Tanesi iki bin yen.
Kamijou, ağzı açık bir şekilde fiyat tabelasına bakakaldı. Muhtemelen modifiye edilmiş bir karavandan bozma olan modern tasarımlı tezgahın arkasındaki satıcı adam, yüzünde eğreti bir gülümsemeyle ona bakıyordu. Belli ki bu şaşkın bakışlara fazlasıyla alışıktı.
"İki... bin... Nasıl bu kadar pahalı olabilir? İçine ne koyuyorlar ki?"
"Bunu insanlara söyleselerdi zaten batarlardı. Ha, bu arada, bana iki tane sosisli verir misiniz?"
Mikoto, Kamijou'nun şaşkınlığını umursamadan kendi başına siparişi vermişti bile. Kamijou, hazırlık yapan tezgahtarın ellerini izlemeye koyuldu. Ne ekmek ne de sosis öyle ahım şahım büyüklükteydi. İçine konan sıra dışı bir malzeme de göze çarpmıyordu. Dürüst olmak gerekirse, bu sosisliyi başka bir yerdekiyle yan yana koysalar aradaki farkı anlamak neredeyse imkansızdı. Üstelik o kadar küçüktü ki, bir öğünden ziyade ayaküstü atıştırmalık gibi duruyordu.
Buna gerçekten iki bin yen mi ödeyecek?
Mikoto iki sosislinin parasını hiç çekinmeden uzatırken Kamijou’nun omuzları çöktü.
"Ş-şey, o para..."
"Neye bu kadar şaşırdın anlamıyorum. Her şeyde olduğu gibi sosislilerin de bin bir çeşidi var. Los Angeles’taki tezgahların önünde sinema yıldızları limuzinlerinden inip sıra bekliyor. Sen sadece bu piyasayı pek bilmiyorsun herhalde?"
"Hayır, onu demek istemedim. Kendi sosislimin parasını kendim ödeyeceğim."
"Ha? Yok canım, bu kadarcık şeyi dert etme. Bunun için cüzdanını çıkarmaya değmez, değil mi?"
Mikoto’nun son derece rahat bir tavırla verdiği bu cevap, kıt kanaat geçinen yoksul bir öğrenci olan Kamijou’nun yüzünde buruk bir tebessüm yarattı. Ne olursa olsun, karşısındaki kız Tokiwadai Ortaokulu’nda okuyan o elit kesimden, soylu bir hanımefendi olan Mikoto Misaka’ydı.
Hemen yakınlarda banklar vardı. Muhtemelen sosisli satıcısı da insanların oturup yiyebileceği bir yer olduğu için tezgahını buraya açmıştı. Tepedeki ağaçların sık yaprakları güneş ışığını kestiği için gölgelik alan ilk bakışta serin ve huzurlu görünüyordu ama aslında hava fırın gibiydi. Kanto bölgesinin kavurucu, bunaltıcı sıcağı acımasızca çöküyordu üzerlerine. Yetmezmiş gibi, uzaklardaki bir inşaattan geldiği anlaşılan tiz ve rahatsız edici bir ses kulaklarını tırmalıyordu.
"İşte sosislin."
Mikoto sosislilerden birini ona uzattı. Kamijou elindekine şöyle bir baktı, sonra ısırdı. Kabul etmek istemese de gerçekten lezzetliydi. Yine de bu sosislinin sıradan bir sosisliden tam olarak ne farkı olduğunu çözememek canını sıkıyordu.
Mikoto da kendi sosislisini ısırmış, burnuna hardal bulaştırmamak için büyük bir mücadele veriyordu. Bir yandan yiyor, bir yandan da durumunu açıklamaya çalışıyordu. Mitsuki Unabara adında fazlasıyla yapışkan bir tipin peşinde dolandığından, çocuğu öylece tersleyip başından savamadığından, bir haftadır durmaksızın kendisini dışarı davet etmesinden artık gına geldiğinden, bu durumdan kurtulmak için sahte bir erkek arkadaş edinmeye karar verdiğinden ve etrafta aday olarak sadece Kamijou'nun olduğundan bahsediyordu.
Kamijou göz ucuyla etrafı süzdü. Beklendiği gibi, Unabara buralarda görünmüyordu. Gerçi o çocuğun da günün yirmi dört saati ağaçların arkasına saklanıp bizi izleyeceğini sanmıyorum ama...
"İyi de, o çocuktan şimdilik kaçmayı başardın zaten, değil mi? Yani artık rol yapmamıza gerek yok. Bizi görmediği bir yerde numara çekmenin ne anlamı var ki?"
