuzlarını çevirdi, keskin bir nefes verip yarış moduna girdi. Artık en azından üçüncülüğü hedefleyecek kadar ciddiydi. Diğer herkes olayı hafife alıp sadece eğlenmeye bakarken, olgunca bir davranış olmasa da o kazanmak için varını yoğunu ortaya koyacaktı.

"Sıradaki grup öne! Başlıyorsunuz!"

Sıra ona geldiğinde Masachika başlangıç çizgisindeki yerini aldı ve depar pozisyonuna geçti.

"Yerlerinize! Hazır! Başla!"

Başlangıç tabancası bam diye patladığında Masachika tüm gücüyle ileri atıldı. Katılan öğrencilerin çoğu hızlarını sergilemekten ziyade eğlenmeye odaklandığı için uzun masaya ilk ulaşan o oldu.

Lütfen bulunması ve taşıması kolay bir şey olsun!

Ortadan bir kağıt kapıp açtığında... İçinde "başkasının kız arkadaşı" yazdığını gördü.

"..."

Gözlerini yumup bir anlığına başını arkaya attı, sonra elindeki kağıda tekrar baktı.

"Başkasının kız arkadaşı."

Köşede ise minicik harflerle bir not düşülmüştü: "Hâlihazırda ilişkisi olan kadınlar (evli olanlar hariç)."

Olamaz, şaka mı bu?!

Masachika ancak ikinci okuyuşunda durumun gerçekliğini kavrayabildi ve içinden bir çığlık attı.

Ne? Şimdi gidip "Affedersiniz! Ödünç alabileceğim bir kız arkadaşı olan var mı?!" falan mı diyeceğim? Hiç tanımadığım birini ödünç alamayacağım aşikâr, tanıdığım birini ödünç istemek ise fazlasıyla utanç verici olur!

Daha da kötüsü, notta özellikle "evli kadınlar hariç" deniyordu; yani seyirciler arasından annesini veya bir arkadaşının annesini kapıp getiremezdi.

Herhalde avcının seyirciler arasındaki kız kardeşini falan istemesini bekliyorlardı... Bir dakika. Hangi kız kardeş spor bayramında kardeşini izlemeye gelir ki? Yani bu demek oluyor ki avcının öğrencilerden birini seçmesini istiyorlar...

Masachika hırsla dişlerini gıcırdattı. O sırada anlatıcı Yuki aniden konuştu: "Neler oluyor acaba? Kırmızı takımdan Masachika Kuze, masaya ilk ulaşan kişi olmasına rağmen bir sorun yaşıyor gibi görünüyor! Acaba nesne bulma yarışı için zor bir hedef mi çekti? Her ne olursa olsun, böyle giderse geride kalacak!"

Haklıydı da. Ondan sonra gelen diğer öğrenciler hiç tereddüt etmeden dört bir yana dağılmışlardı. Çok geçmeden Masachika, uzun masanın önünde çakılıp kalan tek kişi oldu.

Hemen hareket etmezsem bir sonraki grubun yoluna çıkacağım... Ne yapmalıyım?! Kız arkadaşı olan birkaç kişi tanıyorum ama onları ödünç istemek çok tuhaf olur... Bekle! Bir saniye.

O anda, yaklaşık yarım saat öncesine ait bir anı zihninde şimşek gibi çaktı.

"Sıradaki, mavi takım adına 1-C sınıfından Bayan Tabata başlıyor! Duyduğumuza göre kendisinin taze, genç bir erkek arkadaşı varmış!"

...! Tamamdır!

Fikir aklına düştüğü an Masachika, öğretmenlerin toplandığı çadıra doğru fırladı. Şaşkınlıkla ona bakan öğretmenlere hemen bağırdı.

"Affedersiniz! 1-C'den Bayan Tabata burada mı?!"

Cevap beklerken bir yandan da gözleriyle Bayan Tabata'yı aramaya başladı... O sırada öndeki öğretmenlerden biri lafa girdi:

"Onu zaten biri ödünç aldı."

