Kamijou, tepesine binilip kemirilmiş kafasını tutarak yerde yuvarlanırken, Orsola da akşam yemeği takımlarını paketlemeye devam ediyordu. Bu sırada gökyüzü tamamen kararmıştı.
“Tekrar teşekkür ederim, her şey için.”
Orsola minnetle eğilerek selam verdi; o sırada brandalı kamyon gürültüyle sarsıldı ve hareket ederek uzaklaştı. Araç epey sallanıyordu, Kamijou o narin yemek takımlarının akıbeti için biraz endişelenmeden edemedi.
Her halükarda, taşınma işi sonunda bitmişti.
Çevrede kimseler yoktu. Chioggia’nın bütün sokakları mı boşalmıştı yoksa sadece burası mı tenhaydı, kestiremiyordu. Az öteden evlerden gelen yemek sesleri ve şen kahkahalar duyuluyordu.
Orsola, içinde sadece en temel ihtiyaçlarının olduğu valizini eline aldı. “Yardımlarınız için ikinize de çok teşekkür ederim. Sizi burada bu kadar uzun süre tuttuğum için özür dilerim.”
“Yok canım, lafı bile olmaz. Sen ne yapacaksın şimdi Orsola? Biz otele geçip sonra biraz etrafı gezeceğiz. Bize katılmak ister misin?”
“Hayır, yapamam.” Bu öylesine sorulmuş bir soruydu ama Orsola nedense elini yanağına götürüp hafifçe kızardı ve bakışlarını kaçırdı. “Beni şu saatte sizinle otele mi davet ediyorsunuz? Ne derler bilirsiniz... Üç kişi kalabalık sayılır.”
Kamijou’nun boğazına bir şeyler kaçtı, öksürmeye başladı.
Index ise kaşlarını çattı. “??? Ne demek üç kişi kalabalık sayılır?”
“Sormana gerek yok! Bilmene de hiç gerek yok, Index!” Orsola nazikçe açıklamaya yeltenmişti ki Kamijou onu hemen durdurdu. Index’in yüzünde hala ne olup bittiğini anlamayan kocaman bir soru işareti vardı.
“Londra’daki işimden izin alıp geldim, bu yüzden fazla kalamayacağım. Ve...”
“Ve?” diye sordu Kamijou.
Orsola’nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. “Chioggia’yı son bir kez gezip veda etmek istiyorum... Ama bunu sizin görmenizi istemem. Pek hoş bir manzara olmayabilir.”
Ah. Kamijou durumu ancak o zaman kavradı. Burası Orsola’nın eviydi ama artık burada yaşamıyordu. Üstelik taşınmasının sebebi kendi isteği de değildi. Roma Ortodoks Kilisesi denen o koca grubun çıkardığı saçmalıklar olmasa evini terk etmek zorunda kalmayacaktı.
Kamijou, Agnes vakasından sonra Orsola’yı kurtardığına kendini ikna etmişti. Bu tamamen yanlış sayılmazdı ama bu kurtuluşun bir bedeli olmuştu. Onu kurtarmayı başarmıştı ancak Orsola kurulu düzenini kaybetmişti. Yine de bu uzlaşma, olabileceklerin en iyisiydi.
“...Düşüncesizlik ettim, kusura bakma Orsola.”
“Hayır, lütfen öyle söylemeyin. Chioggia’yı son görüşüm olmayacak sonuçta. Hadi, asmayın yüzünüzü. Londra da en az Chioggia kadar ilgimi çekiyor.”
Ay ve yıldızların ışığıyla aydınlanan apartman dairesinin önünde, şimdi gülümseyen ve anlayış gösteren taraf Orsola’ydı. Yanında duran Index, sessizce dirseğiyle Kamijou’nun karnını dürttü. Muhtemelen daha fazla üzerine gitmemesini söylüyordu. Kamijou da bu kadannı anlayabiliyordu. Anlamak zorundaydı.
“Hoşça kalın öyleyse. Fırsat bulunca ikinizi de Londra’daki evime davet edeceğim.”
“Tabii ki. Sen de bir gün Japonya’ya gelirsen...”
“Touma, bence bunu düşünmeden önce odanı temizlemen gerekecek.”
Üçü birlikte güldüler ve alacakaranlığın çöktüğü yolda kendi yönlerine doğru ilk adımlarını attılar.
Ancak sadece bir adım atmışlardı ki...
