Alevler ve duman dağıldığında geriye cehennemden farksız bir manzara kaldı.
Metal korkuluklardan geriye kalanlar bir şekerleme gibi ezilip ufalanmış, zemin karoları ise pekmez gibi sağa sola yayılmıştı. Duvarlardan dökülen boyalar küle dönerek altındaki betonu açığa çıkarmıştı.
Çocuk hiçbir yerde görünmüyordu.
Ancak Stiyl, hemen altındaki kattan gelen uzaklaşan ayak seslerini duyabiliyordu.
"...Innocentius."
Büyücünün sesi bir fısıltı gibi çıktı. Yer yer parlayan alevler yeniden insansı bir form kazandı ve ayak seslerinin peşine düşmek için korkulukların üzerinden atladı.
Stiyl içten içe şaşırmıştı. Sorun değildi aslında. Patlamadan hemen önce kılıçları alevden devi ortadan ikiye biçmiş, Kamijou ise sağ elini bırakıp kendini korkuluklardan aşağı fırlatmıştı.
Çocuk düşerken muhtemelen bir alt katın korkuluklarına tutunmuş ve kendini koridora çekmişti. Bunu hiçbir güvenlik önlemi olmadan, tamamen irade gücüyle başarmıştı. Stiyl bunu delice buldu.
"Ama, hmm..."
Büyücü kendi kendine gülümsedi. Index’in 103.000 büyü kitabı, rünlerinin zayıf noktasını açık etmişti. Kızın dediği gibi, rün büyüsü yerleştirdiği bir dizi mühürden besleniyordu. Eğer bu mühürler ortadan kaldırılırsa, onlardan güç alan büyü ne kadar kudretli olursa olsun anında yok olurdu.
"Ama ne fark eder ki?" diyerek kendi kendini rahatlattı ve gevşedi. "Bunu yapamazsın. Bu binaya işlediğim her bir rünü tek tek yok etmen imkansız."
"Sandım ki...! Gerçekten...! Gerçekten öleceğim sandım!!"
Yedinci kattan, hiçbir koruması olmadan boşluğa atlayan Kamijou’nun kalbi, hâlâ göğüs kafesinden fırlamak istercesine küt küt atıyordu.
Çevreye bakınarak düz koridor boyunca koşturdu. Index’in tespitine tamamen güvenmiyordu. Şu anki tek derdi Innocentius denilen o şeyden bir an önce uzaklaşıp toparlanmaktı.
Ancak karşılaştığı gerçeklik karşısında bağırmaktan kendini alamadı: "Kahretsin! Bu da ne böyle?!"
Sorun, devasa yurdun neresine rün işlendiğini bilmemesi değildi. Aksine, bazılarını çoktan bulmuştu bile: yerde, kapılarda, yangın tüplerinin üzerinde... Kulaksız Hoichi efsanesindeki gibi, baktığı her yerde kredi kartı büyüklüğünde kağıt parçaları asılıydı.
Kızın o kukla gibi ifadesini düşünmek istemiyordu ama Index’e göre bu büyü bir tür parazit alanıydı ve o kağıt rünler de parazit sinyalleri yayan antenlerdi. Sanırım... Öyleydi. Peki hepsini sökebilir miydim? Her yerde bu aptal kağıt antenlerden binlerce var gibi görünüyor.
Küt! Korkuluklardan aşağı süzülen insansı alevin oksijeni emerken çıkardığı o gök gürültüsünü andıran kükremeyi duydu.
"Bok!"
Eğer bir kez daha yakalanırsa, onu durduramazdı. Kamijou hemen koridorun yanındaki acil durum merdivenlerine daldı. Orada bile, basamaklardan aşağı koştururken merdiven boşluklarında ve tavanda asılı duran o rün karakterlerini ya da her neyse onları görebiliyordu. Üzerinde tuhaf semboller olan bu şüpheli kağıt parçaları, her yere bantla yapıştırılmıştı.
