“İyi misin, Alya?”
“…”
Masachika, ramen dükkânının yakınındaki parkta bir banka yığılıp kalan Alisa’ya çekingen bir sesle seslendi ama kız karşılık vermedi. Artık iyiymiş gibi yapacak enerjisi bile kalmamıştı, yavaş yavaş öbür dünyaya göçüyordu sanki. Dizlerini dirseklerine dayamış, alnını iki elinin arasına almış, derin düşüncelere dalmış bir filozof gibi sessizlik içinde oturuyordu. Masachika ne yapabileceğini düşünerek başını kaşıdı ama bir şey bulamadan kız yavaşça başını kaldırdı ve boş bakışlarla parkı ağır ağır taradı.
“…Yuki nerede?”
“Ha, dükkândan bir şeyler alması gerektiğini söyledi, o yüzden gitti. İşi bitince bize katılır.”
“…Anladım.”
Dükkân dediği de anime dükkânıydı tabii. Alisa dalgınken cüzdanını boşaltmaya karar vermişti. Öğrenci konseyinde arkadaş olsalar da Yuki, inek hobilerini sır olarak saklamak istiyor gibiydi.
“İyi misin?”
“Neden olmayayım ki?”
“Ne? Şey…”
Ayakta duracak hâli olmasa da Alisa hâlâ yenilgiyi kabul etmek istemiyor gibiydi. Teknik olarak kaybetmemişti, zira inatla son lokmasına kadar yemeye zorlamıştı kendini ama… ama bu da şu soruyu akla getiriyordu: Peki neye karşı savaşıyordu ki?
“Peki, şey… dondurma ister misin?” diye sordu Masachika, parkta gözlerini gezdirip bir dondurma kamyonu görünce.
“…Evet.”
Alisa alışılmadık bir şekilde, istediği şey konusunda dürüst davranınca dondurma alıp banklarına geri döndüler ki…
“…”
Masachika, çikolata parçacıklı dondurmasını yalıyordu, Alisa’nın elindeki dondurmaya gözünü ayırmadan bakarken. Külah tercih eden Masachika’nın aksine, o kâse istemiş ve çikolatalı, vanilyalı, cheesecake’li ve kurabiye kremalı dondurma seçmişti; hepsi de en tatlı lezzetlerdi. “Yeşil çay mı? Çikolatalı nane mi? Dondurma acı ya da ferahlatıcı olmamalıydı! Külahlar da mideye boşuna yer kaplıyordu!” İşte cesur seçimleri bunu haykırıyordu. Dondurmasını yapan adam bile biraz şaşırmıştı.
“…Sadece baharatlı bir şeyler yediğim için,” diye itiraz etti Alisa, onun yarı şaşkın, yarı hayran bakışını fark etmiş gibi mahcupça ondan uzağa bakarak.
“Peki.”
Yine de aşırı tatlı ve abartılıydı, diye düşündü Masachika. Nedense Alisa, tatlı düşkünlüğünü saklıyordu. Belki de imajına uymadığını düşünüyordu.
Gerçi kırmızı fasulye çorbasını su gibi içip beyninin şekere, kendisinin de enerjiye ihtiyacı olduğunu iddia etmesi, bunu saklamayı biraz anlamsız kılıyordu.
Yine de Masachika, onu ifşa etmeye hiç kalkışmadı, zira kız bunu açıkça sır olarak saklamak istiyordu. Ne kadar bariz olursa olsun, başkalarının olmak istedikleri kişi olmaya çalışmalarına saygı duyulması gerektiğine inanıyordu.
Daha zor bir kişiliği olabilir miydi?
Bir insan ne kadar inatçı ve kibirli olabilirdi ki? Alisa yıllar içinde ideal benliği olmak için kendini geliştirmişti ve Masachika buna saygı duyuyordu. Onun bu kadar çok çalıştığını görmek, yüzüne bir gülümseme bile getiriyordu; bu yüzden de doğal olarak ona yardım etmek istiyordu. Çabalarının karşılığını bulduğundan emin olmak istiyordu. Bunun başkalarını korumaya yönelik ezici bir arzu mu, yoksa sadece babasının ve kendi geçmişinin telafisi için yaptığı bir şey mi olduğu, Masachika’nın kendisi için bile bir sırdı.
Her ne olursa olsun, bir şey yapmak için berbat bir nedendi bu.