"Olamaz ya!!"

Öğretmenler bu ani çıkışına kahkahayı patlattı. Biraz utanarak arkasını döndü ve gerçekten de Bayan Tabata'nın iri yarı bir erkek öğrenciyle el ele bitiş çizgisinde beklediğini gördü.

Cidden mi? Şimdi ne olacak? Onu mu beklemeliyim? Hayır, olmaz. Hakemin "eşyanın" doğruluğunu kontrol etmesi zaman alacak. Sonra benim tekrar parkura dönüp bitiş çizgisine koşmam gerekecek. Çok uzun sürer. Başka biri olmalı—

Masachika'nın aklına bir fikir daha geldi. Sevgilisi olduğu bilinen ve onu ödünç almasına bozulmayacak birini hatırladı.

Sadece üç saniye tereddüt ettikten sonra kendi çadırına geri koştu, tüm cesaretini topladı ve katlanır sandalyede oturan, aradığı o kişiye elini uzattı.

"Masha! Seni ödünç alabilir miyim?"

"Ha? A, tabii."

Birkaç saniye şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdıktan sonra Maria elini tuttu ve ayağa kalktı. Elini sıkıca kavrayan Masachika, hızla sahaya geri fırladı.

Vay be... Bir dejavu yaşamaya başladım sanki.

Bir yarışın ortasında olduğunu bilmesine rağmen, parkta Mah ile oynadığı anıların bir film şeridi gibi gözünün önünden geçmesiyle Masachika bıyık altından gülümsemeden edemedi.

Adımlarını Maria'nın temposuna göre ayarlayarak piste göz attı.

Önde sadece bir kişi var... Tamam, bu iş bende!

Şemsiyeli bir öğrenci ileride yürüyor olsa da diğerleri hâlâ ortalıkta yoktu. Masachika, hedefi hemen bulduğu için belki de kolay görevlerden birini çektiğini düşündü. Hatta piyangoyu vurduğunu bile geçirdi aklından ama sonra bu fikri hemen kafasından kovdu.

Hayır. Ne düşünüyorum ben? Piyango falan vurmadı... Yine de daha kötü olabilirdi. Hedefe göre birini bulmak gerçekten zor olabilirdi; eğer kimseyi bulamasaydın eşyayı almak için okul binasına kadar gitmen gerekebilirdi. Bu yüzden benim "eşyam" diğerlerine kıyasla oldukça makul sayılır; hâlâ dereceye girme şansım var.

Düşüncelere dalmış bir halde hedef kağıtlarının olduğu masaya ulaştı, sonra tekrar bitiş çizgisine doğru pistte ilerlemeye başladı ki—

"Eyvah! Kırmızı takımdan Masachika Kuze'ye bir duyuru. Ödünç aldığın 'eşyayı' bitiş çizgisine kadar taşıman gerekiyor."

Anlatıcının sesini duyunca Masachika olduğu yerde kalakaldı. Başını hızla anlatıcı kabinine çevirdiğinde, Yuki'nin yüzünde muzip bir gülümseme gördü.

"Teknik olarak, pistteki turunuz boyunca eşyanızın bir kez bile yere değmemesi gerekiyor," diye ekledi Yuki.

Kalabalık bir anda tezahürat ve yuhalamalarla inledi.

"Hadi koçum, yaparsın!"

"Onu kucağına al, prensesler gibi taşı!"

"Erkekliğini göster bize Kuze!"

Kalabalığın bu kışkırtmalarıyla Masachika'nın yüz kasları istemsizce seğirdi.

Onu prensesler gibi kucağına mı alayım? Kesinlikle olmaz. Bitiş çizgisine kadar kucağımda taşıyarak koşmamın imkanı yok. Belki Yuki’yi taşıyabilirdim ama Maşa kollarımı koparırdı. Hem başkasının sevgilisini "eşya" diye ödünç alıp, sanki düğün günümüzmüş gibi kucakta taşımak ne demek? Hangi haysiyetsiz yapar bunu?

