Yalanlar, Gerçekler ve Yıkılan Yuvalar

Kendine geldiğinde bir hastane odasındaydı.

Ekipmanlara ve etrafındaki detaylara bakılırsa, burası Akademi Şehri’ndeki hastanelerden biriydi. Kamijou, "Eh, normal tabii," diye düşündü. O bir espersayılırdı ve Gelişim süreci boyunca üzerinde her türlü ilaç denenmişti. Kanının tek bir damlası bile incelense, kendisinin bile tam anlamıyla kavramadığı endüstriyel sırların sızma ihtimali vardı. Bu yüzden onu alelade bir hastaneye götüremezlerdi.

Yatağında uzanırken pencereden dışarıyı seyretmeye koyuldu.

Öğleden sonranın erken saatleriydi ama Ağustos göğündeki güneş, buna rağmen yakıcı bir güçle parlıyordu. Aşağıda, çocuklarını ziyarete getirmiş ebeveynler, bir hemşirenin tekerlekli sandalyede gezdirdiği yaşlı bir adam ve başkaları yürüyordu. Televizyondaki haber spikeri kadın, Jinsaku Hino’nun yeniden tutuklandığına dair gelişmeleri aktarıyordu.

Komodinin üzerinde, defter kâğıdına yazılmış bir mektuba benzeyen bir şey duruyordu. Üzerinde tek bir cümle vardı: “Sanırım, ‘evine hoş geldin Touma Kamijou’ demem gerekiyor, değil mi?” Mektubun köşesine küçük bir ağaç kurbağası çıkartması yapıştırılmıştı. Yine mi benim doktorum o? Kamijou yatağına biraz daha gömüldü ve sessizce gözlerini yumdu.

Her şeyin normale döndüğü bir dünya.

Her şeyin normale döndüğü bir dünya mı? Güldürmeyin beni.

Melek Düşüşü kesinlikle etkisini yitirmişti. Şehirdeki ve tüm dünyadaki insanlar muhtemelen eski hallerine dönmüştü. Garip bir olaylar silsilesine kapıldıklarını bile fark ettiklerini sanmıyordu. Büyünün yarıda kesilmesinin bir yan etkisi olsa gerek, meleğin tasfiyesi de dahil olmak üzere yaşananlara dair anıları sanki yeniden yazılmıştı.

Ancak bir daha asla geri gelmeyecek bir şeyler vardı.

Ölümü göze alan ve son ana kadar Kamijou’ya sırıtmaya devam eden o genç adam...

“...Bu da ne? Kahretsin,” dedi Kamijou, hastane odasında tek başınayken.

Görünen o ki Motoharu Tsuchimikado, Touma Kamijou’nun normal hayatını korumaya çalışmıştı.

Peki ama sadece tek bir kişinin eksildiği bu dünyanın gerçekten normal sayılabileceğini mi düşünüyordu?

“Kahretsin, bu da ne böyle?!” diye haykırdı Kamijou bu anormalliğe.

Asla geri dönmeyecek olan o normal hayatı için feryat ettiği anda—

“Selam, görüşmeyeli uzun zaman oldu nya~! Kammy, oralarda işler yolunda mı?”

İmkansızın da ötesinde bir olay gerçekleşti; Motoharu Tsuchimikado paldır küldür odaya daldı.

“—...Hey, ne? Bir dakika! Bu da ne? Yedek bir klon falan mı?!”

“Ha? Koca Tsuchimikado bu kadar klişe bir numarayı sündürmeyecek kadar karakter sahibidir, biliyorsun.”

Dişlerini göstererek sırıtan gencin şurasında burasında sargılar vardı.

Melek Düşüşü aktifken Tsuchimikado, o aşırı yakışıklı idol Hajime Hitotsui’ye dönüşmüş olmalıydı... O süreçteki yaraları ve anıları idole geri mi dönmemişti? Yoksa Tsuchimikado, tuhaf bir büyüyle bu etkiye direndiği için bir istisna mı teşkil ediyordu?

Hayır, burada çok daha önemli bir mesele vardı.

Nasıl hayatta kalabilmişti ki?

Kamijou şimdilik yastığı ona fırlatmaya karar verdi.

“Ah, kahretsin, çarptı! İçinden geçip gitmedi?! Demek illüzyon gördüğüm bir rüya aleminde değilim?!”

“Ne illüzyonum ne de hayaletim nya~. Kanlı canlı, gerçek Tsuchimikado karşında, tamam mı?”

