“Matematik de bitti sayılır…”
Yaz ödevi defterini kapatan Masachika, Kuze’lerin evinin oturma odasında kocaman bir gerinme yaşadı. Karşısındaki koltukta oturan Alisa ise kırmızı kalemini sessizce ödev defterinde gezdiriyordu. Yine birlikte ödev yapıyorlardı, ancak sonunda Alisa da defterini kapatıp kenara itti.
“Sen bitirdin mi?”
“Evet, son problemine kadar çözdüm.”
“Oha. Cidden mi? Helal olsun.”
Masachika’nın aksine, anlaşılan o ki tüm ödevlerini bitirmişti. Boş zamanlarında evde de özenle çalışmış olmalıydı. Masachika ise evde tek başınayken ödevlerine elini bile sürmemişti, bu yüzden hâlâ İngilizce ve fizik ödevlerini yapması gerekiyordu. Buna rağmen, geçen yıla göre çok daha hızlı ilerliyordu.
“Peki, o zaman…”
“…”
İkisi de tesadüfen aynı anda oturma odasındaki saate baktı ve saatin daha üç buçuğu biraz geçtiğini fark ettiler. Başka bir deyişle, Alisa’nın gitmesine daha epey bir zaman vardı, çünkü genelde akşam altı gibi eve giderdi.
Peki... Şimdi ne olacak...?
Masachika, fikir bulmak için beynini zorlarken zaman kazanmak amacıyla çay fincanlarına arpa çayı doldurmaya başladı. Teknik olarak hedeflerine ulaşmışlardı, zira sadece ödev yapmak için buluşmuşlardı, ama öylece “Aferin! Görüşürüz!” diye pat diye söylemek biraz fazla kaba kaçardı ve ortamın havasını okuyamayan birinin yapacağı şeye benzerdi.
Evet... Ortamın havasını oku, Masachika. Bana imalı imalı bakıyor!
Alisa saçlarıyla oynuyor ve beklenti dolu gözlerle ona bakıyordu, sanki “Aaa, şuna da bak. Gitmeme daha vakit varmış. Ne yapsak acaba?” demek ister gibiydi. Masachika neyse ki (ya da belki ne yazık ki) Alisa ile hemen hemen aynı anda ödevlerinde iyi bir noktaya gelmişti, bu yüzden onun beklediğini fark etmemiş gibi de yapamazdı. Yapabildiği tek şey, daha fazla zaman kazanmak için çay fincanını yavaşça dudaklarına götürmekti.
Yani, başka ne yapabilirim ki?
Kaldı ki “Randevuya çıkmak ister misin?” diyecek cesareti yoktu. Belki plaja gitmeden önce şaka yollu söyleyebilirdi, ama Alisa’nın ne hissettiğini bildiği ve kendi eksikliklerinin farkında olduğu için, şaka bile olsa böyle bir şeyi söylemesine imkân yoktu.
Ama...
Masachika onunla yüzleşmeye ve artık kaçmamaya kararlıydı. Bunun dışındaki her şey, Maria’ya ve onun cesur isteğine ihanet etmek anlamına gelirdi.
...Tamamdır! Yapıyorum bunu!
Çay fincanını masaya geri bırakırken, Masachika kararlılıkla başını kaldırdı. Alisa da ona bakana kadar gözlerini dikti. Böyle karşılıklı durmak alışılmadık bir şey değildi, yine de onun sıradan bakışında farklı bir şeyler olduğunu hissetti—artık ona karşı hisleri olduğunu bildiği için. Safir gözlerinde bir ateş yanıyor gibiydi ve bu, nefesini boğazında düğümledi.
“Şey... Daha erken... ,” diye söze başladı Masachika, hızla çarpan kalbini yatıştırmaya çabalarken. Zihninde, melek Maria ve şeytan Yuki ponponlarla dans ediyor, onu tezahüratlarla destekliyordu; bu da şaşırtıcı bir şekilde ona devam etmesi için gereken cesareti verdi.
“Peki... seçimleri konuşsak mı?”
Oturma odasına derin bir sessizlik çöktü; Alisa’nın gözlerindeki pırıltı solarken. Hayali Maria ve Yuki ponponlarını indirdi ve ona soğukça baktılar.
“Ne kadar korkaksın, Kuze.”
“Sen çöpün tekisin.”
Durun. Bana öyle bakmayın.
Masachika zihnen yerde büzülmüş, başını tutuyordu; şeytan çaresiz bedenine tekmeler savururken, melek de hayal kırıklığıyla ona yukarıdan bakıyordu. Ancak bu kendini hor görme seansının ortasında, Alisa aşağı baktı ve içini çekti.
“*İç çeker*... Sanırım bu önemli.”
“B-bu doğru değil mi?”
“Neden öyle konuşuyorsun?”
“Ah, şey... Ha-ha-ha...”
