“Sahi, şu Adriyatik’in Kraliçesi filosu da neyin nesi?”
Küçük top odasında Kamijou’nun sorduğu ilk soru buydu.
“Şey, Adriyatik Denizi’ni gözlemlemek için kurulmuş bir filo işte.”
Agnes’in üzerindeki o gerginlik nihayet dağılmıştı. Genç adama gerekmedikçe yaklaşmasa da, el ve ayak parmak uçlarındaki o tetikte bekleyen enerji sönüp gidiyordu.
“Asıl amaçları yıldızlar, rüzgar ve suyun yüzeyi gibi verileri toplayıp Adriyatik üzerinde nerede, ne kadar mana kullanıldığını denetlemek. Karadaki gibi denizin ortasına öylece muhafız dikemezsin sonuçta. Ama birilerinin suyun üzerinde tuhaf büyü deneyleri yapması da büyük sorun yaratır.”
“...Adriyatik’i gözetlemek mi...” Orsola, yüzünde kuşku dolu bir ifadeyle buzdan odanın içinde gözlerini gezdirdi. “Bunun için böylesine devasa bir şey inşa etmeye gerçekten gerek var mı?”
“Şu noktada muhtemelen çok daha küçük bir şey de iş görürdü ama Adriyatik’in Kraliçesi yüzyıllar önce yapıldı. Adriyatik’teki huzur ve düzenin pamuk ipliğine bağlı olduğu, sürekli devriye gezmek zorunda kaldıkları zamanlardan kalma,” dedi Agnes, bıkkın bir tavırla. “Bir yandan da diğer dini mezhepleri kolaçan etmek için sanırım. Son zamanlarda büyü tarafındaki örgütlerin şeması değişmeye başladı, onlar da her şeyi eski haline sokmak için büyük bir gövde gösterisi yapmak istediler.”
Bu durumda hem İngiliz Püriten Kilisesi hem de Rus Katolik Kilisesi, Adriyatik’in Kraliçesi’nin hamlesinden haberdar olmalıydı. Aksi takdirde gövde gösterisi yapma amaçlarına ulaşamazlardı. Kamijou bu düşüncesini ona da çıtlattı.
“Doğru, üst kademeler zaten biliyordur ama sessiz kalmayı seçmişlerdir, değil mi? Gözcülerle oynaşmak büyük bir dalga yaratmaz ama eğer alt kademedekiler aptalca öne atılıp çok sert tepki verirlerse, bu çok daha büyük bir soruna yol açar. Tıpkı şu an olduğu gibi.”
“...Bir dakika. Hala neler olup bittiğini tam anlayamıyorum. Adriyatik’in Kraliçesi’nden haberimiz bile yoktu ve durumun ne kadar tehlikeli olduğunu yeni öğrenmişken, sanki biz pek de...”
“Sizi zerre umursadıklarını mı sanıyorsun? Demek istediğim şu ki...”
Agnes sustu.
Odanın dışından gelen hızlı ayak sesleri duyuldu. Agnes kulağını buzdan kapıya yaslayıp ortalık sessizleşene kadar bekledi. Bu gemide kaç kişi vardı? Onlara saldıran cübbeli adam ve buzlu güvertede kalın sesleriyle emirler yağdıranlar, Agnes’in birliğinden olamazlardı.
“Ama Roma Ortodoks Kilisesi’ndeyken böyle bir şeyi duyduğumu hiç hatırlamıyorum.”
“Buraya gelene kadar ben de bilmiyordum. Kilise’nin iki milyar müridi var. Bu da sayısız farklı birim demek. Biz sadece düzenli olarak kullandığımız yerleri, eşyaları ve en tepedeki süper ünlü kişileri biliriz.”
“...Aslına bakarsan toplamda kaç birim olduğunu ben bile bilmiyorum,” diye yanıtladı Orsola, eski görev yerini ve bağlı olduğu grubu hatırlayarak.
Fakat...
“Hey, bu filo gerçekten sadece gözlem için mi kuruldu?” Kamijou, yüzünde şüphe dolu bir ifadeyle Agnes’e döndü. “Gerçeklere bak: Muhtemelen bu gemiden gelen bir adam bize saldırdı. Sonra devasa bir gemi gelip kanalı yerle bir etti. Bir de bakmışız ki dev bir filonun ortasındayız. Neden tüm bunları çekmek zorundayız?”
“Hıh,” diye burnundan soludu Agnes, nedense. “Bir kez daha soracağım. Sizin bu Adriyatik’in Kraliçesi’yle gerçekten bir alakanız yok, değil mi?”
“Evet, dediğim gibi tam taşınma aşamasındaydım. Şimdi düşününce, acaba Amakusa’dakiler iyi midir diye merak ediyorum,” dedi Orsola, biraz endişeyle.
