GM: Şey... Deathmask’in Lilim Öpücüğü artık devrede. MP’si sıfırlandı ve gelecek tur hareket edemeyecek. Miyako’nun dirençleri ve statları tavan yaptı ama hesaplamaya gerek yok.
Miyako: Ha?
GM: Çünkü Deathmask ile arandaki o şehvetli sahneden sonra, dövüştüğün adamlar kılıç sallamayı bırakıp doğrudan size bakmaya başladı. Derken kalabalığın arasından keskin bir ıslık sesi duyuluyor. Asker oldukları her hallerinden belli olan yaklaşık on kişilik bir grup size doğru ilerliyor. “Biz askeri polifiz! Derhal kavgayı kesin!” diye bağırıyorlar. Sonra çırılçıplak Miyako ile Deathmask’in birbirlerinin kollarındaki halini fark ediyorlar. Bir an için dona kalıyorlar, sonra içlerinden biri boğazını temizliyor. “Öhöm! Sizi toplum içinde ahlaka aykırı davranıştan tutukluyorum!”
Miyako: Ne? Olamaz!
Deathmask: Bir dakika. Alt tarafı sokağın ortasında kız kardeşimle ateşli bir öpüşme seansı gerçekleştiriyordum.
GM: “Biz burada buna teşhircilik diyoruz küçük hanım.”
Deathmask: Öyle sanırım, değil mi?
Miyako: Ben hiçbir şey yapmadım!
GM: Dövüştüğünüz adamlar, “Bize eyvallah” diyerek olay yerinden hızla uzaklaşıyorlar. Bir tek siz kaldınız.
Sen: Harika... Biz de mi kaçsak?
GM: Askeri polis çoktan etrafınızı sardı. Pek şansınız olduğunu sanmıyorum.
Tsukiko: O zaman dövüşerek çıkacağız!
Sen: Şey, sence bu uygun olur mu?
GM: Çatışmada polisi yenebilirsiniz belki ama o zaman krallık tarafından aranan suçlular olursunuz. Ne yapacaksınız?
Tsukiko: Hmm...
Deathmask: Sanırım bizi götürmelerine izin vereceğiz. Durumu sonra açıklarız.
Miyako: Sen neden bu kadar sakinsin? Hepsi senin suçun!
Deathmask: Önce kıyafetlerini giysen iyi olur ablacığım. Benimkiler üzerimde zaten.
Miyako: Ha?! Bu hiç adil değil!
GM: “Kesin sesinizi de yürüyün hadi...”
Tsukiko: Peh! Aman be!
Deathmask: Hadi ama memur bey! Zaten numara yapıyorduk!
Tsukiko: ...?
GM: Askerler görevlerine o kadar sadık ki, sizi şehrin dışındaki bir zindana götürürken söylediklerinizi duymuyorlar bile. Şimdi dördünüz de silahlarınızdan arındırılmış bir şekilde aynı hücredesiniz. Gardiyan, “Sizi azgın hayvanlar, geceyi burada geçirin de aklınız başınıza gelsin,” diyerek kapıyı kilitliyor.
Miyako: Ben azgın bir hayvan değilim! Of ya... Hayatımın bir döneminde teşhircilikten tutuklanacağım hiç aklıma gelmezdi...
GM: Şehrin ortasında büyük bir tantana çıkardınız. Sizi bu yüzden tutukladılar.
Miyako: Tantana çıkarmakla ulu orta seks yapmak arasında dağlar kadar fark var!
Tsukiko: Peki şimdi ne olacak? Buradan kaçacak mıyız?
Deathmask: Myaa bizim seksimizle güçlendi, unuttunuz mu? Bence zindan kapısını büyüsüyle tek seferde havaya uçurabilir!
Miyako: Yapabilir miyim gerçekten? Çünkü aksi takdirde burada tam bir kurban durumundayım...
Sen: Yarın bizi bırakacaklar gibi duruyor. Belki de geceyi burada geçirmeliyiz?
GM: Siz zindanda durumu tartışırken, hücrenin dışından bir ses duyuluyor: “Merhaba?”
Tsukiko: O da kim?
GM: Sesin sahibi sarışın, mavi gözlü küçük bir kız. Üzerinde bu zindana hiç yakışmayan, şık bir elbise var.
Deathmask: Ah... Belki de baş gardiyandır? Hani şu tatlı ve masum görünen ama gizliden gizliye mahkumlara işkence etmekten zevk alan sadist tiplerden?
Tsukiko: Hayatta olmaz! İşkenceye boyun eğmem!
GM: “Ben baş gardiyan değilim ve asla işkence gibi korkunç bir şey yapmam. Adım Sylvia, Aegis kasaba lordunun kızıyım. Sizden bir ricada bulunacaktım.”
Tsukiko: Dur bir dakika. Neden teşhircilikten tutuklanmış bir grup sapık kadından yardım istiyorsun ki?
Miyako: Sapık değilim ben!
Deathmask: Kendi adıma konuşmayayım ama bu Sylvia kör falan mı?
GM: “Sadece... Gözlerinizdeki ışığı sevdim, o kadar. Yalnız başınıza seyahat eden dört kadın... Çok yetenekli olmalısınız.”
