"Hey, Kanata... Bir kızın doğum gününde onun için ne yapsam iyi olur?"
"Ha? Ne oldu aniden? Nadiren böyle şeyler sorarsın."
Okul çıkışı Kanata ile ikimiz bir fast food restoranına gelmiştik. Ona ciddi bir şekilde danışıyordum.
Dürüst olmak gerekirse bu konuyu ona açmak konusunda pek iştahlı değildim... Ama denize düşen yılana sarılırdı. Gerçek şu ki, çevremde bu işlerden anlayan tek kişi oydu.
"Aslında Nanase'nin doğum günü yaklaşıyor da. Doğum gününde ne yapmam gerektiği hakkında en ufak bir fikrim bile yok..."
"Aa~ anladım, mevzu bu demek. Ama o zaman sana pek yardımcı olamam. Birçok kızla çıktım ama şimdiye kadar hiçbirinin doğum gününü kutlamadım."
Gurur duyulacak bir şey olmayan bu durumu, sanki çok büyük bir başarıymış gibi kendinden emin bir yüz ifadesiyle söyleyebildiği için ona saygı duyuyordum.
Gerçekten, umarım bir gün kuyruk acısı çeken biri tarafından saldırıya uğramaz.
Gerçi, Sevgililer Günü'nde içinde saç ve kan karışımı olan çikolatalar aldığında bile istifini bozmamıştı. Bir saldırıya uğrasa bile, Kanata gibi biri onları rahatça etkisiz hale getirirdi herhalde.
"Genel bir görüş bildirmem gerekirse; normalce bir pasta ve hediye hazırlayıp kutlasan yetmez mi? Bilmiyorum gerçi."
Kanata, derdimden bihaber, kaygısızca patates kızartmalarını ağzına atarken akıllı telefonuna bakıyordu.
Yine de bu herife güvenilmezdi... Elden bir şey gelmez, kendim düşünecektim.
"Hmm... Sanırım akılda kalıcı, görkemli ve özel bir şeyler olsa daha—"
"—Hayır, yanlış. Sadece görkem ve özelliğe takılıp kalırsan, güzel bir doğum günü yapamazsın."
Kanata, az önceki halinin aksine, ciddi bir ifadeyle konuşmaya başladı.
"Nanase-san gibi bir kız, ailesinin evinde bugüne kadar pek çok görkemli parti tarzı doğum günü yaşamıştır, değil mi? O zaman evde sadece ikinizin baş başa geçireceği bir zaman dilimi yaratarak kutlaman daha iyi olmaz mı?"
Sözlerini bitirince Kanata tekrar patateslerine döndü.
...Her zamanki gibi, sanki çift kişilikliymiş gibi ani değişimler yaşıyordu.
Kanata temel olarak her zaman tembel ve küstah bir tavır sergilese de gerçek kişiliği oldukça farklıydı. Gerçek Kanata; temkinli, soğukkanlı ve beklenmedik şekilde yardımsever biriydi.
Gerçekten, her zaman böyle ciddi olsa ne güzel olurdu.
"Neyse, bu akıl hocalığının karşılığı olarak tavuk nuggetlarından birini alıyorum."
"Hey, o sonuncuydu!"
"Amma huysuzsun. O zaman bir tane patatesle takas ederiz, olur biter."
"Eşitsizliğin de bu kadarı!"
'Amma da cimriymişsin' diyerek şikayet eden Kanata'yı görmezden gelip az önce söylediklerini düşündüm.
Hakikaten, düşününce Nanase'nin sadece gösterişten ibaret lüks bir doğum günü isteyeceğini sanmıyordum. Öyle kutlamaları zaten çokça görmüştü. Aksine, gerçekten sadece ikimiz arasında olması daha doğru olabilirdi.
Ancak... O zaman hediye olarak ne hazırlamalıydım?
"Elden bir şey gelmez... Eve dönünce Yui'ye söylerim, yarın onunla birlikte gidip bakın. Ondan iyi tavsiyeler alabilirsin."
"Ah, dürüst olmak gerekirse bu çok makbule geçer... Ama sen de gelirsen daha da iyi olur."
"I-ıh, zahmetli."
Kanata bunu söyleyip bir çocuk gibi başını başka yöne çevirdi.
"Olmaz, ben ve Yui-chan sadece ikimiz dışarı çıkarsak Nanase kesinlikle çok sinirlenir. O yüzden sen de gel."
"...Pekala, elden bir şey gelmez... Ama bunu bir kenara yazdım, bana borçlanıyorsun, tamam mı?"
"Tch... Tamam, öyle olsun."
Böyle bir şey için bu herife borçlanmak istemezdim ama başka çarem yoktu.
Eğer en ufak bir hata yaparsam durum gerçekten geri dönülemez bir hal alabilir, en kötü ihtimalle nişan bozulmasına kadar gidebilirdi.
"Sahi ya, şu birlikte yaşama işinden bahsetsene biraz. Nasıl gidiyor? Cıvıl cıvıl, vıcık vıcık takılıyor musunuz?"
"Hayır, kesinlikle öyle bir durum—"
O anda, evdeki yaşamımızdan sahneler gözümün önünden geçti.
