"Eee, önce nereye gitmek istersiniz?"
Tekrar çırak büyücü kostümüne bürünen Masachika cevap verdi:
"İçinde yemek olan her yer bana uyar. Henüz öğle yemeği yemedim... Senin için de durum aynı, değil mi Alya?"
"Ha? Şey, evet..."
Saat çoktan öğleden sonra iki buçuğu geçmişti ama bilgi yarışmasından önceki festival görevleri yüzünden ne Masachika ne de Alisa henüz yemek yiyebilmişti. Yarışmanın getirdiği heyecan ve endişenin iştahlarını kesmiş olması da pek yardımcı olmamıştı.
"Ben yarışmadan sonra sadece hafif bir şeyler atıştırdım, o yüzden karnım biraz kazınmaya başladı. O zaman yemek servis edilen bir stant bulalım mı?"
"Şuradaki yere ne dersiniz? Biraz sıra var gibi görünüyor ama."
Masachika'nın işaret ettiği yer, Hazırlık D ve F sınıflarının ortak projesiydi. Tam üç sınıfı kapsayan devasa bir hizmetçi kafesi kurmuşlardı. F sınıfının dersliği giyinme odası ve mutfak olarak kullanılıyor, diğer iki oda ise kafenin kendisini oluşturuyordu. Bu arada, E sınıfı okul bahçesinde bir stant açtığı için kendi sınıflarını kullanmalarına gerek kalmamıştı. Söylentilere göre, bencil ve burnu havada bir kız, belli bir "Saya" onunla birlikte yapmadığı sürece hizmetçi kafesi açmayacağını söyleyip mızmızlanınca, E sınıfı baskıya boyun eğip kendi sınıflarından çıkmak zorunda kalmıştı. Yine de E sınıfı hiçbir şikayette bulunmadığı için gerçekte ne olduğu pek bilinmiyordu.
"Harika bir fikir. Ben de kafeye göz atmak istiyordum zaten."
"Orada yemek yemek bana da uyar."
Onay aldıktan sonra Masachika sıraya girdi. Neyse ki öğle yemeği saati geçtiği için çok beklemeleri gerekmedi.
"Hoş geldiniz efendim, prenseslerim."
"Ş-şey, merhaba."
Karşılamacı olarak görev yapan oldukça sevimli bir hizmetçi, saygıyla eğildi. Bu kadar otantik bir karşılamayla karşılaşan Masachika hazırlıksız yakalanmıştı.
"Masachika, bakıyorum da ağzın kulaklarına varıyor."
"Hayır, varmıyor."
"Domuz..."
Bu söze itiraz edemiyor olmak durumu daha da sinir bozucu kılıyordu. Oink, oink...
İki taraftan gelen bu ani sözlü tacizler Masachika'yı endişelendirmeye başlayınca hızla ağzını kapattı; bu hareketi hizmetçinin kıkırdamasına neden oldu.
Eyvah...
Avucunun altında dudaklarının refleks olarak bir gülümsemeye dönüştüğünü hissedebiliyordu.
Bu da ne böyle? Yoksa... Benim hizmetçilere karşı bir zayıflığım mı var?!
Genç büyücü, hayatının hatırı sayılır bir kısmında gerçek bir hizmetçi olan Ayano ile yaşadığı için hizmetçilere alışık olduğunu sanıyordu... Ama görünüşe göre fena halde yanılmıştı.
B-bu kötü... Daha girişte bu kadar heyecanlanıyorsam, içeri girdiğimde muhtemelen kan ter içinde kalan, kıpkırmızı kesilmiş bir ucube gibi görüneceğim. Üstelik yanımda bu ikisi varken!
Yuki muhtemelen bunu dilinden düşürmezdi, Alisa ise kesinlikle ona küçümseyerek baka kalırdı. Her neyse, sonunda gülüşünü bastıran hizmetçi onları sınıfa doğru yönlendirdi. Masachika'nın kalbi, kafede olmanın onu beklenmedik bir tehlikeye atacağını hissediyormuş gibi hızla çarpıyordu.
"Lütfen beni takip edin. Bu arada, yan sınıfta yemek yemek isterseniz koltuk başına iki yüz yen ücret alıyoruz."
"Ha?"
Sevimli hizmetçinin duyurduğu bu kurnazca ek ücret, Masachika'nın yüzündeki gülümsemeyi bir anda sildi. İki sınıfın pencerelerine göz attığında, içeride ne olup bittiğinin görünmemesi için camların tamamen karartıldığını fark etti. Yani içeride ne tür hizmetçiler olduğunu bilmenin bir yolu yoktu; eğer götürüldüğünüz sınıfta aradığınız hizmetçi yoksa, yan sınıfa geçmek için ücret ödemeniz gerekiyordu. Tekin işler değildi bunlar.
Pekala, artık gülmüyorum. Hazırım.
Zihnini tazeleyen Masachika, sürgülü kapının önünde durdu. İçeride hangi hizmetçi olursa olsun ağzının suyunun akmayacağından emindi. Kendine güvenen bir tavırla kolu kavradı ve kapıyı yana çekti.
"Efendim, prenseslerim, hoş geldiniz!"
Güzeller güzeli genç hizmetçi onları kusursuz bir şekilde karşılarken, sanki havada kristal pırıltılar uçuşuyormuş gibi bir hava vardı. Uzun, pürüzsüz ve bembeyaz bacaklarının üzerine dökülen fırfırlı mini eteği, sıkı kalçalarını örtüyordu. Çocuksu, dalgalı atkuyrukları masum gülümsemesini tamamlıyordu. Gerçek bir hizmetçi kafesinde bile bu kadar çekici bir hizmetçi bulmakta zorlanırdınız.
Ancak Masachika bunda bir çekicilik göremiyordu.
"Iyy."
Aksine midesi bulanmıştı. Karşısındaki Nonoa'dan başkası değildi.
"Bir sorun mu var efendim?"
"Ben de sana aynısını soracaktım."
Masachika'nın yüz kasları seğirdi. Kız bambaşka biri gibi davranıyordu, bu yüzden neye uğradığını şaşırmıştı.
"Aman Tanrım! Yanınızda ne kadar güzel küçük bir elf de getirmişsiniz. Çok tatlı görünüyorsun."
