Sessizliğin Ortasındaki Fırtına

Kamijou Touma ve Last Order oldukları yerde kalakaldılar.

İkisinin de şemsiyesi yoktu. Dik yakalı siyah ceketinin içine kırmızı bir tişört giyen Kamijou da, mavi elbisesinin üzerine erkek gömleği geçirmiş olan Last Order da sırılsıklam olmuştu. Küçük kızın alnındaki elektronik gözlükler de sudan nasibini almıştı ama askeri mühimmat oldukları için muhtemelen bu bir sorun teşkil etmiyordu.

Küçük kız onu yer altı çarşısının çıkışından pek de uzak olmayan, geniş bir yol ayrımına getirmişti. Açık kalan son birkaç okulun da kapılarını kilitlemesiyle beraber tren ve otobüs seferleri durduğundan, kararmış sokakta in cin top oynuyordu.

En azından, iki ayağı üzerinde duran normal insanlardan eser yoktu.

...

Yerde boylu boyunca uzanmış birkaç kişi vardı.

Siyahlar içindeki bu figürler, gece gökyüzünün altında şiddetini artıran yağmurun oluşturduğu su birikintilerine gömülmüşlerdi. Sokak lambalarının ışığı, sentetik savaş teçhizatlarının üzerinde parlıyor; o tekinsiz hafif makineli tüfeklerinin üzerini ince bir yağmur tabakası kaplıyordu. Başlarındaki kasklar ve esnek maskelerle sıradan insanlar olmadıkları her hallerinden belliydi.

Bir çatırdama sesi duyuldu; yanan ateşin patırtısıydı bu.

Adamların yattığı yerin birkaç metre ötesinde, hurdaya dönmüş bir minibüs duruyordu. Ateşin yakıtı oydu. Araç bariyerleri aşmış ve kaldırımın ortasında durmuştu; daha doğrusu öyle görünüyordu. Aslında minibüs orijinal formunu o kadar kaybetmişti ki sanki infilak etmiş gibiydi. Etrafta başka araç yoktu. Belki de bu minibüs yerdeki adamlara aitti.

Last Order onlardan birini işaret etti.

Yüzü kireç gibi bir halde, "Bu insanlar ona saldırdı, diyor Misaka, diyor Misaka, doğruyu söylüyor," dedi. Sonra tekrar etti: "Bu gerçek!"

Kamijou yerdeki adamlara tekrar baktı. Bunlar... Anti-Skill değil mi?

Üzerlerindeki tek tip siyah savaş üniformaları neredeyse onu kandıracaktı ama yakından bakınca ekipmanlarının normal Anti-Skill teçhizatından farklı olduğunu sezdi. Bir tür askeri birliğe de benzemiyorlardı ancak bir bakışta model numaralarını anlayacak kadar uzman olmadığı için emin olamıyordu.

Peki, Anti-Skill değillerse kim bunlar? Bu adamların elinde çok daha ileri teknoloji olabilir ve sürüyle gelip mi saldırdılar? Üstelik asıl saldırganlar yerlerde sürünenlerdi.

Kamijou durumu kavradı. Last Order'a baktı. "Burada saldırıya uğrayan kişi, tanıdığın biriydi, değil mi?"

"Öyle, diye yanıtlıyor Misaka, diye yanıtlıyor Misaka."

"Yani işleri tersine mi çevirdi?"

"Belki de hayır, diyor Misaka, diyor Misaka, başını sallayarak. Sabırsızdır ve çabuk öfkelenir, ona yapılanlardan sonra sadece bu kadarıyla yetineceğini hayal bile edemiyorum, diyor Misaka, diyor Misaka, basit bir tahminde bulunarak."

Bu herif nasıl bir bela böyle? diye geçirdi Kamijou içinden. Ama...

...

Yetenek kullanıcıları yenilmez değildi.