Agnes yorgun bir şekilde içini çekti. “O zaman sadece devriye gezenlere yakalandınız, öyle değil mi? Siz ikiniz geçmişte bir Roma Ortodoks Kilisesi projesini mahvettiniz. Belli ki kara listedesiniz aptallar. Üstelik biriniz ta Japonya’dan gelmiş, diğeri de yanında Amakusa’dan bir savaş tugayıyla Londra’dan çıkıp gelmiş. Kanun Kitabı uğruna yapılan savaşa katılan herkesi düşününce, yine bir işler çevirdiğinizi sanmaları işten bile değil.”
“Öyle mi dersin?” dedi Kamijou, kafası karışmış bir halde. Doğrusu, büyü tarafının ‘normal’ tepkisinin ne olacağını hayal bile edemiyordu.
Agnes sırıttı. “Ama her halükarda, tüm bunların sadece gözlem için olmasında bir bit yeniği olduğunu fark edecek kadar keskin zekalıymışsın.”
“Ha?” dedi Kamijou.
Genç kız devam etti. “Tüm o gözlem meselesi sadece bir kılıf.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Asıl sebebi, şey, burası aslında bir işçi tesisi.” Agnes’in gülümsemesi karardı. “Benim gibi tüm günahkarları ve başarısızları buraya topluyorlar ve Roma Ortodoks Kilisesi’ne olan borçlarını ödettiriyorlar. Yani gemideki insanların çoğu benim birliğimden... daha doğrusu eski birliğimden rahibeler. Geri kalanlar da çoğunlukla işleri denetleyenler falan.”
Yani Agnes burada mı çalışıyordu? Belki de sızanları bulmak işlerinin bir parçasıydı. Ama aniden onlara saldıranlar ve kendilerini saklamak zorunda kalmaları, buradaki havayı tuhaf bir şekilde tehlikeli kılıyordu.
“Burada tam olarak ne yapıyorsunuz?” diye sordu Kamijou.
“İşin kendisi basit. Ne kadar iş gücü alabilirlerse o kadarını istiyorlar. Günde yaklaşık on sekiz saat çalıştırılıyoruz. Bu tarz şeylere alışkın olmayan rahibeler için burası tam bir cehennem.”
Kamijou irkildi. Böyle bir işkence yöntemi yok muydu? Aşırı çalıştırmak, bir ceza yöntemi olarak yasaklanmıştı artık. Bu, bir insanın zihnini, onu uzun süreler boyunca basit ve meyvesiz işler yapmaya zorlayarak yıpratma yöntemiydi. İş ne kadar anlamsızsa, o kadar can yakardı. Yapılan hiçbir işin bir işe yaramadığı hissi, bir maraton koşucusuna hedefe ulaştığında sürenin sıfırlanacağını ve her şeye baştan başlaması gerektiğini söylemek gibi bir şeydi.
“Neyse, önemli olan kısım şu. Sizin kaçmanıza izin vermem karşılığında... iki astımı kurtarmanızı istiyorum. İsimleri Rahibe Lucia ve Angeline.”
Lucia ve Angeline. İsimler ilk başta tanıdık gelmemişti ama Kamijou iyice düşününce, Kanun Kitabı ve Orsola olayları sırasında gördüğü rahibeler olduğunu hatırladı. Paralel Tatlılar Parkı’nda onu fena benzetmişlerdi sanki.
“Ama onları nasıl kurtaracağız ki?”
“Doğru... Şey, kulağa ilahi adalet gibi gelecek ama...” Agnes içini çekti. “İkisi Kraliçe’nin Filosu’ndan kaçtı. Görünüşe bakılırsa diğer rahibeleri ve beni de kaçırmayı planlıyorlarmış. Onlara sadece ‘Evet, evet, aferin,’ diyebildim gerçi. Şimdilik gitmelerini, sonra gerçekten geri kalanımızı kurtaracak bir şeyler hazırlamalarını tercih ederdim.”
Agnes’in cevabı donuk ve heyecansızdı.
“Bunu nasıl yaptıklarını söylemişlerdi? Sanırım Kraliçe’nin Filosu’nun arama özelliklerini ona karşı kullanan bir büyüydü... Her neyse, gerçekten kaçtılar. Bu kadarı güvenilir bilgi.”
Kamijou, zaten kaçmış olanları neden kurtarmalarını istediğini sormak için ağzını açamadan cevabı buldu. Bir kez kaçmışlardı ve sonra tekrar yakalanıp geri sürüklenmişlerdi.
“Yani buraya geri getirildiler ve şimdi gözaltındalar mı?”
