İsimsiz Kısım

Etrafı çoktan karanlığa gömülmüştü.

"?"

Kamijou oturduğu yerden doğrulup çevresine bakındı. Oturduğu yer mi? Etrafı süzünce bir okul otobüsünün içinde olduğunu fark etti. Hat haritasına göz attı ama güzergah yurdunun yakınından bile geçmiyordu. Çizgiyi geriye doğru takip ederek bir önceki durağın adına baktı. Tabelada "7. Okul Bölgesi—Misawa Okulu Önü" yazıyordu.

Normalde Akademi Şehri'ndeki son tren ve otobüs seferleri, saat 18:30'daki sokağa çıkma yasağına göre ayarlanmıştı. Bir otobüsün gecenin bu saatinde çalışması hiç normal değildi. Belki de dershane yönetiminin özel olarak ayarladığı bir servisti.

"Misawa Dershanesi mi?"

Kamijou kafasını yana eğdi. Burası bir dershane adı mıydı? Neden böyle bir yerde uyuyordu? Hiçbir fikri yoktu. Zaten normal şartlarda bir dershaneyle işi olmazdı. O, Touma Kamijou'ydu; sınavlara çalışmak bir yana, yaz tatili ödevlerini yapmaya bile mecali yoktu.

Bir an için zihninin bir köşesinde beliren hafıza kaybı düşüncesi içine ürperti verdi. İlk başta sadece geçmişe dair anılarının silindiğini düşünmüştü ama belki de durum sandığından çok daha ciddiydi.

Kendi kendine, "...Ben en iyisi hastaneye gideyim," diye mırıldandı ve nereye gittiği belirsiz bu otobüsten inmeye karar verdi. En yakın durakta inip duruma bakacaktı ama etraftaki sokakların hiçbirini tanımıyordu.

Denge duyusu yerindeydi, üzerinde garip bir uyku sersemliği de yoktu. İlk bakışta gayet sağlıklı görünüyordu fakat son birkaç saatin hafızasında koca bir boşluk olarak kalması, kesinlikle bir hastaneye gidip adamakıllı muayene olması gerektiği anlamına geliyordu.

Bu da demek oluyor ki sigorta kartımı almam gerek, önce yurda dönmeliyim... Hayır, dur bir dakika, hastane bu saatte hâlâ hasta kabul ediyor mudur? Gerçi bu bir acil durum. Peki bunu Index'e nasıl açıklayacağım? Durup dururken hastaneye gittiğimi öğrenirse kesin bir işler döndüğünü anlar. Hem muhtemelen akşam yemeğini yiyemediği için şimdi barut gibidir...

Kafası çorba gibi olan Kamijou, şimdilik öğrenci yurduna dönmeye karar verdi. Bu duraktan geçen otobüsler yurdun önünden geçmiyordu. Şansıma tüküreyim diye içinden geçirirken...

...anki biri arkasından seslenmiş gibi aniden geriye döndü. Bakışları Misawa Okulu yönüne kaymıştı.

"?"

Kamijou boynunu büktü. Çok garipti. Çok önemli bir şeyi unutmuş gibi hissediyordu. Geri dönüşü olmayan bir tehlike hissiydi bu; hani tatile çıkarsın da evde ocağı açık unuttuğunu fark edersin ya, aynen öyle. Ensesi sanki alev alev yanıyordu. Ama neden? Kamijou, henüz görüş alanında olmayan uzaklardaki Misawa Okulu'nu düşünerek taşları yerine oturtmaya çalıştı.

"Neyse, hatırlamıyorsam zaten hatırlamaya değer bir şey değildir," diyerek geçiştirdi ve yürümeye devam etti.

Epeydir boğazından tek lokma geçmemişti ama şimdi yemeğin peşine düşecek hali yoktu. Şu an önceliği, Index'in öfkesini dindirecek bir yol bulmaktı. Muhtemelen tanesi yedi yüz yen olan şu meşhur Kuromitsu Evi pudinglerinden birini alsa yırtardı. Bu hesapsız masraf canını sıktı. Kahretsin, neden o aptal otuz altı yüz yenlik kaynak kitaba para bayıldım ki, diye iç çekerek gürültülü bir şekilde saçlarını kaşıdı.

...Mucizeleri bile yok edebilen, her türlü doğaüstü gücü sıfırlayan o sağ eliyle.

Zihni, sanki kafatası ortadan ikiye ayrılıyormuş gibi bir sesle sarsıldı ve günün tüm olayları bir sel gibi hafızasına hücum etti.