Tabii ona takılan öğrencilerin asıl hedeften haberi yoktu. Muhtemelen kağıtta "okulun en güzel kızını bul" veya "hayran olduğun birini getir" gibi utandırıcı bir şey yazdığını sanıyorlardı. Nitekim şu manzara da bunu kanıtlar nitelikteydi:

“P-prensesler gibi mi? Ay, yapma ama... Dur şimdi... ♪”

Maria, hafif mahcup bir gülümsemeyle iki elini yüzüne kapatmış, bir sağa bir sola sallanıyordu. Fakat ağzı resmen kulaklarına varıyordu; Masachika onun gerçekten mahcup olup olmadığını sorgulamadan edemedi. Üstelik kızın sürekli umut dolu bakışlar fırlatması da hiç yardımcı olmuyordu.

Bana mı öyle geliyor yoksa Maşa cidden onu kucağıma almamı mı bekliyor? Kesinlikle bana öyle gelmiyor.

Masachika, kızın zihninden geçen "Utanıyorum ama sen istersen yaparım Kuze," diyen sesleri duyar gibi oldu ve dudakları istemsizce seğirdi.

“Kucağında bitiş çizgisini geçmek mi? Kulağa sanki... ayy! ♡”

Masachika az önceki düşüncesini hemen geri çekti çünkü kız çok daha uç noktalarda hayaller kuruyordu. Bitiş çizgisi derken resmen hayatın sonuna kadar sürecek bir evlilik hayaline dalmıştı. Bunu fark etmek Masachika'yı bile kızarttı, bir an için yarışı tamamen unuttu.

“Diğer öğrenciler yavaş yavaş dönüyor ama Masachika Kuze olduğu yere çakılmış durumda! Yoksa pes mi ediyor?!”

Yuki’nin anonsu Masachika’yı aniden gerçekliğe döndürdü. Arkasını döndüğünde elinde profesyonel kamerasıyla ona doğru koşan bir öğrenci gördü. Onun arkasında ise, nedense, elinde ayı biblosu taşıyan başka bir öğrenci vardı.

“O ayıyı nereden buldun yahu?!” diye takıldı Masachika ahşap ayıyı taşıyan çocuğa. Sonra içine düştüğü durumun ciddiyetiyle dişlerini gıcırdattı.

Bu hiç iyi değil... Bu gidişle üçüncü bile olamayacağım. Öğğ! Ne olacaksa olsun artık!

Anlık bir kararla kağıdı cebine tıktı, Maria’ya arkasını döndü ve yere çömeldi. Etrafındakilerin dalga geçmesini ve Maria’nın beklenti dolu bakışlarını görmezden gelerek arkasındaki kıza seslendi:

“Seni sırtımda taşıyacağım. Hadi, atla Maşa.”

“Ha? Ama biraz terledim sanki...”

“Umrumda değil! Çabuk ol!” diye üsteledi, bir yandan da içinden kendine moral veriyordu.

Bak şimdi, sırtındaki kişi Maşa. Sen bu tatlı, masum meleği sırtına alıp koşturacaksın. Anladın mı? Yani utanacak bir şey yok! Aklından edepsizce şeyler de geçirmeyeceksin!

Zihninde kendisini Maşa’yı taşıyan o eski "Saşa" olarak canlandırmayı başardığı anda... Masachika sırtına sıcak ve yumuşak bir şeyin baskı yaptığını hissetti.

Hayıııır! Maşa, sen ne kadar da büyümüşsün...

O muazzam yumuşaklık, zihninde kurduğu o narin Maşa imajını yerle bir etti. Sadece kıza bakış açısını paramparça etmekle kalmadı, aynı zamanda Masachika’yı olduğu yere kilitledi.

“İ-iyi misin? Çok mu ağır geldim?”

“İyiyim. Sıkı tutun...”