Ancak kendi muhakemesini alaya alırken, aniden başka bir şeyi merak etti.
“Hey, Alya.”
“Efendim?”
“Neden öğrenci konseyi başkanı olmak istiyorsun?”
“Çünkü istiyorum. En tepeyi hedefliyorum. Bundan daha fazla bir nedene ihtiyacım var mı?”
Onun bu kadar çıplak bir yanıtının sorusuna tatmin edici bir cevap olduğunu açıklamak zor olurdu ama Masachika, onun gerçekten böyle hissettiğini fark etti. Belki de Alisa’nın kendisi bile bunu neden yapmak istediğini tam olarak bilmiyordu. Ne olursa olsun koşmak zorundaydı. Bir dağ gördüğünde tırmanmak zorundaydı. Alisa Mihaylovna Kujou işte böyle biriydi.
Kıskanıyorum. İnanılmaz biri.
Ve gerçekten böyle hissediyordu. İdeallerinin peşinden koşan ve hedeflerine doğru durmaksızın çalışan birinin güzelliğinden etkilenmişti. Başkalarına dayanmadan kendi ayakları üzerinde ilerlemeye devam eden insanlarda soylu bir yan vardı.
Sadece yaptıklarıyla gurur duyan ve hayatlarına tam anlamıyla adayan insanların ruhları parlak bir ışıltı yayıyordu ve Masachika bunu Alisa’da net bir şekilde görebiliyordu. Yuki ve Touya da aynı ışıltıya sahipti ama Alisa’nınki daha da parlak, yine de bir şekilde belirsizdi.
“Başkanlığa aday olacaksan, o zaman yanında koşacak bir başkan yardımcın hazır mı demek oluyor bu?”
Alisa’nın gözleri kısa bir an tereddüt ettikten sonra, utanmış gibi cesur bir ifadeyle Masachika’ya döndü.
“Hayır, ama bu sorun olmayacak çünkü bir başkan yardımcına ihtiyacım yok.”
“Şey… Bir ekip olarak birlikte aday olmanız gerekiyor. Kural bu.”
“Bana sadece kâğıt üzerinde bir başkan yardımcısı lazım. Unvanı beğenecek birini bulacağımdan eminim.”
Masachika’yı aniden bir yalnızlık hissi sardı. İşte buydu. Alisa’nın ışıltısının neden bu kadar belirsiz görünmesinin sebebi buydu. Başkalarından yardım istemeyi düşünmüyor, onlardan hiçbir şey beklemiyordu. Kabul görme ya da övgü peşinde değildi. Alisa’yı sonuçlara iten tek şey kendi idealleriydi… ya da belki de kendi tatminiydi, bu yüzden başkalarına güvenemeyeceğine inanıyordu. Ne olursa olsun, Masachika onu böyle bırakamazdı, çünkü bir insanın yapabileceklerinin sınırlı olduğunu biliyordu ve çabaların karşılığını bulmadığında bunun ne kadar bunaltıcı, acı verici ve boş hissettirdiğini de biliyordu.
Emekler ödüllendirilmeliydi. Gerçekten çaba gösteren insanlar, istedikleri sonuçları hak ederdi.
Alisa'ya hep yardım etmek istemesinin altında yatan sebeplerden biri de bu inançlardı. Etrafındakileri daha fazla işin içine çekecek, böylece onlarla iş birliği yapmaktan başka çaresi kalmayacaktı. Ona lakabıyla seslenmek için inisiyatif almıştı. Neden mi? Çünkü onu daha ulaşılabilir kılmak istiyordu. Gerçi, görünen o ki pek işe yaramıyordu.
“...Hıh.”
Sessizlik
Alisa tek kelime etmedi, duyguya benzer hiçbir şey de göstermedi. Dondurmasını sessizce yerken, Masachika onun sessizliğinin bir yakarış olduğunu hissetti; ama belki de bu, sadece egosunun ona oynadığı bir oyundu. Alisa, önceki gün apartman dairesine girmeden önce ona ne söyleyecekti? Ama dondurmasını bitirir bitirmez şüphelerini doğruladı.
“”
Ancak cümlesini bitirmeden sustu, sanki Rusça konuşmasına rağmen onun ne düşüneceğinden çekiniyordu. Ama Masachika için bu fazlasıyla yeterliydi.
