“Neyse ne, ona Abla deyip durduğun için kesin ondan bir alt sınıftasındır diye düşünmüştüm. Demek aynı sınıftaymışsınız.”
Siyah kedi, yatağın altına doğru bakıp çırpınmaya başladı; belli ki dar ve kapalı alanlara karşı bir ilgisi vardı. Kamijou onu kollarından bırakmadı.
“Hayır, yanlış anladın. Ben gerçekten de Abla’nın hakiki bir alt dönemiyim. Sadece eski oda arkadaşının bir süreliğine buralardan uzaklaşmasını sağladım… Tabii ki tamamen yasal yollarla.”
Korkunç biri bu kız! Kamijou hafifçe yüzünü ekşitince Kuroko ekledi: “Bunun nedeni Abla’nın çok düşmanı olması. Bu kadar büyük bir güce sahip biri için bu normal olsa da, bir hainle aynı odayı paylaşması sence de çok ağır olmaz mıydı?”
Kamijou sustu. Kedi de huysuzlanmayı bırakıp kafasını kaldırarak ona baktı.
“Her neyse.” Kuroko tekrar ona döndü. “Sen şu Abla’yla ikide bir kavga çıkaran beyefendi olmayasın sakın?”
“?”
Hafızası olmadığı için kızın söylediklerinin doğru olup olmadığını bilmiyordu. Görünüşe göre Mikoto ile eskiden tanışıyorlardı ama aralarındaki ilişkinin tam olarak ne olduğunu kestiremiyordu.
Kuroko onun şaşkın suratına bakıp içini çekti. “Eğer yanılıyorsam sorun değil. Sadece onun destek mekanizmasının yüzünü bir anlığına da olsa görme şerefine nail olmak istemiştim.”
“Destek mekanizması mı?”
“Evet. Her ne kadar Abla bunun henüz farkında olmasa da. Tanrı aşkına! Eğer birisi yemek yerken, banyo yaparken ya da uyumaya çalışırken sürekli birinden neşeyle bahsedip duruyorsa… Eh, kim olsa durumu anlar.” Kuroko bir soluk verdi. “Doğrusu, eğer Abla müttefik arıyorsa benden uzağa bakmasına gerek yok. Ama o yüzündeki ifadeyi gördüğümde, sanki dünyada ait olduğu tek yer orasıymış gibi bakması… İşte bu beni biraz sarsıyor.”
Kuroko biraz boynunu büktü ama Kamijou kafasını yana eğdi.
“Gerçekten öyle biri mi o? Bana kalırsa o her zaman ve her yerde liderlik vasfını kullanan, çevresindeki çemberin tam merkezindeki kişi gibi geliyor.”
“İşte tam da bu yüzden zaten, anlıyor musun? Abla her zaman lider olmaya alışık. Ringin ortasında durabilse de, dışındakilerle kaynaşamıyor. Diğerlerinden üstün bir konumda; düşmanlarını yenebilse de onlara sahip olmaktan kaçınamıyor… Onun gibi birinin ihtiyacı olan tek şey, ona dengiymiş gibi bakacak biridir. En azından benim bu konudaki fikrim bu.”
Kamijou o akşam beraber oldukları zamanki Mikoto’yu hatırladı.
Bencildi, fevriydi, onu dinlemiyordu ve canını sıkan bir şey olduğunda hemen elektriklerini üzerine salıyordu. Ama aynı zamanda ona çok rahatlamış görünmüştü. Sanki gün boyu omuzlarına binen baskıdan kurtulmuş, iyice yayılmış gibiydi.
Okuldan sonra onunla o yolda yürümek, muhtemelen kız için güvenli bölgeydi.
Yüzündeki gülümsemeler bunu düşündürecek kadar içten ve tamamen savunmasızdı.
Ancak…
Gerçekten öyle miydi? Sadece onun yanındayken mi gülümsüyordu? Kardeşler gözlerinin önünde ölürken bile umursamazca sırıtan ve Kamijou ile son sözü söylemek için inatlaşan çatlak biri olma ihtimali yok muydu?
Kendi düşünceleri midesini bulandırdı.
Neden ona güvenemiyorum diye düşündü, kendinden şüphe ederek.
“Abla muhtemelen farkında olmadan bundan utanıyor,” dedi Kuroko, asla ulaşamayacağı bir noktaya dalgınca bakarak. “Ve çok utandığı için de gereğinden fazla, nasıl desem, saldırgan bir tavır takınıyor.”
