BAŞLIK: Gecenin Gölgesindeki Çaresizlik
İşin aslı, Yamisaka Ouma, aptal kedinin durduğu otelin çatısındaki su kulesinin duvarına yaslanmış bekliyordu. Index ise biraz ötede, halatlarla bağlanmış halde yerde yatıyordu.
Uzaklara, gökyüzünün derinliklerine bakıp dilini şaklattı. Elindeki bilgilere göre Akademi Şehri, yapay bir uyduyla tüm şehri adım adım izliyordu ama ne ortalıkta bir hareketlilik vardı ne de önüne bir engel çıkarılmıştı. Yine de Akademi Şehri yetkililerinin eli kolu bağlı oturduğunu sanmıyordu. Belki de şimdilik sadece çırpınmasına izin veriyorlardı.
Önemi yok. Buraya ne için geldiysem onu alacağım ve kurdukları bütün tuzakları tek tek aşacağım.
En başından beri bu kararlılıkla yola çıktığı için, içinde bulunduğu durumdan zerre kadar korku duymuyordu.
Yavaşça, derin bir nefes alıp gözlerini usulca açtı.
O sırada biri onu görecek olsa, şaşkınlıktan nefes almayı unuturdu.
Gözleri aşırı keskin ya da ürkütücü olduğundan değil. Yapay, sahte gözler de değildi bunlar.
Tamamen sıradan bir çift gözü vardı.
Kapkaranlık bir takım elbise giymiş, kendini büyücü diye tanımlayan profesyonel bir dövüşçüye hiç mi hiç yakışmayan, tertemiz gözler. Dünyanın karanlık yüzüyle henüz tanışmamış bir gencin gözleriydi bunlar.
Ceketinin iç cebinden bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğraftaki kadın tamamen yabancı biriydi.
Ouma'dan iki, belki üç yaş büyüktü. Genç bir kızdan ziyade, olgun bir kadındı. Kıvrımları belirgin, teni bembeyazdı; yaz güneşinin altında yarım saat kalsa bayılacak gibi narin bir duruşu vardı.
Bu izlenim asılsız değildi. Onu ilk gördüğü andan beri bünyesi hep zayıf olmuştu. Üstelik bunun sebebi sıradan tıbbın asla iyileştiremeyeceği bir lanet idi. Doğu felsefesiyle bakıldığında ayna ve kılıçların kullanıldığı bir Jugondo büyüsüydü bu; Batı perspektifinden ise taklit yoluyla yapılan bir tür sempati büyüsü, imajiner bir lanet. Adının ne olduğunun hiçbir önemi yoktu. Önemli olan tek şey, kadının ölümün eşiğinde olması ve artık hiçbir kurtuluş ümidinin kalmamasıydı.
Ölüm döşeğindeki bu kadın ondan kendisini kurtarmasını falan da istememişti.
Artık yapabildiği tek şey, o yorgun gülümsemesini yüzünden eksik etmemekti.
Yamisaka'nın bu kadınla hiçbir bağı yoktu. Ne ailesiydi ne de arkadaşı. Sadece hastane bahçesinde ara sıra birkaç kelime etmişlerdi, üstelik kadın onun bir büyücü olduğundan bile habersizdi. Onun için parmağını bile kıpırdatmasına gerek yoktu. Hayatını ortaya koyup savaşması için ortada geçerli bir sebep yoktu.
Ancak Yamisaka, eğer bir büyücü olursa her şeyi yapabileceğine inanmıştı hep.
Bir daha asla çaresiz kalmak istemediği için büyücü olmaya yemin etmişti.
Yamisaka kadını umursamıyordu. Ama o, her şeyi başarabilecek güçte olmalıydı. Bir daha asla pes etmemeliydi. Bu kadar basit bir engel yüzünden tökezleyemezdi. Böylesi önemsiz bir mesele için rüyasından vazgeçecek değildi.
Hepsi buydu işte.
En azından, öyle olması gerekiyordu.
“Hıh.”
Fotoğrafı cebine geri koydu. İnsani duygularını tamamen dışarıda bırakmak ister gibi gözlerini bir kez daha yumdu ve başını yukarı kaldırdı. Yamisaka'nın bütün duyu organları zaten güçlendirilmişti, bu yüzden birini veya ikisini devre dışı bırakmak onun için sorun teşkil etmiyordu.