Kuru bir kahkahanın ardından, Masachika boğazını temizledi ve ifadesini düzeltti. Yaptığının bir erkek olarak oldukça acınası bir şey olduğunun gayet farkındaydı, ama zihnini sıfırlayıp başka bir şeye odaklanmasının tek yolu buydu.
“Şey, ee... İkinci dönemin en büyük olaylarından biri, Ekim başında yapılacak okul festivali olmalı.”
“Öğrenci Konseyi’nin her üyesi okul festivali komitesine katılmak zorunda, değil mi?”
“Aynen öyle. Komite temel olarak şunlardan oluşuyor: her sınıftan iki temsilci, Öğrenci Konseyi, Öğrenci Disiplin Kurulu, okul temizlik komitesi, sağlık komitesi ve önceki Öğrenci Konseyi Başkanı ile başkan yardımcısı... Sanırım hepsi bu kadar.”
Her yıl Seirei Akademisi’nin Sonbahar Zirveleri Festivali için, eski Öğrenci Konseyi Başkanı ve başkan yardımcısının, okul festivali komitesinin başkanı ve başkan yardımcısı rollerini üstlenmesi gelenekseldi. Buna ek olarak, mevcut Öğrenci Konseyi üyeleri ve her sınıftan seçilen üyeler, onların rehberliğinde önemli sorumluluk pozisyonlarına atanırlardı.
“Basitçe söylemek gerekirse, okul festivali komitesinin diğer üyeleri sizi gözlemleyecek ve size güvenip güvenemeyeceklerine karar vermeye çalışacaklar, o yüzden dikkatli olun. Bazen kimse yapmak istemediği için insanlar okul festivali komitesine katılmaya zorlanır, ama çoğunlukla, üye olarak seçilen öğrencilerin sınıflarında büyük bir etkisi vardır. Başka bir deyişle, sizin değersiz olduğunuzu düşünmelerini istemezsiniz, çünkü bu, seçimlerdeki şansınızı gerçekten zedeleyebilir.”
“Oh... Tamam...”
“Ama neyse, sen Öğrenci Konseyi muhasebecisisin, bu yüzden işine odaklandığın sürece iyi olacağına eminim. Hatta, halkla ilişkiler sorumlusu olan Yuki, herkesten daha fazla risk altında.”
Öğrenci Konseyi üyelerine genellikle pozisyonlarıyla ilgili görevler verilirdi. Sekreter toplantı tutanaklarını tutar, muhasebeci bütçeyi yönetir, halkla ilişkiler görevlisi broşürler ve el ilanları hazırlar ve bu böyle devam ederdi. Bütçeyi yönetmek arka planda bir görev olsa da, halkla ilişkiler görevlisinin çok göz önünde bir sorumluluğu vardı; bu yüzden iyi yönlerini öne çıkarmak kolayken, hatalarını gizlemek çok daha zordu. Bu nedenle, zevksiz el ilanları veya dağınık broşürler hazırlamak Yuki’nin itibarını zedelerdi. Öte yandan, rakibi Alisa'nın bu konuda pek endişelenmesine gerek kalmazdı.
Bunları aklından geçirerek Masachika omuz silkti ve ekledi:
“Yine de görevini kolayca halledeceğinden eminim. Muhasebede hatalar genellikle bilanço hesaplanırken olur ve bu da hep festival bittikten sonra. Ayrıca ben de sana yardım etmek için orada olacağım, bu yüzden endişelenmen gereken hiçbir şey yok.”
“Oh…”
“Cidden. Takma kafana. Öğrenci Konseyi’nde yaptığın gibi halledersen, sorun olmaz.”
Masachika olabildiğince iyimser olmaya çalışsa da, Alisa hâlâ biraz endişeli görünüyordu, derin düşüncelere dalmış gibi kaşlarını çatıyordu.
Alya gibi yalnız çalışmayı tercih eden biri için bu korkunç olurdu herhalde, bir ekip lideri olarak emirler vermesi gerekirse…
Alisa mükemmeliyetçiydi, ama mükemmel saydığı şeylerin çoğu insandan beklenemeyecek kadar fazla olduğunun farkındaydı. Daha da kötüsü, çevresindekileri cesaretlendirip onları ileriye doğru itebilecek etkili bir konuşmacı olmadığını biliyordu; bu yüzden de başkalarına güvenmeden hep yalnız çalışmayı seçiyordu.
Mükemmeliyetçi olmak bir muhasebeci için kötü bir şey değil. Mesele şu ki, ekip çalışmasından hoşlanmıyor ve Öğrenci Konseyi Başkanı olmak istiyorsa liderlik etmeyi öğrenmesi gerekecek…
Ancak bu, bir günde çözülebilecek bir sorun değildi ve birkaç güzel sözle sırtını sıvazlamak, ekip çalışmasına olan hoşnutsuzluğunu gidermeyecekti. Hayatta hiçbir şey bu kadar kolay değildi.