"Şey, uh... Teşekkürler?"
Alisa bile bu durumdan rahatsız olmuş gibiydi. Şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
"Bizi kafenizde ağırladığın için teşekkürler Nonoa. Çok hoş görünüyorsun."
Bu sırada, okuldayken tam bir hanımefendi gibi davranan Yuki, hizmetçilerin önünde kılını bile kıpırdatmamıştı. Nonoa'ya nazikçe iltifat ederken zarif gülümsemesi hiç bozulmadı. Nonoa ise ellerini birleştirip çenesine dayadı ve mahcup bir tavırla kalçalarını iki yana salladı.
"Nee? Gerçekten mi? Beni ne kadar mutlu ettiğini bilemezsin."
...Arka planda sinsi bir kıkırdama efekti eksikti bir tek.
Midesi bulanan Masachika, bu uğursuz manzara karşısında daha fazla dayanamadı.
Alisa'nın ise beyni tamamen durmuştu. Yine de Nonoa grup arkadaşlarının tepkilerini pek umursuyor gibi görünmüyordu (muhtemelen gerçekten de umursamıyordu). Neşeyle göz kırptıktan sonra onları masalarına götürdü.
"Affedersiniz! Sipariş verebilir miyim lütfen?!"
"Hemen geliyorum!"
Onlar masaya oturur oturmaz Nonoa diğer müşterilerle ilgilenmek üzere başka bir masaya yöneldi. Sanki Nonoa'nın davranışlarını tuhaf bulan tek kişiler Masachika, Alisa ve Yuki'ydi; kafedeki diğer tüm erkekler ona çoktan aşık olmuş gibi görünüyordu. Diğer masanın siparişini alırken bile, ince beline ve eteğinin altından görünen beyaz uyluklarına dikilen sayısız bakış vardı. Nonoa'nın bunu fark etmemesine imkan yoktu ama gayet sakin görünüyordu. Belki de modellik yaptığı için insanların ona dik dik bakmasına alışıktı. Hatta...
"Aşk olsun! Gözlerim yukarıda, biliyorsunuz değil mi?"
"Şey, uh...! Ü-üzgünüm..."
İnsanları durdurmak için onlara takılacak kadar özgüveni de vardı. Gerçekten kızmadığını belli etmesi, erkeklerin daha çok kızarmasına ve gülümsemesine neden oluyordu.
Masachika'nın midesi yeniden bulanmaya başlamıştı ki, Nonoa gibi Akihabara tarzı bir hizmetçiye kıyasla daha geleneksel giyimli başka bir hizmetçi onlara yaklaştı.
"Siparişinizi alabilir miyim?"
Ona bir bakış atan Masachika gayriihtiyari mırıldandı:
"Ooo! Başhizmetçi..."
"Efendim?" Kostümlerinden zerre kadar etkilenmemiş gibi gözlüklerini yukarı itti ve tek kaşını kaldırdı. Bu Sayaka'ydı ama diğer hizmetçilerin aksine işini ciddiye alıyordu ve hiç de cilveli değildi. Uzun, sade etekli bir hizmetçi üniforması giymişti. Soğuk bir ışığı yansıtan gözlükleri, onu sıradan hizmetçilerden ayıran keskin bir çizgi çekiyordu. "Siparişinizi alabilir miyim?"
"Şey... Ben 'bolca sevgiyle yapılmış köfteli spagetti' alayım."
"Günün menüsü köri."
"Ne?"
"Günün menüsü köri."
Başhizmetçi siparişini almayı açıkça reddedince Masachika hafifçe sinirlense de günün menüsünü seçmeye karar verdi. Ta ki...
"Dur bir dakika. Sırf uğraştırıcı olduğu için makarna haşlamak istemiyorsun, değil mi?"
"Ah, bu kadar belli miydi?"
"Tabii ki belliydi. Festivaldeki tüm yemek projelerini kimin kontrol ettiğini sanıyorsun?"
Festivalde sunulan tüm yiyeceklerin sağlık merkezi tarafından onaylanması ve denetlenmesi gerekiyordu; bu yüzden herhangi bir sorun olmadığından emin olmak için tüm pişirme süreci önceden izlenmeliydi. Dahası, Masachika hazırlıklarda görev aldığı için körinin hazır olduğunu biliyordu. Yani tek yapmaları gereken bir paket köriyi mikrodalgada ısıtıp bir kase pirincin üzerine dökmekti ki bu sadece birkaç dakika sürerdi. Öte yandan, köfteli spagetti için makarna haşlamaları gerekiyordu ve bu zaman alırdı. Üstelik körinin kar marjı çok daha yüksekti.
"Aslında... köri oldukça pahalı. Ev yapımı olsa bile bir okul festivalinde köriye bin yen istemek biraz aşırı."
Bazı öğrencilerin aileleri ne kadar zengin olursa olsun, tek bir yemek için dört haneli rakamlar istemek normal değildi. Yanında çok kaliteli bir kahveyle set olarak gelse belki affedilebilirdi ama körinin "hizmetçi eli değmiş" olduğu iddiasıyla eklenen değerle bile, sonuçta sıradan bir köriydi. Fiyat çok zorlama görünüyordu. Yine de bu başhizmetçinin geçerli bir sebep olmadan fiyatı bu kadar yüksek tutmasına imkan yoktu.
"Küçük yazılara bir göz atın. Köri sipariş eden herkes, bir hizmetçiyle fotoğraf çektirme şansı kazanmak için yapılacak çekilişe otomatik olarak katılacak."
"Hizmetçiyle fotoğraf mı...?"
Masachika daha önce hiç hizmetçi kafesine gitmemiş olsa da, bazı dükkanların yeterli puan toplayan müşterilerin hizmetçilerle fotoğraf çekilmesine izin verdiğini duymuştu. Ancak köri siparişiyle bir şans kazanmak, ona bazı idollerin imza günleri için yaptığı çekilişleri hatırlatmıştı.
"Bu arada, kazanma şansımız nedir?"
"Bu hizmetçilere özel bir sır, efendim."