Kamijou sessizce nefes aldı.
Az önce Mikoto’nun korkunç olduğunu düşünmüştü. Böyle düşündüğü için de kendinden utanıyordu. Ama bu hisse engel olamıyordu. Eğer Kamijou’nun tahmini doğruysa, Mikoto bu deneyden haberdardı, Kardeşler’in bu kadar vahşice öldürüldüğünü biliyordu ve hâlâ onlarla iş birliği yapıyordu.
Tüm bunların farkında olmasına rağmen, Kamijou’nun yanında bir gülümsemeyle yürüyebiliyordu.
Sanki bir masanın üzerinde vıcık vıcık iç organlar duruyor ve o da bu yığının üzerine konmuş yemeği iştahla yiyip tadını çıkarıyormuş gibi; aklına böyle tuhaf bir benzetme geldi.
Kamijou onun böyle biri olduğuna inanmak istemiyordu.
Deneyi ona sormak ve kendi ağzından duymak konusunda yine tereddüde düştü.
Fakat bu, Küçük Misaka’yı öylece bırakabileceği anlamına da gelmiyordu.
Sonuçta ne yapması gerektiği hakkında en ufak bir fikri yoktu.
Derken…
Tüm bunları düşünürken, kapının dışındaki koridordan yaklaşan tık tık ayak seslerini duydu. Siyah kedinin kulakları dikildi.
Avuçları yapış yapış bir terle ıslandı.
Mikoto… Geri mi geldi?!
Beklediği şey buydu ama nedense içine şiddetli bir gerginlik ve endişe çöktü. Kalp atışları düzensizleşti, tuhaf bir güçle çarpmaya başladı.
Kuroko ise bir an kulak kabarttı, sonra yataktan fırladı.
“Bu kötü. Yurt görevlisi kontrole geliyor!”
“…Ha?”
Bu beklenmedik gelişme karşısında boş boş bakan Kamijou’ya el kol hareketleri yaptı.
“N-ne yapacağız? Eğer görevliler seni görürse sonun hiç iyi olmaz.”
“Gelenin yurt görevlisi olduğundan amma da eminsin. Sadece ayak sesinden nasıl anlıyorsun bunu?”
“Anlayabilecek kadar tehlikeliler işte. Her neyse, onlar odalara baskın yapan saf kötülük abideleridir; o yüzden yatağın altına falan saklanabilirsen harika olur.”
Sözleri ağzından çıkar çıkmaz Kamijou’nun kafasını tuttuğu gibi Mikoto’nun yatağının altına sokmaya çalıştı. Siyah kedi hoşnutsuzlukla miyavladı.
“Ah! Saçmalama, buraya sığamam ki ben! Mantıklı düşün biraz! Mantıklı!”
“Sana diyorum ki, Tokiwadai kız yurdunda bir beyefendinin bulunması hiç normal değil! Kahretsin, ne uğraştırdın, ışınlanma kullanıp… Ha? Hey, neden gücüm senin üzerinde işe yaramıyor?!”
“Şey, muhtemelen sağ elim yüzünden… Ah! Hey! Dinlesene beni…!”
Biraz itiş kakıştan sonra Kamijou ve siyah kedi, bir arabanın bagajındaki eşyalar gibi yatağın altına tıkıştırıldı. Şaşırtıcı bir şekilde, burası oldukça temiz görünüyordu. Tek bir toz zerresi bile yoktu.
…Ama bir saniye, bu odada ayakkabıyla geziyorlar! Bu mecazi olarak şu an yüzümün çıplak toprakta olduğu anlamına gelmiyor mu?!
Yatağın altı dar olsa da, ondan önce oraya yerleşmiş başka bir şey daha vardı: Buraya sıkıştırılmış devasa bir oyuncak ayı. Boyu neredeyse onun kadardı.
Burası son derece kısıtlı bir alandı; Kamijou refleks olarak oyuncak ayıyı kenara itmeye çalışırken, kapının çalınmadan açılma sesi duyuldu. Alçak perdeden bir kadın sesi geldi.
“Shirai. Akşam yemeği vakti geldi, kafeteryada toplanın… Misaka? Ondan bir dışarı çıkma izni almadım, bu yüzden sokağa çıkma yasağını ihlal ederse ortak sorumluluk gereği senin de puanının düşürülmesini sorun etmezsin, değil mi?”
Gelen gerçekten de yurt görevlisiydi.