Hatta bu onun için gerçekten iyi bir deneyim bile olabilir. Bu fırsatı yavaş yavaş ekip çalışmasına alışmak için kullanmasını ummaktan başka çarem yok.
Bu sonuca vardıktan sonra Masachika boğazını temizledi.
“Öhöm! Neyse, neden bu fırsatı bir iletişim yöntemi bulmak için kullanmıyoruz?”
“Hmm? Neden bahsediyorsun?”
Alisa meraklı bir bakışla yukarı baktığında, Masachika sessizce gözlerini ona dikti.
“N-ne?” diye sordu tedirgin bir şekilde.
Gözlerinde şaşkınlık belirtisi olsa da, Masachika tek kelime etmeden bakmaya devam etti.
“Şey… Yüzümde bir şey mi var? Hadi ama, bir şey söyle,” diye yalvardı Alisa rahatsızca, vücudunu ve yüzünü kontrol ederken.
“Beni çöz. Ne söylemek istediğimi söyle,” diye talep etti Masachika.
“Ha?”
Kaşlarını çattı ve o da ona dik dik baktı. Tam on saniye geçti, ardından yüzünde hafif bir kızarıklıkla bakışlarını kaçırdı.
“< Bekle. Henüz hazır değilim… >”
“Dur bir dakika. Ne söylemek istediğimi sanıyorsun?” Masachika, Alisa’nın biraz müstehcen Rusça fısıltılarını duyar duymaz hemen araya girdi. Ama kısa bir iç çekişin ardından, ona doğrudan söylemeye karar verdi. “Bana şu mutfak havlusunu almanı istiyordum.”
“Ne? …Bunu nereden bilecektim ki? Saçmalık bu.”
“Öyle mi? Ah, hayır. Havluyu almana gerek yoktu aslında. Mesele o değil. Aslında gözlerimle orayı işaret ediyordum ve dudaklarımı oynatarak ‘Al onu’ diyordum.”
“Ama…”
“Hmm… Pekala, bir kez daha deneyelim,” diye önerdi Masachika onu memnun etmek için. Yine Alisa’ya dik dik bakmaya başladı, o da kararlılıkla ona baktı… ama birkaç saniye geçtikten sonra, bakışlarını ikinci kez kaçırdı.
“< Koltuk altım mı? Ama bu… >”
“Cidden! Ne demeye çalıştığımı sanıyorsun?”
Gizli bir sapık mı bu? Yoksa o aslında bir tür dejenere mi, diye düşündü Masachika, onun tuhaf bir şekilde mahcup ifadesine dik dik bakarken. Ama sinirle başını kaşıdıktan sonra, koltuğuna yaslandı ve rahatladı. Bunun olacağını hissetse de, gözleriyle iletişim kurmakta bu kadar zorlanacaklarını beklemiyordu. Yuki, göz teması, jestleri ve tavırlarıyla ne demeye çalıştığını anında anlayabilirdi.
Böyle iletişim kurmayı öğrenmek için birlikte zaman ve deneyim gerekir… bu yüzden Alya’nın beni çözmesi hâlâ biraz zor sanırım.
Yuki dışında, Masachika ile tek kelime etmeden az çok iletişim kurabilen tek kişiler, Takeshi ve Hikaru gibi uzun zamandır tanıdığı kişilerdi. Belki Öğrenci Konseyi’ndeki Touya da öyleydi, ama onların uyumu iyiydi. Ayrıca Touya çok dikkatli ve düşünceli biriydi, bu da işe yarıyordu. Chisaki böyle bir şeyi başarabilecek biri değildi, Maria ve Ayano ise çok rahattı ve genel olarak Masachika ile farklı frekanslardaydı. Alisa ise sadece deneyimsizdi.
“Hmm…”
Bu durum, seçim sırasında onları hafif bir dezavantaja sokacaktı, zira sıkışık bir anda hızlı iletişim kurabilmek kampanyalarını ya yüceltecek ya da batıracaktı. Aslında, Yuki ve Masachika’nın sayısız engeli birlikte aşmasına yardımcı olan, neredeyse mükemmel bir uyum içinde olmalarıydı ve bu yüzden Alisa ile iletişim kuramamaktan oldukça endişeliydi.
“Madem o kadar iyisin, sen dene o zaman.”
“Ha?”
Bakışlarını indirdiğinde, Alisa’nın ona dik dik baktığını fark etti, bu yüzden duruşunu düzeltti ve ona döndü.
“< Bu, sahildeyken olmuştu… >”
“Bekle. Dur bir dakika.”
“Neden? O kadar iyi olduğunu sanıyordum ki, ne demeye çalıştığımı anlamak için sadece vücut dilimi gözlemlemen yeterliydi, o zaman Rusça konuştuğumda ses tonumu duyarak tahmin etmen kolay olmalı, değil mi?”
“Bu, aynı şey bile değil.”
“< Son gün, kahvaltı ederken… >”
“Ne? Hayır. Rusça konuşmayı bırak—”
“…benim bardağımdan içmeye başlamışsın.”