Ağırlığından çok daha farklı sebeplerle zorlansa da, huzursuzluğunu belli etmemek için tüm iradesini topladı. Yine de Maria, kollarını narince boynuna dolayıp kendini tamamen ona bıraktığında, yerçekiminin etkisiyle sırtına o kadar yaklaştı ki aralarındaki bu temas daha samimi olamazdı.

Aaaaaah! Sırtıma bir şeyler bastırıyor! Ne olduğunu söylemeyeceğim ama kürek kemiklerim devasa bir şeylerin altında eziliyor!

Daha önce hiç tatmadığı bu his, Masachika’nın ağzından çığlık ile tezahürat arası tuhaf bir ses çıkmasına neden oldu. Tam o anda dimdik ayağa kalktı. Yani, koşmak için doğruldu elbette. Sonuçta Maria binsin diye çömelmişti, harekete geçmek için kalkması gerekiyordu. Bunun altında yatan gizli bir anlam yoktu. Mevzu tamamen bacaklarındaydı.

Öğğ! Kendine gel seni aşağılık herif! Sırtındaki kız Maşa! Onun hakkında kirli düşüncelere dalmayı bırak yoksa seni gebertirim!

Sırtındaki o hissi görmezden gelmek için elinden geleni yaparak kendini bir kez daha ikna etmeye çalıştı. Sonra kollarını geriye uzatıp bacaklarını kavradı; küt.

“...”

Kızın eşofmanının üzerinden sırtında hissettiklerinden çok daha yoğun olan o çıplak ten teması, bir anda tüm düşüncelerini uçurup götürdü. Daha da kötüsü, Maria o tutarken utangaç bir tavırla kımıldanmaya başladı.

“Mmh... Ah. Bu biraz utandırıcı... Bacaklarım çok kalın çünkü...”

“Değil,” diye refleksle cevap verdi ama asıl odağı Maria’nın arka adalesini ve uyluklarını kavrayan kendi ellerindeydi. Teni yumuşacıktı, bacakları pamuk gibiydi. Alisa’nın zaten hafifçe araladığı ayak fetişi dünyasının kapısı, şimdi menteşelerinden kopacak kadar şiddetle ardına kadar açılmıştı.

Şimdi taşlar yerine oturuyor... Demek bu yüzden millet bu kadar bacak hastası.

Olay sadece bununla da kalmıyordu. Tam tuhaf bir aydınlanma yaşamanın eşiğindeydi ki, yanından geçen kameralı öğrenciyle gerçekliğe döndü.

“...! Hazır mısın?!”

“H-hazırım!”

En azından üçüncülüğü kapmaya kararlı olan Masachika, sırtında Maria ile fırladı.

“Masachika Kuze’ye bakın hele! Sırtında birini taşırken bu kadar hızlı koşabildiğine inanmak güç!”

Az önce ileri geri konuşan kalabalık da Yuki ile aynı fikirde görünüyordu; şimdi şaşkınlık içinde nida atıp alkışlıyorlardı. Yine de bu kadar hızlı koşmanın bir bedeli olacaktı elbette.

“...!”

Her adımda bacaklarında ve kollarında ağır bir sarsıntı yankılanıyordu. Üstelik Maria’nın yumuşacık vücudunun ona her baskı yapışında hissettikleri daha da belirginleşiyordu.

Aaaaaah! Sırtımda taşıdığım kız Maşa! Melek Maşa!

Masachika, rasyonel zihni resmen pelteye dönmüş halde dişlerini sıkarak koştu. Var gücüyle koştu. Unutmak için koştu.

En sonunda, önündeki öğrencinin ilerisinde, tam bitiş çizgisinde duran Alisa’yı görene kadar yardırdı.

Hadi buyur.

Onu gördüğü anda içinden geçen ilk düşünce bu oldu. Alisa’nın gözleri, sezgilerini doğrularcasına resmen masmavi bir alevle yanıyordu. Önce Masachika’nın sırtındaki Maria’ya baktı, sonra bakışları kızın Masachika’nın gövdesine dolanmış kollarına kaydı ve son olarak Masachika’nın elleriyle kavradığı bacaklarda durdu. En nihayetinde bakışları Masachika’nın yüzüne döndü ve orada çakılı kaldı. Öylece dik dik bakıyordu.