Oldukça çaresiz bir durumdaydı ama nedense bir rahatlama hissetti; odaya giren kişinin Mikoto Misaka olmaması onu ferahlatmıştı.
Bu sefer Kuroko’nun sesini duydu.
“Hayır, hayır. Bence gerçekten acil bir şey olsaydı izin belgesi vermeye vakti olmazdı. Puanımın düşürülmesini kabul edemem çünkü Abla’ya güveniyorum.”
Kuroko belli ki görevliyi odadan dışarı itmiş ve beraber gitmişlerdi. Kamijou bir süre kaskatı kesilmiş halde orada bekledi. Yatağın altından etrafını göremiyordu; eğer dikkatsizce dışarı sürünürse görevli odaya geri dönebilirdi ve her şey mahvolurdu.
Pof…
Böyle giderse buradan çıkmak tam bir baş ağrısı olacak diye düşündü iç çekerek. Yanına sıkışmış oyuncak ayıya bir kez daha baktı.
Mikoto’nun tarzına pek uymayan, süslü bir zevk ürünü olduğunu düşünmüştü… Ama daha yakından baktığında, bir gözünü kapatan bir bandaj sargısı olduğunu ve tüm vücudunun da sargılarla kaplı olduğunu gördü. Üzerindeki dikişler onu süslü olmaktan çıkarıp sıra dışı bir havaya sokmuştu. Siyah kedi, oyuncak ayıya gözlerini dikmiş, kıpırdamadan bakıyordu.
Derken aniden ön patisiyle ayının suratına bir yumruk savurdu.
Kız yurdunda bir yatağın altına saklanmış ölüm kalım mücadelesi veriyor olsa da, Kamijou “Çok şirin bir kedi yumruğuydu,” diye düşündü. Bu iç ısıtan manzaranın tadını çıkarırken birden vahşi bir tırmalama sesi duyuldu.
“Ah! Tırmalamaya başlama be aptal!”
Kamijou kediyi oyuncak ayıdan ayırıp kumaşın yüzeyine hafifçe vurdu. Tam o sırada avcu, bir oyuncak ayı için hiç de normal olmayan, sert ve katı bir şeye çarptı. İçinde bir şey varmış gibi gelmişti.
Daha dikkatli baktığında, yer yer bazı dikişlerin fermuarlara dönüştürüldüğünü fark etti. İçinde bir sürü küçük cep vardı. Nedenini anlamak için ellerini ayının üzerinde gezdirdiğinde, küçük bir kavanoz ya da şişe gibi bir şey hissetti. Belki de içine parfüm saklıyordu. Kedinin burnu o kokudan mı hoşlanmamıştı acaba? Mikoto orada okul kurallarına aykırı bir şeyler saklıyor gibiydi. Bir uyuşturucu kaçakçısı misali.
Bu kocaman oyuncak ayının boyutunu düşünürsek, başkalarının görmesini istemediği her neyse ondan epey bir stok yapmış olmalıydı. Kamijou içini çekerek ellerini ayıdan çekti…
“Ha?”
O anda bir şey fark etti. Ayının boynuna, pantolon kemerine benzeyen kalın bir tasma takılmıştı. Üzerinde “Katil Ayı” gibi bir şeyler yazıyordu ama bu önemli değildi.
Üstten bakmaya çalışınca, tasmanın altına gizlenmiş, boyun boyunca düz bir hat şeklinde uzanan bir fermuar gördü. Sıkı tasma engel olduğu için açılması oldukça zor bir şekilde yerleştirilmişti. Tasman sadece bir süs olmakla kalmıyor, üzerinde kaba bir asma kilit de bulunuyordu. Bu fermuar, belli ki diğerlerinden farklı bir amaçla oradaydı.
İçeride gizlenen her neyse, muhtemelen Mikoto’nun herkesten en çok saklamak istediği şeydi. Kamijou işi sonuna kadar götürüp ne olduğuna bakmayı düşünmüyordu aslında. Ancak fermuar yarıya kadar açıktı ve içeride bazı kağıtlar var gibi görünüyordu. Yarı açık fermuarın arasından bir kağıdın köşesi dışarı sarkmıştı. Hepsi buydu. Sadece bir kağıt parçası.
Bırak gitsin, diye geçirdi içinden. Başkalarının sırlarını kurcalamak kötüdür. Hem de çok kötü.