Tsukiko: Sadece görmek istediğin şeyi görüyorsun, gerçekleri kendine göre büküyorsun. Bunun seni ne kadar çirkin gösterdiğinden haberin bile yok... Senin gibi insanlardan nefret ederim.
GM: “Yeni tanıştığın birine söylenecek pek hoş şeyler değil bunlar, değil mi? En azından sizi buraya neyin getirdiğini anlatabilir misiniz?”
Sen: Dinlemekten zarar gelmez.
GM: “Teşekkür ederim. Sanırım aranızda laftan anlayan tek kişi sensin. Durum şöyle ki—”
Vıııın!
Haruto tam Sylvia’nın hikayesini anlatmaya başlayacaktı ki, RPG müziklerini çaldığı akıllı telefonu titremeye ve çalmaya başladı.
“Eyvah! Kusura bakmayın, editörüm arıyor. Bir saniye.”
Haruto masadan fırlayıp mutfağa geçti ve kabul et tuşuna bastı. “Efendim, ben Fuwa,” dedi fısıldayarak.
“Merhaba Fuwa Bey, ben yayın kurulundan Kawabe. Müsait miydiniz?”
“Şu an dışarıdayım da... Acil bir durum mu var?”
“Yok, aslında sadece bir şeyi teyit edecektim. İlk manga cildi için sonsözü dün göndermeniz gerekiyordu ama henüz elimize ulaşmadı. Belki e-postada bir sorun olmuştur diye düşündüm.”
“Şey...! Çok özür dilerim, tamamen aklımdan çıkmış! Bugün hemen gönderiyorum!”
“Peki, öyle olsun madem. Sorun değil ama işlerini böyle unutman pek alışıldık bir durum değil Fuwa Bey. Bir şey mi oldu?”
“Hayır, sadece... Başka bir şeye odaklanmıştım da...”
“Öyle mi?”
“Ama hemen hallediyorum! En öncelikli işim bu olacak, çok üzgünüm!”
Arama bittikten sonra Haruto bitkin adımlarla kotatsuya geri döndü. “Çocuklar kusura bakmayın ama acil bir işim çıktı, oturumu burada bitirmek zorundayım.”
“Hadi ya, tam da hikayenin en heyecanlı yerindeydi!”
“Gerçekten üzgünüm.” Haruto, surat asan Itsuki’nin karşısında mahcubiyetle eğildi.
“Pekala, sorun değil. Daha sonra devam ederiz,” dedi Miyako.
Chihiro da ekledi: “Dört gözle bekliyorum.”
Haruto çekinerek sordu: “Yani hala oynamak istiyor musunuz?” Dört oyuncu da anında “bu ne biçim soru” der gibi bir ifadeyle ona baktı.
“Nayu’nun bana yaptıklarından pek hoşlanmasam da,” dedi Miyako, “bu oyun aslında epey eğlenceliymiş.”
Chihiro yüzünde yumuşak bir gülümsemeyle konuştu: “Daha önce böyle bir oyun olduğunu bilmiyordum. Çok teşekkürler oyun yöneticisi!”
“Gelecek sefere Tsukiko ile kesin yakınlaşacağım, ant içtim.”
“Nah yaparsın. Senin o uyduruk büyülerin bana sökmez.”
“Umarım gelecek oturumda Itsuki için de düzgün bir seks senaryosu hazırlarsın Prens Jigolo. Belki orklar, dokunaçlar ya da balçık canavarları falan olur.”
Haruto güldü ama bu daha çok hıçkıra hıçkıra ağlamaya benziyordu. Itsuki o sırada kimseye fark ettirmeden kulağına bir şeyler fısıldadı.
“Şu saçma travmanı biraz olsun atlatmana yardımcı oldu mu bari?”
“Sanırım evet. Teşekkürler Itsuki.”
O gece, Itsuki’nin apartman dairesinden yirmi dakikalık otobüs mesafesindeki Hashima evinde, Chihiro Hashima küvette uzanmış, günün RPG seansını düşünüyordu. Gerçekten çok eğlenceliydi diye geçirdi içinden. Abimin tüm arkadaşlarıyla bir arada oyun oynayacağımı hiç düşünmezdim. Hepsi de ilginç insanlar, gerçi şu “gelecekteki kardeş” muhabbetlerine pek ısınamadım ama...
Ayrıca...
“Kız kardeşimin arkasındayım!”
“Hihi...”
Itsuki’nin oyun içindeki o haykırışını her hatırladığında, yüzünde engel olamadığı bir gülümseme beliriyor, kalbinde tarif edemediği bir sızı hissediyordu.
Kız kardeş, ha...?
Kendi çıplak vücuduna baktı. Bu cinsiyet için ortalamanın biraz (tamam, epey) altında olsa da, göğüs bölgesindeki kıvrımlar net bir şekilde kadınsıydı.
Chihiro Hashima bir kızdı. Ve abisi Itsuki, bunu henüz bilmiyordu.
İhtiyacı olan tek şey bir kız kardeşti ama bir tane bile yoktu. Peki ya gerçeklerin Itsuki Hashima’nın dünyasını altüst ettiği o an geldiğinde hikaye nasıl değişecekti?
Bunu henüz kimse bilemezdi.
(Son)
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.