“Ama, ama nasıl?! Esper olduğun için devrelerinin farklı olduğunu ve bir kez daha büyü kullanırsan vücudunun buna dayanamayıp öleceğini söyleyen o kadar açıklama neydi o zaman?!”

“Ha, o yalandı.”

“Ne?!”

“Yani, hadi ama, koca Tsuchimikado özünde bir yalancıdır,” dedi, elini boşver dercesine sallayarak. “Koca Tsuchimikado’nun gücü zayıf Seviye Sıfır ‘Otomatik Yenilenme’dir. Dört beş kez büyü kullansam da bir şekilde toparlarım ama tam bir karın ağrısı. Eğer bunu açık açık söyleseydim, Kilise benden yapabildiğim kadar büyü yapmamı talep ederdi, bu da dürüst olmak gerekirse yorucu bir iş. Kusura bakma artık.”

“Ubhaaaaaah!!”

Bir an sonra Kamijou, refleks olarak üzerindeki futonu Tsuchimikado’ya fırlattı.

Genç adam yarım adımlık bir hareketle kolayca sıyrıldı ve devam etti.

“Oha, yavaş gel. Kammy, burası normalde boğazının düğümleneceği ve gözyaşları içinde duygulanacağın sahne, biliyorsun değil mi?”

“Kes sesini! Tam bir profesyonel geri zekalısın! Ne yani? O zaman neden canımı çıkarana kadar beni dövdün?!”

“Şey, yani... Gösteri bitene kadar rolü sürdürmek gerekiyordu. Hem Kammy, ‘Hey merak etme, ölmeyeceğim,’ desem bile sen yine de beni durdururdun. Muhtemelen kimse zarar görmeden her şeyi düzelteceğine dair bir şeyler saçmalayıp evinize doğru depar atar ve Imagine Breaker’ı falan kullanmaya kalkardın. Sağ elinin benim shikigami düzeneğimi patlatmasını riske edemezdim nyan~.”

Kamijou homurdandı ve sustu.

İtiraz gelmemesini hayra yoran Tsuchimikado, konuyu başka bir yere çekti.

“Evet, evet, bu duygusal kavuşma sahnesini burada noktalayalım, olur mu? Ama dostum Kammy, ikimiz de bu işten ucu ucuna sağ çıkmayı başardık, değil mi?”

“Beni neredeyse öldürüyordun—seninse keyfin yerinde!”

“Oh, Zaky için endişelenmene gerek yok. Sağlığı pek yerinde sayılmaz ama rehabilitasyonda şimdiden o saçma sapan uzun katanasıyla elma soymaya falan başladı.”

“Beni dinle! Yani, güvende olmasına falan sevindim tabii ama—”

“Fakat hâlâ çözülmemiş bir sorun var.” Tsuchimikado onu dinlemiyordu. “Şimdi, tüm bu olay... Bütün bunların sorumluluğunu kimin üstlenmesi gerektiğini bulmamız lazım.”

“...”

Kamijou’nun dili tutuldu.

Sonuçta, arkasında kötü bir niyet olsun ya da olmasın, Melek Düşüşü belasına yol açan kişi Touya idi. Bu da dünyanın kaosa sürüklenmesi, geri kalan büyücülerin gözleri kan çanağı gibi etrafta koşturması, Jinsaku Hino’nun serseri bir darbeyle ağır yaralanması ve Kanzaki’nin gerçek bir melekle savaşmak zorunda kalması demekti.

Yani, belki de sorumluluğun bir kısmı gerçekten Touya’ya aitti.

Peki bu sorumluluğu nasıl üstlenmeliydi?

Kamijou bir simyacı tanıyordu; Aureolus Izzard. Akademi Şehri’nde büyük bir kargaşaya sebep olmuş ve dünyada daha önce kimsenin başaramadığı bir şeyi, Ars Magna’nın gizli sanatını ustalıkla kullanmıştı. Sonunda bu gizemin peşindeki her türlü organizasyon ve ajansın hedef listesine girmişti. Şu an bir estetik ameliyatın ardından farklı biri olarak yaşıyor olmalıydı.

Melek Düşüşü de aynı kapıya çıkmıyor muydu?

O halde Touya’yı bekleyen son...

“...Bak şimdi, Akademi Şehri’ne sızmış bir İngiliz Püriten Kilisesi casusu olarak, sordukları takdirde Kilise’ye gerçekleri rapor etme yükümlülüğüm var,” diye açıkladı Tsuchimikado, az da olsa endişeli görünerek.

“Ama bu büyük bir zahmet olurdu ve koca Tsuchimikado özünde bir yalancıdır, bu yüzden bir şeyler uydurup onlara onu anlatacağım nya~.”