Belli ki bir fotokopi makinesinde seri halde basılmışlardı.
Bu kadar saçma bir şey nasıl işe yarayabilir ki?! diye düşündü Kamijou öfkeyle. Ama biraz daha düşününce, kız dergilerinin yanında bedava verilen tarot kartlarıyla bile fal bakılabildiğini, İncil’in matbaalarda binlerce kopyasının basılabildiğini anımsadı.
Bu okült işleri tamamen hile yapmak gibi...
Kamijou’nun ağlayası gelmişti. Binanın her yanına yapıştırılmış on binlerce mühür vardı. Gerçekten her birini tek tek bulabilir miydi? Denese bile, Stiyl eksilenlerin yerine yenilerini asamaz mıydı?
Düşünceleri, Innocentius merdivenlerden peşine düşerken yarıda kesildi.
"Kahretsin!"
Merdivenlerden vazgeçip bir sonraki katın koridoruna fırladı. Alev dev asfalta çarparak her yere kıvılcımlar saçtı ve peşinden koridora daldı.
Koridor dümdüzdü. Kamijou, normal hızıyla Innocentius’u atlatamazdı.
"..." Kamijou dişlerini sıktı ve acil durum merdivenlerinin girişine bir göz attı. Tabelada ikinci katta olduğu yazıyordu.
Güm! Innocentius, çocuğun sağ elini devre dışı bırakmak için doğrudan üzerine atıldı.
"O-oaaahhh!"
Kamijou ne sağ elini kullandı ne de geri çekilmeye yeltendi. Tüm gücüyle ikinci katın korkuluklarından aşağı atladı.
Düşerken, aşağıda asfaltın ve birkaç bisikletin onu beklediğini fark etti.
"Aaahhh, hayır!!"
Bisikletlerin arasına inmeyi zar zor başardı ama sert asfalta çarpmaktan kurtulamadı. Darbeyi yumuşatmak için dizlerini bükmeye çalıştıysa da ayak bileklerinden gelen o çatırtıyı duydu. Kırılmış gibi hissetmiyordu; belki de sadece iki kattan düştüğü içindi ama kesinlikle bir hasar vardı.
Güm! Yukarıdaki alevler oksijeni vakumlarken devasa bir kükreme daha kopardı.
"?!"
Kamijou bisikletleri devirerek yana yuvarlandı ama hiçbir şey olmadı.
? Şaşkınlıkla yukarı baktı.
Cadı Avcısı Kralı Innocentius, ikinci katın korkuluklarında çakılıp kalmıştı. Kükremeye devam ederek onu dikkatle izliyordu. Sanki görünmez bir bariyer yolunu kesmiş, peşinden gelmesine engel oluyordu.
Rünler sadece yurda asılmış olmalıydı. Kamijou, binayı tamamen terk ederek Stiyl’in büyüsünden kurtulabilirdi.
İşin arkasındaki kuralı çözdüğünde, bu görünmez büyü sisteminin mantığını kavramış gibi hissetti. Tıpkı aşina olduğu doğaüstü yetenekler gibi, büyü de kendi kurallarına tabiydi. Rol yapma oyunlarındaki o tek bir büyüyle her istediğini yapan çılgın büyücülere benzemiyordu.
Kamijou içini çekti.
Hayati tehlike bir anlık geçtiğinde, tüm gücünün çekildiğini hissetti. Oraya, yere çökmek zorunda kaldı. Bu korku değildi; üzerine çöken şey daha çok bir uyuşukluk, bir tükenmişlikti. Hatta içinden şöyle geçirdi: "Böylece kaçıp gitsem güvende olurum, değil mi?"
"Doğru ya! Polis..." diye mırıldandı Kamijou kendi kendine. Bu daha önce neden aklına gelmemişti? Akademi Şehri’nin polis gücü, özel bir anti-esper timiydi. Kendi canını tehlikeye atmaktansa onlarla iletişime geçmek daha iyi olmaz mıydı?