...Index birden başını kaldırdı.
“Bekle... Bu da ne?!” diye bağırdı. “Herkes yere yatsın!”
Kamijou ve Orsola boş gözlerle Index’e baktılar. Yere mi yatsınlar? Neden?
Tam o anda uzaktan metalik bir ses geldi. Index’in yüzü anında ciddileşti.
“Sağa kaç!” Index neredeyse tam tepesine bakıyordu.
Bam.
Tuhaf bir sesle birlikte Orsola’nın valizi havaya uçtu.
“Ne?” Neye uğradığını şaşıran Orsola, valizin sökülüp alındığı eline bakakaldı. Valiz havada süzülüp yere çakıldı, metal tokaları kurtuldu ve iki yana açıldı. Taraklar ve rujlar yola saçıldı. Muhtemelen yedek kıyafetlerinden biri olan ütülü siyah bir başlık, yol boyunca akan kanalın kenarına asılı kaldı.
Kamijou, yolda sürüklenen açık valizi izledi.
Valizin üzerinde her iki yanı birer santimetre olan, doğal olmayan kare bir delik açılmıştı.
“Touma, oradan çekil!” Index’in gergin çığlığı duyuldu.
Eğer o bu kadar telaşlandıysa... bu bir büyü müydü?
Ona dönüp sormak üzereydi ki yarı yolda donup kaldı. Orsola’nın rahibe kıyafeti... sanki bir mühürle bastırılmış gibi yüzeyi hafifçe içeri çökmüştü. Kumaşın üzerindeki o nokta, sessizce omzundan göğsüne doğru ilerledi.
Sanki birinin nişan almasına yardım eden bir lazer işaretleyici gibi.
Menzilli bir... “Keskin nişancı mı?! Orsola!”
Kamijou kendi eşyalarını bıraktığı gibi boş boş duran Index’i yere itti, sonra Orsola’ya doğru atıldı. Onu yere kapaklayarak devirdi.
Hafif, metalik bir tıkırtı duyuldu. Ardından Kamijou sırtında sağdan sola doğru uzanan bir acı hissetti. Bir şey derisini sıyırıp geçmişti.
Neredeler?! Kim bunlar?! Ve nasıl?!
Sızlayan acıya katlanıp etrafına bakındı. Tek gördüğü beş katlı dikdörtgen binalar ve dümdüz uzanan kanaldı. Bir amatör olarak buranın bir nişancı için uygun olup olmadığını kestiremiyordu. Şöyle bir bakmakla elinde devasa bir tüfek tutan birini görmesi de mümkün değildi. Her neydse, valizin fırladığı yönün tam tersinden gelmiş olmalıydı ama o tarafta bina duvarlarından başka bir şey görünmüyordu. Index sanki geleceğini görmüş gibiydi ama...
“Touma!”
Düşünceleri bölündü. Kamijou dikkatini dışarıya verir vermez, ensesine soğuk ve ıslak bir el yapıştı. Dehşet içinde arkasını döndüğünde, yolun yanındaki kanaldan bir kolun uzandığını gördü. Uzun kollu, siyah bir kol. Birisi kanalın yüzeyinden yukarı tırmanmıştı ve şimdi arkadan Kamijou’nun boğazına sarılmıştı.
“Hıh!” Kamijou tepki veremeden, yabancı onu sertçe kendine çekti.
Dengesi bozuldu, Orsola’nın üzerinden sökülüp kanala sürüklendi. Bulanık deniz suyu genzini yaktı. Sırtındaki sıyrık acıyla patladı. Işığın düzensiz kırılması yüzünden görüşü bulanıktı ama düşerken birinin yola geri tırmanmaya çalıştığını gördü. Sağ elinde parlayan metal bir nesne vardı.
Bir bıçak... ya da bir kılıç.
Bok... Bu da kim?!
Kamijou saldırganın bacağını yakalamak için elini uzattı ama tam tutacakken bacak menzilinden çıktı. Kollarını çırparak yukarı doğru ivme kazandı ve yüzü suyun üzerine çıktı.
Belki de suların yükseldiği saat olduğu için, su yüzeyi ile yol arasında sadece birkaç on santimetre vardı. Ancak bu küçük yükseklik farkı Kamijou’nun hiçbir şey görmesine izin vermiyordu.
“I-ıh!” İki elini kanalın kenarına dayayıp kendini yukarı çekti.
