Tenha Sokakların Sessizliği

Index sonunda kendi kendine söylenerek hamama doğru tek başına koşturdu.

Caddenin aşağısında, Kamijou da benzer şekilde onların ortak hedefine doğru tek başına adımlarını sürüklüyordu. Arkasından koşup yetişmeye çalışmıştı ama o hırçın, beyazlar içindeki rahibe tıpkı sokak kedisi gibi bir anda kaçıp elinden kurtulmuştu. Biraz daha yürüdükten sonra Index, sanki onu bekliyormuş gibi nihayet tekrar görüş alanına giriyordu. Tam yaklaştığında ise yine kaçıp gidiyordu. Bu durum böylece tekrarlanıp durdu. Gerçekten de ne yapacağı belli olmayan vahşi bir kedi gibi davranıyordu.

Sonunda Kamijou, peşinden koşmayı bırakıp, ne de olsa ikimiz de aynı yere, hamama gidiyoruz, elbet bir noktada karşılaşırız diye düşündü.

Dürüst olmak gerekirse, karanlık sokaklarda savunmasız olduğu her halinden belli olan Avrupalı bir rahibenin peşinden sinsice gittiğini birilerinin görmesinden de çekiniyordu. Sahip olduğu o berbat şans yüzünden, hiç sorgusuz sualsiz kendini karakolda bulabilirdi.

Avrupalı bir rahibe, ha...

Kamijou, loş ışıklı sokakta tek başına dolanırken bu düşünceyi tembelce zihninde evirip çevirdi.

Meseleyi anlıyordu. Index’i Japonya’daki bir İngiliz kilisesine götürürse, kızın hemen ardından Londra’daki kilise merkezine gönderileceği aşikardı. Bu konuda kendisinin hiçbir söz hakkı olamazdı. Sonunda kız muhtemelen ona dönüp, kısa sürdü ama her şey için teşekkürler, hafızam kusursuz olduğu için seni asla unutmayacağım, gibi bir şeyler söyleyecekti.

Bu düşünce göğsüne bir okun saplanması gibi hissettirse de elinden daha iyi bir şey gelmiyordu. Index’i kilisenin korumasına geri veremezse, büyücüler hayatının sonuna kadar kızın peşini bırakmayacaktı. Kamijou’nun onunla birlikte İngiltere’ye gitmesi ise tamamen hayalperest bir düşünceydi.

Ait oldukları dünyalar, içinde bulundukları durumlar ve yaşadıkları boyutlar tepeden tırnağa farklıydı.

Kamijou, doğaüstü güçlerin bilimle açıklandığı bir dünyada yaşıyordu; Index ise okültizmin hakim olduğu sihirli bir dünyada.

Kara ve deniz kadar birbirinden uzak bu iki dünyanın bir arada var olması imkansızdı.

Her şey bundan ibaretti.

Evet, hepsi bu kadardı... Ama nedense Kamijou’nun boğazına bir balık kılçığı batmış gibi içini bir huzursuzluk, bir öfke kaplıyordu.

Ne oluyor?

Zihnindeki düşünceler bir anda kararıp yok oldu.

Bir gariplik vardı. Bir mağazanın dışındaki neon tabelada duran saate baktı. Henüz akşamın sekiziydi. İnsanların bu saatte çoktan el ayak çekmesi normal değildi ancak etrafındaki şehir tuhaf bir şekilde derin bir sessizliğe gömülmüştü. Kendini gecenin karanlığında, ıssız bir ormanın ortasında gibi hissetti.

Kamijou’nun içine kötü bir his doğdu.

Düşünceye daldı. Index ile birlikte yürürken yolda tek bir kişiye bile rastlamamışlardı.

Neler olup bittiğini anlamaya çalışarak adımlarını hızlandırdı.

Altı şeritli geniş ana caddeye çıktığında, az önce hissettiği o hafif tuhaflık hissi yerini kesin bir terslik olduğu gerçeğine bıraktı.

Etrafta tek bir ruh bile yoktu.

Market rafındaki kutu içecekler gibi yan yana dizilmiş büyük mağazalara giren çıkan tek bir müşteri görünmüyordu. Normalde her zaman iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık olan bu cadde, şimdi tamamen terk edilmiş gibiydi. Havaalanı pistini andıran o geniş yoldan tek bir araç bile geçmiyordu. Yol kenarına park edilmiş arabaların hepsi bomboş, öylece bırakılmıştı.

Sanki uzak bir taşra kasabasındaki ıssız bir toprak yola bakıyor gibiydi.

Tasalanma. Stiyl, insanların buraya yaklaşmaması için sadece Opila rünlerini kullandı.

Kamijou, sanki yüzünün tam ortasına bir samuray kılıcı saplanmış gibi nefesini tuttu. Ses bir kadına aitti.

Onu geldiğini görmemişti bile.

Kadının gölgelerin arasında saklandığını ya da arkasından sinsice yaklaştığını söylemek yanlış olurdu. Yolunu kesmek ister gibi, o geniş, uçak pistini andıran altı şeritli yolun tam ortasında, on metre kadar ilerisinde dikiliyordu.

Havanın karanlık olmasıyla açıklanabilecek bir durum değildi bu; olay bambaşka bir seviyedeydi. Bir an önce orada kimse yoktu. Ancak gözünü kırpıp açtığında kadın tam karşısında belirivermişti.

Bu büyü sadece insanlarda buraya gitmemeleri gerektiği hissini uyandırarak dikkatleri başka yöne çekiyor. Çoğu insan şu an binaların içinde. Endişelenecek bir durum yok.

Genç adamın bedeni, mantık sınırlarını zorlayan bir refleksle tüm kanı sağ eline pompaladı. Bileği sanki bir urganla sıkı sıkıya bağlanmış gibi sızlıyordu. Bu sızı, Kamijou’ya karşısındaki kişinin son derece tehlikeli olduğunu içgüdüsel olarak fısıldadı.

Kadının üzerinde tişört ve kot pantolon vardı. Pantolonun bacaklarından biri oldukça cüretkar bir şekilde kesilmişti; bu haliyle aslında sıradan bir kıyafet gibi duruyordu.

Ancak belinde kılıfıyla asılı duran, iki metreden uzun kılıç, esen rüzgarda etrafa soğuk ve ölümcül bir tehdit yayıyordu. Kabzası ve namlusu kınındaydı, bu yüzden çeliği göremiyordu. Fakat eski bir Japon evinin ana direği gibi üzerine yaşanmışlıklar kazınmış kapkara kın, silahın gerçekliğini ve taşıdığı tehlikeyi açıkça ortaya koyuyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.