Ama ben…
Alisa, Yuki ve Touya’daki o parıltı onda yoktu. Kendi belirlediği belirli bir hedefe doğru sürekli sıkı çalışma tutkusu yoktu. Hedefini hep başkaları belirlerdi ve ne kadar tutkulu olduğu, diğer kişiye bağlıydı. Hayatının en çok parladığı dönemde bile hep böyle olmuştu.
Annesi ve büyükbabası ona Suou ailesini devralmaya layık biri olma hedefi vermişti, ama bu hedefe olan hevesi sadece annesine ve o kıza bağlıydı. Masachika fikrin kendisine tutkuyla bağlı değildi. Sadece annesinin ve o genç kızın övgüsünü arzuladığı için sıkı çalıştı. Tek yaptığı, önüne serilen yolda kendisine verilen yakıtla ilerlemekti. Ama şimdi ikisi de yoktu, hiçbir yere gidemiyordu. Olduğu yerde takılı kalmıştı.
Yeterince iyi değilim.
Masachika, bunu Rusça söylediği için minnettardı; çünkü Japonca olsaydı, muhtemelen cevabı korkakça bir sessizlik olurdu.
“Kuze, bugün başka bir planın var mı?”
“Hmm? Ah, pek sayılmaz.”
“Yuki ne olacak?”
“Ah… İşi bitince muhtemelen arar.”
“O zaman alışverişimi bitirmeme yardım et.”
“Yeni kıyafet alışverişi yaptığını söylememiş miydin?”
“Evet. Ne olmuş?”
“Şey… Bir erkekle bir kız arasında, erkeğin onun yeni kıyafetlerini seçmesine yardım etmeden önce belli bir samimiyet olması gerektiğini düşünmüştüm.”
“Gerçekten mi?”
Masachika, Alisa’nın şaşkın yüz ifadesini görünce gözleri faltaşı gibi açıldı.
Ohhh… Alisa’nın hiç alışverişe gidecek arkadaşı olmamış, bu yüzden böyle ince şeyleri anlaması zor… Burnunu çeker!
Hissettiği acıma, gözlerinin iç köşelerinin yanmasına neden olurken dişlerini sıktı, ama yüz ifadesi şefkatle doluydu.
“Evet… Sana yardım ederim. Hadi gidelim.”
Alisa, onun aniden bu kadar anlayışlı olmasına kaşlarını çattı.
“Bu ani fikir değişikliği de neyin nesi?”
“Uh… Çünkü arkadaşız, elbette. Evet.”
“Bunun nedeni olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum.”
“Merak etme,” diye şaka yaptı Masachika, sorusunu sıyrılmaya çalışarak. Ondan sonra, öğle yemeğinden önce buluştukları alışveriş merkezine geri döndüler, tüm kıyafet mağazalarının olduğu kata çıktılar ve keşfe başladılar. Ama tüm bu süre boyunca Alisa, onun neden aniden bu kadar iyi davrandığını merak etmekten kendini alamadı ve merakı yavaşça bir yanlış anlaşılmaya dönüştü.
Dur bir dakika… Öğrenci Konseyi Başkanı yarışını kaybedeceğimi mi düşünüyor? Aniden bu kadar iyi davranmasının nedeni bu mu? Cık! Bana böyle tepeden bakmaya nasıl cüret eder?!
Masachika ona çocuğunu neşelendirmeye çalışan bir ebeveyn gibi davrandığı için zihinsel olarak dişlerini sıkıyordu. Kendini hep başkalarından üstün görmesi onu her zaman rahatsız etmişti, ama onunla tartışmak ve isyan etmeye çalışmak sadece bir çocuğun yapacağı bir şeydi.
B-bana böyle davranmasına izin veremem. Ondan intikam almalıyım! O küstah ifadeyi yüzünden sileceğim!
Alisa beynini zorlarken kendi kendine inledi… ta ki birkaç gün önceki bir sabah olanları aniden hatırlayana kadar.
Ona hayatının en iyi defilesini yapacağım, ta ki içi kıpır kıpır olana kadar!
Alisa’nın bakmak istediği bir kıyafet mağazası vardı ve içeri adım attığı an, absürt bir yanlış anlaşılmadan doğan tuhaf kararı onu bir avuç farklı tarzda kıyafetle doğrudan soyunma kabinine gönderdi.