"Vay canına, demek en azından bana 'efendim' diyeceksin," diye homurdandı Masachika, sanki en çok buna şaşırmış gibi. Bu durum Sayaka'nın bakışlarını indirmesine ve sessizce gözlüklerini düzeltmesine neden oldu.
"...Endişelenecek bir şey yok. Çekilişte hile yapılmıyor. Hatta tam tersi."
"Pekala. Yani aslında şundan endişelenmiyordum da..."
"Affedersiniz! Buraya bir porsiyon daha 'şanslı köri' alabilir miyiz? Köri olmasın lütfen!"
"Ben de istiyorum!"
"İşte çekiliş biletleriniz."
“Şey… Kusura bakmayın ama, az önce son derece karanlık bir pazarlığa mı şahit oldum ben?”
“Sana öyle gelmiştir.”
“O zaman şunu nasıl açıklayacaksın?! Şunların gözlerine baksana! Resmen kumar batağına saplanmış müptelaların gözleri bunlar!”
“Biz kimseyi bir şeye zorlamıyoruz. Tek arzumuz ustalarımızı memnun etmek.”
“…! Ş-şey, böyle söyleyince karşı çıkmak gerçekten zor oluyor, her ne kadar yaptığınız yanlış olsa da…”
Aslında tartışma kraliçesinin her duruma uygun bir kılıf uydurabilmesine şaşırmamak gerekirdi. Hatta Masachika, kızın hiç istifini bozmadan, utanmadan böyle bahaneler üretebilmesine hayran kalmıştı. Yuki bile sanki büyülenmiş gibi kendi kendine kafa sallıyordu.
“İlginç. Görünüşe göre kafenizdeki düşük müşteri trafiğini, müşteri başına düşen yüksek harcama miktarıyla telafi ediyorsunuz.”
“Vay canına… Analizlerinle ortamın havasını bozmakta üstüne yok. Burası bir hizmetçi kafe; insanların hayal kurmaya geldiği bir yer.”
“Usta, belki de artık uyanmanız gerekiyordur. Alt tarafı bir hizmetçi kafe sonuçta.”
“Bana buradan yeni bir baş hizmetçi bulabilir misiniz?!”
Hayallerini acımasızca yıkan ve modunu düşüren baş hizmetçiye bağırdıktan sonra Masachika, kazanmakla pek ilgilenmese de köri siparişini verdi. Yuki ve Alisa da aynısını yapınca, üç kişilik içecek ve köri söylediler.
“Nasıl isterseniz. Yemeklerinizle birazdan döneceğim.”
Sayaka yanlarından ayrılınca Masachika kafeyi söyle bir süzdü. Onu asıl şaşırtan şey ise her hizmetçi kızın farklı tipte bir hizmetçi üniforması giyiyor olmasıydı.
“Sadece bu üniformalar bile dünyanın parasıdır… Mekânın dekorasyonundaki sadeliğe bakılırsa, bütçenin çoğu buraya gitmiş herhalde.”
“Kimin aracı olduğunu bilmiyorum ama bir öğrenci bağlantılarını kullanarak tüm bu hizmetçi kıyafetlerini yok pahasına kiralamış.”
“Cidden mi? Öğrenci konseyi muhasibi olduğun için her şeyden haberin var tabii.”
Ancak Masachika, göz göze gelmek için önüne döndüğünde Alisa’nın buz gibi bakışlarıyla karşılaştı.
“Demek… senin zevkin bu, öyle mi?”
“Ne? Ah, hayır. Hizmetçilere karşı özel bir ilgim olduğundan değil… Yani, kıyafetlerinin sevimli olduğunu düşünüyorum herhalde? Hani şu nerd tarzı bir sevimlilik?”
“Öyle mi?”
“Ama girişte… Bayan Mizoguchi’ydi değil mi, onunla konuşurken ağzın kulaklarındaydı,” dedi Yuki.
“Ne? Hayır, değildi—”
“Valla bana öyle göründü,” diyerek Alisa araya girdi ve Masachika’yı anında susturdu. Masachika şahsen o hizmetçiye karşı bir şey hissettiğini düşünmüyordu ama kendini açıklaması gerekiyordu; tam umutsuzca doğru kelimeleri bulmaya çalışırken Yuki aniden kıkırdamaya başladı.
“Şaka yapıyorum. Sadece takılıyordum sana Masachika. Ne de olsa sen ilk tanıştığın insanlarla pek ilgilenmezsin, değil mi?”
“Bunu biraz daha düzgün ifade edebilirdin ama… evet, sanırım öyle,” diye itiraf etti Masachika buruk bir tavırla. Çünkü Yuki’nin tespiti aşağı yukarı doğruydu. Masachika, sosyal bir etkileşimi olmayan insanlara karşı hiçbir zaman çekim hissetmezdi. Onun için az önceki hizmetçi gibi yeni insanlarla tanışmak, televizyonda bir pop yıldızı veya aktris görmekten farksızdı. Onları sevimli, güzel bulabilir ya da vücutlarını beğenebilirdi ama hepsi bu kadardı; onlarla arkadaş olma isteği duymazdı. Tabii eğer bir şekilde onlarla iletişime geçerse, belki o zaman bir şeyler hissetmeye başlayabilirdi. Nitekim Alisa ile ilk tanıştığında da, Oha. Gerçekten çok güzel, diye düşünmüştü ama onu daha yakından tanımakla ilgilenmemişti. Tek istisna Maria’ydı; yani teknik olarak “Mah”.
Ve bu da demek oluyor ki… bu ilk görüşte aşktı.
Masachika derin düşüncelere dalmışken, tam karşısında oturan Yuki, Alisa’ya doğru eğilip kulağına fısıldadı:
“Alya, Masachika bizi tamamen görmezden gelip başka bir kadını düşünüyor.”
“Değil mi? Ben de tam aynısını söyleyecektim.”
“Hey, biri bana bir kadının sezgilerinin bilimsel olarak nasıl çalıştığını açıklayabilir mi?”
Masachika zihin okuyan bu ikiliye şüpheyle baktı ama Alisa soruyu görmezden gelip soğuk bir tavırla cevabı zorladı.
“Eee? Kimi düşünüyordun?”
“…Ayano’yu. Hani o da bir hizmetçi ya, o yüzden.”
