Accelerator onun tam karşısında dikiliyordu.
Sanki arkasındaki küçük Last Order'a siper olmak ister gibi. Alnından süzülen kanı bir an bile umursamadan. Bacakları feci şekilde titremesine, bilinci yavaş yavaş bulanıklaşmasına rağmen, gözlerini kırpmadan Amai'nin silahının namlusuna bakıyordu.
Beyaz önlüklü bilim insanı bu manzarayı görünce sırıttı.
İçinde bulunduğu mutlak çaresizliğin farkında olsa da, bu gülüşte çaresiz bir delilik gizliydi.
"Hah. Bu saatten sonra ne yapacaksın ki? İşin bitti senin."
"...Çok iyi biliyorsun be ihtiyar. Ben bir insan müsveddesiyim, pisliğin tekiyim. Bu saatten sonra birini kurtarmayı düşünmek bile tamamen komedi. Kendimden öyle bir iğreniyorum ki derim diken diken oluyor."
Eğer başkasını kurtarırsa, belki kendisi de kurtulabilirdi.
Kulağa hoş gelen bu sözler, aslında bencilce ve çirkindi. Kendi canının değerini bir başkasınınkiyle kıyaslamak, düzgün bir insanın yapacağı iş değildi. Böyle biri asla kurtarılamazdı.
Zaten en başta, bu dünyada yaşayan tek bir ruh bile kurtuluşu hak etmiyordu. İçten içe yumuşak başlı olsa da asla gerçekten şefkatli olamayan Yoshikawa Kikyou. Birini korumak uğruna hiç tereddüt etmeden tetiği çeken Amai Ao. On binden fazla insanı katledip şimdi kalkmış hayatın ne kadar değerli olduğundan dem vuran Accelerator.
Bu dünyadaki herkes çürümüştü. Bunca şeyden sonra bir de kurtuluş aramaktı asıl yanlış olan. İnsanoğluna kurtuluş bahşetmek mi? Komediden başka bir şey değildi bu.
Her şeyin farkındaydı.
Bunu canı acıyarak biliyordu; kendisi de bu çürümüş dünyanın bir parçasıydı.
"Ama," dedi, geçmişiyle arasındaki tüm bağları koparıp atmak ister gibi, "bu veledin tüm bunlarla hiçbir alakası yok."
Accelerator sırıtıyordu.
Alnındaki delikten oluk oluk kan akmasına rağmen, yüzündeki o gülümsemeyle konuşuyordu.
"Biz ne kadar çürümüş olursak olalım. Ben zavallı bir çöp olsam ve birine yardım etmekten bahsetmem bile komik kaçsa da..."
Yarasından sızan kan sol gözüne ulaştı.
Görüşü tamamen kırmızıya boyandı.
Ama her an altında kırılıverecekmiş gibi duran bacaklarına tüm gücüyle hükmetmeye çalışıyordu.
"Bu çocuğun gözümüzün önünde ölmesine izin vermenin hiçbir mantıklı açıklaması olamaz. Bizim gibi pisliklerin, onun sahip olduğu şeyleri çiğneyip geçmesi asla ve asla doğru olamaz!" diye haykırdı Accelerator, kendi kanıyla kızıla dönen dünyasından.
Yaptığı şeyin haddine düşmediğini biliyordu. Gücünü aşan bir işe kalkıştığının farkındaydı. Kendi sözlerinin dönüp dolaşıp göğsüne saplandığını hissediyordu.
Yine de haykırdı.
Birini kurtarmaya hakkı yoksa, kimseyi kurtarmasına izin verilmeyecek miydi yani?
Kendisine uzanan o küçücük eli bir kenara itmek doğal olan mıydı?
Bu çocuk ne yapmıştı?
Çaresizce uzattığı eli silkeleyip atmasını gerektirecek ne günahı vardı?
"Seni gidi bok çuvalı. Durum daha ne kadar... açık olabilir ki?" diye mırıldandı, sadece kendi duyacağı bir sesle.
Last Order'ın birileri tarafından kurtarılması gerekiyordu. Accelerator ve Amai Ao'nun aksine, onun önünde hala bir şans vardı.
Onu kimin kurtardığının hiçbir önemi yoktu.
İşin özü bu değildi. Kim olursa olsun, eğer birisi ona elini uzatmasaydı, Last Order gerçekten ölecekti.