"...!"

Kamijou dehşet içinde arkasına döndü.

Şehre karanlık çoktan çökmüştü. Belki de bir durak uzakta olduğundan, buradan bakınca Misawa Dershanesi görünmüyordu bile. O andan beri kaç saat geçmişti? Stiyl ortalıklarda yoktu. Himegami de burada değildi, Aureolus da. Ve tabii Index de.

"Hepsini unut." Aureolus sadece bu sözlerle az önceye kadar ona her şeyi unutturmayı başarmıştı. Şu an bir savaş alanına dönen Misawa Okulu'nu, Aureolus tarafından kaçırılan Himegami'yi ve... adamın Yasak Kitaplar Dizini'ni ele geçirmekle ilgili söylediklerini tamamen unutmuştu.

"Bok yesinler!"

O birkaç saat içinde ne olduğunu bilmiyordu. Stiyl hâlâ okulda tek başınaydı; acaba iyi miydi? Kafasında binbir türlü düşünceyle okul binasına doğru koşmaya başladı.

Büyük bir panikle son sürat koştuğu için ilk başta fark edememişti. Var gücüyle koşmasına rağmen yol boyunca tek bir kişiye bile rastlamadığını... Yoluna çıkacak, onu yavaşlatacak kimsenin olmadığını... Ve gecenin bu saatinde bile Akademi Şehri'nin o en işlek alışveriş caddesinin bomboş olduğu o garipliği.

...Ne?

Kamijou bu durumun tuhaflığını nihayet idrak ettiğinde, gece göğüne doğru yükselen Misawa Dershanesi binaları çoktan görüş alanına girmişti.

Şehrin merkezindeydi ama etrafta insandan eser yoktu. Bu tekinsiz boşluk hissini bir yerlerden hatırlıyordu. Bugün öğleden sonra Stiyl o Opila bariyerini aktif hale getirdiğinde de tam olarak böyle hissetmişti.

Ancak bu seferki durum, ortalıkta kimsenin olmamasından ibaret değildi.

Çok daha garip bir şekilde, okulun etrafını sarmış halde duran bir avuç insan vardı.

...Ne?

Kamijou adımlarını yavaşlatıp arkasına baktı. Biraz ilerisinde bir karaltı duruyordu. Tepeden tırnağa gümüş bir zırha büründüğü için kadın mı erkek mi olduğunu anlamak imkansızdı.

Etrafta tek bir sivil bile yoktu. Bu da manzaranın garipliğini daha da göze batar hale getiriyordu. Kendi durduğu yerden bakınca bu zırhlılardan üç tane görüyordu; eğer niyetleri gerçekten de dört blokluk Misawa Okulu binalarını abluka altına almaksa, buralarda bunlardan çok daha fazlası olmalıydı.

...Neler oluyor burada? Bu adamların üzerindeki bu garip kıyafetler de neyin nesi... Kilise'den mi geldiler acaba?

İçini bir huzursuzluk kapladı. En iyisi bu zırhlılardan biriyle konuşmayı denemekti. Hafızasının kayıp olduğu o saatler boyunca durum bir şekilde değişmiş olabilirdi.

Asansörlerin yakınında can veren o şövalyeyi hatırlayarak aniden sordu:

"Hey, neler dönüyor burada? Siz o Kilise dedikleri yerin adamları mısınız?"

O mezardan çıkmış gibi duran zırhlılardan biri, kilise kelimesini duyunca irkildi.

"Ben, Roma Katolik Kilisesi'nin On Üç Şövalyesi'nden Lancelot, yani Bittorio Cassela." Ses tonu daha ziyade rahatsız olmuş gibiydi. "Hıh. Demek savaş alanından şans eseri sağ çıkan o sivil sensin. O kaleden çıktığını zaten görmüştük. Gerçekten de büyük şansın varmış. Eğer canından olmak istemiyorsan hemen burayı terk et."

Bu herif ne saçmalıyordu böyle? Kamijou, adamın üzerindeki tam zırhı dikkatle inceledi.

"Gereksiz can kayıplarına yol açmak istemediğimizi söylemiştik. Gregorian Korosu'nu kullanarak bir dua bombardımanı gerçekleştirecek olsak bile, hedefi lüzumsuz yere genişletmeye gerek olmadığına karar verdik."

Kamijou donakaldı.

Gregorian Korosu, Misawa Okulu'nun içinde, çok sayıda öğrenci kullanılarak gerçekleştirilen o büyüydü. Stiyl'ın anlattığına göre, bu büyü aslında Roma Katolik Kilisesi'ne aitti.

