Mikoto Misaka bir konser salonunun önündeydi.
Buluşmak için buraya sözleşmişlerdi.
“...Neredeler ya?”
Çevresinde arkadaş grupları, sevgililer birer birer buluşup salondan ayrılıyordu. Ortada tek başına beklemek canını sıkmaya başlamıştı artık.
Mikoto’nun üzerinde hâlâ Tokiwadai Ortaokulu üniforması vardı. Ucuz okul çantasını ve keman kutusunu da yanından ayırmamıştı. Bir şeyler yaparken bunlar ayak bağı olacaktı ama yurda bırakıp dönmek de ayrı bir dertti. Normalde yurda rahatça girip çıkabilirdi fakat şansına nöbetçi eğitmene yakalanırsa dışarı çıkış amacına dair sağlam bir sorguya çekilebilirdi.
Bu yüzden geç kalmamak için yurda hiç uğramadan doğrudan buluşma yerine gelmişti. Tabii bu sırada yakınlarda olduğunu bildiği Kuroko Shirai’yi arayıp eşyalarını yurda bırakıp bırakamayacağını sormayı da ihmal etmemişti.
“Neden ikisi de gelmiyor ki...?” diye mırıldandı Mikoto kendi kendine.
Aslında planı eşyaları Shirai’ye kitleyip buluşma saatine kadar bir kafede keyif yapmaktı ama planın ana direği ortalıkta olmayınca böyle kalakalmıştı.
Geç kalmamak için bu kadar kasmışken, Kamijou’nun onun vaktini böyle fütursuzca harcaması sinir bozucuydu. Ne diye bu kadar düşünceli davranmıştı ki? Mikoto içini çekti.
Yine de sözleştikleri saat çoktan geçtiği için artık yurda gidip eşyaları bırakamazdı. Yolda onunla karşılaşma ihtimalini kaçırabilirdi.
Bir kez daha içini çekip omuzlarını düşürdü. “Düşününce, o aptalın telefon numarasını bile bilmiyorum... Zaten aramak da çok sinir bozucu olurdu.”
Ayakta durmaktan da yorulmuştu. Olduğu yere çömelip çantasını ve keman kutusunu yere bıraktı. Çantanın pek bir değeri yoktu belki ama kutunun kendisi antika değeri taşıyordu. Yine de bunu pek önemsemedi; kutu dediğin işlevini yerine getirsin, yeterdi.
Genç kız, etrafına yorgunluk saçarak orada öylece otururken...
“İşte buradasın! Mikoto Misaka’ydın, değil mi?”
Cıvıl cıvıl bir kız sesi duyuldu. Adının seslenildiğini duyan Mikoto, şaşkınlıkla başını kaldırdı.
Karşısında kendisinden bile daha minyon, ortaokula giden bir kız duruyordu. Kısa siyah saçlarına bir sürü yapay çiçek iliştirmişti ve üzerinde bir denizci üniforması vardı. Mikoto, bu kızı Kuroko Shirai ile aynı Yargı kolunda görev yapan biri olarak hatırlıyor gibiydi. Genellikle Shirai’nin yanında dolanır ama Mikoto ile doğrudan hiç konuşmazdı.
“Ah... Kazari Uiharu’ydun, değil mi?”
“Vay canına, hatırladınız!” Uiharu’nun gözleri parıldadı.
Yüzündeki ifade tam anlamıyla hayranlık doluydu. Fakat bu hayranlık doğrudan Mikoto’nun şahsına değil, canından çok sevdiği Tokiwadai Ortaokulu’nun o asil ve hanımefendi dünyasından gelen bir ablaya duyulan türdendi. Bu yüzden Uiharu’nun gözlerindeki ışıltı, Shirai’ninkinden biraz farklıydı; tamamen sağlıklı bir saygı göstergesiydi.
Uiharu çekinerek, “Şey, Shirai’nin eşyalarınızı taşımak için buraya geleceğini duymuştum ama...” dedi.
“Hmm?” Mikoto kaşlarını çattı.