O anda Orsola’yı gördü. Dizinin birini yere koymuş, tuhaf bir pozisyonda duruyordu. Kamijou onu yere ittikten sonra doğrulmaya çalışıyor olmalıydı. Yüzünde korkudan çok şaşkınlık vardı.
Ve...
Tam önünde saldırgan duruyordu. Tepeden tırnağa gece kadar siyah bir rahibe kıyafeti giymiş bir adam. Tıpkı Orsola’nınki gibi, omuzlarında kolları çıkarmak için fermuarlar vardı. Adam arkası dönük olduğu için yüzünü göremiyordu ama o kendine has saçları fark etti; mor renge boyanmıştı.
Beklentisinin aksine, sırılsıklam elinde ne bir bıçak ne de bir kılıç tutuyordu. Bu bir mızraktı. Siyaha boyanmış ahşap sapı sadece yetmiş santimetre uzunluğundaydı, sanki kısa kesilmiş gibi duruyordu; sivri ucu ise on santimetre kadardı.
Bununla birini bıçaklasa ölürdü. Adam mızrağı iki eliyle kaldırdı. Sanki yere kazık çakacakmış gibi bir hali vardı.
Kamijou’nun onu hemen durdurması gerekiyordu ama kanaldan daha yeni tırmanmıştı ve hala yolda uzanıyordu. Metrelerce ötedeki Orsola ve Index’in yanına gitmesi birkaç saniye alırdı. Bu sırada saldırgan mızrağını havaya kaldırdı ve aşağı doğru savurdu.
“Geber, pislik!”
Kamijou, Orsola’nın valizinden düşen saç kurutma makinesini kaptığı gibi adama fırlattı. Makine, savunmasız saldırganın kafasının arkasına isabet etti.
Mızrağı yoldan saptı, ucu yere çakılmadan hemen önce Orsola’nın yüzünü sıyırıp geçti.
“!!”
Saldırgan hışımla arkasına döndü. Asıl hedefinden önce bu ayak bağı olan heriften kurtulmaya karar verip Kamijou’nun üzerine atıldı. Elindeki bıçak gecenin içinde, akşam güneşi gibi tuhaf, turuncu bir ışıkla parladı. Bu bir büyü olmalıydı. Kamijou hala yerdeyken sağ elini yumruk yaptı.
“Bıçağın ucunu kendine çevir!”
Index’in tuhaf duyulan bu çığlığından hemen sonra, adamın ellerindeki mızrak sanki bir sebze gibi parçalara ayrıldı. Silahının aniden parçalanması, siyah giyimli adamın donup kalmasına neden oldu.
“!!” Kamijou yerden fırlayıp adamın üzerine atıldı; alçak bir pozisyon alıp aşağıdan yukarıya doğru bir hamle yaptı. Sağ yumruğunu adamın suratına indirdi. Aşağıdan gelen çapraz darbe adamın kafasını sarstı.
“Ah!” diye inledi adam, geri çekilmeye çalışarak.
Kamijou ona bir yumruk daha attı. Bam! Tüm ağırlığını verdiği bu darbe adamın burnunun tam ortasına gömüldü ve bu kez onu yere serdi. Adam sırt üstü düştü ve hareketsiz kaldı.
Henüz nefes alacak zamanı yoktu.
“Kahretsin! Peki ya keskin nişancı?!”
“Sorun yok,” dedi Index sakince. “Onun icabına çoktan baktım.”
“Nasıl baktın?!” diye çıkıştı Kamijou, kafası her zamankinden daha çok karışmıştı.
Bir an sonra...
“Agagagagagagahh!!”
Uzaklardan bir yerden irikıyım bir adamın çığlığı yankılandı. Kamijou’nun kulakları dikildi ve Index’in sesi zihnine süzülmeye başladı.
“Eğer bize uzaktan nişan alıyorsa, düşman yerimizi tam olarak biliyor demektir. Nerede olursa olsun, eğer büyü müdahalesi kullanırsam, onu tam yerinden vurur.”
Index bir şeyler yapmıştı ama Kamijou tam olarak ne olduğunu anlayamamıştı.
Yolda yankılanan tek bir ayak sesi duydu. Sokağın köşesine baktığında bir adamın dışarı fırladığını gördü. Adam ellerini şakaklarına bastırmış, sanki hemen kulağının dibinde bir bomba patlamış gibi sendeleyerek ilerliyordu. Ortalık, adamın yüz hatlarını seçemeyecek kadar karanlıktı. Koşmaya başladı; ama Kamijou’ya doğru değil, doğrudan deniz suyu kanalına doğru.