“Hım? Gerçekten çok tatlı bir kız, değil mi?”
“…Sen de hizmetçi kıyafetiyle çok tatlı görünürdün Alya,” dedi Masachika.
Bunu söylerken samimiydi ama aynı zamanda kızı memnun edip durumu toparlamak istiyordu. Ancak bir saniye sonra aniden şaşkınlıkla başını yana eğdi.
“Bekle bir dakika. Neden seni daha önce hizmetçi kıyafetiyle görmüşüm gibi bir his var içimde?”
“…Sadece hayal gücün. Muhtemelen başka bir şeyle karıştırıyorsun.”
“Öyle mi…? Peki… Öyle diyorsan öyledir,” diye kabul etti gönülsüzce. Bu durum Yuki’nin dudaklarında muzip bir gülümseme oluşturdu.
“Vay canına. Hizmetçi üniformalarını gerçekten seviyorsun Masachika. Belki ben de hizmetçi gibi giyinmeye başlamalıyım?”
“Seni ne mutlu edecekse onu yap.”
“…Masachika, neden son zamanlarda bana biraz kötü davranıyormuşsun gibi hissediyorum?”
“Ne? Neden sevimli bir kostüm giymenle ilgileneyim ki? Değil mi ama?”
Alisa’nın sitem dolu bakışları kaşlarını çatmış partnerinin üzerinde daralsa da, içindeki üstünlük hissiyle dudağını büktü. Ancak…
“Bir anlığına hayran kalır, sonra bir fotoğrafını çekerdim, hepsi bu.”
“Vay canına. Ne kadar da cesurca!♪”
“Şaka yapıyorum Alya. Sadece şakaydı, tamam mı?” dedi Masachika, kızın gözlerindeki saf kaos parıltısını görünce. Tabii ki aslında şaka yapmıyordu; çünkü Yuki gerçekten sevimli bir hizmetçi kıyafeti giyse, tonlarca fotoğrafını çeker ve bütün gün ona hayran hayran bakardı. Ama bunu itiraf etmenin sadece bela getireceği aşikârdı, bu yüzden şaka yaptığını iddia etmeye karar verdi.
Her şeye rağmen Alisa ikna olmuş gibiydi, yine de burnunu havaya dikip bakışlarını hızla başka yöne çevirdi.
“Bu da neydi şimdi? Ha-ha,” diye zoraki bir gülümsemeyle şaka yaptı. Çünkü Alisa biraz sinirli görünse de ona karşı ne hissettiği gün gibi ortadaydı.
Gerçi bu durumu sadece arkadaşını kıskanması olarak da yorumlayabilirdiniz.
“”
…Ya da değil. Evet. Kesinlikle bir arkadaş olarak değil, bir kadın olarak görülmek istiyordu.
Ve Alisa’nın bunun farkında bile olmaması Masachika’nın aklını karıştırıyordu.
Belki de kendi zihninde, partnerinin, yani benim, onu her zaman diğerlerinden üstün görmemi istiyordur? Ne de olsa kazanmayı seviyor…
Ancak o herhangi bir sonuca varamadan baş hizmetçi, ellerinde köri ve içeceklerle geri döndü.
“Beklettiğim için özür dilerim. ‘El yapımı ev yapımı şanslı köri.’ Afiyet olsun.”
“Oh, teşekkürler.”
Yiyecek ve içecekleri servis ettikten sonra Sayaka, masaya üzerinde bir delik olan bir kutu bıraktı.
“Bunlar çekiliş biletleri.”
“Demek arka plandaki o acı dolu feryatların sebebi bu.”
“Ne kadar kaba. Şuradaki usta sadece şanssızdı. Hepsi bu.”
“Şans mı sorumlu acaba, merak ediyorum.”
Masachika dile getirmese de büyük banknotların harcandığından emindi; çünkü kulak kabarttığında, “Bir dahaki sefere kesin çıkaracağım” ve “Bundan daha fazlasını harcayamam” diyen bitkin sesler duyabiliyordu. Hatta Nonoa’nın tatlı bir dille müşterilere bir içecek daha isteyip istemediklerini sorduğunu bile işitiyordu. Ama bu adamlar o koltuklara oturdukları an işleri bitmişti. Son kuruşlarına kadar sömürüleceklerdi. Çok tekinsizce.
Bu adamların sadece şanssız olduğunu söylemek onlara daha da acımama sebep oluyor…
Kutuya elini uzatıp bir kâğıt parçası çekerken Masachika’nın aklından geçen ilk düşünce buydu. Kâğıdı açtığında içindeki “Kazanan” yazısını gördü.
“Ha?”
“Gördün mü? Her şey sadece şanstan ibaret,” dedi Sayaka ve sonra odaya doğru yüksek sesle duyurdu: “Tebrikler! İlk kazananımız belli oldu!”
Bu duyuru diğer müşterileri vazgeçmeye ikna etmiş gibiydi ama tam masalarından kalkacaklarken Nonoa bir akbaba gibi anında tepelerine çöktü.
“Bir içecek daha ister miydiniz?”
“…Evet, lütfen. Ve bir tane daha şanslı köri!”
“Hım… Ben de istiyorum!”
“İç çeker… Bu zavallı budalalar yine kumarın heyecanına yenik düştüler…”
Eğer önce bir sakinleşip düşünselerdi, kazanan biletlerden biri artık gittiği için şanslarının daha da düştüğünü anlarlardı; ama muhtemelen artık mantıklı kararlar verebilecek durumda değillerdi. Gerçek bir yarışma olmasa da, içeri girer girmez ilk denemesinde kazanan birine kaybetmek istemeyen pek çok kişi vardı.
Bekle bir dakika. Kazanmam gerçekten bir tesadüf müydü? Olamaz, diye düşündü. İmkânsız… Masachika’nın kazanması, bu kumarbazlar için oyunun heyecanını aslında yeniden körüklemişti. Bir kez kafasına şüphe tohumu ekilince, diğer kâğıt parçalarının sıkıca katlandığını, kendisininkinin ise oldukça gevşek ve yakalanmasının kolay olduğunu fark etti…
“Aa, benimkinde ‘Tekrar Deneyiniz’ yazıyor.”
