Romanlar, bana kalırsa tek bir hayatımız olduğu gerçeğine karşı bir başkaldırı olarak yazılır ve okunur. Ölümsüz yazar Kitamura Kaoru’ya ait olan bu sözler, aslında romanların okura kendi hayatı dışındaki hayatları yaşatma becerisine atıfta bulunur. Bu konuda Kani Nayuta’nın Manzara serisinin eline kimse su dökemez. Hikaye günümüz Japonya’sında geçer. Bazı tuhaflıkları olsa da genel hatlarıyla çok da sıra dışı bir dünyası yoktur ve kurgu oldukça geleneksel bir çizgide ilerler. Karakterler, light novel dünyasında popüler olan o yüce kahramanlardan değildir; aksine çoğu, kusurlarıyla ön plana çıkan tiplerdir. Ancak okur, bir şekilde kendini onlara kaptırmış bulur. Sanki bir büyüye kapılmış gibi, romanın derinliklerinde kaybolurken kendi benliğini her bir karaktere yansıtır.
Bu etkileyici anlatı, hayranlarının Kani-ce diye adlandırdığı, kendine has bir üslupla örülmüştür. Cazibesinin büyük bir kısmı buna dayansa da meseleyi sadece art arda dizilmiş kelimelere bağlamak yetersiz kalır. Karakterlerin kalıba dökülüşünden konumlandırılışlarına, mekân tasvirlerinden ifade gücüne kadar bir romanı oluşturan tüm unsurlar, kusursuz bir denge içinde birleşir. Öyle ki ortaya çıkan bu güç, her türlü analize meydan okur. Birisi Manzara serisini parçalarına ayırıp kendi başına yeniden inşa etmeye yeltense bile, o özdeki büyüyü asla kopyalayamaz. Dudak uçuklatan satış rakamlarına rağmen eserin henüz bir manga, anime veya diziye uyarlanmamış olması muhtemelen bununla ilgilidir. Manzara serisini okumanın, başka bir ömrü tüketmekle eşdeğer olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu, yalnızca Kani Nayuta’nın eserlerinde tadılabilecek bir deneyimdir. (Yazan: Ikeda)
Bu iş görmez.
Genel yayın yönetmeni, Ikeda’nın hazırladığı taslağı masasına geri fırlattı.
Aylık bir haber dergisi olan Leonardo’nun ana ofisindeydiler. Ekibe katılalı henüz bir yılı biraz geçmiş, çiçeği burnunda bir çalışan olan Ikeda, yeni çıkan kitap incelemeleri köşesinden sorumluydu.
Olmaz mı? diye sordu Ikeda, cesareti kırılmış bir halde yöneticisinin tepkisini ölçerek.
Yani, ne demeye çalıştığını az çok anlıyorum.
Değil mi?
Ama bunların hepsi senin bakış açın. Tek dediğin, Vay canına, bu roman resmen büyü gibi, acayip harika bir şey. Eserin neden başka mecralara uyarlanmadığına dair de sadece tahmin yürütüyorsun, öyle değil mi? Bak, ne anlatmak istediğini biliyorum ama tekrar yaz. Yazdıklarını anlamak için zaten Manzara serisini okumuş olmak gerekiyor. Bizim bu köşedeki amacımız insanlara kitap tanıtmak. Bu kitabı iyi yapan ne? Cazibesi nerede? Öyle bir yaz ki, insanlar bunu okuyunca bir şeyler kavrayabilsin. Gerçi bunun bazen ne kadar zor olabildiğini biliyorum.
Evet, haklısınız, dedi Ikeda, boynunu büküp masasına dönerken. Sonra duraksayıp genel yayın yönetmenine tekrar seslendi.
Bu arada efendim, sizce Manzara bir gün uyarlanır mı?
Henüz yeşil ışık yakılan bir şey duymadım. Şimdiye kadar kesin tonla teklif almışlardır.
Ona şüphe yok zaten.
Yine de sana katılıyorum: Bu eserde başka hiçbir medyaya aktarılamayacak bir şeyler var. Aslında doğru bir noktaya parmak basmış olabilirsin.
Çok zaman önce, Manzara serisinin ikinci kitabı yayımlandıktan hemen sonra, editörü Yamagata, Nayuta’ya multimedya projeleri için tekliflerin yağmaya başladığını haber vermişti. Çizgi roman versiyonları, anime serileri, sinema filmleri, tiyatro oyunları, diziler... Her türden çoklu teklif geliyordu. Üstelik bunlar öyle derme çatma yerler de değildi; aralarında bir dizi hit işe imza atmış ünlü anime stüdyoları veya ödül koleksiyonu yapan yönetmenler vardı.
Bence bu tekliflerin en azından birkaçını ciddi ciddi değerlendirmeliyiz, diye önerdi Yamagata.
Imm... Eğer evet dersem, çok mu meşgul olacağım? diye karşılık verdi Nayuta, her zamanki gibi dünyadan kopuk görünerek.
Şey... Bazı taslakları ve senaryoları incelemen gerekecek. Muhtemelen daha fazla röportaj talebi de gelir.
O zaman kalsın, teşekkürler.
Oha, hemen kestirip atma! Bu, eserinin sesini çok daha geniş kitlelere duyurmak için büyük bir fırsat.
Nayuta, telaşlanan Yamagata’ya bakıp hafifçe kızardı. Ama daha fazla meşgul olursam... O zaman Itsuki ile geçirecek vaktim azalır, değil mi?
Yamagata sonraki bir saatin büyük kısmını Nayuta’yı ikna etmeye çalışarak geçirdi ama kız nuh dedi peygamber demedi. Yamagata, üzerine gittikçe Nayuta’nın sadece daha fazla sinirlendiğini görebiliyordu; yazarla yayınevi arasında gereksiz bir gerginlik yaratmak her iki tarafa da zarar vermekten başka işe yaramazdı. Üstelik Yamagata bile Manzara serisinin o kendine has büyüsünün başka formatlara kolayca aktarılamayacağına inanıyordu.
Öyle olmasına öyle de, yine de büyük israf, diye düşündü Yamagata; Nayuta’nın ofisten sekerek çıkıp Itsuki’nin evine doğru gidişini izlerken. Hem serinin hem de Nayuta’nın ismini parlatmak için büyük bir şanstı bu ve kız, sırf erkek peşinde koşma vakti azalmasın diye bunu elinin tersiyle itiyordu. Hele de peşinden koştuğu adam Hashima Itsuki iken? O kız kardeş takıntılı sapığın yazdığı edepsiz roman arşivi neden var olmak zorundaydı ki? Tabii, aslında var olmalıydılar; yoksa Nayuta asla bir yazar olmazdı.
Ah, felek neden böyle muazzam bir edebi yeteneği, azgınlığı dinmek bilmeyen bir genç kadına bahşetmişti ki? Yamagata’nın yaşadığı bu dünyada, her şeyin dört dörtlük olması sanki yasaklanmıştı. Eğer Nayuta’daki yetenek bende olsaydı, diye içinden feryat etti eski bir yazar olan Yamagata, edebiyat dünyasında bir devrim yaratırdım.
Sonra fark etti ki; tam da böyle zamanlarda bir Kani Nayuta romanı okumak en iyisiydi. İnsan, böyle ağır ve içinden çıkılmaz meseleler karşısında kaybolmuş, tıpkı kendisi gibi karakterlere sığınmak, bir süreliğine onların hayatını yaşamak istiyordu. Bu insana hayata karşı taze bir bakış açısı kazandırıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.