Fakat o kağıdın üzerinde, bilgisayar fontuyla şunlar yazılıydı:
Deney Numarası 07-15-2005071112a
Seri üretim Radyo Gürültüsü esperları olan Kardeşler ve Seviye Beş Tek Yönlü Yol Accelerator ile ilgili olarak...
Kamijou irkildi. Kağıt fermuardan sadece ufacık bir miktar sarktığı için devamını okuyamıyordu. Gözlerini yumdu. Bu muhtemelen bir kez gördüğünde artık geri dönüşü olmayacak bir şeydi. Eğer bakmazsa, hala arkasını dönüp gitme şansı vardı. Bu onun son uyarısıydı.
Parfümden nefret eden kara kedi, tehditkar ve uzun bir nefes koyverdi.
...
Kamijou bir an düşündükten sonra gözlerini açtı.
Görmemiş gibi mi davranacaktım? Bunu yapacak kadar akıllı olsaydım, zaten en başta bu duruma düşmezdim.
Kağıdı çıkarabilmek için fermuarı sonuna kadar açması gerekiyordu. Ne yazık ki üzerinde asma kilit olan tasma fermuarın tam üstüne dolanmıştı; hem onu kapatıyor hem de bir engel teşkil ediyordu. Normal bir insan bunun bir engel olduğunu düşünürdü elbette. Ancak bu bir pelüş hayvandı. Ayının kafasını var gücüyle sıktı. Yumuşak ipek dolgu kolayca deforme olup ayı ile tasm arasındaki boşluğu genişletti. Boşta kalan elinin parmaklarını araya sokup fermuarı açtı.
İçeriden yirmiye yakın rapor kağıdı çıktı. Görünüşe göre tüm verilerin çıktısı alınmıştı. Sayfanın köşesinde yazan tarihe ve isme göz attı.
Radyo Gürültüsü lakaplı seri üretim Seçkinlerin, yani Kardeşlerin Kullanımı: Seviye Beş Süper Güç Accelerator’ın Seviye Altı Mutlak’a Evrilmesi İçin İzlenecek Yöntem.
Raporun başlığı buydu.
Seviye... Altı mı?
Kamijou kafası karışmış bir halde başını yana eğdi. Mevcut en yüksek seviye Beş olmalıydı.
Yatağın altından sürünerek çıktı ve rapordaki yazılara tekrar göz gezdirdi.
Sayfanın hiçbir yerinde sorumlu bir kişi veya araştırma enstitüsünün adı geçmiyordu. Sanki bilgiler dışarı sızsa bile hiçbir şeyi kanıtlamanın yolu olmayacağını bas bas bağırıyordu.
Raporun içeriği teknik terimlerle doluydu ve Japonca olmayan pek çok kelime vardı. Kamijou tüm bilgisini seferber ederek kelimeleri anlayabileceği bir dile dönüştürmeye çalıştı.
Akademi Şehri’nde yedi adet Seviye Beş bulunmaktadır.
Ancak Ağaç Diyagramı tarafından yapılan öngörücü hesaplamalar sonucunda, içlerinden sadece bir tanesinin henüz görülmemiş olan Seviye Altı Mutlak mertebesine ulaşabileceği doğrulanmıştır. Diğer Seviye Beş esperların tamamı ya farklı bir yönde gelişim gösterecek ya da ilaç dozajının artırılmasıyla vücut dengeleri altüst olacaktır.
Yedi adet Seviye Beş esperın isimlerinin yanında çeşitli grafikler vardı ama onları hızlıca geçti.
Seviye Altı’ya ulaşabilecek tek esper, Tek Yönlü Yol olarak bilinen Accelerator’dır.
Accelerator.
Bu yabancı terim karşısında yüzü buruştu.
Yabancı dilde ek bir açıklama varmış gibi görünüyordu ama okuyamadığı için devam etmeye karar verdi.
Accelerator, aslında Akademi Şehri’ndeki en güçlü Seviye Beş’tir. Ağaç Diyagramı’na göre, bu unsur kullanılarak yapılan hesaplamalarda, normal müfredatın iki yüz elli yıllık birikiminin entegre edilmesiyle Seviye Altı’ya ulaşacağı saptanmıştır.
Hemen altındaki satırı okuduğunda, kalbi ağzına geldi.
Referans dokümanı olarak ayrı bir sayfada, bir insan vücudunu 250 yıl boyunca aktif tutma yöntemlerinin özeti olduğu yazıyordu.