“Üzerimi değiştirdikten sonra fikrini duymak istiyorum, tamam mı?”
“Elbette.”
Kendisiyle Masachika arasındaki perdeyi kapattıktan sonra, hızla kıyafetleri incelemeye başladı.
Sanırım önce bunu deneyeceğim…
Alisa’nın gruptan hemen uzandığı ilk kıyafet, yazlık, bembeyaz bir elbiseydi.
Bunun işe yaramaması imkânsız! Masha bile tüm erkeklerin böyle elbiseleri sevdiğini söylemişti!
Rekabetçi kararlılığının aksine, Alisa belki de kendi rekabetçi ruhunun farkında olmadan, garantiye almayı seçti. Her şeyi çizgi romanlardan öğrenen kız kardeşinin muhtemelen güvenilmez bilgilerine güvendi. Ama sonunda elbiseyi giyme anı geldiğinde ve bluzunun düğmesine uzandığında, eli dondu.
Dur bir dakika… Soyunduğumu duyamaz, değil mi?
Onu ve Masachika’yı sadece ince bir kumaş parçası ayırıyordu. Daha da kötüsü, perde yere kadar uzanmıyordu, bu yüzden hafif bir boşluk vardı. Alisa’yı aniden bir utanç sardı.
“Kuze! Biraz daha uzak dur!” diye bağırdı Alisa perdenin diğer tarafından, daha fazla dayanamayarak.
“Pekâlâ,” diye tembelce yanıtladı ses ve ayak sesleri yavaşça uzaklaştı. Bir yandan biraz rahatlarken, diğer yandan da paniklemeye başladı; çünkü ayak seslerini hayal ettiğinden çok daha net duyabiliyordu.
Hmm? Eğer ben buradan onun ayak seslerini duyabiliyorsam… bu, onun da benim soyunduğumu duyabileceği anlamına mı geliyor?
Alisa, bu kadar utanç verici bir şey yaptığını fark ettikten sonra artık rahatlayamıyordu. Masachika'nın, bir erkeğin bir kıza yeni kıyafetlerini seçmesinde yardım etmeden önce aralarında belli bir samimiyet olması gerektiğini düşündüğünü söylemekle ne kastettiğini sonunda anladığını hissetti.
Hayır, sorun değil. Mağazada müzik çalıyor, bu yüzden beni hiç duyamayacak… Umarım.
Alisa o kadar utanmıştı ki kaçıp gitmek istiyordu ama gururu buna izin vermedi. Utancını yuttu ve sonunda soyunmaya başladı. Perdenin diğer tarafındaki çocuğu düşünmeden, olabildiğince hızlı ve sessizce değiştikten sonra, bunun boşuna olduğunu bilse de Masachika'yı duyup duyamayacağını anlamak için kulak kesildi.
Sanırım iyiyim…
Masachika'nın tepki vermediğini görünce rahatladı, ardından dönüp aynaya bir kez daha baktı. Masachika ise etrafındaki yaşlı kadınlar ona sıcak bakışlar atarken ifadesiz kalmaya çalışıyordu. “Aman Tanrım. Kız arkadaşını mı bekliyor dersiniz? Lisede olmak ve yeniden aşık olmak… Ne kadar da şirin,” diyorlardı gözleriyle.
Tıpkı bir romantik komedi gibi, diye düşündü Masachika gerçeklikten kaçmaya çalışırken. Onun kıyafet değiştirdiğini dinlemek aklının ucundan bile geçmemişti, hatta fark etmemişti bile. Alisa'nın endişeleri tamamen kendi kafasındaydı. Gerçi, onun kıyafet değiştirmesinden çok, diğer kadınların kendisine attığı bakışlarla daha çok ilgilendiğini öğrense muhtemelen epey hayal kırıklığına uğrardı.
Heh. Güzel. Doğrusu kendimi övmek gibi olmasın ama harika görünüyorum.
Aynanın karşısında poz verip kendini övdü. Zaferinden emindi (bunun ne zaman bir yarışmaya dönüştüğünü kimse tahmin edemezdi) ve perdeye uzanmaya başladığında aniden endişeye kapıldı. Ya tepki vermezse? Ya sadece “Evet, güzel olmuşsun” deyip, dikkat etmeden telefonuna bakarsa? …Bu onu ağlatabilirdi. Sadece bu düşünce bile Alisa'nın kalbinin davul gibi atmasına neden oluyordu.