“Benimkinde de…”
Yuki ve Alisa kaybeden biletlerini masaya bırakırken Masachika dik dik Sayaka’nın gözlerinin içine baktı; ama kız o yumuşak gülümsemesini bir maske gibi takınmıştı, ne düşündüğünü anlamak imkânsızdı.
“Şimdi Usta, fotoğraf çektirmek istediğiniz hizmetçiyi seçme vakti.”
“Ha? Oh, şey…”
“Bu arada en popüler hizmetçimiz Nonoa’dır.”
“Yok, o hariç herhangi biri—”
“Evet, onu seçeceğinizi tahmin etmiştim. Nonoa! Buradaki ustamız seninle fotoğraf çektirmek istiyor!”
“Sen beni dinliyor musun hiç?!” diye bağırdı Masachika.
“Hemen geliyorum!♡… Beni mi çağırdın Usta?♡”
“…”
Nonoa hâlâ aşırı sevimli davranıyordu; bu da Masachika’nın ona gerçekten buz gibi bir bakış atmasına neden oldu ama kız bu öfkeyi ustalıkla görmezden geldi.
“Hadi gel Usta.♡ Şurada birlikte bir fotoğraf çekilelim.♡”
Nonoa; üzerinde her renkten kalplerin, çiçeklerin ve hatta kurdelelerin çizili olduğu, sosyal medyaya layık mükemmel bir kare oluşturacak karatahtaya doğru yöneldi.
“Oh… Fotoğrafı orada mı çekileceğiz?”
Masachika dürüst olmak gerekirse bu tekinsiz yaratıkla fotoğraf çektirmeyi hiç istemiyordu ama başka bir kız istemenin muhtemelen daha fazla soruna ve yanlış anlaşılmaya yol açacağını bildiğinden sesini çıkarmayıp ayağa kalkmaya karar verdi.
"Bu olamaz..."
"Nonoa’m benim..."
Odanın her köşesinden, akıl tutulması yaşayan erkeklerin acıklı feryatları yükseliyordu.
"Acınızı paylaşıyorum beyler. Oyun bitti, buraya kadarmış," diye mırıldandı Yuki.
"Oyun bitti mi?"
Masachika, Yuki ve Alisa arasındaki bu kısa diyaloğu dinlerken karatahtanın önüne geçti. Nonoa neredeyse anında ona bir parça tebeşir uzattı.
"Bu sizin için Usta. Lütfen isminizi tam şuraya yazar mısınız?"
"İsmimi mi?"
"Evet. Fotoğraf çekilmeden önce isimlerimizin yan yana yazılı olmasını istiyorum.☆"
Tahtaya biraz daha yakından bakınca, ortada şemsiyeye veya haça benzeyen bir çizim fark etti; Nonoa’nın ismi çizginin sol tarafındaydı.
Hadi bakalım. Durumun daha ne kadar utanç verici olabileceğini merak ederken tam üstüne bastım.
Hizmetçi kafelerindeki müşteriler için bunun olağanüstü derecede harika bir deneyim olması gerekse de Masachika için bu bir halka açık idam töreninden farksızdı. Sırtına saplanan bakışlar bıçak gibiydi; ona karşı beslenen kin havada elle tutulur hale gelmişti.
"Usta?"
Tereddütle de olsa Nonoa’nın baskısına boyun eğdi ve tahtaya ismini yazdı ama orada durmadı. İsimlerinin hemen altına şunu ekledi: "Yükseklere Uç! Geleceğin Öğrenci Konseyi Biziz!"
Tahmin edileceği üzere Nonoa’nın yüzü bir anlığına donup kaldı, ardından dudakları kurnaz bir kedi gibi kıvrıldı.
Kıkırdar. "Çok komiksiniz.☆"
Bu hafif fısıltının ardından melekler gibi gülümsedi.
"Tamamdır! Biz burada hazırız!" diye ilan etti Sayaka’ya dönerek. Masachika ancak o zaman rahatlamayla içini çekebildi; ne de olsa mazoşist bir aşağılanma fetişi yoktu. Tek istediği Kujou ve Kuze ikilisinin, Taniyama ve Miyamae ekibiyle birlikte çalıştığını vurgulamaktı. Bu açıdan düşününce o kadar da utanç verici değildi ki—
"Şimdi, ellerinizle göğsünüzün önünde bir kalp yapın, tamam mı? Geriye doğru sayacağım: Üç, iki, bir ve aşk ışını! Sonra fotoğrafı çekeceğiz," diye talimat verdi başhizmetçi acımasızca.
Masachika o gün ruhunun bir parçasının öldüğünü hissetti.
"Köri gerçekten çok güzeldi, değil mi?"
"Evet, eti de sebzesi de boldu. Beklediğimden çok daha doyurucu çıktı."
Masachika, Alisa ve Yuki, beklentilerini aşan o güzel pişmiş körinin memnuniyetiyle yerlerinden kalktılar.
"Henüz pes etmeyeceğim! Limitleri zorlama vakti!" diye kükredi birisi.
"Artık geri dönüş yok!" diye bağırdı bir başkası.
Üçlü, dönüşü olmayan noktayı çoktan geçmiş olan çığlık çığlığa kurbanları görmezden gelerek hesap ödemek üzere kasaya yöneldi.
"İşte az önceki fotoğrafınız. Tebrikler."
"Vay canına, teşekkürler..."
Aslında hiç istemiyordu. Hatta bu fotoğraf kesinlikle bugünün utanç verici bir hatırası olacaktı, bu yüzden onu hemen çöpe atmak istiyordu ama bu kadar insanın önünde bunu yapmaya çekindi.
Eve gidene kadar bekleyip sonra atarım herhalde...
Masachika fotoğrafa göz ucuyla bile bakmadan hemen göğüs cebine tıktı. Kafeden ayrıldıktan sonra yemek yerken yaptıkları planı uygulayıp okul bahçesine gitmeye karar verdiler.
"Affedersiniz.☆"
"Oha."