250 yıllık yöntem şimdilik bir kenara bırakılmış ve başka bir yol aranmıştır.
Sonuç olarak Ağaç Diyagramı, normal müfredattan farklı bir yöntem türetmiştir. Esasen, onun gelişimini gerçek çatışmalarda yeteneklerini kullanarak tetikleyebiliriz. Telekinetik ve pirokinetik yeteneklerin atış isabet oranının bu şekilde arttığına dair çok sayıda rapor mevcuttu, biz de bu savı kullandık.
Yöntem; özel savaş alanları hazırlamak ve çatışmaları önceden belirlenmiş senaryolara göre ilerletmek, böylece gelişim yönünü gerçek savaşa doğru manipüle etmekti.
Kamijou’nun elleri kaskatı kesildi.
Gerçek savaş. Bu kelimeler ile yerde yatan Kardeş’in cesedi arasında bir şekilde bağ olduğu hissine kapıldı.
Ağaç Diyagramı simülatörü tarafından kurulan 128 savaş alanında yapılan hesaplamalar sonucunda, Railgun’ın 128 kez öldürülmesiyle Accelerator’ın Seviye Altı’ya geçeceği ortaya çıkmıştır.
Railgun kelimesini daha önce duymuştu.
Hani, Railgun olan Mikoto Misaka’yı yendiğinle daha çok övünmelisin, demişlerdi.
Yani burada yazanlar onunla mı ilgili? diye düşündü. Ama onu bir deneyin işbirlikçisi olarak adlandırmak pek de yerinde görünmüyordu.
Öldürmek.
Kamijou’nun elleri titredi. Nefesi düzensizleşti ve yer ayağının altından kayıyor gibi hissetti. Bilinçsizce duvara yaslandı.
Ancak elbette 128 tane aynı Seviye Beş Railgun hazırlamamız imkansızdır. Bu nedenle, aynı anda üzerinde çalıştığımız seri üretim projesine odaklandık: Kardeşler.
Kalbi tuhaf bir ritimle çarpıyordu. Parmak uçlarındaki ısının çekildiğini hissedebiliyordu. Kara kedinin miyavlaması beyninin içinde bir kilise çanı gibi yankılanıyordu.
Elbette orijinal Railgun ile seri üretim Kardeşler farklı özelliklere sahiptir. En iyimser tahminle bile ancak Seviye Üç Seçkin rütbesindedirler.
Bu işte kesinlikle yanlış bir şeyler var, diye isyan etti zihni.
Ağaç Diyagramı’nın bunlar üzerinden yaptığı yeni hesaplamalar sonucunda yirmi bin savaş alanı hazırlanmış ve yirmi bin Kardeş’in kullanılmasıyla yukarıdaki sonucun aynısına ulaşılabileceği keşfedilmiştir.
Yanlış olan her neyse, uygulanıyor ve hayata geçiriliyordu.
Yirmi bin savaş alanı ve çatışma senaryosu ayrı sayfalarda açıklanmıştır.
Acaba o sayfalarda tam olarak ne yazıyor? diye düşündü.
Yirmi bin farklı ölüm şekli. Kod numaralarıyla damgalanmış o Kardeşlerin her biri ne zaman, nerede, nasıl ve ne şekilde ölecekti? Bu, dehşetin de ötesindeydi. En mide bulandırıcı olanı cinayetlerin kendisi değil, öldürülecek olanların bile bir senaryoya göre rollerini oynuyor olmalarıydı.
...Misaka’nın bu kediyi büyütmesi imkansız, diye itiraf ediyor Misaka. Misaka’nın yaşam ortamı seninkinden oldukça farklı, diye açıklıyor Misaka.
Bunu söylerken ne hissetmişti?
O kara kediye bakarken aklından neler geçiyordu? Onu Kamijou’ya emanet ettiğinde ne hissetmişti?
Bu Kardeşler üretim yöntemi için orijinal projeyi başka yöne saptırdık.
Railgun’ın saçından alınan somatik hücrelerden döllenmiş bir yumurta hazırladık. Zid-02, Riz-13, Hel-03 gibi ilaç dozlarıyla büyüme hızlarını artırdık.
Böylesine umutsuz bir durumla yüz yüzeyken...
Yine de kurtarılmayı istememişti. Zihninden neler geçiyor olabilirdi?
