İçinden taşan sevinçle kalbinin derinliklerinden gelerek hafifçe güler.
O gülüşü karşısında gayriihtiyari büyülenmiş gibi bakakaldım.
Ah... Gerçekten de... Bana fazla gelecek kadar harika bir kadın...
Fakat tam bunu düşündüğüm anda zihnime bir endişe üşüşüyor. Ben gerçekten bu kızı mutlu edebilir miyim diye...
"—Şey... Nanase... Gerçekten benim gibi biriyle nişanlı olduğun için memnun musun?"
Farkına vardığımda bu soruyu Nanase'ye çoktan sormuştum.
"Benim ailem... Ichijo ailesi, senin de bildiğin gibi eskiden beri Japonya'yı ayakta tutan köklü bir aile. Doğal olarak siyasette ve ekonomide de büyük bir söz hakkına sahibiz. Fakat bu göz kamaştırıcı başarıların aksine, Ichijo ailesi amaca giden yolda her mübahı gören soğuk kanlı bir hanedandır. Ichijo ailesinden nefret eden pek çok insan olduğuna eminim."
Başlangıçta bu ilişkiyi anlamsız buluyor olsam da, Nanase ile birlikte vakit geçirdikçe kendimi çok huzurlu hissetmeye başlamıştım.
Tam da bu yüzden, Nanase'nin gerçekten mutlu olmasını istiyordum. Benim gibi kanlı bir Dao üzerinde yürümeye mahkum biriyle değil, geleceğe çok daha umutla bakan biriyle...
Bu yüzden, eğer benden soğur ve nişanın bozulmasını isterse, bunu memnuniyetle kabul etmeye hazırdım.
Nanase ise özel bir şey söylemeden, sessizce beni dinliyordu.
"Bu ailenin lideri olacak benimle nişanlı olmak demek... Doğal olarak senin de hedef tahtasına oturman demek... Eğer bu yüzden sana bir şey olursa ben..."
Olabilecek en kötü geleceği hayal edip titreyen ellerimi Nanase şefkatle kavrayarak sardı.
"Söylesene, beni kurtardığın o anı hatırlıyor musun?"
"Ne? Ha, evet... Elbette. Benim için çok önemli bir andı."
O an henüz hafızamda çok tazeydi, dün gibi net hatırlıyordum.
Yarı zamanlı iş çıkışı eve dönerken, Nanase'ye saldıran o adamı alt edip onu kurtardığım anı. Düşünüyorum da, Nanase ile aynı sınıftaydık ama ilk kez o zaman adamakıllı konuşmuştuk.
"O an gerçekten çok korkmuştum. Ama kimse bana yardım etmedi... Sen ise hiç tereddüt etmeden beni kurtardın. O anki halin gerçekten çok havalıydı."
Nanase o günleri özlemle anarak gözlerini hafifçe kıstı, neşeyle anlattıktan sonra bana döndü.
"Sen hiç de acımasız biri değilsin. Çok nazik, çok karizmatik ve benim gurur duyduğum biricik nişanlımsın."
"Nanase... Gerçekten emin misin? Benim gibi biriyle..."
"Eminim tabii ki. Benim senden başka kimsem yok ki."
"...Garip birisin."
"İlahi, sen sanki çok mu normalsin?"
"Haklısın galiba."
Evet ya, ne diye böyle korkakça düşüncelere kapılmıştım ki... Kaybetmek istemediğim her şeyi var gücümle koruyacaktım. Hepsi bu kadar basitti.
Nanase'nin içini rahatlatmak ister gibi elini sıkıca kavrayıp yemin ettim.
"Söz veriyorum. Nanase, seni gerekirse canım pahasına koruyacağım."
"Olmaz."
"Efendim?"
Bu kadar ciddi bir yemine gelen ani itiraz karşısında şaşkınlıkla ağzım açık kaldı.
Nanase nedense az önceki halinin aksine keyifsiz görünüyordu.
...Neden bir anda morali bozulmuştu ki?
"Asla ölmeyeceksin. Beni korurken kendini de kesinlikle koruyacaksın. Bana bunun için söz ver."
Bizimki de amma zor bir talepte bulunuyordu... Benim sevgili nişanlım... Ama madem böyle istemişti, elden bir şey gelmezdi.
"Tamam, söz. Asla ölmeyeceğim. Seni yapayalnız bırakamam ya."
"Söz mü?"
"Evet, söz."
Bunu söyledikten sonra Nanase'yi kollarıma aldım.
Nanase'nin incecik bedeni sıcacıktı, ona böyle sarılmak içimi huzurla dolduruyordu.
Önce şaşırsa da, hemen ardından bana olan güvenini gösterircesine kendini kollarıma bıraktı.
"Şaşırtıcı... İlk defa senin bana böyle sarıldığını görüyorum..."
"Geçen gün söz vermiştim ya? Ben sözümü her zaman tutarım."
Hafifçe güler "Sana güveniyorum..."
"Evet, bana bırak."
Nanase'yi mutlu edeceğim.
Kendi ellerimle, ne olursa olsun.
Bunu kalbimin derinliklerinde kendime fısıldayarak, Nanase'ye bir kez daha sıkıca sarıldım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.