Last Order'ın arkadaşının nasıl bir yeteneği olduğunu bilmiyordu ama Level Five Railgun gibi sıra dışı bir durum söz konusu değilse, ateşli silahlar taşıyan eğitimli bir gruba karşı galip gelmesi imkansızdı. Kamijou gibi bir Seviye Sıfır'ın bunu söylemesi pek bir anlam ifade etmese de, yetenek kullanıcıları özünde hâlâ birer öğrenciydi. Güçleri sadece okul sınırları içerisinde işe yarayacak kadar güçlüydü ve buna kimse itiraz edemezdi.

Onları böyle bir savaş alanına atarsanız çaresiz kalırlardı. Eğer çeviklerse belki bir ihtimal kurtulabilirlerdi... Ama düşünmeye bile vakit bulamadıklarında bu da bir işe yaramazdı. Sıradan öğrenciler böyle durumlarda iradelerini çelikleştirip savaşamazdı.

Çoğu ölürdü.

Her neyse, bunu bildirmem lazım...

Last Order'ın tanıdığının yakalanıp yakalanmadığı veya kaçıp kaçmadığı belli değildi. Ne olursa olsun, durumun aciliyet gerektirdiği gerçeği değişmiyordu. En doğrusunun açıkça konuşup Anti-Skill'den yardım istemek olduğunu düşünen Kamijou, telefonunu cebinden çıkardı.

Ancak...

? Düğmeye basmadan hemen önce başını kaldırdı.

...Bir dakika... Neden kimse bunu ihbar etmedi?

Önündeki manzarayı inceledi. Ezilmiş, parçalanmış bir minibüs. Bir süredir yanan ve şiddetli ışığı sönmeye niyetli olmayan bir ateş. Tüm bunlar olurken birileri mutlaka bir şeyler duymuş olmalıydı. Uzaktan bile olsa yangın çıktığını görebilirlerdi. Telefonuna ihtiyaç duymayacağını, normalde birinin çoktan ihbar etmiş olması gerektiğini düşündü. Ama etrafta meraklı tek bir göz bile yoktu.

...

Kamijou etrafına bakındı.

Şehir, ışıkları sönmüş. İnanılmaz derecede sessiz bir manzara. Hiçbir kargaşa yok.

Ya eğer...?

Ya kimse olay çıkarmıyor değil de, çıkaramıyorsa?

Ya o binaların içindeki herkes, az önceki Anti-Skill memurları gibi yere serilmişse?

Ya eğer...?

Bu bir insan saldırısı mıydı? Yoksa istenmeyen bir doğa olayı mı?

Bu bile belirsizdi. Bu acil durum, kendini mükemmel bir şekilde bir sır gibi saklıyordu.

En korkutucu olan sessizlik değildi; asıl korkutucu olan, Kamijou sorunu fark edene kadar Akademi Şehri'nin fonksiyonlarının, bir kütüğü kemiren termitler gibi çoktan çökmüş olmasıydı.

Tıpkı bir final sınavının ortasında uyuyakalmak ve gözetmenin "son on dakika" demesiyle uyanmak gibiydi. Önündeki boş kağıda bakan çocuk, soğuk terler dökmeye başladı.

Bu şehirde neler oluyor böyle?

Orada öylece dururken, kıpırdayan bir şeyler daha gördü.

Last Order, yere serilmiş adamlardan birinin başında çömelmiş, teçhizatını kurcalıyordu. Birden, bir şeyi fark etmiş gibi gözleri yukarı fırladı ve aceleyle Kamijou'ya koştu.

Ardından, yağmurdan buz kesmiş eliyle çocuğun elini kavrayıp onu peşinden sürüklemeye başladı. Tıpkı ebeveynini bir mağazanın oyuncak reyonuna çekiştiren bir çocuk gibiydi. "Çabuk, diyor Misaka, diyor Misaka, dikkatli olmanı tembihleyerek!" Ancak sesi tuhaf bir şekilde gergindi. "Geldiler, diye rapor ediyor Misaka, diye rapor ediyor Misaka, ara sokağa saklanmaya giderken!"

Last Order tarafından sürüklenen Kamijou, kaşlarını çatarak "onların" kim olduğunu merak ederken, yakındaki bir arabanın arkasına gizlendi.