Gözlerini dikip Index'e baktı. Kızın her tarafı halatlarla bağlanmıştı, sert beton zemin üzerinde hareketsizce yatıyor olması gerekiyordu... En azından o öyle sanıyordu. Ancak kız bir ara doğrulmuş, şimdi bağdaş kurmuş oturuyordu.
“Şaşırtıcı. Bu kadar kısa sürede düğümlerden ikisini çözmeyi başarmışsın. Halat bağlama teknikleri uzmanlık alanım değildir ama en azından alt seviye canavarları bile zapt edebileceğime inancım tamdı.”
Index'in tüm vücudunu saran halatlar elektrik kablosu kadar inceydi ancak Şinto ritüellerinde kullanılan kutsal şimenawa iplerini aratmıyordu. Daha basit bir ifadeyle, kız şu anda son derece küçük bir bariyer içine hapsedilmiş durumdaydı.
Çaresizce köşeye sıkışmış olmasına rağmen yüzünde en ufak bir korku belirtisi yoktu.
“İplerle bağlamak Japon kültürüne özgü bir işkence yöntemi olabilir ama bu baştan savma işçilikle ağzımdan tek bir laf bile alamazsın.”
Kelimeler ağzından pürüzsüzce, dökülür gibi çıkmıştı.
Bağlanmak. Görünüşteki basitliğine tezat, insanın canını alabilecek kadar vahşi bir işkence yöntemiydi. Örneğin, birinin bileklerini bağlayıp üç gün öylece bırakırsanız, kan akışı durduğu için kendi ellerinin çürüyüp gidişini izlemek zorunda kalırdı. Çekilen fiziksel acı bir yana, yaşattığı zihinsel azabın tarifi yoktu.
Index gözlerini ayırmadan Yamisaka'ya baktı.
Aslında, bünyesinde yüz üç bin büyü kitabı barındıran bu kız için bu tarz tehlikeler zaten gündelik hayatın bir parçasıydı. Bu yüzden acıya karşı belirli bir miktar dayanıklılık geliştirmişti. Şu anda nefesini kontrol ederek bilerek kansızlık durumu yaratıyor, böylece hissettiği acıyı köreltiyordu.
Ancak bu dayanıklılığın da bir sınırı vardı.
Kan gitmeyen bilekleri gözünün önünde çürümeye başladığında aklını kaçırmadan ne kadar dayanabilirdi, kendisi de emin değildi.
Aslında kendi bile farkında olmadığı başka bir koruma mekanizması daha vardı ama o güç, malum çocuğun sağ eli yüzünden şu anda tamamen devre dışı kalmıştı.
Yamisaka hafifçe içini çekti.
“Anlıyorum. Benim şanssızlığım işte... Hâlâ İngiliz Püriten Kilisesi üyesisin, bu yüzden cadı avı ve engizisyon mahkemeleri konusunda derin bir bilgiye sahip olmalısın.”
“Şanssızlık mı? Eğer bu bir şakaysa, hayatımda duyduğum en kötü şakaydı herhalde.”
“Hayır, hayır. Niyetim bu değildi. Ayrıca sana işkence etmek gibi bir amacım da yok.”
“O zaman bu halatlar çok sıkı. Kollarımın ve bacaklarımın arterlerini bu şekilde sıkıştıramazsın, akciğerlerimi ezemezsin! Eğer beni hayatta tutmak istiyorsan, başparmaklarımı hafifçe birbirine bağlaman bile hareket etmemi engellemeye yeterdi.”
“Anlıyorum. Tecrübenden faydalanmak güzel,” diye karşılık verdi Yamisaka ve kızın önerdiği gibi düğümlerden birkaçını çözdü. Bu hamle Index'in kafasını karıştırmış gibiydi. Karşısındaki düşman, bir düşmana göre fazla dürüst ve uysal davranıyordu.
Kızın bu sessiz şaşkınlığına sakin bir bakışla karşılık verdi. “Dediğim gibi, amacım sana işkence etmek değil.” Diye devam etti. “Tabii ki içindeki o belirli büyü kitabı kopyasını almak istediğim doğru.”
Index ona dik dik bakmaya devam etti.
Hafızasına mühürlenmiş yüz üç bin büyü kitabı. Onları korumak onun yegane göreviydi.
“Şimdi…”
Kızın bakışlarını soğukkanlılıkla karşıladı.
“Hazırlanmak biraz zaman alacak. Öncelikle, gücü artırmak için bir bariyer çizmem gerekiyor.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.