Misaka.
Yolda sızıp kalmış o sarhoş kadının ağzından dökülen kelime kesinlikle buydu.
Tesadüf müydü yani? Elindeki koltuk değneğiyle karanlık sokakta ilerleyen Accelerator, bunun imkansız olduğunu düşündü.
Last Order’ın genetik kodunu veren kişi Mikoto Misaka’ydı ama bu kadın o değildi. Ablası falan mıydı acaba? Akademi Şehri’nde olduğuna göre o da bir esper olabilirdi ama Accelerator bu yönde hiçbir bilgi hatırlamıyordu. Tabii zaten insanlarla pek ilgilenmediği için diğer esperler hakkında detaylı bilgiye sahip de değildi.
Yine de aklını kurcalayan tuhaf bir durum vardı.
Kadının kıyafetleri. Ermo, Az, Scale, Russiv... Parfümü de Zero Plus’ın yeni çıkan serisindendi. İyi de, o genç işi değil miydi? Her neyse, tepeden tırnağa marka boka batmıştı. Ama asıl can sıkan nokta, bu markaların hepsinin Akademi Şehri dışından olmasıydı. İçeriden tek bir parça bile yoktu.
Belli bir markayı sevse, dışarıdan kıyafet sipariş etmesi normal karşılanabilirdi fakat kadının üstündeki her şey farklı bir markaydı. Gömleği, pantolonu, kemeri, ayakkabıları, çantası... Sadece hoşuna gideni seçip giymiş gibiydi. Tek bir markaya bağımlılığı yoktu.
Öyleyse üzerinde en azından Akademi Şehri’ne ait tek bir eşya bulunması gerekirdi.
Ama yoktu. Yine de buradaydı.
Bu da şehre dışarıdan geldiğini gösteriyordu.
Accelerator, Akademi Şehri’nin zaten tenha olan gece sokaklarından bile daha ıssız bir yolu tercih ederek yürürken bu durumu tarttı.
İyi de, neden buradaydı? Dangai Üniversitesi veritabanı merkezinde işi olduğunu söylemişti ama başlamak üzere olan bir savaşa hazırlanırken kimsenin böyle bir erişim izni vermeyeceği ortadaydı. Şehir dışından gelen misafirleri geçtim, malzeme taşıyan nakliye kamyonları gibi destek organizasyonlarını bile kapıdan çeviriyorlardı. Yoksa bu kadının başka bir amacı mı vardı?
Bir amaç.
Böyle bir dönemde Misaka ailesinden birinin buraya gelmesini gerektirecek bir amaç.
Asıl Mikoto Misaka ile bir ilgisi olabilir miydi? Ya da belki...
Veletle bağlantılıydı.
Accelerator cık diyerek telefonunu cebinden çıkardı.
Rehbere girip doğrudan İRTİBAT 3 yazan numarayı buldu ve arama tuşuna bastı.
Numara, Grup üyelerinden Motoharu Tsuchimikado’ya aitti.
Telefonu kulağına götürdü, karşı taraf çalmadan hemen açtı.
"Accelerator. Bir şey mi isteyecektin?"
Hatta nazik bir erkek sesi vardı. Ancak bunu duyan Accelerator’ın gözleri hafifçe kısıldı. Ses kesinlikle Motoharu Tsuchimikado’ya ait değildi; o herif hayatta bu kadar kibar konuşmazdı.
Biri hattı kesmişti. Accelerator, "Ne o, yeni hobiniz mi bu?" dedi. "Grup’un patronlarından biri misin?"
"Sormak istediğin şeyin ne olduğunu duymak isterim."
"Cık... Sizin gibilere soracak hiçbir şeyim yok. Kendi işimi kendim hallederim. Şu aptal vasilik rollerini bırakın yoksa seni parça pinçik ederim."
"Demek kişisel mesele. Yazık oldu. Aslında vaktin varsa seninle konuşmak istediğim bir konu vardı."
"Ha?"
"Misuzu Misaka adında biri hakkında. Gerçi sadece ismini söylemem senin için bir anlam ifade etmeyecektir."
"..."
Accelerator gayriihtiyari etrafına bakındı. Son derece sıradan görünen gece sokaklarını incelerken, bu herif sadece bilgi mi veriyor yoksa beni uydudan mı izliyor diye düşündü.