Abbandonate l’avanguardia! Ora prendete la barca ritiro! Uccidete quella donna sulla nave!!
İtalyancaya benzeyen bir şeyler bağırdıktan sonra hiç tereddüt etmeden yolun kenarından, yani kanaldan aşağı, suların içine atladı.
Şu kaçan herif az önceki keskin nişancı mıydı?! Kahretsin, peşinden mi gitmeliyim yoksa çok mu ileri gitmiş olurum?
Kamijou ne yapacağını bilemez haldeyken suyun çalkalanma sesini duydu.
Ancak...
Bu ses, tek bir kişinin suya dalmasıyla çıkabilecek bir sesten çok daha fazlası, muazzam bir kükremeydi.
Su yüzeyi büyük bir gürültüyle yarıldı; çat diye bir ses yükseldi.
Deniz suyu, tersine akan bir şelale gibi havaya fırladı ve adam sudan çıkan nesnenin üzerine iniş yaptı.
Bu da ne?! Kamijou’nun nefesi kesilecek gibi oldu.
Kanalın dibinden bir yelkenli yükselmişti. Dört direkli, hani şu Coğrafi Keşifler döneminde denizlerde süzüldüğünü hayal edebileceğiniz cinsten, eski moda bir gemiydi bu. Fakat malzemesi diğer gemilerden farklıydı. Yeni topraklar aramak için okyanusları aşan o gemiler ahşaptan yapılırdı; ancak sudan fırlayan bu şey yarı saydamdı ve insanda soğuk bir his uyandırıyordu. Kristalden yapılmış gibiydi. Yelkenleri, halatları, her şeyi aynı maddeden yapılmıştı. Böyle bir şeyin gemi olarak nasıl işlev görebileceği bile şüpheliydi. Şehrin ışıkları ve ay ışığı gemiye vurduğunda, bir ampul gibi hafif, beyazımsı bir renk yaymaya başladı.
Ama asıl tuhaf olan geminin büyüklüğüydü.
Aah!!
Touma!!
Kanalın genişliği en fazla yirmi otuz metreydi. Fakat sudan çıkan gemi o kadar genişti ki yol kenarındaki kanal duvarlarını parçaladı ve yükseldikçe daha da devasa bir hal aldı.
Böyle bir şeyi nasıl saklayabildiler?!
Tren istasyonu önündeki bisikletler gibi yan yana dizilmiş olan sürat tekneleri parçalandı; ya suyun dibine çöktüler ya da yarı saydam gemi gövdesine çarpıp havaya fırladılar. Kamijou, Index’in kafasına doğru uçan bir tekne parçasını yumruğuyla savuşturdu ama bir an sonra ani bir sel baskınını andıran dalga ayaklarını yerden kesti. Küvette ayağı kayan bir çocuktan farkı kalmamıştı. Kamijou suyun üzerinde yüzen bir leğen gibi devrilip sürüklendi.
Ah! Neler oluyor böyle?!
Suyla kaplı zeminden kafasını kaldırıp yukarı baktığında, üçgen yelken direklerinin şimdiden kırk metre yüksekliğe ulaştığını gördü. Ve gemi hâlâ sudan çıkmaya devam ediyordu.
Bu işte bir terslik vardı. Az önce kanalın içine çekilmişti ve derinliği olsa olsa üç metreydi. Bu kadar devasa bir gemiyi gizleyecek kadar derin bir yer olması imkansızdı.
Gemi gövdesi bir kez daha yukarı doğru şahlandı; çat!
Gemi güvertesi az önce yol seviyesindeydi. Şimdi ise büyük bir sarsıntıyla tekrar yukarı fırladı. Hemen ardından...
Kyaa...!! Geminin kenarına tutunmuş olan Orsola, gemi yükseldikçe yerden havalandı. Ancak Kamijou’nun bunu izlemeye vakti yoktu; ayaklarının altından başka bir darbe daha geldi. Parıldayan geminin kenarı, bir aparkat gibi ona çarparak yukarı fırlattı.
Rüzgar adeta kükredi.
Bir anlık yerçekimsizliği deneyimledi; ayakları yerden kesilmişti bile. Gövdesinin kaydığını hissetmesiyle gemiyle birlikte yirmi metre havaya fırlatılması bir oldu.