Şimdi o makas alanına deneyi durdurmak için gelen Seviye Sıfır çocuğun neler hissettiğini bir nebze de olsa anlayabiliyordu. O çocuk, Sisters'ı kurtarmak için hiçbir sebep veya amaç gütmeden ayağa kalkmıştı. Accelerator her zaman o Seviye Sıfır'ın, kendisininkinden tamamen farklı bir dünyada yaşayan bir kahraman olduğunu düşünmüştü ama yanılmıştı.
Bu dünyanın bir başrolü yoktu. Süper kahramanlar öyle ihtiyaç duyulduğu an havadan inmezdi. Sessiz kalırsan kimse yardım etmezdi, çığlık atsan bile hiçbir şeyin garantisi yoktu.
Ama insan yine de değerli gördüğü bir şeyi kaybetmek istemiyorsa... Bunca zaman bekledikten sonra bile yardım gelmiyorsa ve böylesine aptalca bir sebepten onu kaybedecekse, o zaman o kahramanın kendisi olmalıydı.
Gereksiz, anlamsız ya da haddini aşan bir şey olsa bile.
Kendi elleriyle, değerli gördüğü şeyi koruyacak birine dönüşmeliydi.
Bu dünyada kurtuluş falan yoktu. İnsanlar asla süper kahraman olamazdı.
İşte tam da bu yüzden, o an orada kim varsa bir şeyler yapmalıydı.
Başrol oyuncusu gibi davranmalıydılar.
"Evet, o Sisters'lardan on bin tanesini öldürdüm. Ama bu, geri kalan on bin tanesinin de ölmesine göz yumacağım anlamına gelmez. Ah, kahretsin, kulağa ne kadar yapmacık geldiğinin farkındayım. Şu an ağzımdan çıkan lafların ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum! Ama sen yanılıyorsun! İnsanlığın yüz karası pislikler olabiliriz, ama sebebin her ne olursa olsun, o çocuğu öldürmenin hiçbir haklı tarafı yok, olamaz!"
Accelerator'ın bacaklarındaki güç bir anda çekildi.
Alnındaki yaradan, sanki önündeki engel kalkmış gibi taze kan fışkırdı.
Ama şimdi yıkılamazdı.
Olamaz.
"...Öğğ... gaaahhhh!"
Accelerator gövdesini alçattı, ardından bir mermi hızıyla Amai Ao'ya doğru atıldı. Üstün olan taraf kendisiymiş gibi görünse de, asıl köşeye sıkışan Accelerator'dı. Uzun sürecek bir dövüşe dayanacak gücü yoktu. Bu işi tek bir darbede bitirmek zorundaydı, yoksa bayılacaktı. Bunun farkında olmasına rağmen, büyük ve gösterişli bir saldırı yapacak lüksü de yoktu. Tek çaresi en basit yolu seçip yakın mesafeden üzerine çullanmaktı.
Amai belki de bu durumun farkında olduğundan, sadece kaçmaya odaklanmıştı. Üzerine atılan Accelerator'ın mermi gibi hızına kıyasla geri geri kaçarsa yakalanacağını biliyordu. Bu yüzden gövdesini hızla yana doğru savurarak yaklaşan Accelerator'ın yolundan çekilmeye çalıştı. Şeytanın pençeleri, az önce durduğu boşluğu yırtıp geçti.
Accelerator sessizce dudaklarını kıpırdatarak soluna baktı.
Amai Ao'yu gördü. Yana doğru atılırken tüm gücünü vermiş olmalıydı ki, yere oldukça zavallı bir şekilde kapaklanmıştı. Bu durumda aynı hamleyi tekrarlaması imkansızdı. Zaman kazanmaya mı çalışıyordu? Sağlam kalan tek uzvu olan sol elindeki silahı doğrulttu.
Accelerator bedenini döndürdü.
Daha doğrusu, dönmeye çalıştı. Ne yazık ki ayakları birbirine dolandı ve dengesini tamamen yitirdi. Kendini durdurmaya çalıştı ama bacakları artık söz dinlemiyordu. Alnındaki yara aniden müthiş bir acıyla sızladıktan hemen sonra, tüm his hissizliğe gömüldü. Tok bir ses duydu ve en sonunda yere yığıldığını anladı.
Görüş açısının kenarında, korumak zorunda olduğu o küçük kızı gördü.
Zihninden son bir düşünce geçti, fakat bilinci hızla karanlığın derinliklerine yuvarlandı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.