Sonuç olarak, yaklaşık on dört gün içinde Railgun ile aynı, on dört yaşındaki bir bedeni elde edebiliyoruz. Aslen bozulmuş somatik hücrelerden yapılan klon gövdeler oldukları ve büyüme hızlarını ilaçlarla değiştirdiğimiz için, orijinal Railgun’dan daha kısa bir ömre sahip olma ihtimalleri yüksektir; ancak deney süresince özelliklerinin köklü bir şekilde değişmeyeceğini varsayabiliriz.
Umutsuzluğa mı düşmüştü?
Ne seçerse seçsin, nasıl ilerlerse ilerlesin asla kurtarılamayacağı gerçeğiyle kahrolmuş muydu?
Asıl sorun donanım değil, yazılımdır.
Dil, hareket ve mantık gibi temel beyin bilgi faaliyetleri yaşamın ilk altı yılında inşa edilir. Ancak anormal büyümeleri nedeniyle Kardeşlere verilen süre sadece 144 saat veya daha azdır. Onlara normal öğretim yöntemleriyle bir şeyler öğretmek zor olurdu.
Bu nedenle, bu temel bilgileri beyin yıkama ekipmanı olan Testament’ı kullanarak yüklemeye karar verdik.
Yoksa o...
Birisi tarafından öldürülmeyi normal, sıradan bir olay mı sanıyordu?
Umutsuzluğa kapılmıyor ya da vazgeçmiyordu. Bu tür bir cehennemin en başından beri...
...sıradan bir manzara olduğu zannına mı kapılmıştı?
İlk 9.802 deneyi tesis içinde gerçekleştirebiliriz. Ancak diğer 10.198 deneyin savaş alanı gereksinimleri nedeniyle bunları tesis dışında yapmalıyız. Cesetlerin imhası ve benzeri hususlarla ilgili olarak, savaş alanlarını Akademi Şehri’nin tek bir akademik bölgesiyle sınırlayacağız ve—
Bu çılgınlık.
Kamijou raporu parmaklarının arasında ezdi.
“Bu imkansız...”
Bu duyduğum en saçma şey, diye düşündü. Sırf tek bir seçkin esper yetiştirmek için yirmi bin insanı öldürmeyi göze alıyorlar... Tüm dünyayı tarasanız böyle bir mantık bulamazsınız. Dişlerini sıktı.
Ama buna rağmen, o çılgın rapor ellerindeydi.
Kurgu olsa bile yasaklanacak kadar acımasız, gerçek bir hikayeye bakıyordu.
“Bu gerçekten inanılmaz, kahretsin!”
Bir kız, sırf öldürülmek için yaratılmıştı.
Birinin somatik hücrelerinden alınan bir çekirdeğin, zarar görmemiş bir yumurta hücresine yerleştirilmesi ve ardından bir deney tüpünde bir yığın ilaçla karıştırılmasıyla oluşturulmuş bir et yığınıydı o.
On dört yaşında görünen bir kız, tüm bu süre boyunca soğuk bir laboratuvarda kilitli tutulmuş, kendisine asla bir isim verilmemiş, bunun yerine numarasıyla çağrılmıştı.
Peki ya sonra?
Küçük Misaka sadece öldürülmek için yaratılmış bir şey olsa bile, birinin somatik hücrelerinden alınan bir çekirdeğin yumurta hücresine gömülmesiyle var edilmiş olsa bile... Tüm hayatını o soğuk laboratuvarda, kendine ait bir ismi bile olmadan, sadece numarasıyla çağrılarak geçirmiş olsa bile...
Her şeye rağmen, Kamijou elindeki meyve suyu kutularını düşürdüğünde kendi hür iradesiyle yardım elini uzatmıştı.
Tekir kedinin bitlendiğini öğrendiğinde, onun için bitleri temizlemişti.
Yüzünden pek belli etmese de, o siyah kediyle vakit geçirirken bir şekilde mutlu görünüyordu.
Bunlar öyle ahım şahım şeyler değildi. Normal bir insan için üzerinde durmaya bile değmeyecek, kendiliğinden yapılan, doğal eylemler gibi görünebilirdi.
Fakat öte yandan...
Bu durum, Küçük Misaka’nın "doğal" kabul edilen şeyleri doğal bir şekilde yapabildiğini gösteriyordu; yani o bir insandı.
Ona deney faresi demek... Bunun doğru olmasına imkan yoktu.
"Neden... neden bunu fark etmiyorsun bile?"
Kamijou dişlerini gıcırdattı.