Olamaz!
“Ama farkında değildin galiba.”
Hiçbir fikrim yoktu cidden!
Masachika, bu beklenmedik itirafı duyunca nefesi kesilmekten son anda kurtuldu. Hemen o sabaha dönmeye çalıştı zihninde ama o anı bir türlü hatırlayamadı. Herkesin bardağı birbirinin aynıydı, o yüzden yanlış bardağı almış olması mümkündü ama…
“Daha ben bir şey söyleyemeden son damlasına kadar içtin, o yüzden sana söyleme fırsatım olmadı…”
Alisa’nın biraz utanmış halini görmek, yalan söylemediğini açıkça belli ediyordu.
Yanlışlıkla Aynı Bardaktan İçerek Zaten Dolaylı Bir Öpücük Yaşamıştım.
Masachika boş boş etrafa baka kalırken, Alisa’nın dudakları hem utangaçça hem de şeytanca kıvrıldı.
“Hani şu Japon geleneği var ya, karşılıklı sake kadehleri tokuşturup yemin edilir. Sence bu da sayılır mı?”
Hayır.
“Yaptıklarının sorumluluğunu alsan iyi edersin.”
Sırtımdan soğuk bir ürperti geçti.
Masachika’nın anlamadığını sanan Alisa aklına geleni söylemeye devam edince, Masachika teslim olur gibi ellerini kaldırdı.
“Bir saniye dur bakalım. Ne yapmaya çalıştığını gerçekten anlamıyorum. Yani, böyle gizlice iletişim kurmanın amacı konuşmadan fikirleri aktarmak değil mi?”
“Ah, tabii ki.”
Gösterişli bir şekilde omuz silkti, sonra kendini yelpazelemeye başladı.
Bu kadar utanacaksan, en başta yapmasan daha iyi.
Ama bir şeyler düşündüğü anlaşılan Alisa, Masachika’nın küçümseyen bakışını fark etmedi bile.
“Peki… ben de seni, senin beni test ettiğin gibi test etsem nasıl olur?”
Alisa hızla bakışlarını pencereye çevirdi, dudaklarını belli belirsiz oynattı ve yavaşça ellerini kavuşturdu. Ardından ellerini sanki bir şey dileniyormuş gibi hafifçe eğdi, bu da Masachika’yı tek bir sonuca götürdü: “Randevuya çıkmak istiyorum.” İşte bunu söylemeye çalışıyordu.
Kahretsin!
Acıya dayanamadığı için dişlerini sıktı. Masanın altında bacağını olanca gücüyle çimdiklemeseydi, ifadesini koruyamazdı.
…! Olamaz, bunu söyleyemem!
Doğru cevabı vermek muhtemelen durumu garipleştirecekti ama yanlış cevabı verirse, onun kendini beğenmiş, hiçbir şeyden anlamayan bir aptal olduğunu düşünecekti kesin. Ne seçerse seçsin, gelecek kasvetli görünüyordu.
“Hadi bakalım. Çözdün mü? Ne demek istiyorum?”
“Şeyyy…”
Alisa kışkırtıcı bir şekilde sırıttı ve kollarını kavuşturarak, “Hiçbir fikrin yok, değil mi?” der gibi bir tavır takındı. Onu küçümsüyordu. Asla çözemeyecekmiş gibi davranıyor, yüz ifadesi de üstünlüğün kendisinde olduğuna inandığını açıkça gösteriyordu. Masachika birden onun yüzünde şaşkınlık ve utanç görmek istese de, risk çok büyük olacağı için bu fikirden hemen vazgeçti. Bu yüzden, yanlış olduğunu bilse de, sıradan ve zararsız bir cevap seçmekten başka çaresi yoktu.
“Uh… ‘Bugün hava ne kadar güzel,’ falan mı?”
“Pfft. Hıh.” Alisa homurdandı ve dudaklarında küçümseyen bir alay belirdi.
Cık!
Masachika bile yüzünü buruşturmaktan kendini alamadı ama Alisa onun rahatsızlığını hiç umursamadı.
“Yakınından bile geçmedi. Gördün mü? İnsanları okumayı bile bilmiyorsun,” diye laf soktu, sözleri üstünlük duygusuyla doluydu.
“…Doğru cevap neydi?”
“‘Yaz tatili bitmek üzere,’ demek istemiştim.”
“Hımm…” diye yanıtladı, Alisa’nın yüz ifadesini dikkatle izlerken, sonra laubali bir şekilde ekledi: “Neredeyse beni randevuya davet ettiğini sanmıştım. Hayal gücümün bir oyunuymuş herhalde.”
“N-ne?! K-kesinlikle hayır. O kesinlikle senin hayal gücün…”
Alisa sanki biri sırtına buz küpü atmış gibi sıçradı, sonra hızla başka yöne baktı. Masachika onun tepkisini izledi ve ifadesini bozmadı; Alisa durumu daha açık edemezdi.