Anam!

Sırtından aşağı bir ürperti indi. Sanki kızı aldatıyormuş gibi tuhaf, tarif edilemez bir suçluluk duygusuna kapıldı.

“Huu!”

“Hiih?!” Masachika, birinin aniden sağ kulağına üflemesiyle tuhaf bir ses çıkardı; ardından genç bir kızın kıkırtısı duyuldu.

“İlahi... Çok tatlısın,” dedi Maria, boynunu ürperten şeytani bir fısıltıyla.

“Maşa? H-herkesin içindeyiz, biliyorsun değil mi?”

“Korkma. Kimsenin görmediğine emin oldum,” diye fısıldadı kulağına ve kollarını boynuna daha sıkı doladı.

“Seni bırakmak istemiyorum.”

Fısıltısı o kadar kısıktı ki duyulması imkansıza yakındı.

Kızın yüzündeki ifadeyi göremeyen Masachika, ne demek istediğini sormaya fırsat bulamadan bitiş çizgisini geçti.

“Masachika Kuze yarışı üçüncü olarak tamamladı!”

“Bitti artık. Maşa’yı indirebilirsin.”

“A-ah, doğru.”

“Şuradaki görevliye git,” diye emretti Alisa, buz gibi ve sert bir sesle kafasını başka yöne çevirerek. Ancak Maria sırtından atlayıp nazikçe elini kavradığı anda Alisa hızla geri döndü.

“...? Alya?”

Alisa, şaşkınlığı yüzünden okunan ablasına gözlerini kısarak baktı:

“Maşa, elini tutmana gerek yok herhalde.”

“Ha? Ama ben onun eşyasıyım ya...”

“Ö-öyle de...!”

“Hey! Ödünç aldığınız eşyayı kontrol edebilir miyim lütfen?!”

Komite üyesi Masachika’ya seslendi. Aklı hala Alisa’da olsa da, dürüst olmak gerekirse bir nebze rahatlayarak görevliye doğru yöneldi. Tüm bu sırada Alisa’nın bakışlarının sırtına saplandığını hissediyor, kendini her zamankinden daha suçlu hissediyordu.

Yanlış bir şey yapmadım ki ama...

Bu sadece bir erkeğin doğal suçluluk dürtüsü müydü, yoksa altında daha utanç verici bir sebep mi yatıyordu?

Peki Maşa neden...?

Masachika, Maria’nın Alisa’nın önünde bilerek elini tutmasında bir gariplik olduğunu sezdi ve yan profilinden ona baktı.

“...?”

Maria’nın dudaklarında nazik bir gülümseme vardı, ona bakınca başını hafifçe yana eğdi. İfadesi yeterince masum görünüyordu ama yine de...

“Seni bırakmak istemiyorum” mu demişti?

“Eşya kağıdınızı görebilir miyim?”

“Ha, buyrun.”

Cebindeki kağıdı çıkarıp görevliye uzattı.

“Hehe. Sahiden, kağıtta ne yazıyordu?” diye sordu Maria, her zamankinden daha neşeli bir tavırla. Gelgelelim—

Hıh.

Bir dakika sonra Maria, öğrenci konseyi çadırının içinde, nadir görülen bir şekilde dudak bükerek oturuyordu.

“Maşa? Bir şeye mi kızdın?” diye sordu Masachika çekinerek.

“Evet, kızdım,” diye anında yapıştırdı cevabı; Masachika gayriihtiyari geri çekildi. Daha da kötüsü, etrafta kimse yoktu; yani Maria’nın öfkesiyle tek başına yüzleşmek zorundaydı.

“Kuze.”

“E-efendim?”

Yanına oturan Maria adını seslenince yerinden sıçradı. Kız hala önüne bakıyor, Masachika’yı sadece göz ucuyla süzüyordu:

“Saşa’dan başka kimseyle çıkmadım ben, biliyorsun değil mi?”