“Hey!” diye atıldı Kamijou istemsizce.

Olayları bu kadar kolayca geçiştirmek gerçekten doğru muydu?

“Sorun yok, sorun yok! Gerçi İngiliz Püriten Kilisesi cadı avı ve engizisyon konusunda ön saflardadır, yani yalancılar işkence görenlerin başında gelir ama böyle şeyler düşünerek casusluk yapamazsın.” Tsuchimikado dilini şaklattı ve işaret parmağını salladı. “Ha, Kammy, bir şey daha var. O da yalandı. Akademi Şehri’nde gizli görevde olan bir casus olduğumu söylemiştim ama aslında durum tam tersi. Onların sırlarını deşelerken İngiliz Püriten Kilisesi’nin müttefikiymiş gibi davranan bir çift taraflı ajanım. Bu yüzden onlara yalan söylerken zerre tereddüt etmem—hiç hem de, sıfır!”

“Ne...?!”

“Ayrıca, o da yalandı. Aslında Kilise ve Akademi Şehri dışındaki diğer ajanslardan ve organizasyonlardan da iş alıyorum, yani çift taraflı ajan değilim—ben kiralık bir casusum.”

“Sen kimsin be?! Dur bir dakika, bu sadece o lanet olası çeneni tutamadığın anlamına gelmiyor mu?!”

Demek farklı organizasyonların hizmetlerinden yararlandığı bir tür muhbir gibiydi, öyle mi? Kamijou boynunu bükerek merakla düşündü.

“Bugün buraya gelme sebebim de bu; hikayelerimizin uyuştuğundan emin olmak. Hangisinden gidelim Kammy? Asyatik bir şeyler uydurup Tachikawa-ryu kalıntılarından bir şekilde sağ çıktığımızı mı söyleyelim nyan~?”

“İnanamıyorum bu adama! Seninle ortak bir sırrım olsun falan istemiyorum!” diye bağırdı Kamijou, yüzünü avuçlarının arasına alarak yarı ciddi bir tavırla.

“A-ha-ha.” Tsuchimikado hafifçe güldü. “Yine de nya~, koca Tsuchimikado için her yol mübahtır; kandırmak, yalan söylemek, ispiyonlamak veya ihanet etmek... Ama iş hayatımla özel hayatımı birbirinden ayırdığımdan emin olabilirsin nya~. İş yerindeki yalanlarımı özel hayatıma taşımam, için rahat olsun.”

“...”

Kamijou birkaç an boyunca ona şüpheyle baka kaldı.

Sonra, sanki sonunda yorulmuş gibi içini çekti.

“Pekala, babamın yüzü çoktan teşhis edildiğine göre, sana güvenmekten başka çarem yok sanırım. Bunu sadece bir kez söylüyorum; teşekkürler. Babamın hayatını kurtardın.”

“Yok canım, övgüye değer bir şey yapmadım. Yani sonuçta, Melek Düşüşü’ne son vermek için senin evini havaya uçurdum nya~.”

Efendim?

“D-dur bir dakika. Tsuchimikado, az önce ne dedin sen?”

“Ha? Evini shikigamimle krallıklar kadar uzağa uçurdum dedim. Bir tapınağın sütunlarını oluşturan o kadar hediyelik eşya vardı orada, hepsini tek seferde patlatmam gerektiği için tüm evi havaya uçurmam gerekiyordu, anladın mı?”

“Bana ‘anladın mı’ deyip durma! Bu korkunç bir şey! Şimdi bütün ailem evsiz mi kaldı?! Evin taksitleri bile henüz bitmedi be!”

“Ah, doğru, bir şey daha.” Tsuchimikado yine onu dinlemiyordu. “Bir sorun daha vardı, değil mi? Kammy, Melek Düşüşü sırasında yer değiştiren insanların tüm o anıları eski yerlerine dönecek şekilde ayarlandı. Yani eğer Alice, Bob’un yerine geçtiyse, Alice’in Bob olarak geçirdiği zamana dair anıları Bob’a geri dönecek. Bunu hatırlamanda fayda var nya~. Gerçi Kanzaki ve ben birkaç teknik kullandık, bu yüzden biz bir nevi istisnayız sanırım.”

“Konuyu değiştirme!! Evim için ne halt yiyeceğim ben?!”

Kamijou’nun acı dolu feryadıyla birlikte Tsuchimikado içten bir kahkaha patlatarak hastane odasından çıktı.

Kahretsin, bu adama gerçekten güvenilmez!