“Ha. Evet, şaka bile olsa böyle bir şey söylemezsin herhalde,” diye yanıtladı, gayet doğal bir tavırla.
“…Söylemeye bile gerek yok.”
“Ben de öyle düşünmüştüm.”
Keyifsiz, tekdüze bir sesle konuştu. Hızla ona doğru bir bakış attıktan sonra Alisa dudaklarını büktü.
“ < Sorunun ne? Seni randevuya davet etmem gerçekten bu kadar tuhaf mı olurdu? > ”
Şeyyy…
Bu asık suratlı fısıltıyla Masachika bir suçluluk duydu ve hemen durumu düzeltmeye çalıştı.
“Ne de olsa, daha önce başıma hiç böyle bir şey gelmedi, anlıyor musun? Kızların erkekleri randevuya davet etmediğini biliyorum, çizgi romanlar hariç.” Biraz geveledi, bir kız tarafından randevuya davet edilmenin tuhaf olduğunu kastettiğini ima ediyordu, Alisa tarafından davet edilmenin değil. Hemen ardından bakışlarına güven geri geldi ve kibirli bir şekilde sırıttı.
“Aman Tanrım. Ne talihsizlik. Sayısını unuttuğum kadar çok randevuya davet edildim.”
“Hımm. Peki, o randevu davetlerinden herhangi birini kabul ettin mi hiç?”
Alisa’nın kıpır kıpır parmakları dondu kaldı. Yana doğru baktı ve mırıldandı:
“…Daha önce birkaç randevuya çıktım.”
“Hımm.”
“…”
Görünüşe göre etkilenmemiş sınıf arkadaşına baktı, saçlarının uçlarını tekrar dolamaya başladı ve mırıldandı:
“ < Seninle. > ”
…Of.
Başka bir deyişle, Masachika’dan başka kimseyle randevuya çıkmamıştı. Bunu beklese de, Alisa bunu dile getirdiğinde hasar almaktan kaçınmanın bir yolu yoktu. Bu yüzden sadece dişlerini sıktı. Birkaç saniye daha geçti, sonra Alisa’nın yüz ifadesi aniden şaşkınlıkla doldu ve Masachika’ya bir kez daha baktı.
“B-ben, beni tavlamaya çalışan rastgele adamlarla hiç randevuya çıkmadım ama!”
“Ah, şey… Hiç öyle düşündüğümü sanmıyorum.”
Okuldaki yakışıklı, zeki ve varlıklı ailelerden gelen erkekleri sürekli görmezden geliyordu, bu yüzden sokaklarda dolaşan rastgele bir serseriyle randevuya çıkması imkansızdı.
“Kimlerle randevuya çıkacağımı ben seçerim, öyle önüne gelenle çıkmam!”
“Pekala…”
Masachika 20 hasar aldı.
“B-ben sadece… hoşlandığım insanlarla—güvendiğim insanlarla randevuya çıkarım!”
“A-ah, pekala.”
Masachika 40 hasar aldı.
“Ş-şey, neyse, şimdi anladım... bu yüzden kendini açıklamana gerek yok.”
Çaresizce kendini savunmaya çalışsa da Alisa durmaya niyetli değildi!
“Olamaz, sevmediğim biriyle asla randevuya çıkmam!”
…
Masachika 90 hasar almıştı ama 1 CP’si kalmışken hayatta kalmayı başardı.
“Ah! Ama bu seni sevdiğim anla— Ehem. Senden hoşlanmıyor değilim, tamam mı? Hepsi bu kadar...”
Alisa “Utangaçlık” kullandı! Masachika “Bayıldı”!
<br> <br> <br>
Kıkırdadı. "Azar işittim."
"Başka bir okulun müzik odasına gizlice sızmaya çalışmak da neyin nesiydi?"
"Şey... Sadece Sah'ın piyano çalmasını dinlemek istemiştim."
"Hmm... O zaman neden onu resitale davet etmiyorsun?"
"Bir dakika. Emin misin?"
"Elbette... Ne de olsa söz vermiştik birbirimize..."
"Teşekkürler! Sabırsızlanıyorum!"
<br> <br> <br>
"—iyi misin?"
"Ah!"
Masachika, bilinci yerine gelir gelmez başını kaldırdı. Alisa'nın şüpheci bir gözle masanın üzerine eğilmiş olduğunu fark etti.
"...Ah, üzgünüm. Bir anlığına bilincimi kaybetmişim."
"...Hıh. Tabii."
Alisa'nın gözleri aniden kısıldı, etrafında buz gibi bir hava toplanmaya başladı.
"...?"
"Neye kızdı ki?" diye düşündü Masachika, kaşlarını kaldırırken. Tam o sırada, bir şey kaval kemiğine çarptı.
"Ayyy?!"