“Ha... Evet.”

Maria’nın bu beklenmedik itirafıyla Masachika’yı bir utanç dalgası sardı. Tam o sırada kız bütün vücuduyla ona döndü ve onu yine hazırlıksız yakalayan bir yoğunlukla üzerine eğildi.

Seni seviyorum Kuze. Hayatım boyunca sadece seni sevdim.

Te-teşekkür ederim?

Bütün okulun önünde beni sanki başkasının sevgilisiymişim gibi sergiledin. Bunun nasıl bir his olduğunu biliyor musun?

Ah...

Masachika, kızın gözlerindeki o öfke ve keder karışımı ifadeye bakarken yoğun bir pişmanlık dalgasına kapıldı.

Özür dilerim. Duygularına karşı daha düşünceli olmalıydım.

Seni affetmiyorum.

Suçluluk duygusunun ağırlığıyla başını eğerek dilediği özrü, Maria buz gibi bir tavırla reddetti.

Seni affetmemin tek bir yolu var: Benimle randevuya çıkacaksın!

Ne yapacağım dedin?

Bu beklenmedik teklif karşısında şaşkına dönen Masachika, gayriihtiyari başını kaldırdı.

Randevu. Beni bütün gün sürecek, aşırı romantik bir randevuya çıkarmanı istiyorum. Yoksa seni asla affetmem.

Aşırı romantik bir randevu mu?

Kalbimi yerinden çıkaracak kadar heyecanlı bir şey olmalı.

Bu oldukça zorlu bir talepti. Ne de olsa Masachika’nın randevu tecrübesi yok denecek kadar azdı. Üstelik Alisa’nın ona olan hislerini bilirken Maria ile randevuya çıkması ne kadar doğruydu?

Anlaştık mı?

E-evet, anlaştık.

Maria’nın üzerindeki baskısı o kadar yoğundu ki Masachika, içindeki şüpheye rağmen kabul etmek zorunda kaldı.

Güzel.

Kız önüne dönünce neşesi biraz yerine gelmiş gibiydi ama randevu fikrinin anlığına gerçekliğiyle yüzleşen Masachika’nın kalbi küt küt atmaya başladı. Yine de yaşadığı şaşkınlık bununla sınırlı değildi. Maria bakışlarını fark edip merakla başını yana eğene dek sessizce onun profiline şüpheyle bakmaya devam etti.

Bir sorun mu var?

Şey, aslında...

Masachika, bunu sorup sormamak arasında birkaç saniyelik azap dolu bir kararsızlık yaşadı. Zihninde defalarca tarttıktan sonra nihayet kararını verdi ve çekinerek mırıldandı:

Bunu sormam ne kadar doğru bilmiyorum ama...

Evet?

Sen bana... Alya’nın hislerini anlayıp onları kabul etmemi istediğini söylememiş miydin?

İki ay önce parkta ondan istediği şey tam olarak buydu. Masachika, Maria’nın asıl isteğinin bu olduğundan bir an bile şüphe duymamıştı. İşte bu yüzden olup biten her şey ona bu kadar tuhaf geliyordu. Maria’nın Alisa’nın önünde elini tutması, aniden randevu teklif etmesi...

Öyle demiştim.

Maria bunu o kadar rahat, o kadar zahmetsizce itiraf etti ki Masachika yine gafil avlandı. Gerçekten de öyle istiyorum, Alya’nın duygularını kabul etmeni gönülden dilerim, diye ekledi Maria samimiyetle. Tam o sırada komite üyelerinden biri çadırın dışından ona seslendi.

Masha! Rahatsız ediyorum ama bir el atabilir misin?

Tamamdır, geliyorum!

Maria sandalyesinden kalkıp birkaç adım ilerledi.

Fakat...

Durdu ve geriye döndü. Yanakları hafifçe kızarmış bir halde, mahcup bir tavırla itiraf etti:

Yine de sonunda beni seçmeni istiyorum.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.