"Kim bu Misuzu Misaka? Railgun ile bir bağı mı var?"
"Evet, doğru tahmin. Ah, tam zamanı. Görünüşe göre gösteri başlıyor."
Accelerator kaşlarını çatarak, "Ne?" dedi.
Güm!
Şehrin bir bölümü ansızın patlamanın kızıl alevleriyle aydınlandı.
Uzaklardaydı. Ses, ışıktan birkaç saniye sonra kulağına ulaştı.
Telefon hala kulağında olan Accelerator, o yöne doğru döndü.
Ufka yakın bir yerde, sayısız binanın arkasında yapay bir ışık titriyordu.
"Misuzu Misaka adında biri Dangai Üniversitesi veritabanı merkezini kullanma talebinde bulundu, ben de tesisin vurulmasını emrettim. İçeride sadece o vardı ve orada birkaç özel güvenlik görevlisinin bulunduğunu teyit ettik. Ama neyse, hepsi katlanılabilir sınırlar dahilinde. Önemli verilerin tamamı ağa yedeklendiği için hasarı dert etmemize gerek yok."
"Saldırdınız mı?"
"Evet."
"...Kim bu Misaka denen kadın? Profesyonel bir ajan falan olamaz."
"Tahmin ettiğin gibi. Misuzu Misaka, Mikoto Misaka’nın annesi. Geçmişi tamamen temiz. Eğer seni rahatlatacaksa bundan emin olabilirsin."
Annesi mi? Accelerator, kadının yüzünü hatırlayarak şüpheyle düşündü. Ancak daha çok merak ettiği başka bir şey vardı: "Neden annesine saldırıyorsunuz? Az önce geçmişinin temiz olduğunu söylemedin mi?"
"Sıradan insanlar da kendilerine göre tehlike arz eder. Az önce seninle konuşmak istediğim bir konudan bahsetmiştim, açıklamama izin ver," dedi telefondaki ses düz bir tonla. "Yenilenme hareketinden haberin var mı?"
"Şu insanların fısıldaşıp durduğu şey mi? Akademi Şehri savaşa girebileceği için çocuklarını alıp güvenli bir yere götürmek isteyen veliler mi?"
"Bu fikir, ülkenin savunma şartlarını hiç hesaba katmayan aptalca bir plandan ibaret olsa da yine de bir sorun teşkil ediyor. Çok fazla öğrencinin Akademi Şehri’nden ayrılması çeşitli sıkıntılara yol açar."
"..."
Bu endişe de neyin nesiydi?
Yukarıdakiler, savaş gücü olarak kullanabilecekleri öğrencileri elden kaçırmak mı istemiyordu?
Yoksa esperlerin dışarı çıkıp araştırma verilerini sızdırma ihtimalinden mi korkuyorlardı?
Hayır, diye düşündü Accelerator birden.
Şu an Grup’un üst düzey bir yöneticisiyle konuşuyordu. Bu konumdaki hiç kimse olayı bu kadar basit bir nedene bağlamazdı. Eğer endişeleniyorlarsa, bunun ardında çok daha derin hesaplar olmalıydı.
Mesela...
30 Eylül’de tanık olduğu şeyler: Amata Kihara, Hound Dogs, devasa kanatlı canavar, Last Order’a virüs enjekte edilmesi, Akademi Şehri’ne düzenlenen sessiz saldırı... Sahne arkasında pusuya yatmış sayısız karanlık parça ile bağlantılı olmalıydı.
"Misuzu Misaka, bu yenilenme hareketinin temsilcisi gibi bir konumda bulunuyor. Amacının bize zorluk çıkarmak olmadığını biliyoruz ama tesadüf bile olsa bu durum yine de can sıkıcı... Biz de bu yüzden sorunu kökünden çözmeye karar verdik."
Bir an için o sarhoş kadının yüzü Accelerator’ın gözünün önüne geldi.
Sinir bozucu biri olduğu kesindi ama bu durum, karanlık dünyaya sürüklenmesini haklı çıkarmazdı.
Ancak çok geç kalmıştı.
Patlama çoktan gerçekleşmişti. Misuzu Misaka muhtemelen o ilk patlamada havaya uçmuştu.
Yine de telefondaki ses, "Bize katılacak mısın, Accelerator?" diye sordu.
"Ne?"