Beklenmedik bir sarsıntı tüm vücudunu sardı. Alisa, yerine otururken kaval kemiğine tekme atmıştı.
"Şimdi daha uyanık hissettin mi kendini?"
"N-ne? Uyuklamadım ki...!" diye açıkladı Masachika, acıyla büzülürken, ama Alisa'nın gözleri hâlâ soğuktu. Gerçi, çoğu insan konuşurken karşısındaki uyuyakalırsa muhtemelen sinirlenirdi.
Ama hepsi senin suçun!
Yine de bunu iddia etse, sadece kendi kuyusunu kazmış olacaktı. Bu yüzden Masachika boğazını temizleyip konuya dönmekten başka çare bulamadı.
"Neyse... sıkıştığımız bir anda gizlice iletişim kurmamız gerekirse..."
Alisa'nın bariz hayal kırıklığına rağmen, sonunda farklı türde göz temasları üzerinde pratik yaptılar. İyi ya da kötü, zaman romantik komedi havasına hiç bürünmeden akıp gitti.
"Bu kadar yeter. Ha bu arada, Yuki ile kullandığım şifreli dilden farklı desenler kullandığımdan emin oldum. Ama abartırsak ne dediğimizi çözebilir, o yüzden onun yanında kullanmamalıyız herhalde."
"Tamam."
"Ayrıca... Hmm... Birbirimize blöf yaptığımızı bildirmek için de bir şeyler bulmalıyız."
"Neden?"
"Bilirsin, mesela bir müzakerede blöf yapman gerektiğinde. Bir kulübe danışman hocadan zaten izin aldığımızı söylemek gibi... Ya da başa çıkması zor biriyle olan bir konuşmadan sıyrılmak istediğimizde, 'Hoca beni öğretmenler odasına çağırdı, gitmem lazım,' diyebilirsin. Şimdi, ben bunu söylesem ve sen de 'Ne diyorsun sen?' desen, yalan söylediğimi anlarlar ve her şey mahvolur. İşte bu yüzden blöf yaptığımızı birbirimize bildirmek için bir sinyalimiz olması gerektiğini düşünüyorum."
"Doğru..."
Masachika, Alisa'nın bariz rahatsızlığına rağmen kısa bir an sinyal düşünmek için durakladı, ardından sol elini kaldırdı.
"Buldum. Sol elimizle saçımıza dokunmaya ne dersin? Saçınla oynamak gibi bir alışkanlığın var, değil mi? Peki, bunu sol elinle yapmaya ne dersin...?"
"Peki sen?"
"Ben... başımı kaşıyabilirim sanırım? Her neyse, sol elimizle saçımıza dokunduğumuzda, bu blöf yaptığımız anlamına gelir. Anlaştık mı?"
"Peki... Yine de muhtemelen unuturum."
"...Önemli değil. Sadece aklının bir köşesinde tut." Masachika omuz silkti. Ardından duruşunu düzeltti ve kendini topladı, çünkü bir sonraki konu onu oldukça geriyordu. "Şimdi, ya göz teması kuramazsak? Yan yana olduğumuzda iletişim kurmanın bir yolu, birbirimizin avucuna yazmak olabilir..."
"...? Ne?"
"Klavye kullanır gibi yapabiliriz, ama klavye yerine birbirimizin avucunu kullanırız. Mesela... bir masanın altında veya birbirimizin arkasında el ele tutuşup birbirimizin avucuna kelimeler yazabiliriz," diye çekinerek açıkladı.
"...?!"
Alisa anlık kaşlarını çattı, ki bu pek de şaşırtıcı değildi.
"El ele tutuşmayı... ve birbirimizin avuçlarını ovuşturmayı mı öneriyorsun?"
"Aslında ovuşturmaktan çok yazmaya benziyor. Telefonlarımızda mesajlaşırken yaptığımız gibi kaydırmalı giriş kullanabiliriz. Sadece sembollerden oluşan ilk kareyi atlayabiliriz, ama en soldaki —bileğine en yakın alan— ABC için kare olabilir, onun sağındaki de DEF olabilir..."
Semboller için boş bırakılan tek bir boşlukla 3x3 ızgara sistemini açıkladıktan sonra, Masachika sol elini sağ eliyle kaldırdı.
"İkinci bir düşünceyle, ızgaradaki ilk kare boş olduğu için, orayı geri tuşu olarak kullanabiliriz, yani oraya bir dokunuş bir geri tuşuna eşit olsun."
Açıklarken sağ işaret parmağıyla avucundaki görünmez ızgaranın en sol karesine birkaç kez dokundu. Alisa, sonuna kadar isteksizce kaşlarını çatarak dinledi, ardından şüpheciliğini ortaya koydu ve dedi ki:
"Pekala, sistemi anladım... ama bu biraz fazla karmaşık değil mi? 'Yazan' kişi için sorun olmayabilir, ama 'okuyan' için kolay olmayacak."