“Gözaltı mı? Şey...” Agnes sıkkın bir sesle konuştu. “Burası bir hapishane, o yüzden. Ben de dahil olmak üzere buradaki tüm rahibeler Roma Ortodoks mahkumlarıyız. Yapmaları gereken en önemli şey, olası kaçış gediklerini tıkamak. Bu yüzden kaçış büyülerini durdurmak öncelikleri. Yine de burası bir idam yeri değil, bu yüzden onları susturmak için öylece öldürmeyecekler. En fazla bir daha o büyüyü asla kullanamayacak hale getirilirler.”
“Hale mi getirilirler?” diye sordu Kamijou gayriihtiyari ama Agnes konuşmadan önce bir an duraksadı.
Bunun yerine Orsola, alışılmadık derecede acı bir şekilde kaşlarını çattı ve ona sordu: “...Büyü kullanımını engellemek, düşünme yeteneklerini ellerinden almak mı demek? Yani, beyin yapılarımı mı bozacaklar?”
Hala buz zeminde oturan Kamijou’nun içine bir ürperti düştü. Kadın somut bir yöntem önermemişti ama bu durum hayal gücünde korkunç fikirlerin filizlenmesine yetti.
Agnes de bir iç çekti. “Vetala büyüsü için ceset falan değiller. Zihni olmayan bir iş gücü de bakması dehşet verici olurdu. Bu yüzden isteğim, bu gerçekleşmeden önce onları kurtarmanız.” Sıkıntıyla başını kaşımaya başladı. “...Şimdilik sadece siz ikiniz. Diğer rahibelerin şu an için asgari düzeyde yiyeceği, giysisi ve barınağı var. Muhtemelen cılız bir direniş gösterecek iradeleri bile kalmadı. Rahibe Lucia ve Angeline. Eğer beyinleri hasar görmeden önce onlara ulaşırsanız, muhtemelen kullandıkları o büyüyü de alabilirsiniz.”
“Ama bu kaçış büyüsü zaten Roma Ortodoks Kilisesi tarafından bilinmiyor mu?”
“Kraliçe’nin Filosu’nun önünde büyük bir olay var. Detayları sadece üst kademedekiler biliyor gerçi. Bunun için ayıracak yeterli adamları olduğu sürece, bir veya iki kişinin kaçması zerre umurlarında değil. Roma Ortodoks Kilisesi, önemsiz bir şeye odaklanırken böylesine önemli bir işin ters gitmesine izin verecek kadar aptal değildir.”
Agnes biraz kendini topladı.
“Yani kaçacaklarsa, tek şansları bu. Eğer siz ikiniz harekete geçerseniz, bu iş çabuk biter. Ben dikkat dağıtmak için Kraliçe’nin Filosu’nun amiral gemisine gideceğim, ben oradayken lütfen işi bitirin.”
Eğer amiral gemisine gidiyorsa, o zaman bu eşlikçi gemiden oraya geçmenin bir yolu olmalıydı. Bunlar büyülü tesislerdi, belki de tuhaf ışınlanma cihazları falan vardı.
“...Yani bize yardım mı edeceksin?”
“Yardım etmek değil, sizi kullanmak. Eğer hoşunuza gitmiyorsa amiral gemisine gitmem. Onun yerine sizi ele veririm.” Agnes’in dudakları kötücül bir gülümsemeyle kıvrıldı ama Orsola gülümsedi.
“Hadi ama! Bu kadar utanmana gerek yok. Eğer iş birliği yapmaya niyetin olmasaydı, bu konuyu bize açmazdın bile.”
“Mgh?! H-hey, neden bana sarılıyorsun?!”
Agnes’in yüzü Orsola’nın kollarının, muazzam iyi niyetinin ve devasa göğüslerinin arasında kaybolunca, Kamijou anında başını çevirdi ve gözlerini kaçırdı. Kulaklarına nahoş bir gıcırtı sesi geldi.
Ancak şu an bunun bir önemi yoktu. Kamijou oturduğu yerden kafasını kaldırıp Agnes’e bakarak, "Oraya gitmişken... Ama seni de yakalarlar, değil mi? En iyisi hep beraber kaçalım," dedi.
Fakat Orsola’nın kollarından kurtulan Agnes hiç istifini bozmadan cevap verdi: "Hayır, benim sembolik bir rolüm var."
"Şey, bu biraz muğlaktı. Pek bir şey anlamadım."
"Pekâlâ, gayet basit bir dille anlatayım. Bu filoda esir tutulanların çoğu benim birliğimden. Buradaki yöneticiler bir işçi isyanından ölesiye korkuyorlar. Ben de aslında bu isyanı engelleyecek zihinsel bir emniyet kilidiyim. Şöyle düşün... Mesela, tüm mahkumların patronu gibiyim." Dudaklarının kenarına ince, alaycı bir gülümseme yerleşti. "Eski Agnes Birliği'nin en nüfuzlu kişisi olan beni itaatkâr ve uysal tutarak diğerlerine şu mesajı veriyorlar: 'Bakın, o bile karşı koyamıyorsa bizim ne şansımız olabilir ki?' Tabii bunların hepsi koca bir illüzyondan ibaret." Hafifçe içini çekti.