"Borcunu ödemene yardımcı olabilir diyorum. Bu operasyon için Skill-Out’a ödeme yapıp onlardan yardım istedik ama... Pek becerikli sayılmazlar. Bu büyüklükteki bir sorun için Grup’u sahaya sürmenin deşifre olma riski taşıyacağını düşünmüştük ama bu karar aleyhimize işledi. Bize yardım edersen epey puan kazanırsın. Bu, 30 Eylül’de verdiğin zararları ödemek için iyi bir ilk adım olur. Borcun yaklaşık sekiz trilyon yen ve bunu bir an önce kapatmak istediğini biliyorum."
"..." Accelerator bir an düşündü.
Telefondaki ses bu konuyu ciddiye alıyorsa, Misuzu Misaka hala hayatta demekti.
"Reddediyorum."
Teklifi iki kelimeyle kestirip attı.
"Skill-Out mu? Seviye sıfır bir grup çöpün ayak işlerini neden yapayım ki? Ayrıca sizin gibi heriflere yaranıp işinizi kolaylaştırmaya da niyetim yok. Borcum yüzünden burada değilim."
Accelerator konuşurken boynundaki tasma şeklindeki elektrodu kontrol etti.
Bugün gücünü epey harcamıştı ama hala biraz bataryası kalmıştı.
Bir grup aptal Skill-Out ile başa çıkmak için fazlasıyla yeterliydi.
Misuzu Misaka’yı kurtaracaktı.
Accelerator’ın doğal olarak vardığı sonuç buydu. Amata Kihara meselesinde de aynı şeyi hissetmişti. Adil olmayan devasa bir güç yüzünden tehlikeye giren küçük hayatlar... Kendi durumuna gülmeden edemiyordu ama bu kadarı bile içindeki nefreti körüklemeye yetiyordu. Sebep olanların ödünü patlatma isteği uyandırıyordu. Last Order için savaştığı o zamanları hatırlatıyordu.
Kendini karanlık olarak tanımlayan biri için bile...
"Sizin gibiler anlamaz ama benim hayatım bana ait. Yukarıda ne planlar kurduğunuz umurumda değil. Kararları ben veririm. Anladın mı? Sizin piyonunuz değilim."
Telefondaki ses hayal kırıklığına uğramış gibi, "Anlıyorum. Madem bu işi almayacaksın, o zaman bir an önce evine dön," dedi.
"O zamana kadar yeteneğini askıya alıyorum."
Cııız!! Boynundaki elektrottan kendi kendine tuhaf bir elektronik ses yükseldi.
Ne...?!
Accelerator aceleyle düğmeyi açıp kapattı. Tık yoktu. Sadece boş bir tıklama sesi geldi. Yeteneğini devreye sokmuyordu.
"Elektrodumla mı oynadınız?!"
"Hı? Yeteneğini kullanmanı gerektirecek bir durum mu vardı?"
Accelerator dişlerini sıktı. Tasma tipi elektrodu, bataryasını geliştirmeleri için geçici olarak Grup’un mühendislik ekibine vermişti. İçine kesinlikle bir şey yerleştirmişlerdi. Telefondaki sesin uzaktan kontrol edebileceği bir emniyet kilidi olmalıydı.
Bize güvenme.
Motoharu Tsuchimikado’nun sabah söylediği sözler şimdi çok daha gerçekçi geliyordu.
"Başka sorun yoksa kapatıyorum. İyi uykular, Accelerator."
Hat kesildi.
"Hıh." Accelerator sıkılmış bir tavırla burnundan soludu. Bu iyi olmuştu. Böyle boktan durumlar beni sadece daha çok kamçılıyor.
Gözlerinde korkunç bir ışık parıldadı.
Telefonu cebine koyarken dişlerini sıktı.
...Kullanabileceğim tek şey bir tabanca ve yaklaşık elli mermi. Skill-Out’un kaç kişi, ne tür silahlar veya nasıl bir güçle saldırdığını bilmiyorum. Sadece bunlarla o sarhoş kadını oradan çıkarabilir miyim?
Zor olacaktı ama Amata Kihara liderliğindeki Tazı Köpekleri ile karşı karşıya geldiği zamana kıyasla kesinlikle daha kolay olacağı ortadaydı. Skill-Out üyeleri sadece ellerindeki silahlarla sıradan yetenek sahiplerini alt edebilirdi ama bu, profesyonel bir eğitimden geçtikleri anlamına gelmiyordu.