Uiharu yerde duran okul çantasına ve keman kutusuna baka kalıp devam etti: “Şey, yani, Shirai şu an zorla... Şey, yani bir Yargı görevinde elinden geleni yapıyor. Biraz gecikeceğini söyledi. Buraya gelmeyi gerçekten ama gerçekten çok istiyordu fakat zamanlama uymayınca onun yerine beni gönderdi!”
Demek mesele buydu. Mikoto tam onaylamak için başını sallayacakken birden duraksadı.
Kendisi ve Shirai (yanlış anlaşılma yaratmayacak şekilde ifade etmek gerekirse) birbirlerine oldukça yakındı, bu yüzden Mikoto ondan her şeyi isteyebilirdi. Ancak böyle narin ve çıtkırıldım bir kıza eşya taşıtamazdı. Üstelik Uiharu, Tokiwadai öğrencisi bile değildi. Yurda girmesi imkansızdı, bu yüzden eşyaları odasına götürmesi için başka birine devretmesi gerekecekti.
Eğer o kişi nöbetçi eğitmen olursa, işler felaket sarpa sarardı.
O koskoca, yetişkin nöbetçi eğitmen muhtemelen Uiharu’yu güleryüzle karşılayıp ricasını seve seve kabul ederdi ama Mikoto yurda döndüğünde onu gazap dolu, şeytani bir kraliçe bekliyor olurdu.
Bu yüzden Mikoto, elini boş ver dercesine salladı. “Kuroko gelemiyorsa sorun değil. Yakındaki bir otelin emanetine bırakırım. Hatta sırf bunun için bir oda bile tutabilirim.”
“Anlıyorum. Sanırım bunu öylece bir emanet dolabına bırakamazsınız.” Uiharu endişeli gözlerle keman kutusuna bakıyordu. Tavırları, sıradan bir insan olarak bu kadar değerli bir şeye el sürmekten çekindiğini açıkça belli ediyordu.
Mikoto tekrar elini salladı. “Hayır, hayır, hayır! Ona iyi bakamayacağından şüphelendiğim falan yok, hemen öyle enseyi karartma!”
“Ama...” diye kekeledi Uiharu. Fakat konuyu uzatmayıp hemen değiştirdi. “Yine de Tokiwadai Ortaokulu sahiden harika bir yer. Okul derslerinde keman çalınması hiç normal değil!”
“Öyle mi dersin? Bir kez deneyince o kadar da zor olmadığını anlıyorsun.” Mikoto, kemana gözünü ayırmadan bakan Uiharu’nun gözlerinde hafif bir imrenme fark etti. “Şey, sen de bizim okulu gözünde büyütenlerden misin?”
“H-hayır, kesinlikle hayır! Öyle bir şey yok!” Telaşlanma şekli her şeyi ele veriyordu. “Benim gibi sıradan bir vatandaş, o asil hanımefendilerin olduğu yere adım bile atamaz!”
“Yani, yeteneğin varsa istediğin kadar burs alabilirsin aslında. Bizim okul dış görünüşten ziyade içtekine önem verir. Hatta bir keresinde soylu bir kızı gözünün yaşına bakmadan bıraktıklarını duymuştum.”
“S-soyluları bile eliyorlarsa, orası girmesi daha da imkansız bir yer demektir... Hem ben hayatımda hiç keman bile tutmadım. Güzelce çalabilmek çok havalı olurdu ama...”
“Bence hiç denemeden önyargılı yaklaşıyorsun.” Mikoto yerdeki keman kutusunu eline aldı. “Tamam o zaman. Neden bir denemiyorsun?”
“Ha?! Bana keman mı çalacaksınız?”
“Hayır, sen çalacaksın.”
“Nee?!” Uiharu şaşkınlıkla Mikoto’ya baktı ama Tokiwadai’li genç kız çoktan kutunun klipslerini açmış, antik bir parıltıya sahip kemanı ve yayını dışarı çıkarmıştı bile.
“Al bakalım, tut.”
“Ayy! L-lütfen fırlatmayın!”
