Kamijou Touma kaçıyordu.
Demir köprüde Vento’yu gözden kaçırdıktan sonra, asıl önceliği olan meleği durdurmak için şehir merkezine dönmek üzereydi. Fakat tıpkı Last Order’ın peşinden giderken olduğu gibi, yine o siyah takım elbiselilerle burun buruna gelmişti.
Bir arabayla girilmesi neredeyse imkansız olan daracık bir ara sokağa daldı, ardından dolambaçlı yollara saparak peşindekileri atlatmaya çalıştı. Burası kendi çöplüğü sayılsa da peşindeki eğitimli profesyonelleri parmağında oynatması kolay değildi. Şimdiye kadar vurulmamış olması bile bir mucize sayılırdı.
"Hayır, yapma Touma! Lütfen Hyouka’yı öldürme!!"
Bu haykırış kulağına çalındığında yüreği ağzına geldi. Söylenenlerden ziyade, bu ani ve yüksek sesi bir anlık boşlukla silah sesine benzetmiş, vurulduğunu sanmıştı.
Tepeden tırnağa donakaldı. Arkasına dönüp bakması iki saniyesini aldı. Nihayet kendisine doğru koşan Index ve Mikoto’yu görünce biraz olsun rahatladı. Ama hemen ardından burasının rahatlanacak bir yer olmadığını hatırlayıp fikir değiştirdi; ikisinin de kollarından yakaladığı gibi başka bir ara sokağa daldı.
Ana caddeden gelen ıslak ayak sesleri yankılandı.
Siyah takım elbiselilerdi.
Sola sağa bakınarak iz sürüyorlardı, eninde sonunda saklandıkları yeri bulacaklardı. Fakat Index’in de Mikoto’nun da şu an o adamları düşünecek hali yoktu. Index, çözemediği bir korkuyla gözlerini Touma’ya dikmiş bakıyordu.
Ona ne olduğunu ya da neden kaçtığını sormadı. Doğrudan çok daha önemli olan konuya girdi. "Lütfen Touma, oraya gitme. Nasıl ya da neden oldu bilmiyorum ama o meleğin Hyouka olduğundan neredeyse eminim. Ne olursa olsun bu yaşananları durdurmak zorundayım ama sen buna karışamazsın! Ona dokunursan, öyle bir niyetin olmasa bile yok olup gidecek!"
Index, sırılsıklam olmuş tişörtüne yapışarak aceleyle yalvarıyordu. Kafası o kadar karışıktı ki kelimeleri birbirine dolanıyordu. Yine de Touma en azından o ismi net bir şekilde duymuştu.
Kazakiri Hyouka. İstemsiz yayılım alanlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bir varlık. İnsan zihnine sahip, fakat insan bedenine sahip olmayan biri.
Gerçekten mi?
Kamijou’nun tanıdığı o kızın, böylesine yıkıcı bir eylemle uzaktan yakından alakası olamazdı. Fakat dışarıdan bir güç bu alanların yapısına müdahale ettiyse, böyle bir değişime yol açmış olabilirdi. Eğer bu alanları tamamen kontrol altında tutuyorlarsa, onun biçiminden yapacağı hamlelere kadar her şeyi yönlendiriyor olabilirlerdi.
Doğal bir fenomen gibi görünse de bir şeyler eksikti.
Peki ama onu bu hale kim getirmişti?
Vento şehirdeki tüm öğrencileri etkisiz hale getirdiği için mi? Hayır, bu olamazdı.
Kamijou kafasında deli sorularla boğuşurken, Index ısrarla konuşmaya devam etti. "Touma, Hyouka işini ben hallederim, o yüzden lütfen sen karışma!"
Kazakiri Hyouka, Index’in hayatında edindiği ilk arkadaştı. Yasaklı kitaplar kütüphanesi olmasından kaynaklanan görev bilinci yüzünden tereddüt etse bile, Kazakiri’yi asla düşman olarak görmek istemezdi.
Kamijou durumu tarttı. Kazakiri Hyouka iyi biriydi. Ancak kontrolden çıktıysa işler değişirdi. Sırılsıklam sarhoş birinin normalde ne kadar iyi bir insan olduğunun hiçbir önemi kalmazdı.
Bu yüzden net bir tavırla, "Bu iş yaş," dedi.
"Touma!!"