Kedinin miyavlaması, mezarlık kadar sessiz odada yankılandı.
Raporun buraya gizlenmiş olması ve Küçük Misaka’nın Mikoto’nun hücrelerinden yaratılmış bir klon olması gerçeği, Mikoto’nun bu deneye dahil olduğuna dair hiçbir şüphe bırakmıyordu. Yirmi bin kişinin katledileceği kanlı bir deney. Buna alet olan birinin neler hissettiğini anlayamıyordu. Elini sıkıca yumruk yaptı ve—
"Ha?"
İşte o an fark etti.
Bu rapor aslında çıktı alınmış bir veriydi. Kopya kağıdının sol üst köşesinde verinin adı ve bir tarih yazılıydı.
Bunda bir sorun yoktu.
Asıl sorun, hemen yanlarına kazınmış bir çift barkoddaydı. Kitapların arkasındaki ürün kodlarına benziyorlardı, biri diğerinin üzerindeydi.
Akademi Şehri’nde pek çok internet terminali vardı ve her birinin kendine has bir güvenlik rütbesi bulunurdu. Mesela cep telefonları D-Rütbe, kütüphanelerdeki bilgisayarlar ve kişisel bilgisayarlar C-Rütbe, öğretmenlerin kullandığı bilgi terminalleri B-Rütbe, özel enstitü terminalleri A-Rütbe ve yönetim kurulunun gizli terminalleri de S-Rütbe idi. Sistem böyle işliyordu.
Aynı internete bağlı olsalar bile, D-Rütbe bir terminal C-Rütbe bir bilgiye erişemezdi.
Bu, yönetici sınıfın otorite kurma çabası falan değildi; sadece öğrencilerin final sınavı cevaplarına veya fiziksel muayene verilerine erişmesi yönetim için sorun teşkil ederdi, hepsi bu.
Bir saniye, bu barkod...
Kamijou raporun köşesindeki barkoda yakından baktı. Doğru ya, bildiği kadarıyla üstteki terminal numarası, alttaki ise veri numarasıydı. Barkodlar bir şeker kutusuna yapıştırılmış etiketlere benziyordu ve siyah-beyaz çizgilerin altında sayılar sıralanmıştı.
Üstteki terminal kodu 415872-C idi.
Alttaki veri kodu ise 385671-A idi.
Bu işte bir terslik var, diye düşündü.
Terminal rütbesi C olmasına rağmen, veri rütbesi A idi. Bu, kuralların imkansız bir ihlaliydi. Dahası, Mikoto bu raporu yasal yollardan elde etmiş olsaydı, araştırma tesisindeki A-Rütbe terminallerden birini kullanabilirdi.
Yani bu raporu usulüne uygun almamıştı.
Bir hacker mıydı... yoksa daha doğru tabirle bir "cracker" mı? Verileri yok etmek yerine sadece gizlice göz atanlara ne deniyordu? Kamijou bilmiyordu ve bu zaten umurunda da değildi. Her halükarda asıl önemli olan, Mikoto’nun bu belgelere meşru yollarla ulaşmamış olmasıydı.
Başka bir deyişle Mikoto, bu "deneyin" bir ortağı olmayabilirdi.
Rapora tekrar göz attı.
Birkaç sayfayı çevirdikten sonra aniden diğerlerinden daha sert, farklı bir dokunuş hissetti. Bu garip dokunun ne olduğunu anlamak için o sayfayı destenin arasından çıkardı.
Bu bir haritaydı.
Harita, Akademi Şehri’nin tüm bölgelerini gösteriyordu. Defalarca katlanmıştı. Açtığında bir kitaplık boyuna ulaştığını gördü. Şimdiye kadar fark etmemişti, belki de destenin tam ortasında olduğu ve kağıdı zaten çok ince olduğu içindi.
Harita oldukça detaylıydı; ara sokakların ve binaların konumlarını bile gösteriyordu. Bazı yerlere kırmızı keçeli kalemle X işaretleri konulmuştu.
Bu işaretlerde uğursuz bir hava vardı ama haritada bina isimleri yazmıyordu.
Kamijou cep telefonunu çıkardı. İçinde araç navigasyonu ve GPS vardı. Haritadaki kırmızı çarpıların koordinatlarını telefonuna girdi ve telefon, üzerinde bina isimlerinin de olduğu büyütülmüş bir harita görüntüsü çıkardı.
Kanasaki Üniversitesi Kas Distrofisi Araştırma Merkezi.