"Evet, buna alışmak biraz zaman alacak, ama bir kere alıştığında, konuşur gibi kolayca iletişim kurabileceksin."
"Elbette, ama... avucumu okşamanı istemiyorum," diye yanıtladı. Süper insanvari, casuslukvari planına ekşi bir ifadeyle tepki verdi.
"...Pekala, buna yapacak bir şey yok."
Masachika, onun bu kadar tiksinmiş ses tonundan biraz incinmişti. "Benden hoşlandığını sanıyordum?" diye düşündü ilk başta, ama yakında bunun tamamen farklı bir konu olduğuna kendini ikna etti.
"Hey, eee... Alya?"
"Ne?"
"Sen... mikrop fobisi olan biri misin?"
Geriye dönüp bakınca, Alisa'nın mikrop fobisi olduğuna dair birkaç işaret vardı. Beden eğitimi dersinde bile, özellikle çıplak tenine kimsenin dokunmasına izin vermekten hep kaçınıyordu. "H-hayır! Mikrop fobim yok! İnanılmaz!"
İşte bu yüzden, bu denli kararlı inkârı aniden ortaya çıkmış gibiydi.
"Gerçekten mi? Garip. Temizlik komitesi başkanının elini uzatıp seninle tokalaşmaya çalıştığını ve senin de yarım saniyelik bir el sıkışmadan sonra elini hızla geri çektiğini hayal meyal hatırlıyorum."
"Çünkü... Şey... Onu tanımıyorum bile."
"Mikrop fobisi olan birinin söyleyeceği bir şeye benziyor."
"Mikrop fobim yok dedim! Ben... Ben sadece—! Düşünsene, senin için gerçekten önemli bir şeyin var! Kimsenin ona dokunmasını istemezdin, değil mi?"
"Ha?"
Masachika'nın gözleri, ani soruyu düşünürken az bir süre etrafta gezindi.
"...Sanırım birçok erkek saati veya arabasına dokunulmasını istemez, bazı kızlar da çantalarına veya takılarına dokunulmasını istemeyebilir. Çünkü onlar parmak izi mıknatısı gibidir."
"Doğru! Aynen öyle!"
Alisa, Masachika'nın belirsiz örneklerini kararlılıkla onaylayıp başını salladı, ardından arkasına yaslanarak bir elini göğsüne koydu.
"Ve benim için en önemli şey bedenim! İşte bu yüzden bana dokunulmasından hoşlanmıyorum!"
"...Peki?"
Masachika, onu anlayacak gibi oldu.
"Mikrop hastası olmaktan ne farkı var bunun?"
"Tamamen farklı! Biriyle el sıkıştıktan sonra gidip ellerimi yıkamak zorunda kalmıyorum ki!"
"Mikrop hastası olmayan biri için fazla savunmacı davranıyorsun sanki..."
"Elbette savunmacıyım! Beni nevrotik bir temizlik hastası gibi gösteriyorsun!"
"Değil misin sen?" diye anında aklından geçirse de dilini ısırdı ve Alisa'nın iddiasını değerlendirdi.
Hmm... Sanırım sadece egosundan kaynaklanıyorsa bu onu mikrop hastası yapmaz. Mikroplardan korktuğu falan yok sonuçta.
Masachika, fantezilerdeki burnu havada soylu kadınların "Bana dokunmasına izin verilen tek kişi müstakbel kocamdır!" gibi şeyler söylediğini hayal edince ikna oldu.
Gerçek hayattan erdemli bir prenses işte...
Kendi kendine isteksizce başını salladı.
"Hmm... Dokunulmaktan nefret ediyorsan yapabileceğimiz pek bir şey yok sanırım..."
Masachika, onu rahatsız eden bir konuda ısrar edecek değildi, bu yüzden geri çekilmeye karar verdi.
"Dur! Yapmayacağımı hiç söylemedim ki..."
Bir an panikledikten sonra Alisa'nın sesi yavaşça kısıldı. Saçlarıyla oynayıp göz temasından kaçınarak tereddütle sordu:
"Bana o kadar çok... dokunmak istiyor musun gerçekten?"
"Ha?"
"Elimi..."
"Ah, şey..."
Tartışma rayından çıkmış olsa da, ona dokunmak isteyip istemediği sorusuyla karşı karşıya kalınca...
"Evet."
"...Ne olursa olsun mu?"
"...Ne olursa olsun."
"Ah..."
Hâlâ başka yöne bakarken Alisa saçlarıyla oynamayı bıraktı ve elini Masachika'ya uzattı.
"Peki. Al."
Sadece böyle mi?! Bunca tantana ne içindi o zaman? Zamanımı geri ver.
Masachika, yüzünde soğuk bir ifadeyle sağ elini uzatırken sinirlenmeden edemedi. Ama öfkeli düşüncelerinin aksine sakince yanıtladı:
"Sağ elin yerine sol elini alabilir miyim?"
"Ah...! Elbette!"