Nonoa, koridordaki her öğrencinin bakışları eşliğinde yanlarından geçip F Sınıfı’nın sınıfından daha fazla yemek almaya gidiyordu. Ne olursa olsun, içeride neler döndüğünü anlamak için üçünün de sınıfa göz atmasına bile gerek yoktu, çünkü tam önünden geçerken şunları duydular:
"Çok meşgul olduğunuzu biliyorum ama bunu başarabileceğinize güvenim tam! Size güveniyorum.♡"
"Bize güvenebilirsin! Beyler, hadi yapalım şu işi!"
"Eveeeeet!!"
Masachika, arka plandaki kusursuz eğitimli askerlerin seslerini dinlerken boşluğa doğru baka kaldı. Alisa ise sınıfa hafif bir şaşkınlıkla baktı ama kısa sürede her şeyi anlamış gibi başını salladı.
"Kafede neden hiç erkek öğrencinin çalışmadığını merak ediyordum. Görünüşe göre hepsini mutfağa sürmüşler."
"Evet, hizmetçi kafe fikrini muhtemelen bir erkek ortaya atmıştır ama bu işte bir terslik var. Sanki erkeklerin toplumsal hiyerarşinin en altında olduğu bir dünya yaratmışlar."
Hizmetçiler erkek müşterilerin parasını sömürürken, erkek sınıf arkadaşları da tüm ağır işleri yapıyordu. Sayaka’nın liderlik becerileri Nonoa’nın şeytani büyüsüyle birleşmiş olmalıydı; çünkü bu neredeyse bir beyin yıkama seansına benziyordu.
"Şef! Sorunumuz var! Yemekleri hazırlamak için yeterli tencere yok!"
"Cık. O zaman gidip bir tane al be hey sersem!"
"Bekle. Bir tane daha kazan mı almamı istiyorsun...?"
"Sorun ne? Oradaki hanımlar müşterilerimizle ilgilenmek için canla başla çalışıyor, senin de işini ciddiye alma vaktin geldi artık!"
"...! Emredersiniz efendim!"
Çocukların arasındaki diyalog, sıradan bir kaba saba erkek muhabbetinin ötesine geçip askeri bir kışladaki emir komuta zincirini andırıyordu.
"...Şimdi düşününce, o kafede gerçekten tekinsiz işler dönüyor."
"Bunu söylemek için biraz geç olduğunun farkındayım ama eğer onları yenmeseydik, Sayaka ve Nonoa ortaokulda öğrenci konseyi başkanı ve yardımcısı olarak gerçek birer efsane olabilirmiş."
"Sınıf arkadaşlarını zorluyor gibi de durmuyorlar... Hatta iyi niyetli bir yorum yapmak gerekirse, bu çocukları bir arada çalıştırmak konusunda iyi iş çıkardıklarını bile söyleyebiliriz, değil mi?"
Üçü, bulundukları bölgeden uzaklaşırken tuhaf ve huzursuz bir ifadeyle sohbet ettiler. Yaklaşık otuz dakika boyunca diğer sınıfların etkinliklerini ve stantlarını gezdikten sonra Yuki aniden saate baktı:
"Ah, okul festivali komitesindeki görevime dönmeme yirmi dakika kalmış. Gitmeden önce benim sınıfın etkinliğini de görebilir miyiz diye merak ediyordum."
Diğer ikisi de onaylayınca, geleneksel bir Japon festivali gibi süslenmiş olan hazırlık sınıfı A şubesine uğradılar. Duvarlarda kağıt fenerler asılıydı; yo-yo avlama, hedef vurma ve hatta halka atma oyunları vardı.
"Hoş geldiniz— A-Alisa Kujou mu?! Oha..."
Girişin yanındaki bir çocuk, Alisa’nın görüntüsü karşısında dili tutulmuş, ağzı açık bir şekilde baka kalmıştı. Diğer öğrenciler de şaşkınlık dolu sesin geldiği yöne baktıklarında aynı tepkiyi verdiler; hepsi donup kalmıştı. Bu komşu sınıf Alisa’yı görmeye alışık olsa da onu bir elf kostümü içinde görmek çok sarsıcı gelmişti.
"Tünaydın millet. Bu ikisine etrafı ben gezdireceğim, siz bize aldırmayın," diyerek zihnen uyuşmuş sınıf arkadaşlarına seslendi Yuki ve onları gerçekliğe döndürdü. Zaman yeniden akmaya başladı; herkes işinin başına dönse de diğer müşterilerle meşgul olmalarına rağmen gözlerini Alisa’dan alamıyorlardı. Neyse ki müşteriler de aynı durumdaydı.
"Ee Alya, denemek istediğin bir şey var mı?"
"Şey... Yo-yo avlamayı denemek isterim. Katıldığımız son festivalde bir tane bile balon yakalayamamıştım."
Bu sözler Alisa’nın dudaklarından döküldüğü an, yo-yo standındaki müşteri hemen kenara çekildi; bu durum Alisa’yı şaşırttı.
"G-gelin! Şansınızı yo-yo avında deneyin hanımefendi!" diye kekeledi standın başındaki erkek öğrenci. Sesinde bariz bir keyif ve üstünlük duygusuyla onu davet ediyordu. Ancak Alisa çekinerek tezgaha doğru ilerlemeden önce Masachika cübbesini çıkarıp ona uzattı.
"...? Ne oldu?"
"Bunu beline bağla. Geçen sefer bacaklarının ne kadar ıslandığını hatırlıyor musun?"
"Ah..."
Masachika’nın cübbesi seri üretim ucuz bir kumaş parçası olsa da Alisa’nın kostümü son derece kaliteli ve el yapımıydı; onu ıslatmak büyük yazık olurdu. En azından Masachika’nın öne sürdüğü bahane buydu; aslında tek istediği Alisa tezgahın önünde çömeldiğinde iç çamaşırının görünmediğinden emin olmaktı. Alisa, niyetini anlamış gibi ona sert ama biraz da mahcup bir bakış attıktan sonra alçak sesle teşekkür ederek cübbeyi kabul etti. Masachika onun peşinden yo-yo tezgahına gitti ama birkaç saniye içinde etraflarında bir kalabalık oluştu. Masachika acı acı gülümsedi.
"Cidden mi? Diğer stantlar ne olacak?"
Diğer stantlardan sorumlu sınıf arkadaşlarının görevlerini terk ettiğini gören Yuki’nin kaşları çatıldı.