Kas distrofisi mi? Kafası karışmıştı. Kas distrofisi amansız bir hastalıktı. Basitçe söylemek gerekirse, kaslara sinyal gönderilemeyen bir hastalıktı ve kaslar hiç hareket etmediği için zamanla eriyip gidiyordu.
Peki kas distrofisi üzerine çalışan bir kurumun bu raporla ne ilgisi olabilirdi? Başını yana eğerek haritada çarpı konulmuş diğer binaların isimlerine baktı.
Mizuho Ajansı Patolojik Analiz Enstitüsü.
Higuchi İlaç Yedinci Farmasötik Araştırma Merkezi.
Kamijou bu kurumların isimlerine pek aşina değildi ama bir şeyi anımsadı: Zeplindeki dev ekrandan sızan o haberler. Kas distrofisiyle ilgili üç araştırma kuruluşu birbiri ardına faaliyetlerini durdurduklarını açıklamıştı ve bu durum piyasada bir durgunluk endişesi yaratmıştı. Siyah kedi huzursuzca miyavladı. Mikoto o haberler hakkında ne demişti?
Şu zeplinden gerçekten nefret ediyorum.
Nefesi boğazında düğümlendi. Bu rapora gömülmüş olan harita. Üzerine kırmızı kalemle atılan çarpılar. Hepsi aynı hastalığı inceleyen o araştırma kurumları. Eğer raporu, deneyi ve haritayı birleştirirse, bu kurumların muhtemelen bu "deneyi" yürüten yerler olduğu anlamına gelirdi. Peki ya faaliyetlerini durdurmaları ne demekti? Haritaya çizilen o kırmızı çarpılar neyi temsil ediyordu?
Baş dönmesiyle sarsıldı. Nedenini bilmiyordu ama bir anda, hiç beklemediği bir soru zihnine saplandı.
Vakit zaten akşam oldu, o halde Mikoto Misaka neden henüz dönmedi?
Şu an ne yapıyor olabilirdi?
Belki de önemli bir şey yoktu. Belki de bir oyun salonunda dövüş oyununa dalmış, sinirden kafasından dumanlar çıkarıyordu. Ama havada tekinsiz bir şeyler vardı. Birbiri ardına kapanan laboratuvarlar... Onları takip edercesine kırmızı kalemle atılan çarpılar... Kas distrofisiyle ilgili üç kurumun peş peşe çekilmesi ve piyasayı saran o endişe... Haritadaki o binalara çarpı atılmıştı; siyah ya da mavi değil, yuvarlak ya da kare değil, her şeyin ötesinde kırmızı bir çarpıyla, sanki onları ezmek ister gibi. Tüm bunlar ne anlama geliyordu?
Kamijou, bu raporun yasal yollarla alınmadığı sonucuna zaten varmıştı.
Ardından Mikoto’nun deneye hiç de ortak olmayabileceği ihtimali üzerinde durmuştu.
Ya Mikoto araştırmacılarla işbirliği yapmayı reddettiyse...
...ama sonra onların, kendi iradesini hiçe sayarak bu "deneye" devam ettiklerini anladıysa?
Bu durumda ne yapardı?
Eğer deneyi durdurmak için harekete geçtiyse...
"Anlıyorum..."
Eğer Küçük Misaka—hayır, tüm Kız Kardeşler uğruna bunu yaptıysa...
"Anladım... Şimdi anlıyorum..."
Mikoto’nun tam olarak ne planladığını bilmiyordu. Ama en azından emin olduğu bir şey vardı.
Mikoto Misaka bu deneyi kesinlikle görmezden gelmemişti.
Kamijou’nun karşısında gerçeği saklayıp gülümsemesinin sebebi neydi bilmiyordu ama...
Eğer Mikoto Misaka bu deneyi basit bir teferruat olarak görmediyse...
O zaman Touma Kamijou onun müttefiki olabilirdi.
Burada beklemenin bir anlamı kalmadığını hissetti. Hayır, en mantıklı seçenek bu olsa bile, burada hareketsizce beklemeye bir saniye daha tahammülü yoktu.
Kamijou siyah kediyi ensesinden kavradığı gibi odadan dışarı fırladı. Birinin onu görüp görmeyeceği umurunda bile değildi. Etraftakilere hiç aldırış etmeden koridorda koştu, merdivenleri daldı, giriş kapısını ardına kadar açtı ve binadan dışarı fırladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.