Bir an sonra utangaçça dudaklarını ısırdı, bir kez daha başka yöne baktı ve sol elini uzattı. Masachika, sırıtırken elini tutmak için uzandı... ama duraksadı.
Alisa'nın ince, kar beyazı eli ancak güzel olarak tanımlanabilirdi. Bu ilk el ele tutuşmaları olmasa da, belki de tüm bu yaşananlar yüzünden bu kez daha zor geldi.
"...Ne oldu?"
"Ah, şey... Hiçbir şey. Öhöm."
Ama tek bir sorgulayıcı bakış, ona baskı yaparak yumuşak, biraz soğuk elini dikkatlice tutmasına yetti. Ve biraz şaşkın olsa da, başparmağını alıp nazikçe avucuna bastırdı.
"Yani... Böyle..."
"Tırnaklarımı biraz daha kısa kesmeliydim," diye düşündü, başparmağını dikkatlice yazmak için kullanırken.
"Ngh..."
Belli belirsiz ses, Masachika'nın başını şimşek hızıyla kaldırmasına neden oldu; Alisa'nın kaşlarını hafifçe çatmış, somurtkan bir şekilde ellerine dik dik baktığını gördü.
"...Ne?"
"Hiçbir şey..."
Gözlerini tekrar ellerine indirdi ve başparmağını hareket ettirmeye devam etti.
"Örneğin, buraya üç kez dokunursam 'C' olur. Sonra avucuna orta parmağımla böyle dokunursam, bu bir 'boşluk'tur."
Kaydırma girişli klavyenin nasıl çalışacağını ona hissettirdikten sonra tekrar yukarı baktığında Alisa'nın hâlâ biraz keyifsiz olduğunu gördü. Onu en çok rahatsız eden şey, bunun dayanılmaz bir şeymiş gibi alt dudağını ısırmasıydı.
"...Hepsini anladın mı?"
"...Kristal netliğinde."
"Ah... Peki. O zaman bakalım tam bir cümle yazabilecek miyim."
Masachika sonra parmaklarını avucunun üzerinde yavaşça vurmaya ve gezdirmeye başladı.
Kolay bir şeyle başlayayım... G.Ü.Z.E.L.
"Mmm..."
H.A.V.A.
"Hff...!"
B.U.G.Ü.N.
"Ahn..."
Kah!! Böyle tuhaf sesler çıkarmayı kes artık!!
Onun tuhaf bir şekilde cinsel tınılı inlemelerinden hiçbirini fark etmemiş gibi yapıyordu ama daha fazla dayanamadı. Parmağını her hareket ettirdiğinde eli titrerdi ve utanç verici hiçbir şey yapmıyor olsa da ona kirli bir şey yapıyormuş gibi hissettiriyordu.
"Onu parmaklıyor! Onu inletiyor!"
Kapa çeneni.
Masachika, kafasındaki gürültücü şeytan-Yuki'yi sustururken soğukkanlılığını korudu.
"Ne yazmaya çalıştığımı anladın mı—?"
Aniden sustu. Ama kim onu suçlayabilirdi ki? Zira Alisa'nın solgun yanaklarına belli belirsiz bir kızıllık yayılmış, gözlerinde yaşlar birikmişti ve ona dik dik bakıyordu.
"Sapık..."
Ne yaptım ben?!
Tekrarlamak gerekirse, Masachika utanması gereken müstehcen hiçbir şey yapmıyordu, yine de Alisa'nın tepkisi buydu. "Belki de yazdığımı yanlış anladı mı?" diye merak etti Masachika ama bu fikir anında çürütüldü.
"Bugün hava güzel mi yazdın?"
"E-evet, aferin. İlk denemende doğru bildin."
"..."
Alisa, Masachika'nın övgüsüne rağmen memnuniyetsiz bakışlarını kaçırdı.
"Yani, şey... Gıdıkladı mı yoksa...?"
"...Biraz."
"A-ah. O zaman bu yöntemi kullanmamalıyız. İfaden seni ele verirse gizlice iletişim kuramayız ki..."
Bir kez daha ona göz ucuyla baktı, sonra usulca mırıldandı:
"Gerçekten gıdıklamadı. Daha çok—"
"Endişelenme! İlk birkaç seferde, Yuki bile—"
Duymaması gereken Rusça bir şey söylemek üzere olduğunu hissedince Masachika aniden sözünü kesti, ama Yuki'nin adını anar anmaz ondan bir tepki fark etti. İşte o an, hata yaptığını anladı.
"Yapacağım."
"Ne...? İstemiyorsan kendini zorlamamalısın."
"Yuki'nin alışması birkaç deneme sürdü, değil mi? Ben de alışabilirim."
Azur gözlerinde rekabet ateşi yanıyordu, Masachika'ya kendinden emin bir şekilde dönerken. Gözlerindeki o ifadeyi gördüğü an, onu durdurmak için söyleyebileceği hiçbir şey olmadığını anladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.