"Onu durduracak kişi benim. Üstelik buradaki tek sorun o değil. Her şeyi senin üstüne yıkıp kenara çekilemem."
"Ama sağ elini kullanırsan Hyouka ölür!"
"Ölmesine izin vermeyeceğim!" diye haykırdı Kamijou, siyah takım elbiselilerden saklandıklarını tamamen unutarak. İtiraz edip duran Index’i ensesinden yakalayıp kendine doğru çekti. Kız şaşkınlıktan donup kalınca konuşmasını sürdürdü. "Bunu onu öldürmek için yapmıyorum! Onu kurtarmak için yapıyorum! Karşımızdaki o şey sana Kazakiri gibi mi görünüyor? Tabii ki hayır. Onu bu hale getiren bir şeyler olmuş olmalı. Oraya gidip onu kurtarmalıyım, kahretsin! Karışmamak mı? Geç o işi. Onu kurtarmak için senden icazet alacak değilim!"
Index şaşkınlıkla ağzını açıp kapattı ama tek kelime edemedi.
Kamijou durmadı. "Büyüsel olarak nasıl bir yapısı olduğunu ya da buradaki meleğin neyi temsil ettiğini tam olarak bilmiyorum. Bunun için senin bilgine ihtiyacım var. Ama işin içinde istemsiz yayılım alanları da olduğuna göre, sen de her şeyi tek başına çözemezsin. O kısmı da ben hallederim. Birlikte Kazakiri Hyouka’yı kurtarabiliriz!"
Yağmurun sesi yavaş yavaş uzaklaşıyor gibiydi.
Çevrelerindeki tüm gürültüyü bastıran tek şey, gencin kararlı sesiydi.
"Bugün şehirde bir sürü boktan şey döndü. Doğrusu yarısından bile haberim yok, bunları nasıl çözeceğime dair en ufak bir fikrim de yok. Ama bunu yapmak zorunda olduğumu çok iyi biliyorum! Kazakiri’yi kurtaracağız! Haksız mıyım?!" diyerek kıza çıkıştı.
Arkadaşını öldürüp öldürmeme konusuna takılıp kalmış bu kızı sarsıp kendine getirmesi gerekiyordu.
"Gidiyoruz, Index. Onu kurtarabilmem için bana yardım et!"
Index bu sözleri duyunca başını sallayarak onayladı.
Kamijou kızın ensesini bıraktı.
Ardından gözlerini yeniden ara sokağın çıkışına dikti. Öncelikle ana caddedeki o siyah takım elbiselilerden bir şekilde kurtulmaları gerekiyordu. Adamların silahlarındaki mermiler hiçbir büyü ya da doğaüstü güç barındırmayan, tamamen sıradan mermilerdi. Bu da Kamijou için durumların en kötüsü demekti. Çünkü onun sağ eli sadece doğaüstü güçlere karşı işe yarıyordu.
İşte tam o anda...
İç çeker
Kendini bir anda bu kaosun içinde bulan Mikoto derin bir iç çekerek şemsiyesini kenara fırlattı. Yorgun gözlerle Kamijou ve Index’e baktı. "Neler döndüğünü anlamıyorum ama yine başınızı acayip büyük bir belaya soktuğunuzu görebiliyorum."
"Şey, yani, pek de haksız sayılmazsın."
"Ve bu belanın tam ortasında bir tanıdığınız var."
"Tanıdık değil, arkadaş," diye düzeltti Index.
Mikoto’nun yüzündeki bıkkın ifade daha da belirginleşti, bakışlarını sokağın çıkışına çevirdi. "Yine de emin olmak için soruyorum, o kız kötü biri değil, değil mi?"
"Kesinlikle değil," dedi Kamijou hiç tereddüt etmeden. "Index de aynı şeyi söylüyor. O bizim arkadaşımız."
"Arkadaşınız..."
Mikoto, uzakta kanatlarının arasından elektrik akımları saçarak hareket eden meleğe baktı, ardından gözlerini tekrar Kamijou ve Index’e çevirdi. "Yani şu bahsettiğiniz kişi o, öyle değil mi?"
Index ve Kamijou neredeyse aynı anda cevap verdi.
"Elbette, başka kim olacak?"
"Sorduğun soruya bak şimdi."
"Ha-ha-ha. Her neyse, şu siyah takım elbiseliler de kötü adamlar, değil mi?"