Ceplerini yokladı ama o sabah cep telefonunun üzerine bastığını hatırladı.
Bunun yerine, yurdun önündeki caddede bir ankesörlü telefon aramaya başladı.
Kaçmak için değil.
Kaçmak için değil.
"...Peki öyleyse, benimle cehennemin dibine gelmeye razı mısın?"
Kızın sözleri bir kez daha kalbine bir ok gibi saplandı.
Yanlış bir şey yapmamıştı. Yanlış bir şey yapmıyordu, değil mi?
Sadece otuz dakikadır tanıdığı bir yabancı için cehennemin dibine dalması beklenemezdi; o kız, benzer bir durumda sırf onun için geri dönmüş olsa bile.
"Lanet olsun, tamam o zaman... Eğer seninle cehennemin dibine gelmek istemiyorsam..." Kamijou sırıttı. "Seni oradan çekip çıkarmam gerekecek, öyle değil mi?"
Artık ona inanmanın vakti gelmişti.
Büyüyü yöneten kurallar umurunda değildi. Perdenin arkasında neler döndüğünü bilmiyordu. Sonuçta bir mesaj göndermek için cep telefonunun teknik şemasına ihtiyacı var mıydı?
"...Aslında, ne yapman gerektiğini çözdüğünde pek de büyütülecek bir şey değil, değil mi?"
Eğer ne yapılması gerektiğini biliyorsa, geriye sadece onu yapmak kalıyordu.
Sonu başarısızlık olsa bile, hiçbir şey yapmadan oturmaktan iyiydi.
Güm! Turuncu bir ışıkla parlayan, ezilmiş metal korkuluk üzerine doğru düştü. Panikle yana yuvarlandı.
Her şeyi havalı bir şekilde bitirmek istiyordu ama Index’i kurtarmak için önce o alev manyağı Innocentius hakkında bir şeyler yapması gerekiyordu. Şu anki asıl mesele, o on binlerce rünle nasıl başa çıkacağıydı.
Binanın her yerine bantlanmış o kağıt parçalarını gerçekten tek tek sökebilir miydi?
"...Yahu, bu kadar dumana rağmen yangın alarmının çalmaması da bir garip."
Kamijou gayriihtiyari kendi kendine mırıldandı. Aniden duraksadı.
Yangın alarmı mı?
Bir anda binadaki her bir yangın alarmı kulakları tırmalayan bir sesle feryat etmeye başladı.
"?!"
Stiyl, uyarı sirenlerinin fırtınası içinde kafasını kaldırıp tavana baktı.
Tandaki fıskiyeler saniyeler içinde yapay bir yağmur püskürtmeye başladı. İtfaiyenin çağrılması işleri içinden çıkılmaz bir hale sokacağı için Innocentius’a güvenlik sensörlerine dokunmaması yönünde bir komut verdiğinden emindi. Bu da demek oluyordu ki, muhtemelen Touma Kamijou yangın alarmını çekmişti.
Cadı Avcısı Kralı’nın alevlerini mi söndürmeye çalışıyordu?
"..." Bu o kadar saçma bir düşünceydi ki Stiyl gülemedi bile. Ancak bu saçma sebep yüzünden şimdi sırılsıklam oluyordu. Sinirinden beyninin patlayacağını hissetti.
Duvardaki parlak kırmızı yangın alarmına nefretle baktı.
Onları çalıştırmak yeterince kolaydı ama buradan sonra durdurmak için muhtemelen yapabileceği bir şey yoktu. Yurdun sakinlerinin çoğu yaz tatilindeydi ama yine de itfaiye geldiğinde buralarda olmayı tercih etmezdi.
"...Hmm."
Stiyl durum değerlendirmesi yaptı; Index’i alıp hızlıca geri çekilmeye karar verdi. Amacı kızı geri almaktı, Kamijou’yu yok etmeye takıntılı hale gelmesine gerek yoktu.
