Son Günün Sessizliği

Otuz bir ağustos günü sokaklarda in cin top oynuyordu.

Bölge sakinlerinin yüzde sekseninin öğrencilerden oluştuğu düşünülürse, nüfusun büyük kısmı ödevlerini yetiştirmek için odalarına kapanmış olmalıydı. Tabii bu durum ne Accelerator ne de Last Order için bir anlam ifade ediyordu.

Yanındaki küçük kızla birlikte, terk edilmiş hissi veren şehrin sokaklarında ilerledi.

Kız mavi battaniyesini peşinden sürükleyerek, beyazlar içindeki çocuğun adımlarına yetişmeye çalışıyordu.

Zincir restorana doğru yaklaştıkları sırada, "Saçların kendi rengi mi? diye soruyor Misaka, diye soruyor Misaka" dedi Misaka.

"Ha?"

"Saçların diyorum! diyor Misaka, diyor Misaka. Beyaz saç normal değil, diye belirtiyor Misaka ve benzeri şeyler söylüyor. Hem biyolojik olarak kırmızı gözlere sahip olman nasıl mümkün olabiliyor ki? diye soruyor Misaka, diye soruyor Misaka, kafası fena halde karışmış bir şekilde."

Aslında kızı duymazdan gelmeliydi ama bunu yaparsa kızın yine gürültü yapmaya başlayacağını biliyordu. Bu yüzden geçiştirici bir cevap vermeye karar verdi. Geç bir öğle yemeği yiyecekler, ardından da kızı araştırmacılara teslim edecek ya da yol kenarında bırakacaktı; sonrası umurunda bile değildi. Bunun son birliktelikleri olduğunu düşünerek, içindeki hafif huzursuzluğa katlanmayı başardı.

"Kendi rengi değil. Gücümün bir yan etkisi ya da öyle bir şey işte. Tam olarak bilmiyorum. Cildindeki, saçındaki ve gözlerindeki pigmentler vücudunu ultraviyole ışınlardan korur. Ama ben zaten fazladan gelen her boku yansıttığım için vücudumun renge ihtiyacı kalmıyor. Öyle bir şey."

Beklenmedik bir şekilde, kendisini epey çenesi düşük hissederken buldu. Deneyler sırasında da hep gereksiz yere tartışıp dururdu. Belki de konuşmayı sandığından daha çok seviyordu.

"Vay canına, bu aslında mantıklı gibi bir şey, diyor Misaka, diye belirtiyor Misaka, şaşkınlıkla. Sen Accelerator olduğun için her şey mubah zaten, diyor Misaka, pes ederek."

"Niye pes ettiğini söylüyorsun ki? Sadece gücüm fazla kuvvetli. Dış etkenlere neredeyse hiç maruz kalmadığım için hormon dengem falan bozuldu. Şimdi de ortaya kız mı erkek mi olduğu bile anlaşılmayan böyle bir beden çıktı işte."

"Dur bir dakika, o zaman sen hangisisin? diye soruyor Misaka, doğrudan sorarak."

"Ne yani, bakınca anlaşılmıyor mu?" diye karşılık verdi, kendi kurduğu cümleye kendisi de biraz şaşırarak.

Zihnindeki olağan düşünce akışı, bu sohbetin gidişatıyla pek uyuşmuyor gibiydi. Kendisi de insanların arasında yaşıyordu ama gözünün değdiği herkesi öldürecek hali de yoktu. Henüz ortada hiçbir şey yokken, seri üretim bir kız kardeşle, hem de onca şeyin ardından böyle sohbet edebiliyor olması daha önce hiç yaşanmamış bir şeydi.

Deney sırasında onlardan biriyle yaptığı o konuşma aklına geldi.

"Evet, Misaka'nın seri numarası on bin otuz iki, diye yanıtlıyor Misaka. Ancak deneye katıldığınızdan emin olmak için önce şifreyi doğrulamak daha doğru olmaz mı? diye öneriyor Misaka.

Anlamı belirsiz kelimeleri kavramakta güçlük çekiyorum, diye yanıtlıyor Misaka. Deneyin başlamasına üç dakika yirmi saniye kaldı. Hazırlıklarınızı tamamladınız mı? diye teyit ediyor Misaka."

Bu, kesinlikle iki insan arasındaki bir sohbete benzemiyordu. Sadece, sorularına anında cevap vermesi için tasarlanmış bir makineyle yapılan bilgi alışverişinden ibaretti. En azından Accelerator'ın gözünde öyleydi.

"Cidden, bunu on bin kez yaptıktan sonra insan sıkılıyor. Ben de biraz vakit öldürürüz diye düşünmüştüm ama galiba imkansız. Seninle konuşulmuyor, farkındasın değil mi?"

En başından beri gerçekten konuştuklarını hiç düşünmemişti, zaten ortada hiçbir zaman gerçek bir sohbet de olmamıştı.

Yine de...

O zaman bende gerçekten bir şeyler mi değişti? diye geçirdi içinden.

Eğer bir şeyler değiştiyse, ne değişmişti?

Bunun sebebi ne olabilirdi?

Ve bu dünyada ne değişmişti?

"Hey! Ses ses ses ses, sesimi duyduğundan emin olmak istiyor Misaka. Bir şeyler mi düşünüyorsun? diye soruyor Misaka, yüzüne bakarak."

"Ne? Ha, sadece dükkana gerçekten o battaniyeyle mi gireceğini düşünüyordum."

"...Aa. İçeri alınmazsam Misaka'nın ne yapacağını mı soruyorsun? diye soruyor Misaka, yavaşça ve gergin bir sesle."

"Zıbar uyu."

"Yaşasın, bu artık senin en sevdiğin laf olmaya başladı, diyor Misaka, durumu kurtarmaya çalışarak."

Last Order, yüzündeki o ciddi ifadeyi hiç bozmadan kollarını havada sallamaya başladı. Accelerator bakışlarını ondan kaçırıp öğleden sonraki gökyüzüne çevirdi.

Sohbet ediyorlardı.

Göremediği bir yerlerde, bir şeyler değişiyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.