"Aslında Roma Katolik Kilisesi'nin nihai silahıydı. Bir tapınakta 3.333 rahibi bir araya getirip, dualarını tek bir devasa büyüde toplarlardı. Tıpkı büyüteçle güneş ışığını tek bir noktaya odaklamak gibi, büyü gücünü akılalmaz boyutlara ulaştırırdı."

Stiyl'ın sözleri zihninde yeniden yankılandı. Sadece bir kopyası bile o kadar büyük bir güce sahipken, gerçeğinin yıkım gücü kim bilir ne kadardı?

"Bombardıman mı... Siz delirdiniz mi?! Bu nasıl bir güç?! Sırf yakınında durmak bile insanı yok etmeye yeter! Koca binayı haritadan silmeyi planlıyor olamazsınız!"

"Tam olarak bunu yapacağız. Dünyanın en kutsal toprağı olan Vatikan Büyük Tapınağı'nda, 3.333 kişinin duasıyla hazırlanan ilahi sanatımız devrededir. Yeryüzündeki herhangi bir noktayı anında küle çevirebilir. O dinden çıkmış herifin kulesini öylece ayakta bırakmak, onurumuza gölge düşürürdü."

"Bu... bu delilik. Durun bir dakika, içeride olayla hiç ilgisi olmayan dünya kadar öğrenci var! Stiyl ve Himegami de hâlâ içeride olabilir, hatta Aureolus bile!"

Aureolus'un tek amacı, birini kurtarmak için vampirleri çağırmaktı.

"Hem o devasa binayı havaya uçurursanız, etrafa saçılacak molozların nereye gideceğini sanıyorsunuz?! Altı yüz metrelik bir yarıçap içindeki her yere gülle gibi devasa parçalar yağacak!"

"Kutsal bir amaç uğruna her yol mübahtır. Dökülecek kanı, yarının üzerine kurulacağı temel taşı olarak gör."

Bu sözler Kamijou'nun sabrını taşıran son damla oldu.

Herifin bir an önce söylediğiyle bir an sonra söylediği tamamen birbirini yalanlıyordu. Bir yandan sivil olduğu için Kamijou'ya zarar gelmesin diye kaçmasını söylüyor, diğer yandan Misawa Okulu'nun içindeki insanları zerre umursamıyorlardı. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusuydu.

"Siz aklınızı kaçırmışsınız! Kendi yoldaşlarınızdan biri de o binanın içinde!"

"...Percival yabancı topraklarda şehit düştü. Kendi kanını akıtarak yarının üzerine inşa edileceği kaya oldu."

Kamijou, asansörlerin yanında cansız yatan şövalyeyi hatırladı.

Bu zırhlı adamın sesindeki titreme adeta bir deliliğin dışavurumu gibiydi. Mantıklı düşünme yetisini tamamen kaybetmişti.

"Kahretsin, bekleyin! Bana biraz zaman verin! Bir saat... Hayır, otuz dakika yeter!"

"Seni dinleyecek vaktimiz yok! Saldırıyı başlatın!!"

Kendine Lancelot diyen şövalye, belindeki uzun kılıcı göğe doğru kaldırdı. Kılıç soluk kırmızı bir ışıkla parıldıyordu. Kamijou içinden, tıpkı bir antene benziyor, diye geçirdi.

Kamijou daha hamle yapamadan, zırhlı adam elindeki o anteni sertçe aşağı indirdi.

"Yuhanna'nın Vahyi, sekizinci bölüm, yedinci ayet—"

Sanki bir şeylerin işaretini veriyordu.

"İlk meleğin borazanının sesini burada yeniden yankılandır!"

Büyünün bir etkisi miydi bilinmez, o parıldayan kılıçtan gece göğüne doğru tıpkı bir borazan sesini andıran, ulumaya benzer dehşet verici bir ses yayıldı...

Bir anda, etraftaki tüm sesler bıçak gibi kesildi.

Gece gökyüzünde süzülen ince bulutlar bile sanki o sesle birlikte tamamen dağılıp yok olmuştu.

Başkaları görse herhalde gökyüzünden yeryüzüne inen devasa bir yıldırım sanırdı. Göğün bağrından kopup aşağıya süzülen koca bir ışık sütunuydu bu. Ancak rengi kan gibi kırmızıydı. Sanki binlerce alevden ok bir araya gelip tek bir devasa mızrağa dönüşmüş ve Misawa Dershanesi’nin dört binasından birine acımasızca saplanmıştı.