"Pekala, madem tüm müşteriler izlemek için burada toplandı, çok da büyük bir sorun değil sanırım... Görünüşe göre Alya’nın varlığı tek başına işler için kötü."
"Evet... Bu arada, peşimizden gelen şu 'aura' hakkında bir espri yapmalı mıyım?"
"Lütfen onu görmüyormuş gibi davranmaya devam et. Onun gibi hizmetçiler için bu hassas bir konu gibi görünüyor."
"Tamamdır."
"Her neyse, burada ilgini çeken bir şey var mı? Bugün benim misafirimsin. Maalesef sana ödül veremeyiz ama."
"Ödül yok mu?"
"Tabii ki yok. Buna izin verirsek son ödüle kadar hepsini kazanıp bizi dımdızlak bırakırsın, değil mi?"
"Haklısın."
Etrafta kimse olmadığı için birbirleriyle biraz daha samimi konuşuyorlardı.
"Ah... Ama şimdi düşününce, senin bile şunu kazanmakta zorlanacağını sanıyorum."
Yuki, hedef vurma standının en üst rafının ortasında duran oyuncak ayıyı işaret etti. Diğer ödüllerin aksine rafta oldukça sağlam duruyordu; onu devirmek için birkaç zayıf atıştan fazlası gerekeceği belliydi.
"...Bana meydan okuyor gibi hissettirdi."
"O oyuncak ayı görünüşe göre türünün tek örneğiymiş. İngiltere’deki çok ünlü bir marka için tanınmış bir zanaatkar tarafından el yapımı olarak üretilmiş. Meraklıları arasında böyle bir ödülün ne kadar kıymetli olduğunu tahmin edersin."
"Peki, o zaman neden okul festivalinde ödül olarak kullanıyorsun?"
"Çünkü burası Seirei Akademisi."
"Cık. Haklısın," diye mırıldandı Masachika. Hedef atış standına doğru ilerlerken, bir ağabey olarak kendisine meydan okunduğunda geri adım atmamanın asli görevi olduğunu biliyordu.
Yuki, "Beş atış üç yüz yen," dedi.
"Bana para mı ödeteceksin?"
"Karşılığında, eğer onu devirebilirsen oyuncak ayıyı alabileceğine söz veriyorum," diye yemin etti Yuki, yüzünde ciddi ve vakur bir ifadeyle. Ancak hemen ardından gerçek benliğini ele veren şeytani bir gülümseme belirdi yüzünde. Kulağına eğilip fısıldadı: "Onu Alya'ya vermeye ne dersin sevgili ağabeyim? Böylece bugünü hatırlatacak bir hatırası olur."
Masachika, omzunun üzerinden yo-yo yakalama standındaki Alisa'ya ciddi bir bakış attıktan sonra sessizce cüzdanını çıkardı.
"Beş mantar alayım."
"Buyur bakalım."
Yuki mühimmatı uzatır uzatmaz, Masachika tüfeği sanki kırk yıllık nişancıymış gibi doldurdu. Arpacığı oyuncak ayının tam üstüne gelecek şekilde hizalayıp odağını topladı ve tetiği sessizce çekti. Mantar, oyuncak ayıyı tam kafasından vurdu…
…ama sadece üzerinden sekip gitti.
"Bu ne biçim oyuncak tüfek böyle? Gücünü daha fazla kısamaz mıydınız?"
"Sana imkansız olduğunu söylemiştim."
"Tamam da, pençe makinelerinde bile kolların en azından kazanma şansın varmış gibi hissettirecek kadar gücü olur."
Alnına yediği o muazzam atış, ayının kafasını ancak şöyle bir oynatabilmişti; ayı hâlâ gururla rafındaki yerinde duruyordu.
Masachika, oyuncak ayının çok hafifçe öne eğildiğini fark edince, "...Hey, Yuki. Kaç tüfeğiniz var?" diye sordu.
"…? Toplam dört tane."
"Hepsini çıkar."
Yuki dört tüfeği masaya dizince, Masachika kalan mantarlarını her bir silaha birer tane olacak şekilde paylaştırdı.
"…Hepsini peş peşe mi ateşleyeceksin? İşe yarayacağından şüpheliyim."
"Yuki…" Masachika, kız kardeşini aceleci kararlar verdiği için azarlarmış gibi adını mırıldandı ve bakışlarını tekrar oyuncak ayıya çevirdi. "Aslında son zamanlarda gizli enerji patlamaları üzerinde çalışıyorum."
"Oha, ciddi misin? Resmen gerçek hayat süper kahramanısın."
Masachika, kız kardeşinin içindeki o gizli inek tarafın dışarı sızmasına bıyık altından güldü ve tüfekle pozisyon alırken çenesini yavaşça yukarı kaldırdı.
"İzle de öğren. Her şey içindeki enerjiyi nasıl yönlendirdiğinle ilgili," dedi küstahça ve tetiğe asıldı. Mantar oyuncak ayının hemen altından geçti, arkadaki yazı tahtasından sekti ve tam ensesine isabet etti. Vurup vurmadığını kontrol bile etmeden hemen diğer silaha geçti; aynı noktayı defalarca tam isabetle vurarak oyuncak ayıyı yavaş yavaş öne itti. Sonunda ayı alt rafa yuvarlanırken oradaki diğer ödülleri de beraberinde devirdi.
"İşte bu kadar."
"Ne demek bu kadar? Ben hiçbir enerji patlaması görmedim."
"Çünkü o enerji görünmezdir."
"Aman, kes sesini," dedi Yuki, iç çekip gözlerini devirerek oyuncak ayıyı yerden alırken.
"Of ya… Hâlâ bunu yaptığına inanamıyorum. Onu yarına büyük ödül olarak saklamayı umuyordum ama neyse, söz sözdür. Al bakalım."
Yuki pelüş oyuncağı uzatırken, Masachika keskin bir sırıtışla Alisa’ya doğru bir göz attı.
"Heh. Hadi bakalım. Şimdi onu hem utandırma hem de mutlu etme zamanı♪," diye takıldı Yuki. Ancak Masachika oyuncak ayıyı doğrudan ona geri uzattı.
"Hmm…?"
"Senin olsun."
"Ha?"