H-hıh! Eğer öyle yaparsa onu gebertirim!
Alisa, kendini gaza getirip endişesini yere serdikten sonra perdeyi hızla açtı.
“Ne düşünüyorsun?”
Bir elini beline koymuş, bir bacağını öne atmış, sanki bir model gibi poz vererek Masachika'ya kışkırtıcı bir bakış attı. Muhteşem vücudu ve güzelliği sayesinde gerçekten inanılmaz görünüyordu. Anında, mağazadaki tüm kadınlar bakışlarını ona çevirip hayranlıkla nefesi kesildi. Masachika da bir istisna değildi.
Kızların böyle giyinmesine kim bayılmaz ki?!
Masachika, hayali bir masaya yumruğunu vururken bunu kalbinden güçlü bir şekilde bağırdı. Görünüşe göre “Masha’ya Sor” bu seferlik haklıydı. Yine de Masachika, Alisa'nın kendisine ağzının suyunu akıtmasını istediğini biliyordu. İlk kızaran kaybederdi. Bu yüzden sıyrılmaya bile çalışmayıp, aksine saldırmaya karar verdi!
“İnanılmaz görünüyorsun. Özellikle o bembeyaz elbise, süt beyazı tenine çok yakışmış. Gerçekten de o saf, kadınsı görünümünü vurguluyor. Daha şirin olamazsın sanmıştım ama işte buradayız.”
“…?! A-ah… Gerçekten mi…?”
Masachika'nın kontratağı onu sendeledi ve bu kadar açık sözlü bir şekilde iltifat edilince gergin hissetmeye başladı.
“Pekala, bir sonraki kıyafeti deneyelim…,” diye kendi kendine mırıldandı Alisa, sanki kaçıyormuş gibi perdeyi kapatırken. Tam o anda, birbirlerini göremez oldukları an, ikisi de telaşla çömeldi.
Dur, dur, dur, diye düşündü Alisa. Bekle. Ne? Az önce beni iltifatlara boğdu!
Aman Tanrım! Çok utanıyorum! Tüm bunları gülmeden söylediğime inanamıyorum! Masachika afallamıştı. Vay canına. Bunu direkt yüzüne söylemek çok utanç vericiydi! O nasıl hep böyle şeyleri yüzünde tek bir mimik oynamadan söyleyebiliyor?! Yani, Rusça yapıyor ve anlamadığımı sanıyor, bu yüzden mantıklı ama yine de!
Masachika başını tuttu, utancıyla o kadar odaklanmış bir şekilde mücadele ediyordu ki etrafındaki kadınların iç ısıtan bakışlarını umursayacak enerjisi kalmamıştı. Bilmiyordu ki Alisa da yanaklarını kapatmış, utancıyla mücadele ediyordu.
Bekle. Ş-şirin mi? O kadar şirin mi görünüyorum? Dur, dur, dur! B-ben mi? Bana şirin mi dedi? Ahhh!
Ama utancıyla baş edemedi ve yere birkaç kez vurdu… ta ki çıkardığı sesi fark edip panikle durana kadar. Gereksiz yere boğazını temizledikten sonra öne döndü ve aynaya dik dik baktı… ama kulaklarına kadar genişçe sırıttığını fark edince içgüdüsel olarak alnını hafifçe aynaya çarptı. Alnını aynaya sürttü, acı ve ürpertici hissi kendini toparlamak için kullandı.
Oh be… İyiyim. Şimdi düşününce, karakterinin dışında bir şey söylemedi. Elbette öyle bir şey söylerdi. Kuze, bir kıza iltifat edecek türden biri. Hatta takdire şayan.
Ama nedense onu küstahça yargılarken saçlarını geriye attığında, aniden çok becerikli olduğu izlenimine kapıldı.
Neyde becerikli ama?
Ancak bir saniyeden fazla düşünmesine gerek kalmadı. Masachika kızlara iltifat etmeye alışkın gibiydi. Peki kime o kadar iltifat etmişti ki buna alışmıştı? Aklına tek bir kişi geldi.
Yuki…?
Bu düşünce anında zihnini boşalttı. Birkaç saat önce birlikte vitrin gezerken ne kadar eğlendiklerini düşündü ve kalbine bir huzursuzluk yayıldı.