Zaten itfaiye olay yerine varana kadar, o çocuk muhtemelen otomatik moddaki Innocentius tarafından bir avuç beyaz ya da siyah küle dönüştürülmüş olurdu.
...Asansörler durmuş mudur acaba?
Asansörlerin acil durumlarda duracak şekilde tasarlandığını duymuştu. Bu ihtimal onu daha da keyifsizleştirdi. Yedinci kattaydı ve baygın bir vücudu yedi kat aşağı taşımaya hiç niyeti yoktu. Küçücük bir kız bile olsa, bu yorucu olurdu.
Bu yüzden, arkasından bir mikrodalga fırının zamanlayıcısını andıran o tın sesini duyduğunda rahatladı.
Ancak hemen kendine geldi.
Kim bu? Asansörde kim olabilir ki?
Yaz tatilinin tadını çıkarmak için dışarı fırlayan öğrenciler yüzünden yurdun bomboş olduğunu zaten teyit etmişti. Dünyanın kaç bucağında, kim vardı orada? Dahası, bir insanı tam da bu zamanda asansör kullanmaya iten sebep ne olabilirdi?
Hurdalıktan fırlamış gibi duran asansör, derinden gelen bir gürültüyle kapılarını açtı. Sırılsıklam zemine çarpan tek bir ayak sesinin yankısı duyuldu.
Stiyl yavaşça arkasına döndü.
İçinin neden korkuyla titrediğine bir anlam veremiyordu.
Koridorun sonunda Kamijou Touma duruyordu.
...Ne? Innocentius’a ne oldu? O çocuğu haklaması için onu otomatik pilota bağlamıştım, değil mi?
Düşünceler Stiyl’in zihninde bir kasırga gibi birbirini kovaladı. Innocentius, son teknoloji füzelerle donatılmış bir savaş uçağından farksızdı. Hedefe bir kez kilitlendi mi asla vazgeçmezdi; kurban nereye kaçarsa kaçsın, nereye saklanırsa saklansın, üç bin derecelik o devasa kütle yoluna çıkan her şeyi, ister basit bir duvar olsun ister metal bir levha, eritip geçerdi. Bir hedefin sadece sağa sola koşarak ondan sıyrılmasına imkan yoktu.
Yine de Kamijou Touma tam karşısındaydı.
Küstahtı. Yenilmez, dişli ve kayda değer bir rakipti. Kaderindeki düşmandı. İşte orada öylece duruyordu.
“Yani şu rün denen zımbırtıları bütün duvarlara ve yerlere kazıdın, öyle mi?” diye seslendi Kamijou, yapay yağmurun altında sırılsıklam bir halde. “...Dostum, beni gerçekten faka bastırdın. Tam bir baş belasısın, biliyor musun? Eğer onları gerçekten bir bıçakla kazımış olsaydın, hapı yutmuştum. Bununla övünebilirsin.”
Sağ kolunu kaldırdı ve işaret parmağıyla başının üzerini gösterdi.
Tavanı. Fıskiyeleri.
“...Hayır! İmkansız! Üç bin derecelik bir cehennem ateşi böyle sönmez!”
“Geri zekalı! Ateşten bahsetmiyorum; evimin her yerine yapıştırdığın o aptal şeylerden bahsediyorum, aptal herif!”
Stiyl durumu zihninde tarttı. Yurdun dört bir yanına yerleştirdiği on binlerce rün, fotokopi kağıdına basılmıştı.
Kağıt suda çözünürdü. Bunu anaokuluna giden çocuklar bile bilirdi.
Eğer binayı su basarsa, kaç bin tane rün karakteri yazmış olursan ol fark etmezdi. Onları tek tek söküp atmak için etrafta koşturmaya gerek yoktu. Sadece bir düğmeye basardın ve her bir kağıt parçası imha olurdu.
Büyücünün yüz kasları istemsizce seğirdi.
“Innocentius!”