Evde dağ gibi birikmiş yaz ödevi onu bekliyordu. Hayatında bir kez olsun kendi işlerini ön planda tutmak istiyordu.
"Hmm. Yani, evet, sadece şimdilik kaçabildim. Bir sonraki karşılaşmamızda kesin yine peşime takılacak. Fırsat bulmuşken, bir daha asla böyle bir şeye cesaret edememesini garantiye almak istiyorum."
"...Bir dakika."
"Günün geri kalanında seninle takılacağım. Bizi olabildiğince çok insanın görmesini istiyorum. Şehirde Unabara ile birkaç kez karşılaşırsak kafasında daha net bir yer ediniriz. Demek istediğim, o çocuğun peşimi bırakması için her yol mübah ama... Sana ne oldu böyle? Neden kafanı tutuyorsun?"
İki elini kafasına bastırmış olan Kamijou, derin bir iç çekerek önemli bir şey olmadığını söyledi.
Bu durum, Mikoto'nun tüm gün boyunca kendisinden sahte erkek arkadaşı rolünü oynamasını istediği anlamına geliyordu. Ancak Kamijou’ya göre, bu plan kusursuz işlese bile, günün sonunda ortaokul öğrencisi bir kızla ilişki yaşayan sapık bir herif durumuna düşmesi kaçınılmazdı. Zaten evde Index ile yaşıyordu ki onun da yaşını tam olarak bildiği söylenemezdi. Üstelik okulda on iki yaşında gösteren bir kadın öğretmeni varken, bu yaş konularında her zaman çok dikkatli olması gerekiyordu.
En önemlisi de yaz ödeviydi. Kesin bir dille reddetmek istiyordu ama o anda Mikoto'nun gözlerinin öfkeyle parlamaya başladığını fark etti. Bu kötüydü. Eğer bu kız gerçekten sinirlenirse, ödevler sorunlarının en küçüğü haline gelirdi. Muhtemelen onu yirmi dört saatlik bitmek bilmeyen bir hesaplaşmanın içine sürüklerdi. Gerçi iş o noktaya gelse bile herhalde yenilen taraf kendisi olmazdı.
Uzun süren sessizlikten sıkılmış görünen Mikoto, "Eee, bir sorun mu var? Bir şey söylemeyecek misin?" diye sordu.
"Hiçbir sorun yok. Yalnız, burnundaki şu hardalı silebilir misin lütfen?"
Mikoto tiz bir ses çıkarıp kıpkırmızı oldu. Yarım kalmış sosislisini aceleyle bir peçeteye sarıp bankın üzerine bıraktı. Ardından arkasını dönüp cebinden çıkardığı mendille telaşla yüzünü silmeye çalıştı ama...
"Iyyy!"
Bu kez burnunu tutup ayaklarını yere vurmaya başladı. Aceleyle sileyim derken hardalı yanlışlıkla burnunun içine kaçırmış gibi görünüyordu.
"Şey... İyi misin?"
Kamijou da elindeki sosisliyi sarıp banka bıraktı ve diğer eliyle cebinde mendil aramaya başladı. Bunu gören Mikoto, zoraki bir gülümsemeyle, "İ-iyiyim. Hem zaten az önce hiçbir şey olmadı ki," dedi.
Bu sakar hardal kazasını hiç yaşanmamış gibi göstermeye çalışıyordu. Kamijou tekrar baktığında kızın yüzünde son derece sakin bir ifade vardı. Ancak bu sadece dış görünüşten ibaretti. Burnuna hatırı sayılır miktarda hardal kaçmış olmalıydı; yanakları pespembe kesilmiş, dudaklarını birbirine bastırmış, gözlerinin kenarında birikmeye başlayan gözyaşları dökülmesin diye kendini zor tutuyordu. Omuzları hafifçe titriyordu.
"Ş-şimdi, söyleyeceğin bir şey var mı, yok mu?"
"Gerçekten iyi misin? Neyse, böyle saçma bir sebepten ötürü gözlerinin dolması ve o şaşkın bakışların tam da senin gibi birine yakışacak cinsten. Sen aslında öyle hemen ağlayan tiplerden misin yoksa—"
"Kapa çeneni! Sana bir şey olmadığını söyledim zaten! Of, yeter! Bana öyle tuhaf, kibar bir yüzle bakıp durma! O mendili de benden uzak tut!"
Kızın sert çıkışıyla birlikte Kamijou elini hızla geri çekti. Madem bu konuyu unutmak istiyordu, o zaman kendisi de hiç kurcalamayacaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.