Bu yükseklikten düşerse kurtulma şansı yoktu. Kahretsin! Elleriyle boşluğu tırmalayıp geminin kenarına tutundu. Artık korkuluğu burasıydı.
Az önce suyun altında olan gemi duvarı, şimdi yirmi metreyi aşan devasa bir uçuruma dönüşmüştü. Yaklaşık yedi katlı bir bina yüksekliğindeydi. Etraftaki tüm apartman dairelerinin tepesini görebiliyordu. Orada asılı kalmışken yan tarafına baktı; Orsola da onun gibi tutunmaya çalışıyordu. Yüz metreden uzun olan gemi gövdesi uzanmaya devam ediyordu.
Orsola! Geminin içine girmeliyiz!! Bu kadar tuhaf bir şeye binmeyi hiç istemezdim ama başka çaremiz yok!! diye geçirdi içinden acı bir ifadeyle. O tuhaf, kaygan ve beyazımsı maddeye tutunarak geminin güvertesine tırmanmayı başardı.
Gemi akıl almaz derecede büyüktü.
Yüz metreden uzundu, güverteden geminin tabanına kadar olan derinlik ise yirmi metreye yakındı. Güverteden direklerin tepesine kadar her şey aynı yarı saydam malzemeden yapılmıştı ve etrafa soluk beyaz bir ışık saçıyordu. Kamijou ve Orsola geminin merkezine yakındılar; ön ve arka taraftaki merdivenler, aynı seviyedeki kamaralara çıkıyordu. Şu an aslında devasa bir havanın ortasındaydılar.
Üstte üç, muhtemelen altta beş olmak üzere toplam sekiz katlıydı. Bu gemi, Kamijou’nun kaldığı yurt binasından bile büyüktü. Kanalın kıyıları çatlayıp yarılmış, deniz suyu bu yarıklardan küçük dereler halinde binaların arasına akmaya başlamıştı.
Bu delilik... Kanalın ortasından böyle bir şey nasıl aniden fırlayabilir?
Geminin gövdesi de o tuhaf yarı saydam malzemeden yapılmıştı. Ay ışığı içeride her yöne kırılıyor, donuk beyaz bir parlama yaratıyordu.
Bu şey... Cam ya da kristal olduğunu sanmıştım ama değil. Resmen buz gibi.
Kanada’daki İnuitlerin yaptığı buzdan iglo evler meşhurdur ama bu tamamen farklı bir boyuttaydı.
Kamijou emin olmak için parmaklarını güvertede gezdirdi. Kesinlikle buz gibi görünüyordu ama teninde o bildik soğukluktan eser yoktu. Ilıktı, neredeyse plastik gibi... Suyun sıfır derecede donması kuralı sadece belirli bir baskı altında geçerliydi. Doğru koşullar sağlandığında suyun kaynama ve donma noktası değiştirilebilirdi; yirmi derecede buz, seksen derecede kaynayan su örnekleri mevcuttu.
Bu kesinlikle büyüyle yapılmış olmalıydı.
Zemin buz olmasına rağmen ayakları kaymıyordu. İnsanların buzda kaymasının sebebinin, üstteki donmamış ince su tabakasının sürtünmeyi azaltması olduğunu duymuştu. Erime noktası değiştirilmiş buz, insan teni değdiğinde erimiyordu; bu yüzden o su tabakası oluşmuyor olabilirdi. Büyü ürünü olsa da Kamijou’nun sağ elinin dokunması onu kırmaya yetmemişti. Belki de Stiyl’in Innocentius’u gibi bir numarası vardı.
Derken gemi son bir kez daha yukarı doğru sarsıldı. Alttan gelen darbeyi hissetti. Orsola tepki vermekte yavaş kalınca geminin kenarından aşağı doğru kaymaya başladı.
Kyaa?!
Tutun şuna!!
Kamijou anında elini güverteden aşağı uzatıp kızın elini yakalamayı başardı. Sadece genç bir kızın ağırlığındaydı ama dengesiz duruşu yüzünden ağırlığı birkaç katına çıkmış gibi geliyordu. Soğuk terler dökmesine rağmen bir şekilde Orsola’yı güverteye çekmeyi başardı.
Kız kenardan içeri süzüldü ve ikisi birden buzun üzerine devrildiler.
Touma!! İyi misin?! Touma!!