Değerini hayal bile edemediği bu eşyayı kırılacak bir yumurta gibi kavradı. Kırılmasa bile, üzerine ter bulaşsa değeri düşer miydi acaba? Uiharu korkudan taş kesilmişti.
Mikoto kızın yanına sokulup kemanın parçalarını göstermeye başladı. “Tamam, dediğimi yapmaya çalış. Sol elinle kemanı tut, sağ eline de şu yayı al. Kemanın arkasını çenen ile köprücük kemiğinin arasına sıkıştır ki oynamasın. Ucuz bir keman zaten, o yüzden çok da narin davranmana gerek yok.”
Öyle diyordu ama zengin bir hanımefendinin ucuz anlayışı ile sıradan bir insanınki kesinlikle aynı değildi. Uiharu elindeki bu bombayı Mikoto’nun kucağına geri atıp kaçmak istiyordu ama bunu yaparken kemana bir zarar gelirse ömrünün sonuna kadar borç ödemek zorunda kalacağından neredeyse emindi. Böyle cesur bir hamleye kalkışamazdı.
Mikoto, parmağını bile kıpırdatmadan öylece donup kalan Uiharu’ya şüpheyle baka kaldı. “Üzgünüm, üzgünüm. Sadece anlatarak anlamak zor oldu tabii.”
“E-evet, biraz öyle.”
“O zaman ellerini yönlendirerek öğreteyim. Şöyle yapacaksın.”
“Ayy!” diye çığlık attı Uiharu. Mikoto kollarını arkadan nazikçe Uiharu’ya dolamış ve kemanı tutmasına yardım etmişti. Tıpkı küçük çocuğuna keman çalmayı öğreten bir anne gibiydi.
Bu ani yakınlıkla Uiharu daha da kaskatı kesildi ama arkasına yaslanan Mikoto bunu hiç umursamadı. Tesadüf eseri miydi bilinmez, Mikoto anlatmaya başladığında Uiharu onun nefesini kulağında hissedebiliyordu.
“Sol elinin parmaklarıyla tellere basmak önemli ama önce yayı kullanmayı öğrenmelisin. Zor görünebilir ama hangi açının hangi sesi çıkardığını kavradın mı gerisi kolay.”
Mikoto’nun yukarıdan uzanıp Uiharu’nunkilerle birleşen zarif elleri hareket etmeye başladı. Ortaya çıkan ses, enstrüman akort edilirken duyulan o tekdüze ve cılız tınılardan biriydi.
Yanakları alev alev yanan ve gözleri dönen Uiharu, Mikoto’nun söylediklerinin çoğunu duymamıştı bile. Kendi dünyasındaki Mikoto ise durumun tamamen farkındaydı. Shirai gibi tipler olmadığı sürece, Mikoto kızlara karşı genellikle son derece nazik davranırdı.
“Kemanı sol elini nasıl kullandığına göre farklı şekillerde çalarsın. Pizzicato, glissando, flagioletto... Bir sürü teknik var ama hiçbiri o kadar zor değil, hepsini tek tek deneriz. Hiç kasma kendini. Hemen alışırsın zaten, merak etme.”
İnsana özgü o sıcaklık Uiharu’nun sırtına yayılıyor, kulağına çalınan tatlı nefes ve ellerini nazikçe kavrayan parmaklar aklını başından alıyordu... B-bu kesinlikle Shirai’nin kafayı bozduğu o hanımefendi ilişkilerinden biri olmalıydı!
Sonunda Mikoto, Uiharu’nun tamamen kaskatı kesildiğini fark etti. Genç kızın heyecanını yatıştırmak amacıyla, “Rahat ol. Burası kocaman bir salon ve burada müzik yapmak yasak değil. Enstrüman çalarken insanların sana bakmasından çekinmene gerek yok,” dedi.
“H-hayır, mesele o değil de... Bir dakika, müzik mi?! Ay, bir anda etrafımız insan doldu, sanki herkes bize bakıyor gibi...”
Uiharu’nun şaşkınlık dolu çığlığı yarıda kesildi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.