Kızıl kutsal mızrak, göz açıp kapayıncaya dek binanın çatısından girip bodrumundan çıktı.

Ezilen boş bir teneke kutu gibi, koca bina bir anda boyunun yarısına kadar çöktü. Bütün camlar tuzla buz oldu, içeride ne varsa pencerelerden dışarı savruldu.

Yıkım bununla da kalmadı. Darbeyi alan tek bir binaydı ama yanındaki binalara üst geçitlerle bağlıydı. Çöken ilk bina, bu köprüler vasıtasıyla bitişiğindeki iki binayı da peşinden sürükleyerek yerle bir etti. Ayakta kalan son bina ise adeta yalnız bir mezar taşı gibi yükseliyordu.

Kamijou bu delilik karşısında donakaldı.

Ufalanan duvarlardaki yarıklardan, kumsaldan dönen birinin mayosundaki kumları silkelemesi gibi insanlar dökülüyordu. Üstelik yıkım sürmekteydi. Tonlarca moloz göktaşı gibi yağıyor, çevre yapılara da zarar veriyordu. Tek teselli, bariyer yüzünden etrafta kimsenin olmamasıydı.

Kahretsin, bu tam bir delilik...

Kamijou dişlerini sıktı. Stiyl, Himegami, diğer öğrenciler, öğretmenler, Aureolus ve hatta belki de Index... Herkes oradaydı.

Seni gidi lanet deli!

Kamijou ileri atıldı. O zırhlı adama doğru değil, onunla vakit kaybedecek zamanı yoktu. Doğrudan yıkımın merkezine doğru koştu.

Yolu kesmek ister gibi ince toz bulutları yüzüne çarpıyordu. Önünü göremiyordu. Gözlerini açmaması gerekse de sanki gördüğü bu gerçeklik kötü bir şakadan ibaretmiş gibi koşmaya devam etti.

Ancak o an, beklenmedik bir şey oldu.

Gözlerini kör eden tozların geriye doğru çekildiğini hissetti ilk önce. Havada uçuşan o toz fırtınası, sanki şiddetli bir rüzgarla tersine esiyormuş gibi doğrudan yıkılan okula doğru akmaya başladı.

Hayır, sadece tozlar da değildi. Etrafa saçılan moloz parçaları havaya yükseliyor, çöken duvarlar yukarı doğru doğruluyordu. Kopan parçalar yapboz gibi birbirine kenetleniyor, hasarlar sanki bir mala ve oyun hamuruyla düzeltilircesine kapanıyordu.

Sanki bir video geriye sarılıyordu. Yıkılan bina doğrularak ayağa kalktı. Dışarı savrulan insanlar yarıklardan içeri geri çekildi ve binanın hasarları tamamen onarıldı. Bir an sonra, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi Misawa Dershanesi’nin dört binası da sapasağlam karşısında duruyordu. Çevreye saçılan molozların yıktığı komşu binalar bile eski haline dönmüştü. İnsan kendi hafızasından şüphe edecek gibi oluyordu.

Bir dakika, diye düşündü Kamijou.

Geriye sarıldı... Yani bu demek oluyor ki...?!

Kamijou karanlık gökyüzüne baktı ve tam o anda, okulun çatısından göğe doğru adeta gökyüzünü delen kızıl bir kutsal mızrağın fırladığını gördü. Nereye gittiği belliydi. Her şey gibi o da büyücüye geri dönmüştü.

A-ah...

Hemen yanına baktığında şaşkınlıktan donakalmış o sesin sahibini, zırhlı adamı gördü. Dizlerinin bağı çözülmüş, yere çökmüştü. Gerçek Gregoryen Korosu’nun gücünü çok iyi bildiği için mi bu haldeydi?

Bu da ne böyle? Kamijou kelimelerin tükendiğini hissederek gökyüzüne baktı. Akademi Şehri’ndeki yedi Seviye beş süper güç bile böyle mantıksız bir mucizeyi gerçekleştiremezdi.

Bu... Bizim düşmanımız.

Aureolus Isard.

Bu... Onun gerçek gücü...

Böyle akılalmaz birine karşı nasıl savaşabilirim ki? Orada öylece kalakaldı.

Kahretsin!

İçindeki korkuyu atmak istercesine Misawa Dershanesi’ne doğru koşmaya başladı.

Otomatik cam kapıların önüne geldiğinde donakaldı.