Uçurum gibi yükselen gemi gövdesinin çok aşağılarından, Index’in endişeli çığlığını duydu.
Kamijou’nun cevap verecek vakti yoktu. Bam! Gemi titrer titremez geriye doğru savruldu. Orsola’nın vücudu üzerine binip göğsüne baskı yapınca öksürdü.
Etrafına bakındı. Burada sadece ikisi vardı. Dev buz gemisi sessizdi ama Kamijou’nun aklındaki sorulardan birine cevap veriyordu.
Gerçekten de ilerliyor muydu? Bu büyüklükteki bir şeyin kanala sıkışıp kalacağını sanırdınız. Şu haliyle karaya vurmuş dev bir denizanasından farkı var mıydı?!
Fakat şaşkınlığının aksine, dev yelkenli pürüzsüzce ileri doğru süzülüyordu. Buzun üzerinde kayan bir curling taşı gibi... İşte o an fark etti. Eğer bu parıldayan gemi erime noktası değiştirilmiş buzdan yapıldıysa, belki de sürtünmeyi azaltmak için sadece gövdenin en altında geçici bir su tabakası oluşturabiliyordu.
İyi misin, Orsola?
E-evet... diye cevap verdi Orsola huzursuzca, aniden onun üzerinde yattığını fark ederek. Her zamanki rahat tavırlı kadın gitmiş, yerini panikle geri çekilen ve dengesini kaybedip tekrar düşen birine bırakmıştı.
Kamijou’nun kendisi de biraz afallamıştı; kızın o kadınsı kokusu şimdi yapış yapış olmuş, sırılsıklam tişörtüne sinmişti ama şimdi sırası değildi.
Geminin kenarındaki, korkuluk görevi gören biraz daha yüksek olan duvara tutunup aşağıya doğru gizlice bir bakış attı. Ürperir; o kadar yüksekti ki sanki bir deniz fenerinin tepesinden sarkıyordu. Buzdan yelkenli hâlâ kanalı zorlayarak ilerliyor, kanalı genişletip yoluna çıkan tekneleri birer birer yutarak akıntı boyunca santim santim yol alıyordu.
Neler oluyor böyle?! diye bağırdı ama gördüğü gerçek değişmedi. Gözlerini dört açıp bir çıkış yolu bulabilmek için her yere baktı. Güverteden yere kadar yirmi metreden fazla mesafe var... Suya atlasam bile muhtemelen kemiklerim kırılır. Dur bir dakika, gemi kanalın genişliğinden daha büyük olduğuna göre, alt tarafı aslında taşa mı çarpıyor? Kahretsin, gemi tüm deniz suyunu yukarı ittiği için mi buradan sadece su görüyorum?!
Deniz suyu, binaların ön kapılarının altındaki çatlaklardan içeri sızıyor gibi görünüyordu. Bazılarından gelen panik seslerini duyabiliyordu; sonra bu sesler, buna neyin sebep olduğunu gördüklerinde yerini hayret dolu bir sessizliğe bırakıyordu.
?! Hayır, lütfen durun!! diye bağırdı Orsola, aniden korkuluktan öne doğru eğilerek. Gözleri faltaşı gibi açılmış, ileriye bakıyordu. Olamaz... Bu korkunç...
N-ne oldu, Orsola?
Bu gemi, Chioggia’dan kuzeye kaçıp Adriyatik’e çıkmak için kanalı yarıp geçiyor.
Kamijou bunun ne gibi bir sorun yaratacağını soramadan, kız devam etti.
Lütfen yere çökün! Kanalın üzerindeki Vigo Köprüsü geliyor! Gemi taşları parçalayıp geçecek!!
Şaka mı yapıyorsun?! Kamijou aceleyle korkuluktan sarkan Orsola’yı sırtından yakaladı.
Bir an sonra, havayı yırtan ağır bir gümleme sesi duyuldu.
Gemi, köprüyü tek bir darbede unufak etti.
Ah?!
Kamijou’nun eli Orsola’nın kıyafetinden kayıp gitti. Güverteye sertçe kapaklandığında, çarpmanın etkisiyle ciğerlerindeki tüm hava boşaldı.
Kahretsin! Orsola... Orsola’ya ne oldu?!