“…”
Aynadan uzaklaştıktan sonra kıyafetlere baktı ve üzerinde İngilizce bir şeyler yazan bir kot pantolon ile siyah bir tişört seçip bir kez daha değişti. Belki de Alisa, içten içe neden erkeksi bir kıyafet seçtiğini biliyordu ama bunu kabul etmemeyi tercih etti. Eğer kıyafetleri özel bir nedeni olmadan seçtiğini söylerse, o zaman öyleydi işte.
“Ee? Nasıl görünüyorum?”
Alisa, "Saklayacak hiçbir şeyim yok," dercesine, kendinden emin bir ifadeyle perdeyi araladı. Ama Masachika, Alisa'nın neden böyle bir kıyafet seçmiş olabileceğini fark edemeyecek kadar da kalın kafalı değildi. Gerçi bunu yüksek sesle dile getirecek kadar incelikli (ya da belki de zeki) davranmıştı.
“Bu kıyafetle gerçekten çok şıksın. Sevimliden çok güzelsin, eğer bu bir anlam ifade ediyorsa, bu kıyafet de sana çok yakışmış. Kot pantolonlar, eteklerin aksine, vücudunun ne kadar güzel olduğunu cidden vurguluyor.”
“A-a, öyle mi? Aklımda bulundururum. Teşekkürler.”
Alisa, bu kez aşırı iltifatları şaşırtıcı bir şekilde hiç bozulmadan kabul etti ve gülümseyerek teşekkür etti.
“O zaman bir sonraki kıyafete geçelim.”
“Pekâlâ.”
Çok geçmeden Alisa, Masachika’yı tahrik etme hedefini çoktan unutmuş, defileden olduğu gibi keyif almaya başlamıştı. Kıyafetleri değiştirip aynanın karşısında poz veriyor, ardından Masachika’ya gösteriyordu. Masachika da çizgi romanlardan, video oyunlarından ve animeden öğrendiği tüm iltifatları kullanarak onu övüyordu. Masachika’nın utanma duygusu yavaşça körelirken, Alisa da yavaş yavaş keyif almaya başlamıştı. Tıpkı Masachika’nın beklediği gibiydi. Alışverişe gidecek arkadaşı yoktu ve kız kardeşi Maria ile alışverişe çıktığında, Alisa ne giyerse giysin Maria sadece “Ay, çok tatlı olmuşsun,” derdi. Bu yüzden, ilk kez biri ona bu kadar detaylı iltifat ediyordu.
Sıradaki ne olsun? Kararlar♪, kararlar.♪
O kadar keyifliydi ki, kıyafetlerini seçerken zihninde mırıldanıyordu bile. Yuki orada olsaydı, Alisa’nın bu kadar kolay etkilendiğine gülerdi ama Alisa bunun farkına varacak kadar özbilinçli değildi. Bunun yerine, "ne olur ne olmaz" diye normalde giymeyeceği kıyafetlere neşeyle uzandı.
Bu biraz fazla… cüretkâr değil mi? Ama eminim Kuze yine de iltifat eder.
Giydiği diğer her şeyden çok daha açık bir mini etek ve askılı bluzdu. Mini etek, Alisa’nın doğal olarak uzun bacakları olduğu için özellikle kısa görünüyordu; dizlerinin üstünde demekten çok, kasık hizasında demek daha yerinde olurdu. Normalde hiçbir koşulda giymeyeceği bir şeydi ve giyse bile bir erkeğin önünde asla giymezdi. Ancak Masachika’nın sürekli övgüleri, zihninin arka planındaki zayıf mantık sesini bastırmasına yardımcı oldu. Hatta o kadar heyecanlıydı ki, perdenin diğer tarafında artık iki kişi olduğunu bile fark etmemişti…
“Ne düşünüyorsu—?”
Ancak öne eğilip sağ işaret parmağını yanağına koyarak göz kırptığında, Yuki’nin Masachika’nın hemen yanında durduğunu fark etti. Gözleri buluştuğu an, Alisa’nın kırptığı gözü donup kaldı. Bu sırada Yuki, iki dolu anime ürünleri poşetiyle bu manzaraya gözlerini kırpıştırıyordu.
“Vay canına, Alya. Seksi.”
“…Evet.”
Yuki doğal bir ifadeyle ıslık çalarken, Masachika yüzünde tarif edilemez bir ifadeyle bakışlarını kaçırdı ve Alisa’yı anında gerçeğe döndürdü. Yüzündeki kan çekildi, ardından hemen yanaklarına geri hücum etti.