Kamijou içinden böyle haykırsa da aldığı yaralar o kadar ağırdı ki yataktan kalkacak hali yoktu. Elinden hiçbir şey gelmediği için açık kapıya öylece ağzı açık baka kalmıştı ki tam o sırada odaya hayaletimsi adımlarla biri girdi.

Beyazlar içindeki rahibe, gümüş saçlı yabancı kız Index’ti bu gelen.

Kızın her zamanki kasvetli ruh halinin aksine Kamijou, Tsuchimikado’yu falan anında unutup gözünü Index’e dikti. Kız başını öne eğmişti, perçemleri yüzüne gölge düşürdüğü için ifadesini seçemiyordu.

“N-ne oldu Index? Güneş mi çarptı yoksa? Yahu, bu cehennem sıcağında o uzun kollu cübbeleri giymekte ısrar edersen olacağı bu. Japonya’nın yazını hafife almamalısın—”

“...Bana vurdun,” diye sözünü kesti aniden.

Ne? Kamijou, Index’in bu sözleri karşısında kaşlarını çattı.

“Touma, bana vurdun!”

Ne?! Anlam veremediği bu suçlamayla Kamijou’nun omuzları sarsıldı. Touma Kamijou, hayatı boyunca herhangi bir aile içi şiddet olayına karıştığına dair en ufak bir hatırası olmadığını tüm varlığıyla iddia edebilirdi.

Buna rağmen Index, gözyaşları içinde yüzüne baka kalmış bir halde konuşmaya devam etti:

“Sonunda, ama en sonunda sahile gidebildik diye o kadar heveslenmiştim ki... Ama oraya vardığımızda, orada olduğumuz süre boyunca bana bir kez bile bakmadın Touma! Ne zaman araya girsem beni gerçekten dövdün! Üstelik sadece arkandan sana seslendiğimde bile beni kafama kadar kuma gömdün! Kendini nasıl savunacaksın?! Mgyaaah!!”

Kızın feryatları Kamijou’nun kafasını iyice karıştırmıştı ki...

Bir an her şey yerli yerine oturdu. Hatırlamaması gereken bir şeyi aniden anımsadı.

—Kammy, Melek Düşüşü sırasında yer değiştiren insanların tüm o anıları, eski yerlerine dönecek şekilde ayarlandı.

Şimdi düşününce...

Düşününce, Melek Düşüşü etkinken Index’in yerini Mavi Saçlı almıştı.

—Yani eğer A, B’nin yerine geçtiyse, A’nin B olarak geçirdiği zamana dair anıları B’ye geri dönecek.

O zaman ne oluyordu? Mavi Saçlı’nın Index olarak geçirdiği zamanlardaki anıları, Index’in kendi anılarına mı dönüşmüştü?

O cübbeyi giymiş halde karşına çıkan Mavi Saçlı’nın suratına kapıyı çarptığını ve hiç düşünmeden, refleksle onu kuma gömdüğünü çok net hatırlıyordu. Bu demek oluyordu ki...?

Kamijou, Index’e baktı.

Kız dişlerini göstererek ona doğru yaklaşıyordu; öfkeden kıpkırmızı kesilmişti ve ağlamak üzereydi.

“Iıı, bekle, bir saniye dur. LÜTFEN BİR SANİYE DURUN KÜÇÜK HANIM INDEX. Bunun çok geçerli bir sebebi var, yani aslında senin haberin yokken dünya devasa bir kriz atlatıyordu ve?!”

“Kes sesini! Seni gidi aptal Oedipus kompleksi! Kendi annene o kadar baka kalıp onunla ilgilenirken bana neden böyle davrandın?!”

Kamijou, bu sözlerin sivri bir uç gibi alnına saplandığını hissetti.

Not: Bu arada, Melek Düşüşü’nün aktif olduğu dönemde Index’in yerinde annesi duruyordu.

“Sana burada gerçekten karmaşık bir durum olduğunu söylüyorum ya... Hem olaylar nasıl buraya geldi? Ben elimden geleni yaptım! Senin iyiliğin için gerçekten elimden gelenin en iyisini yaptım!”

Kamijou’nun bahaneleri yolun yarısında siteme dönüştü ama Index’in bunu düşünecek hali yoktu.

“Seni asla affetmeyeceğim Touma! Kafatasını dişlerimle parçalayacağım!” dedi kız.

Şuydu buydu derken, Kamijou’nun günlük hayatı, yine berbat bir şans ve acı dolu bir çığlıkla yeniden başlamış oldu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.