"Peşime neden düştüklerini çözemedim ama iyi adamlar olmadıkları kesin."
Tam o sırada ara sokağa giren birkaç kişinin ayak sesleri duyuldu. Girişi kontrol eden siyah takım elbiseliler içeriye sızmıştı. Sadece yürümüyor, hızla yaklaşıyorlardı. Zaman tükeniyordu.
Mikoto her şeye rağmen sırıttı. "Aman, neyse ne. Arkadaşınızsa gerisi teferruat. Bir daha sormayacağım, o yüzden hemen gidip onu kurtarın. Burasını ben hallederim."
"Aptal mısın sen, onlar...!" Kamijou, Mikoto’yu omzundan yakalamaya yeltendi.
"Pardon, pardon. Durup tartışacak vaktimiz yok. Başlıyoruz!"
Mikoto, ara sokağın çıkışına doğru çoktan bir jeton fırlatmıştı bile.
Mahşerin Şimşeği.
Ses hızının üç katına ulaşan bu vuruş, yolunun üzerindeki duvarları iki yandan oyup geçerek, arkasında gök gürültüsünü andıran bir patlama ve kıvılcımlar bırakarak ana caddeye doğru fırladı. Hedefini siyah takım elbiselilere doğrudan çarpmayacak şekilde ayarlamış olmalıydı ancak oluşan şok dalgası bile adamlardan birkaçını havaya uçurup yere sermeye yetti.
Havaya gri bir toz bulutu yükseldi.
Yağmur damlaları bu tozu yere indirmeye fırsat bulamadan, Mikoto yere kapaklanmış adamlardan birinin midesine basarak onu bayılttı, ardından hiçbir siperi olmayan ana caddeye doğru fırladı.
"Misaka!!" diye bağırdı Kamijou.
Ne yazık ki ana caddede bekleyen diğer adamlar hemen ateşe başlamıştı, bu yüzden Kamijou daha fazla ilerleyemedi. Bu sırada, normal bir savaş gücü açısından inanılmaz bir güce sahip olan Mikoto, kurşun yağmurunun ortasından ona doğru haykırdı.
"Cezalı oyun!"
"Ne?!"
"Ne söylersem yapmak zorunda olduğun o oyun! Bugün boyunca geçerli, o yüzden gidip arkadaşını kurtar ve sağ salim geri dön, anlaşıldı mı?!"
Kamijou bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama havada çatırdayan elektrik akımları ve patlayan silah sesleri sözünü kesti. Kahretsin, diye geçirdi içinden. "Onu kurtaracağım! Sen de sakın öleyim deme!"
Index’in kolundan çekmesiyle birlikte, üzerindeki yüklerden kurtulmuşçasına ara sokağın derinliklerine doğru koşmaya başladı. Tek bir hedefleri vardı. Eğer Index haklıysa, Kazakiri Hyouka onları bekliyordu.
Sırılsıklam yolda yankılanan ayak sesleri uzaklaşırken, Mikoto savaş alanının ortasında derin bir nefes aldı.
İhale yine ona kalmıştı.
Şu cezalı oyunu da bula bula böyle bir iş için harcamıştı, değil mi?
Yine de başka şansı olmadığını biliyordu.
Çocuk bir arkadaşını kurtarmak için canını dişine takacağını söylemişti. Onun bu hevesini kursağında bırakamazdı. Ama şu siyah takım elbiseliler (artık her ne boklarsa) bu pisliği çıkarmasaydı, belki de o cezalı oyunu çok daha güzel bir şekilde değerlendirebilirdi.
Bunu düşününce tepesi attı.
"Şu an acayip derecede keyifsizim."
Siyah namluların hepsi ona doğrultulmuştu.
Fakat tetiğe basmalarına fırsat kalmadan, caddedeki rögar kapakları, su boruları ve tabelalar bir araya gelerek önünde aşılmaz bir kalkan oluşturdu. Bu, manyetizmanın gücüydü. Atılan tüm mermiler çelik kalkana çarpıp yön değiştirdi.
"Eğer kaçmaya niyetiniz yoksa, canınızı ortaya koyup öyle gelin."
Kalkanının hemen arkasından, kör edici şimşekleri gelişigüzel etrafa savurmaya başladı.
Kaybetmeye hiç niyeti yoktu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.