İnce camın arkasında gördüğü manzara tamamen normaldi, yıkıma dair tek bir iz bile yoktu.

İçini kaplayan korkuyla kapıdan geçip savaş alanına geri döndü.

Okulun içi her zamanki gibiydi ama hiçbir şeyin değişmemiş olması Kamijou’nun tüylerini diken diken etmeye yetti. Dahası, içerideki öğrenciler burunları bile kanamadan her zamanki gibi ders işliyordu. Gregoryen Korosu ile can vermek veya Limen Magna ile eriyip gitmek dahil her şey yaşanmamış gibi silinmişti.

Sınıflardan birinin önünden geçerken gözüne çarpan bir şeyle duraksadı.

Bu...!

Geniş sınıfın arka sıralarında tek başına bir kız öğrenci oturuyordu. Onu tanıyordu. Saçları örgülü, gözlüklü kız... Himegami’yi korumak isterken Aureolus’un Limen Magna büyüsüyle eriyen kızın ta kendisiydi.

Oradaydı işte.

Tahtadaki notları defterine geçiriyor, uykulu gözlerini ovuşturuyor, elini çenesine dayıyordu.

Oradaydı işte.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi, tamamen sıradan bir dünyada yaşamaya devam ediyordu.

Bu huzurlu manzara Kamijou’nun içini dehşetle kapladı. Aureolus’un büyüsüne maruz kalan her şey bu kadar kolayca sıfırlanabiliyordu; yaşam ve ölüm, şans ve şanssızlık, sıradanlık ve sıra dışılık...

Yine de binanın içinde koşmaya devam etti. Bir an önce herkesin güvende olduğundan emin olmak istiyordu.

Nereye, ne kadar koştuğunu bilmiyordu.

Sonunda koridorlardan birinde tanıdık bir yüz gördü.

"Ne bu hal? Bayağı hırpalanmış görünüyorsun."

Bu ses, onu öylece bırakıp yem olarak kullanan Stiyl Magnus’a aitti. Yüzünde kaygısız bir gülümseme vardı. Kamijou’nun ondan nefret etmesi gerekirdi ama şu an bu sesi duymak içini her şeyden çok rahatlatmıştı.

"Hmm. Burada olduğuna göre burası kesinlikle Japonya, değil mi? Yani etrafta bir sürü Asyalı vardı ama neler dönüyor? Bu tuhaf bariyer yapısı... Bu büyünün kokusunu hatırlıyorum sanki ama..."

Stiyl, karşısındaki Kamijou’yu umursamadan kendi kendine mırıldanıyordu. Görünüşe göre onun da hafızası silinmişti. Hayır, tam olarak öyle değil. Neden Misawa Dershanesi’nde olduğunu bile bilmiyordu; bu da Stiyl’in hafızasının çok daha gerisinden silindiğini gösteriyordu.

Hafızasını geri getirmek için sağ eliyle Stiyl’in kafasına dokunması yeterliydi. Ama tam bunu yapacakken içine bir şüphe düştü. Acaba o patlamadan sonra "hayata dönmüş" olması gerçeği de hafızasıyla birlikte silinir miydi?

Aureolus ona yaklaşmamasını söylediğinde sağ eli hiçbir işe yaramamıştı. Ancak söz konusu bir hayat olunca risk alamazdı.

"Hey, az önceye kadar bu binalardan hangisindeydin?"

"Ne?"

"Sadece cevap ver."

"Kuzey binasındaydım sanırım. Neden?"

Kamijou rahat bir nefes aldı. Kuzey binası. Dört binadan üçü çökmüştü ama kuzey binası ayakta kalmayı başarmıştı. Demek ki Stiyl zaten hiç ölmemişti.

Bunu öğrendikten sonra işi kolaydı.

"Hey, Stiyl. Sana tüm dertlerini unutturacak özel bir dua öğreteceğim."

"...Doğu büyüleri konusunda uzman olan Kanzaki’dir ama neyse, anlat bakalım."

"Sadece dinle. Çok basit, gözlerini kapat ve dilini dışarı çıkar. 'Ah' de."

Şüpheyle baksas da Stiyl denileni yaptı.

Kamijou haykırdı: "Tebrikler! Bu, beni yem olarak kullanıp kaçmanın cezası, seni pislik!!"

"Ha?"

Hemen ardından Kamijou, sağ aparkatıyla Stiyl’in çenesine sert bir darbe indirdi.

Stiyl Magnus aynı anda hem hafızasını geri kazandı hem dilini ısırdı hem de kendini yerde buldu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.