Dize yatıp dinlenmeler, birlikte uyumalar, fısıldaşmalar... Başkasına anlatılamayacak kadar utanç verici pek çok olay vardı.
Aslında, düşündüğümden çok daha fazla şey yaşanmıştı.
"...Yok canım."
Hemen geçiştirmeye çalıştım ama bir tuhaflık olduğunu hissetmiş olacak ki Kanata şüphe dolu gözlerle bana baktı.
"Hey, o duraksama da neydi öyle?"
"..."
Kanata'yı görmezden gelerek sessizce tepsimi alıp ayağa kalktım.
"...Neyse, yarın görüşürüz."
"Hey bekle, kaçmana izin vermeyeceğim!"
Sonrasında sıkı bir sorguya çekildim.
Ertesi gün okul çıkışı, buluşma yerinde beklerken ikisi tam vaktinde geldi.
"Selam, beklettik mi?"
"Hayır, sorun değil. Senin vaktinde geldiğini de ilk kez görüyorum."
Genelde Kanata buluşma saatlerine hep geç kaldığı için bu oldukça nadir bir durumdu.
"Yani, Yui acele ettirdi de ondan apar topar geldim işte."
"Tabii ki. Bir arkadaşı bekletmek söz konusu bile olamaz, değil mi?"
Yui-chan insan olmanın asgari gerekliliklerinden bahsederken Kanata bıkkın bir tavırla başını yana çevirdi.
Gerçekten birbirine tamamen zıt karakterde iki kişiydiler...
Kiryuu ailesinin reisi, herhalde fazla başına buyruk olan Kanata'yı bir nebze olsun dizginleyebilmek için ciddi biri olan Yui-chan'ı onun özel hizmetçisi yapmıştı.
"Peki Minato-sama, beni ve Kanata-sama'yı buraya çağırma sebebiniz; nişanlınız olan Nanase-sama'nın doğum günü hediyesini seçerken yardımımızı istemeniz... Yanlışım yok, değil mi?"
Yui-chan, sadece gerçekleri teyit etmek istercesine düz bir sesle sordu.
"Evet, aynen öyle."
Ben cevap verince Yui-chan şaşkınlıkla gözlerini açtı.
"Gerçekten de Kanata-sama'nın dediği gibiymiş."
"Hey Yui, benim sözüme güvenmiyor muydun?"
"Evet, çünkü siz insanların dediklerini pek dinlemeyen birisiniz."
"Heh, haklısın."
"Bu övünülecek bir şey değil!"
Yui-chan 'pes' dercesine iç geçirdi.
Gerçekten çok çekiyor olmalıydı... Umarım ona iyi davranıyorlardır.
"Pekala Minato. Önce hediye olarak kendi seçtiğin bir şeye bakalım mı? Senin vermek istediğin şeyi baz alarak yorum yapmak istiyoruz."
"Tamam, anladım."
"..."
"..."
Seçtiğim hediyeyi gören ikisi de bir ağızdan "Bu herif ciddi mi..." der gibi bakmaya başladılar.
Yani, bunu seçmek için elimden geleni yapmıştım oysa ki...
"Kanata-sama... Bu..."
"...Yani, böyle olacağını tahmin etmiştim. Minato bazen uzmanlık alanı dışındaki konularda tam bir beceriksiz olabiliyor."
Sanki hakkımda çok kaba bir şeyler konuşuyorlardı ama ikisi birden bu kadar tepki verdiğine göre durum vahim olmalıydı. Sessizce beklemeye karar verdim.
"Hey, Minato."
"Ne var?"
"Neden... Neden bir kızartma tavası?"
"Nanase geçen gün artık tavasını değiştirmek istediğini söylemişti. En çok buna sevineceğini düşündüm..."
Bunu duyunca Kanata sessizce gökyüzüne doğru baktı.
O kadar mı kötüydü? Bu...
Nanase'nin hoşuna gidip gitmeyeceğinden emin olmadığım bir şeydense, kesinlikle işine yarayacak bir tavanın doğru cevap olduğunu düşünmüştüm.
"Yani, gereksiz şeylerden nefret eden senin tarzında bir hediye ama... Yine de bunu bir doğum günü hediyesi olarak vermekten vazgeçsen iyi olur."
"N-neden...?"
"Bak, daha önce de söylediğim gibi, doğum günü özel bir gündür. Yılda sadece bir kez olan o özel günde, nişanlına bir kızartma tavası mı vereceksin gerçekten?"
"H-haklısın sanırım..."
Öyle söylenince düşündüm de, doğum günü sahiden özel bir gün. Normalde vermeyeceğim türden bir şey almam daha iyi olurdu.
"Yui, sen olsan doğum gününde ne alırsan mutlu olurdun?"
"Şey... Ben olsaydım takı, el kremi veya pelüş oyuncak gibi şeyler isterdim herhalde."
Sözlerini bitirir bitirmez Yui-chan, beklenti dolu bir bakışla gözlerini bana dikti.
Ancak Kanata-sama'nın her zamanki tepkisiz hali karşısında —gerçekten fark etmediğinden mi yoksa fark etmiyormuş gibi mi yaptığından emin değilim ama— Yui-chan hafifçe yanaklarını şişirdi.
"Anladım... Tamamdır. Tekrar bir düşüneyim."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.