Şu anki en büyük sorun aslında Misuzu tarafındaydı.
Saldırı çoktan başlamıştı. Skill-Out her ne kadar Seviye Sıfır üyelerden oluşan bir örgüt olsa da, kendilerini silahlar ve koruyucu teçhizatlarla donatmış serseriler, sıradan insanların canına kastetmek için fazlasıyla yeterliydi. En kötü ihtimalle, Accelerator henüz oraya varamadan Misuzu’yu öldürebilirlerdi.
Bir an Ritoku Komaba’nın yüzü gözünün önünden geçti ama üzerinde durmadı.
Haddini aşmaya çalışan bir pislik hakkında düşünecek vakti yoktu.
Kararlılığını toplayan Accelerator, kibirli adımlarla ilerlemeye devam etti.
Tek ihtiyacı olan buydu.
Bok yesinler. Sinir bozucu sorunları en kısa yoldan çözmek en iyisiydi.
Saldırının gerçekleştiği yer Dangai Üniversitesi veri tabanı merkeziydi.
Burası birkaç kilometre uzaktaydı. Accelerator koltuk değneğiyle oraya kadar yürüyemezdi, bir yerlerden araba bulması gerekiyordu. Yönünü değiştirip ana yola doğru saptı.
Şak!
Bir çocuk aniden Accelerator’ın yanından koşarak geçti.
Hatırladığı bir çocuktu bu.
Hatta asla unutamayacağı biri.
Ortalama bir boy ve cüsse, darmadağın siyah saçlar ve sıkılmış bir sağ yumruk. Şu an alevler içinde kalan, saldırı altındaki Dangai Üniversitesi’ne doğru telefonla konuşarak koşturuyordu. Oraya ne yapmaya gittiği çok açıktı. Accelerator’ın bunu tahmin etmemesi imkansızdı.
O piç!
Accelerator karanlık bir köşede durduğu için, tüm dikkatini veri tabanı merkezine vermiş olan çocuk onu hiç fark etmemişti. Elbette burada karşı karşıya gelselerdi ölümüne bir kavgaya tutuşabilirlerdi. Karşısındaki çocuk tam da öyle biriydi.
Accelerator başını iki yana sallayarak düşüncelerini zorla da olsa dağıttı.
Kahretsin. Sırası değil, onunla uğraşamam. Önce Skill-Out’u indirmem gerek. Yukarıdakilerin ne istediği umurumda bile değil. Onların planlarına uymak zorunda falan değilim. Sadece elimdeki elli mermiyle bu işi nasıl çözeceğime odaklanmalıyım.
Dişlerini sıkarak koltuk değneğine yüklendi ve yürümeye başladı.
Mikoto Misaka’nın annesi.
Kadının hayatına müdahale etmeye hakkı yoktu ama o kadın da velet ile tamamen bağsız sayılmazdı. Radyo Gürültüsü’nün hiçbir akrabası yoktu ve Misuzu muhtemelen kendi genlerinden yaratılan o küçük hayattan habersizdi ama yine de çocukla bir bağı vardı.
İkisinin muhtemelen hiçbir zaman tanışma fırsatı olmayacaktı, hatta karşılaşırlarsa bu kesinlikle büyük bir sorun yaratırdı ama bu durum kadının ölmesine göz yumulabileceği anlamına gelmiyordu. Bu, böyle bir yerde kaybedemeyeceği bir şeydi. İkisi de birbirinden asla haberdar olmayacak olsa bile.
Accelerator bir kötü karakterdi.
Ancak bu durum onun için bir sınır yaratmıyordu. Kötülerin iyi insanları kurtaramayacağı veya iyi olmadıkları için doğru yolda yürüyemeyeceği gibi aptalca kalıpları çoktan bir kenara fırlatmıştı.
Şimdi, görelim bakalım.
Ana caddeye çıktığında gözleri sarhoşları eve taşımak için bekleyen bir taksinin farlarına takılan Akademi Şehri’nin en güçlü yetenek sahibi, yüzünde ince bir tebessümle sırıttı.
Sanki çok umrumdaymış gibi davranıp hiç tarzım olmayan bir şey yapayım o zaman. Seni bir kurtarmaya hiç benzemeyecek şekilde, etrafı kan gölüne çevirerek kurtaracağım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.