Rusça Gizlenen Duygular: Sözlü Atışmalar

“Olmadı yani, öyle mi?”

“Evet… Ama onları suçlayamam.”

Alisa’nın gruba vokal yapmayı kabul etmesinden bir gün sonra, Masachika odasında Takeshi ile telefonda konuşuyordu. Konuşmaları, grubun basçısı Ryuuichi ve klavyecisi Riho hakkındaydı.

“Neyse, ikisi de gruptan bir süreliğine uzaklaşmak istediklerini söyledi… ‘Bir süre’ ne kadar sürer bilmiyorum ama okul festivaline yetişeceğimizden gerçekten şüpheliyim.”

Takeshi’nin alışılmadık derecede bıkkın sesi, onlarla uğraşmaktan ne kadar yorulduğunu açıkça gösteriyordu.

“Halini anlıyorum. Zaten bunca kıskançlık ve kötü his varken sahneye çıkmak zor olurdu herhalde.”

“Evet, haklısın galiba… Neyse, Riho’nun da Hikaru’ya karşı hisleri olduğuna hâlâ inanamıyorum…”

“…Hmm?” Masachika’nın yüzüne şaşkın bir ifade yayıldı. “…Öyle mi söylemişti?”

“Ne? Odadan fırtına gibi çıkmadan önce ne dediğini hatırlamıyor musun? Hani ‘Ama… ben seviyorum—’ demişti. Hikaru’dan bahsediyordu, değil mi? Zaten Hikaru’nun bu kadar bunalımda olmasının bir nedeni de buydu.”

“…Anladım.”

Bağlama bakılırsa söylemeye çalıştığı şey buydu ama Masachika’ya yine de bir tuhaflık vardı… Hatta tüm bunlardan önce de bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmişti. O üçüyle yakın olmasa da, arkadaşının arkadaşlarıydılar; bu yüzden onlarla azımsanmayacak kadar çok vakit geçirmiş ve onları nispeten iyi tanımıştı. Takeshi’nin olanları anlattıkları Masachika’ya bu yüzden garip gelmişti. Takeshi ve Hikaru, olanlar yüzünden belki de fark edemeyecek kadar sarsılmışlardı; çünkü bu durum, basit bir yanlışlık hissinden bile öteye geçmişti.

*İç çeker* “…Neyse, şimdi basçı ve klavyeci olmadan ne yapacağız? Sonunda Prenses Alya’nın desteğini aldık, şimdi de bu…” Takeshi umutsuzca mırıldandı; hem Masachika’nın düşüncelerini böldü hem de Takeshi’nin vazgeçme lüksü olmadığını ona fark ettirdi. Ancak bu farkındalığa rağmen sormak zorundaydı:

“Hâlâ okul festivalinde sahne almayı düşünüyor musun? Grubunun yarısından fazlasını kaybetmiş olmana rağmen mi?”

“Hmm? Evet… Kanau’ya söz verdim. Hem de…”

“Hem de ne?”

“Eğer iptal edersek, Hikaru tüm bunları asla geride bırakamayacak,” Takeshi, arkadaşına duyduğu sevgi ve düşüncelilikten başka hiçbir şey ifade etmeyerek öne sürdü. “Olamaz, Prenses Alya ile sahne alma gibi ömürde bir kez ele geçecek bu fırsatı elimden kaçırmam!” diye ekledi, arkadaşını ne kadar önemsediğini gizlemek istercesine.

“…Ha ha. Evet, haklısın.”

Ancak Alisa’nın, Takeshi’yi bu işi başarmaya iten asıl neden olmadığı açıktı. Çünkü o, nihayetinde, kadınlara duyduğu şehvetten çok arkadaşlarını ön planda tutan biriydi. Takeshi Maruyama işte böyle biriydi.

“Pekâlâ, bas ve klavye sorununu ben halledeyim.”

“Dur. Gerçekten çalabilen birini tanıyor musun? Belki klavye çalan birini. Ama bas çalabilen birini mi? Kulübümüz dışında çalabilen çok kişi olduğunu sanmıyorum…”

“Evet, birkaç kişi tanıyor olabilirim. Eğer olmazsa, ben çalarım.”

“Gerçekten mi? Bas çalabiliyor musun ki?”

“Hiç denemedim ama keman çalabiliyorum, yaylı çalgılar da birbirlerinden o kadar farklı olamaz, değil mi?”

“Tamamen farklılar! Hem ne zamandan beri keman çalıyorsun sen?!”

“Aa, sana söylemedim mi? Övünülecek kadar iyi değilim belki ama Çardaş gibi bir parçayı çift hızda çalabiliyorum yine de.”

“Ruhunu ne tür bir şeytana sattın sen?!”

Bundan sonra bir süre telefonda sohbet ettiler, ta ki Takeshi sonunda eski neşeli haline dönene kadar.

Telefonu kapattıktan hemen sonra, Masachika anlık mesajlaşma uygulamasını açtı ve onlara yardım edebilecek kişiye mesaj attı.

<br> <br> <br>

“…Pekala. İçinde bulunduğun durumu anlıyorum.”

Ertesi gün Masachika, mesajlaştığı kişiyle bir kafede buluştu ve karşılıklı oturdular. Bu kişi, ortaokulda öğrenci konseyinde birlikte olduğu eski kulüp arkadaşı Sayaka Taniyama’ydı. Siparişlerini beklerken Masachika’nın durumu açıklamasını sessizce dinlemişti.

“Yani... Ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu kısık bir sesle.

Ne mesafeli bakışları ne de soğuk sesi, onunla uzlaşmaya niyetli olduğunu gösteriyordu. Sayaka çoğu insana karşı genellikle rahat ve sağduyuluydu, ancak seçimdeki geçmiş rekabetleri yüzünden Masachika’ya karşı özellikle katıydı. Üstelik, astını sorgulayan tavizsiz bir patron gibi davranması durumu hiç de kolaylaştırmıyordu. Gözlerindeki delici bakış, onun kolayca kandırılamayacağını açıkça gösteriyordu. Bu yüzden Masachika, gerçeği eğip bükmek ya da şaka yapmak yerine ona karşı dürüst olmaya karar verdi.

“Pekala, sadede geleceğim. Takeshi’nin grubunda bas çalar mısın?”

“Neden ben? Hem de bas mı? Ben—”

“Bas çalmayı biliyorsun.”

Masachika, onun sözünü keserek gözlerinin içine dik dik baktı. Sayaka da gerçek niyetini anlamaya çalışırcasına onun gözlerine dikti bakışlarını. Ancak Masachika bakışlarını masadaki ellerine çevirince, Sayaka içini çekip koltuğuna ağır ağır yaslandı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.