Yuki gerçekten afallamış görünüyordu.
Masachika, tatlı ama bir o kadar da hüzünlü gözlerle, "Artık pelüş oyuncak alabiliyorsun, değil mi?" diye hatırlattı. Yuki, çocukken birlikte yaşadıkları dönemde ağır bir astım hastasıydı; bu yüzden toz ve mikrop toplayabilecek pelüş oyuncaklara veya benzeri şeylere asla izin verilmezdi. Bebekliğinden beri yanında taşıdığı oyuncak ayı bile elinden alınmış, her şeyden önce temizliğin öncelikli olduğu, hastane odasını andıran aşırı sade bir odada kalmak zorunda bırakılmıştı. Bu yüzden Masachika, eskiden atari salonlarında kazandığı oyuncakların hiçbirini ona verememişti. Şimdi onu harekete geçiren, işte o günlerin pişmanlığıydı.
"…"
Yuki oyuncak ayıya sıkıca sarıldı ve başını öne eğdi. Omuzları birkaç saniye boyunca sanki duygularını bastırmaya çalışıyormuş gibi titredi. Sonunda başını kaldırdığında yüzünde sakin ve vakur bir ifade vardı.
"Oh be… Az kalsın gidiyordu. Gün ortasında, hem de kendi sınıfımda tehlikeli bir şey yapmadan kendimi tuttuğuma sevindim."
"Ne yapacaktın ki?"
"Of. Neden bağlılığımı daha da artırmaya çalışıyorsun? Zaten maksimum seviyedeyim."
"Sadece mevcut durumu korumaya çalışıyorum."
"Cık. Benim ağabeyim nasıl bu kadar sevilesi olabiliyor?" diye mırıldandı Yuki, yüzünü oyuncak ayıya gömüp mahcup bir şekilde bir sağa bir sola sallanırken.
"Kıkırdar… Yapma ya… Sevgili ağabeyim, neden benim ağabeyimsin ki?"
"Çünkü senden önce doğdum."
"Hepsi bu mu? O zaman sana saygı duymama gerek yok demektir," diye cevap verdi Yuki, şaşırtıcı derecede ciddi bir ifadeyle.
"Bu da nereden çıktı şimdi?" Ama bir an düşündükten sonra durumu fark etti ve kız kardeşine sitem dolu bir bakış attı. "Aslında, bana gerçekten saygı gösterdiğin tek bir an bile hatırlamıyorum."
"…Biliyor musun? Ben de hatırlamıyorum."
"İşte ispatı."
"Eğer saygı istiyorsan, bunu hak ettiğini bana göstermen gerekecek."
"Eğer saygı duyabileceğin bir ağabey olmamı istiyorsan, o zaman senin de buna layık olduğunu göstermen gerekecek."
"Dünyanın en tatlı kız kardeşine sahip olmakla ilgili bir sorunun mu var?"
"Anlık ruh hali değişimleriyle ilgili bir sorunum var diyelim."
"Birinin beni izlediğini hissettim, bu yüzden hemen hanımefendi moduna geçmem gerekti."
"Bu nasıl bir süper güç böyle?"
"Havalı, değil mi?"
"Bana sorarsan tuhaf."
Yuki zarifçe kıkırdadıktan sonra kendini tutamayıp tekrar o şapşal gülümsemesini takındı.
"Teşekkür ederim Masachika."
"Rica ederim."
Masachika elini uzatıp saçlarını okşayacak gibi oldu ama hemen kendini durdurup sadece başıyla onaylamakla yetindi. Yine de Yuki, bu kadar silik bir hareketi bile kaçırmamışçasına yumuşak bir şekilde gülümsedi. Havada kardeşlik sevgisi süzülüyordu… Ta ki soğuk bir rüzgar esip ikisini de irkiltene kadar.
Hemen kaynağı aradılar ve kalabalığın arasından Alisa'nın onlara dik dik baktığını gördüler. Etrafındaki öğrenciler, adeta hortlamış bir hayalet gibi duran Alisa'nın o uğursuzurasından korkup geri çekilmişlerdi. Kalabalığı, Musa’nın Kızıldeniz’i yardığı gibi yararak yaklaştı ve Masachika’ya feri sönmüş, neşesiz gözlerle gülümsedi.
"Eğleniyor gibisin."
"E-evet, sen de öyle. Herkesin tezahüratlarını duydum."
"Evet… Kolay olmadı ama sonunda bir balon yakaladım."
"Gerçekten mi? Harika—!"
"Eee? Ben orada tek başıma çabalarken siz ikiniz ne yapıyordunuz?"
Başını hafifçe yana yatırıp keyifsizce sırıttı; flört ettiklerine dair bir şaka bile yapsa onu orada öldüreceği her halinden belliydi. Bu yüzden Masachika gerçeği söylemeye karar verdi.
"…Hedef vuruyordum," dedi düz bir sesle.
"Eee?"
"Yuki büyük ödülü alamayacağımı söyledi… Ben de yanıldığını kanıtlamak istedim."
"Öyle mi? Sonra?"
"Büyük ödülü kazandım… Ama, yani… Ayıyı kendim için pek istemiyordum… O yüzden ona verdim."
"Öyle mi dersin?" dedi Alisa.
O anda A sınıfındaki diğer öğrenciler de durumu fark etmiş gibiydi.
"Ne…?! Bir dakika! Oyuncak ayıyı raftan mı indirdi?!"
"Olamaz! Kaçırdığıma inanamıyorum!"
"Hadi canım, imkansız. Kimse görmedi mi?"
Ancak Yuki sınıfın bir köşesine dönüp sordu:
"Hakkıyla kazandı. Değil mi Ayano?"
O ana kadar havadan ayırt edilemeyen Ayano, bir adım öne çıktı.
"Doğrudur," diye onayladı ifadesizce; bu sözler oradaki tüm öğrencilerin aklını başından aldı. Sınıfı bir anda acı feryatları kapladı. Kimisi hayal kırıklığı içindeydi, kimisi ise artık büyük ödül kalmadığı için festivalin geri kalanı adına panikliyordu. Oda tam bir kaosa sürüklenmişken Ayano, sanki gurur dolu ve derin duygular içindeymişçesine aniden duyurdu:
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.