Devlerin Gölgesindeki Sessizlik

Accelerator’ın ulaştığı laboratuvar muazzam büyüklükteydi.

Deney için gereken yirmi bin kız kardeşi sağlamak amacıyla inşa edilmiş, yan yana dizilmiş saha depolarını andıran devasa üç gelişim tesisinden oluşuyordu burası. İçerideki metal raflar tavana kadar uzanıyor, her biri kütüphane raflarındaki kitaplar gibi silindirik kapsüllerle dolup taşıyordu.

Asıl laboratuvarın bulunduğu bina ise bu üç yapının hemen yanındaydı.

Betonarmeden yapılmış iki katlı dikdörtgen bina, yanındaki üç gelişim tesisinin yanında minnacık kalıyordu. Bu yerleşkenin ana binası olduğuna inanmak gerçekten güçtü.

Accelerator laboratuvar kapısının önünde durdu.

Kapıda bir retina tarayıcı vardı ama bunu görmezden geldi. Zaten kimliğinin hâlâ çalışıp çalışmadığından şüpheliydi. Bunun yerine kapıya hafifçe vurdu. Vuruşunun darbe gücünü doğrudan kilide odaklayarak metal aksamı milimetrik bir hassasiyetle parçaladı.

Lüks daire kapılarını andıran eski kapı gıcırdayarak açıldı.

İçerisi bir laboratuvardan ziyade bilgi işlem odasına benziyordu. Duvarlar boyunca dizilmiş, endüstriyel buzdolaplarını andıran cihazlar görünüşe göre kuantum bilgisayar teknolojisinin en son ve en harika ürünleriydi. Fakat ona göre bunlar, deney için zar zor ele geçirilebilmiş eski modellerden ibaretti. En azından, Ağaç Diyagramı’nın yerini tutabilecek düzeyde olmadıkları kesindi. Pencereleri olmayan odayı, düzinelerce monitörden yayılan tekinsiz bir ışık aydınlatıyordu. Makinelerin dışarı fırlattığı yığınla veri kâğıdı yüzünden zemin neredeyse görünmez olmuştu. Ortamdaki tek ses, soğutma fanlarının çıkardığı boğuk ve ağır uğultuydu.

Oda ilk bakışta bir laboratuvar izlenimi vermeyebilirdi ama asıl mesele ayrıntılarda gizliydi. Yapay yaşama dayalı evrim deneyleri veya uzay araçlarının aerodinamik direncini modellemek gibi ağırlıklı olarak simülasyonlara odaklanan laboratuvarlar için bu tür kurulumlar gayet sıradandı.

Odanın ortasında tek başına bir kadın duruyordu.

Deney sırasında içerisi iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık olur, en az yirmi araştırmacı harıl harıl çalışırdı ama şimdi onlardan eser yoktu. Kadın da durumun fazlasıyla farkındaydı. Bir sandalyeye kurulmak yerine masanın üzerine oturmuştu. Yerde kıvrıla kıvrıla uzayan veri sayfalarını elinde tutuyor, kırmızı bir kalemle üzerlerini çiziyordu. Bir an için görgü kurallarını pek de umursuyor gibi görünmüyordu.

Accelerator’ın içeri girdiğini fark ettiğinden değil de dikkati dağılıp kafasını veri kâğıtlarından kaldırdığında onu tesadüfen görmüş gibi, "Hm? Oh, hoş geldin, Accelerator. Kapıyı kırmana gerek yoktu. Kimliğin doksan gün daha geçerli olacak," dedi.

Bu kadın Kikyou Yoshikawa'ydı.

Yirmili yaşlarının sonlarındaydı ama yüzünde hiç makyaj yoktu. Sayısız kez yıkanmaktan rengi solmuş eski bir kot pantolon ile yıpranmış bir tişört giymişti. Üzerindeyse yepyeni parıldayan tek şey olan beyaz, uzun kollu bir spor ceket vardı.

Accelerator, Yoshikawa’nın elindeki upuzun veri kâğıdına bakıp gözleriyle kâğıdın yere uzanan kısmını takip etti. Aşağıda, neredeyse tüm zemini kaplayan devasa bir kâğıt yığını duruyordu.

Şu an için deney dondurulmuştu. Bu plan, süper bilgisayar Ağaç Diyagramı’nın simülasyonlarında tasarlanmıştı ancak yapılan hesaplamaların sonuçlarının hatalı olduğuna karar verilmişti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.