Güverteden destek alarak sendeleyerek ayağa kalktı. Şans eseri Orsola geminin iç tarafına doğru savrulmuş, Kamijou gibi orada öylece yatıyordu. Dürüst olmak gerekirse bu her şeyden daha büyük bir rahatlamaydı. Eğer aksi yöne savrulsaydı, kendini yirmi metrelik bir boşluğun içinde bulurdu.
Lanet olsun... İçinde bulunduğu akıl almaz duruma rağmen kendini düşünmeye zorladı. Bazı tuhaflar bize saldırdı. Şimdi buzdan yapılmış garip bir gemideyim. Index ile ayrı düştük... Cidden, neler oluyor burada?
Orsola geminin küpeştesinden dışarı baktı, sonra dalgın bir ifadeyle mırıldandı: "Görünüşe göre... karadan uzaklaşıyoruz."
"Evet. Bu gemi dünyanın neresine gidiyor böyle?" dedi Kamijou öksürerek. Nefesini toplamaya çalışırken karanın gitgide küçülüşünü izledi.
Ancak bu sessizlik bile fazla uzun sürmedi.
Uzaklardan, ama bu sefer geminin içinden, koşturan çok sayıda ayak sesi duyuldu.
"Cerca. Loro devono essere a bordo!"
Kaba bir adamın kükremesi yankılandı. Kamijou ürperdi. Kelimelerin ne anlama geldiğini bilmiyordu ama içindeki düşmanlığı iliklerine kadar hissetmişti.
Orsola sesini alçalttı. "Ne yapacağız? Bizi arıyorlar sanırım..."
"Biliyorum! Öylece atlayıp kaçamayız. Bu karanlıkta hangi yöne gideceğimizi bile kestiremeyiz."
Denizin ortasında, etrafta insana güven verecek hiçbir şey yoktu. Zaten bu kadar uzağa mı geldik? diye düşündü umutsuzca. Denize açıldıkça geminin boyunun kısaldığı hissine kapıldı. Az önce kanalın dibine sürtünerek ilerliyordu ama şimdi suyun üzerinde gerçekten yüzüyordu. Gemiler genelde boylarının yarısı suyun altında kalacak şekilde inşa edilirdi. Bu da bulundukları noktadan deniz yüzeyine yaklaşık on metrelik bir mesafe olduğu anlamına geliyordu.
Daha da önemlisi, üzerindeki kıyafetlerle hırçın sularda uzun mesafe yüzmek özel bir beceri gerektirirdi. İstediği kadar çabalasın, büyük ihtimalle karaya ulaşamadan boğulup giderdi.
Görebildiği kadarıyla bu buzdan gemi, eski tip savaş gemileri örnek alınarak yapılmıştı; gövdenin her iki yanından dışarı uzanan bir düzine kadar şeffaf top namlusu vardı. Yanında oksijen tüpü veya şnorkel olmadan, kafasını suyun üstünde tutarak yüzmek zorundaydı. Ama gemidekiler sudaki düzensiz dalgalanmaları anında fark edip onu bulurlardı. Eğer o toplar gerçekten ateş edebiliyorsa, görüldüğü an canından olurdu.
Karanın küçülüp yok oluşunu izledi ancak ne Kamijou ne de Orsola gemiden inebiliyordu.
Bok...!!
Geminin içinden gelen o ritmik ayak sesleri yaklaşıyordu. Burada, yukarıda kaçacak güvenli bir yer yoktu. Geminin kendi ışık kaynağı pek güçlü sayılmazdı. Buzun yüzeyi hafifçe parlıyor, havadaysa sadece zifiri karanlık hüküm sürüyordu.
Yine de o zayıf ışık; yerden, duvarlardan ve geri kalan her şeyden dışarı sızıyordu. Kamijou ve Orsola’nın figürleri gün gibi ortadaydı. Karanlığa karışıp izlerini kaybettirmeleri imkansızdı.
Belki de bu durumdaki tek iyi şey, geminin yüz metreden uzun ve devasa olmasıydı. Saklanabilecekleri pek çok engel ve kamara var gibi görünüyordu.
"Orsola, içeri giriyoruz. Burada kalırsak bizi kesin bulurlar. Şimdilik saklanmak için bir fırsat kollamalıyız."
"E-evet! Anladım."
Kamijou, Orsola’nın elini kavradı. Buzdan güverte boyunca eğilerek koşmaya başladılar.
İtalya’daki o eğlence dolu geçmesi beklenen tatilleri, hiç ummadıkları bir belaya dönüşmek üzereydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.