Bir an sonra, alevden dev Kamijou’nun arkasındaki koridora daldı; asansör kapısını sanki bisküviden yapılmış gibi ezip geçti.
Her yağmur damlasıyla birlikte, ateşten bedeni suyun buharlaşmasıyla tıslıyordu; bir canavarın iç çekişi gibiydi bu.
“Ha... ha-ha. Aha-ha-ha-ha-ha-ha! Müthiş! Gerçekten taktiksel bir dahisin! Ama tecrüben eksik. Fotokopi kağıdı tuvalet kağıdına benzemez. Birazcık suyla eriyecek kadar dayanıksız değildir!”
Büyücü kollarını iki yana açtı, geniş bir gülümsemeyle kükredi: “Öldür onu!”
Cadı Avcılarının Kralı Innocentius, kolunu bir balyoz gibi geriye çekti.
“Yoldan çekil.”
Söylediği tek şey buydu. Kamijou arkasına bakmaya tenezzül bile etmedi.
Löp. Çocuk sağ elini alev devine dokundurmak için arkaya uzattı. Patırtı diye nitelendirilebilecek komik bir ses eşliğinde, dev her yöne doğru havaya uçtu.
“Ne—?!”
Stiyl Magnus’un kalbi bir anlığına durdu.
Innocentius gitmişti ve geri gelmiyordu. Sızan zift benzeri kütleler duvarları, yerleri ve tavanı kaplamıştı; sadece hafifçe kıvranıp duruyorlardı.
“B-bu... imkansız. Nasıl? Nasıl?! Rünlerim henüz mahvolmadı...!”
“Peki ya mürekkep?”
Kamijou Touma’nın kelimelerinin kulaklarına ulaşması sanki beş yıl sürmüş gibiydi.
“Fotokopi kağıdı mahvolmasa bile, su değince mürekkep dağılmaya başlar, değil mi?” diye sakince açıkladı Kamijou. “...Gerçi hepsini yok etmemiş gibi görünüyor.”
Innocentius’un parçaları kıvranmaya devam ediyordu.
Siyah kütleler, fıskiyelerden gelen her bir yapay yağmur damlasıyla, binanın dört bir yanına asılmış muskaların üzerindeki mürekkebin seyrelip gücünü yitirmesi gibi birer birer dağılıyordu.
Tek tek silindiler, ta ki sonuncusu da eriyip yok olana dek.
“In...nocentius... Innocentius!” diye feryat etti büyücü ama çoktan telefonu yüzüne kapatmış birine yalvarıyordu.
“Pekala, başlıyoruz.”
Kamijou’nun bu cümlesi büyücünün tüm vücudunun seğirmesine neden oldu.
Ayakları ona doğru bir adım attı.
“In...no...centius...” diye seslendi büyücü. Dünya cevap vermedi.
Bir ayak ikinci adımı attı.
“Innocentius... Innocentius, Innocentius!” diye bağırdı büyücü. Dünya yerinden kıpırdamadı.
Kamijou Touma bir mermi gibi ona doğru atıldı.
“Ah... küller küle, toz toza, şu kanlı çarmıh adına!” diye uludu büyücü. Ne alev devi ne de ateşten kılıç belirdi.
Kamijou Touma’nın adımları nihayet aradaki mesafeyi kapattı. Bir adım daha yaklaştı...
...ve sağ elini yumruk yaptı.
Tamamen sıradan olan sağ elini. Anormal güçler dışındaki hiçbir şeye karşı işe yaramayan o sağ elini. Tek bir serseriyi bile deviremeyen, sınav notlarını yükseltemeyen ya da kızlar arasında onu popüler yapamayan sağ elini.
Ama sağ eli çok kullanışlıydı.
Ne de olsa, tam karşısında duran o pisliği evire çevire dövebilirdi.
Kamijou’nun yumruğu büyücünün suratında patladı.
Büyücünün bedeni bir topaç gibi kendi etrafında döndü ve kafasının arkası metal korkuluk kalıntılarına çarptı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.