Agnes’in gözetim altında bir grupla değil de tek başına hareket edebilmesi, muhtemelen sahip olduğu bu özel statüden kaynaklanıyordu. Yine de buralara kadar gelmesinin asıl sebebi, muhtemelen Lucia ve Angeline’i ararken yollarının buraya düşmesiydi.
"Bir mahkumum ama filoda özgürce dolaşma hakkım var. Ayrıca ağır işlerden de muafım. Günde üç öğün yemek, üstüne bir de kahve veya taze sıkılmış meyve suyu içme lüksünü bana tanıyorlar. Kulağa hoş geliyor, değil mi? Gerçi ben bu hayatı yaşayabilmek için diğer herkesin köpek gibi çalışması gerekiyor."
"..."
"Bana resmen misafirmişim gibi davranıyorlar. Benim penceremden bakınca Rahibe Lucia ve Angeline’in yaptıkları sadece vakit kaybı. Tam bir aptal ikisi de. Diğer bütün rahibeler kuzu kuzu itaat ediyor. Eğer gerçekten savaşmak isteselerdi, çoktan kendi başlarının çaresine bakıp kaçarlarmış. Ama kalkıp o kadar sıkı korunan odama kadar geldiler ve bir gün beni kurtaracaklarını söylediler."
Agnes’in sesinde pek bir ciddiyet yoktu. Kelimeler sanki ağzından öylece dökülüveriyordu.
"Dahası, çalışmak zorunda bile değilim, yani kaçmama gerek de yok. Yayılırım bir koltuğa, gün gelir zaten eski görevime geri dönerim. Çok zavallılar, değil mi?"
Agnes’in bu sözleri Kamijou’yu biraz sinirlendirmişti. Belki kişisel olarak bu durum onun için bir yükten ibaretti ama olayları bu şekilde dile getirmesine gerek olmadığını düşünüyordu.
"Siz ikiniz ne isterseniz yapın ama denizin ortasındaki bu filodan sağ salim kurtulmak için onların iş birliğini sağlamak çok kritik olacak. Birkaç kişiyi biraz hırpalamanız gerekebilir. Her neyse, artık elinizden gelenin en iyisini yaparsınız herhalde."
"'Elinizden gelenin en iyisi' derken ne demek istiyorsun?"
"Sadece dürüst fikrimi söylüyorum. Eğer olur da şansınız yaver gider ve buradan sağ çıkarsanız, size tavsiyem; bir daha asla Roma Katolik Kilisesi ile işiniz olmasın."
Kamijou onun bu kestirip atan tavrından hoşlanmasa da haklı olduğunu biliyordu. Sonsuza dek burada saklanamazlardı. Kaçacaklarsa bu işi yakında halletmeleri gerekiyordu ve kurtuluş yolu tam önlerinde duruyordu.
Hâlâ yerde oturan Kamijou, bıkkınlıkla derin bir iç çekti. "...Pekâlâ, tamam. Ama sayıca çok üstün gelirlerse fazla vaktimiz kalmaz."
"Daha önce tek başına iki yüz elli rahibeye kafa tutan biri için fazla çekingen konuşmuyor musun?"
Agnes o an Kamijou’nun gücünü eski bir düşman olarak takdir ediyor gibiydi. Dudak kenarları alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı, öne doğru eğilip elini sanki tokalaşmak istercesine uzattı.
Muhtemelen ayağa kalkmasına yardım etmek istiyordu. "Ha, sağ ol." Kamijou uysalca uzanıp sağ eliyle Agnes’in elini kavradı. Ancak parmaklarıyla birlikte rahibe kıyafetinin bol kolunu da tutmuştu ve bir an sonra...
Küt.
Agnes’in kıyafetinin dikişleri patladı ve kumaş parçaları doğrudan yere yığıldı.
"Aman Tanrım," dedi Orsola elini yanağına götürerek. "Şey, tasarımının biraz tuhaf olduğunu düşünmüştüm zaten. Bu kadar açık saçık bir kıyafet, büyüye karşı bir önlem olarak mı tasarlanmıştı?"
Konu bu değildi.
Asıl mesele, Agnes’in şu an Kamijou’nun tam önünde, hafifçe eğilmiş vaziyette sadece iç çamaşırlarıyla kalmış olmasıydı. Geçen seferki gibi dantellerle kaplı beyaz külotu bir şekilde sevimli görünüyordu. Ayrıca kıyafetinin sırtı tamamen açık olduğu için sutyen de takmıyordu. Eğildiği için hafifçe belirginleşen küçük göğüsleri, büyüleyici ve masum bir manzara sunuyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.