Arabanın etrafında devasa bir su birikintisi vardı, muhtemelen yakındaki bir mazgal yapraklarla tıkanmıştı. Bir adım attığında çoraplarına kadar ıslandı.

Ancak şikayet edecek vakti yoktu.

Derinden gelen bir motor gürültüsü duyulmaya başladı.

Siyah renkli, tuhaf bir minibüs, farları kapalı bir şekilde yaklaştı.

Egzozundan çıkan, sinsice atılan adımları andıran o yumuşak sesle, yerdeki siyah giyimli adamların yanında durdu. Arka sürgülü kapı açıldı ve benzer teçhizata sahip bir avuç insan dışarı döküldü. Bir bakışta on kişi kadar oldukları söylenebilirdi. Bu sayı karşısında Kamijou, onlar silahsız olsa bile kazanamazdı.

Üstelik...

"Lanet olsun," diye mırıldandı. "Bu kadar silahı nereden buldular?"

Yeni gelenlerin hepsinin omuz askısında birer hafif makineli tüfek asılıydı. Ayrıca tabancaları, el bombaları ve her türlü mühimmatları varmış gibi görünüyordu.

Akademi Şehri'nin huzurunu koruyan Anti-Skill memurlarına hiç benzemiyorlardı.

Pek dost canlısı da durmuyorlardı.

Hatta Kamijou, durduğu yerden o gerilimi hissedebiliyordu; eğer onun ve Last Order'ın saklandığını fark ederlerse, hiç düşünmeden ateş açacaklarından emindi.

Sağ eline bir bakış attı.

İçinde barındırdığı güç, Imagine Breaker, Seviye Beş bir Railgun'ı bile kolayca durdurabilirdi. Öte yandan mermilerin doğaüstü yeteneklerle hiçbir alakası yoktu. Yeteneği sıradan ateşli silahlara karşı hiçbir işe yaramazdı.

Siyah giyimli adamlar, yoldaki (muhtemelen) meslektaşlarını kucaklayıp sertçe minibüsün içine fırlattılar. Bu iş devam ederken başka bir hareketlilik daha göze çarptı; sırtında üç büyük içecek şişesinin uç uca eklenmiş hali kadar şeffaf, silindirik bir kap taşıyan bir adam belirdi. Alt kısmında bir püskürtme ucu vardı ve adam onu bir alev makinesi gibi tutuyordu.

"Bu Tasfiye, diyor Misaka, diyor Misaka, ona takma adıyla hitap ederek."

"O da ne?"

"Asit spreyi... Parmak izlerini ve kan lekelerindeki DNA bilgilerini yok etmeye başlayan özel, zayıf bir asit yayıyor, diyor Misaka, diyor Misaka, kanıtları yok etme el kitabındaki bilgilere danışarak."

... Bu kötüydü.

Bu grup, olayların üstünü örtmenin bu kadar önemli olduğunu düşünerek yanlarında bu denli büyük ekipmanlar getirmişti. Eğer böyle adamlar bir şekilde fark edilirse, neler yapabileceklerini tahmin etmek zor değildi.

Sonuç olarak...

İş o noktaya varırsa, kaçabileceğimi sanmıyorum.

Yutkundu.

Kulağına hafif bir su şapırtısı geldi.

...

Kamijou ayaklarına baktı.

Tıkanmış bir giderden kaynaklanan büyük bir su birikintisiydi bu. Ve içine girdiği ayağı titriyordu. Bu titreme yüzeyde küçük dalgalanmalar yaratmış, onları koruyan arabayı aşmış... Ve diğer tarafa ulaşmıştı.

Ama bu kadar küçük bir şeyi fark etmelerine imkan yoktu.

Zaten sağanak yağmurun damlaları da sürekli su birikintisine çarpıyordu. Çok dikkatli bakılsa bile karanlıkta suyun ne halde olduğu seçilemezdi. Yani güvendeyim, diye düşündü, içinden neredeyse dua ederek.

Vınn.

Yakındaki siyah giyimli adamların hepsi birden onun olduğu tarafa döndü.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.