Kanatların Gölgesindeki Sır

Index, otoparktan fırlayıp yağmurun altına daldı.

Az önce ambulans benzeri büyük bir aracın içinde sarsılıp duruyordu ama artık saklanacak vakti kalmamıştı. Arkasından durmasını söyleyen bağrışlar yükseliyordu ama dönüp bakmadı bile.

Misaka Ağı Bağlantı Bataryası da neydi öyle? Beni kandırdı mı yoksa? Her neyse, kayıp bir çocuk zaten büyük dert ama Akademi Şehri'nde böyle bir şeyin ortaya çıkacağı hiç aklıma gelmezdi!

Sadece kanatları bile devasa boyuttaydı. Binaların arkasında gizli kalan gövdesini seçemiyordu. Ağır ağır, neredeyse bir insanın yürüme hızında hareket eden düzinelerce tüy tabakasını görebiliyordu.

Bir melek.

Index, melek benzeri bir varlığın neden Akademi Şehri'nde belirdiğine anlam veremiyordu. Üstelik bu melek, zihnindeki yüz üç bin büyü kitabında da geçmiyordu. Aureolus ve onun Ars Magna'sından beri böyle bir durumla karşılaşmamıştı; bu da yaşananların en az o olay kadar ciddi olduğunu gösteriyordu.

Onu durdurmalıyım... Uzaktaki yüz metre uzunluğundaki kanatlara öfkeyle baktı. Durdurmazsam korkunç bir şey yapacak.

Az önceki tek bir saldırısı bile inanılmaz bir yıkım gücüne sahipti fakat Index'in bildiği anlamda gerçek bir melekten bahsediyorsak, asıl marifeti bu olamazdı. Tek bir parmak şıklatmasıyla dünyadaki tüm yaşamı sonlandıracak, hatta uzaydaki yıldızları bile derinden etkileyecek bir güce sahipti.

Yasaklı kitaplar arşivi.

Zorunlu Şer Kilisesi, yani Necessarius.

Bütün bunlar tam da böyle durumlar için kurulmuştu ama daha önce kendilerini hiç bu kadar çaresiz hissetmemişlerdi. Profesyonel bir büyücü olmasına rağmen kendisi bile içini kemiren bir korku duyuyordu. Bu meleğin, olayla hiçbir ilgisi olmayan masum insanlara bu korkuyu aşılamasına izin veremezdi.

Index, tekinsiz bir sessizliğe bürünen sokaklarda koştu. Yağan sağanak yüzünden olsa gerek, yolda tek bir kişiye bile rastlamadı.

Uzaktaki varlık, sanki gece gökyüzünü yırtarcasına acı acı kükrer gibi bir ses çıkardı. Dikenli tellerden bir tasmayla çekiştirilen bir canavarın feryadını andırıyordu bu ses.

Devasa tüy tabakaları, sanki acıya dayanmaya çalışıyormuş gibi rahatsız edici bir şekilde kıpırdanarak hışırdadı.

Melek hareket ettikçe çığlıklar atıyordu.

Index, alabildiği kadar bilgi toplamak amacıyla tüm dikkatini o yöne verdi.

"...Nasıl?"

Fakat birdenbire şaşkınlıkla mırıldandı.

İnsanların asla anlayamayacağı, havadaki basit bir titreşimden ibaret olan o ses...

Niyeyse bu sesi duyduğunda, içinde tuhaf bir özlem canlanmıştı.

"..."

Melek, devasa kanatlarını önüne doğru siper etti.

Bu dünyaya ait olmayan, ilahi ama aynı zamanda tüyleri ürperten ışık saçan kanatlar... Kanatlar bazen rüzgarda savrulur gibi bulanıklaşıyor, sonra eski haline dönüyordu. Tıpkı kıyıya vuran dalgalar ya da meltemde salınan sis gibi.

Bu hareketler gelişigüzel görünse de aslında belirli bir düzeni takip ediyordu.

Kusursuz bir hafızaya sahip olan Index, zihnindeki verileri tarayınca aradığı bağlantıyı buldu.

Bu hareketleri daha önce görmüştü.

Bir Eylül'de.

Yeraltı çarşısında büyücü Sherry Cromwell'i yendikten sonra, Kamijou Touma ile birlikte kurbağa suratlı doktorun olduğu hastaneye gittikleri gün.

Bu...

Her şey karşısında sinen, o çekingen tavır... Bu enerjinin sahibi...

"...Hyouka?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.