“…Pekâlâ.”
Alisa, kızarmış, seğiren yanaklarını sıkı bir gülümsemeye zorlayarak perdeyi hızla kapattı ve sessizce bir top gibi büzüldü.
“” diye kendi kendine konuştu, sesi giderek zayıflıyordu, aynaya bir kez daha baktıktan sonra.
“Alya ne dedi?”
“Yok olmak istediğini söyledi.”
“Heh! Ne masum bir bebek. Ha ha!”
“Sen hastasın.”
O kadar kısık bir fısıltı bile bu iki kardeşten kaçamadı.
Sakinleşip denediği kıyafetlerden ikisini satın aldıktan sonra Alisa, Masachika ve Yuki ile alışveriş merkezinden ayrıldı ve eve doğru yola çıktılar. Ancak Alisa’nın keyfi, trene bindikten sonra bile düzelmedi. Masachika ve Yuki de durumu onun için daha da kötüleştirmemeye çalışırcasına, sohbet etmeden telefonlarında oynadılar.
“Pazartesi görüşürüz, Alya.”
“Bugün çok eğlendim. Bir ara yine yapalım.”
“Evet, Pazartesi görüşürüz ikinizle.”
Tren, Masachika ve Yuki’nin durağına yanaştı. Trenden indikten sonra Alisa hemen koltuğuna çöktü.
“”
Alisa, (kendi standartlarına göre) az önce nasıl budalalık ettiğini düşündü; bu düşünce onu yere düşüp kıvranmak istemesine neden oluyordu.
“”
Kucağındaki kâğıt poşete gömüldü, utanç ve pişmanlık onu sarıp sarmalarken… aniden tuhaf bir şey fark etti.
“…Hmm?”
Çok tuhaftı. Neden aynı istasyonda indiler? Evleri üç istasyon uzaktaydı, bu yüzden aynı istasyonda inmeleri mantıklı değildi.
“Bu da ne…?”
Sadece birkaç olası açıklama vardı. Henüz eve gitmeyi planlamıyorlardı. Ya da belki birlikte eve gitmeyi planlıyorlardı?
“Bu da neyin nesi…?”
Ve varsayımı teknik olarak doğruydu. Yuki’nin anime ürünlerini Suou hanesine geri götürme imkânı yoktu, bu yüzden savaş ganimetlerinin tadını Kuze konutunda çıkarmaya karar vermişti – Alisa’nın tamamen habersiz olduğu koşullar.
“O ikisi gerçekten mi…?”
Ama şüphe tohumunun daha fazla büyümesini engellemeyi başardı.
Dur. Hayır. Muhtemelen eve gitmeden önce başka bir dükkâna uğramak istemişlerdi.
Her şeyin kendi kafasında olduğuna kendini ikna ettikten sonra Alisa aniden başka bir şey hatırladı ve telefonunu çıkardı.
Dur bir dakika. Ona ne demişti yine? “Erkek arkadaş gömleği” mi?
Anılarına güvenerek internette arama yapan Alisa, belirli bir görsel bulana kadar aradı ve bu, gözlerinin faltaşı gibi açılmasına neden oldu.
“Ha?!”
Ani bir çığlık çevredeki yolcuların dikkatini çekse de Alisa, derin düşüncelere dalmış olduğundan umursamadı. Bu, genç kadınlara yönelik bir çizgi romandan alınmış bir görseldi. Bir erkekle bir kız yatakta oturmuş, birbirlerine dönüktü; kız bol yakalı bir gömlek giymiş, belli belirsiz gülümsüyordu ama erkekse… belden yukarısı tamamen çıplaktı.
B-b-b-b-bekle, bekle, bekle! Bununla ne demek istiyordu ki?!
Bastırdığı şüphe tohumu güçlü bir şekilde havaya fırlayıp tavanı deldi.
Bekle! Ne?! Onlar…?!
Alisa, erotik sahneye hayretle gözlerini dikerken, karakterleri kafasında Masachika ve Yuki ile değiştirdi, ardından bu düşünceyi panikle sildi.
Ne oluyor?!
Trenin geri kalanında, tüm bunların ne anlama geldiği konusunda kıvranıp durdu ama hiçbir zaman bir cevap bulamadı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.