Yengeçlerin Tanıklığı

Lise son sınıfımın yazında, ders çalışmaktan başımı kaşıyacak vaktim olmuyordu. Odaklanamadığım için verimsiz geçtiği zamanlar olsa da, sabahtan akşama kadar dershanedeydim. Dersim olmadığı zamanlarda bile çalışma odasına kapanırdım.

Tüm bu koşturmacanın ortasında, yaz havası taşıyan anılar biriktirmeyi başardığım yalnızca iki gün olmuştu.

O yaz Runa, işinden yine yaklaşık iki hafta izin almış, Chiba'daki büyük büyükannesiyle kalmaya gitmişti. Kurose-san da ona eşlik etmişti. O orada kaldığı son hafta sonu, ben ve airsoft grubumuzun geri kalanı Runa'yı ziyaret ettik. Üstelik o hafta sonu yaz festivali de düzenleniyordu.

“Ryutooo!”

Mao-san’ın Luna Marine adlı sahil kulübesinde öğle yemeğimizi yedikten sonra, diğer iki çocukla birlikte ben de keyif yapıyorduk. Tam o sırada, Yamana-san ve Tanikita-san ile sahilde oynamaya giden Runa geri geldi.

“Şu kayaların oralarda yengeçler gördüm. Gidip birlikte izleyelim,” dedi.

“Ha? Tamam...” diye yanıtladım.

Neden yengeç? Hiç yengeç sevdiğimi söylemiş miydim ki? Yemekten hoşlanırım, o kadar...

Aklımdaki bu düşüncelerle oturduğum yerden kalktım.

“Ciddi misin? Yengeç mi?” Nedense Icchi, Runa’nın söylediklerine ilgi gösterdi. Yanındaki Nisshi’ye baktı. “Geliyor musun?” diye sordu, o da kalkmaya yeltenerek.

“Hayır, sen de gelme,” dedi Nisshi soğukça, Icchi’nin kolunu tutup onu durdururken.

Bize karşı bu kadar düşünceli davranmalarına neden olduğum için kendimi kötü hissettim.

Kayalıklara vardığımızda Runa’nın gözlerinde hafif bir ışıltı vardı.

“Sonunda baş başayız,” dedi.

Beni suyun dizlerimize kadar geldiği sığlığa getirmişti. Buradaki kayaların çoğu insanlardan çok daha uzundu; hem gölgelik bir alan yaratıyor hem de bizi gözlerden saklıyordu. Sahildeki ve sahil kulübesinin yakınındaki sığlıklarda daha çok insan varken, buradaysa sadece biz vardık. Runa’nın dediği gibi, sonunda baş başa kalmışız gibi hissettiriyordu.

“Yarın zaten ayrılıyor olacaksın...” dedi Runa hüzünlü bir sesle.

“Evet... Derslerim falan var.”

“Doğru...”

Başını öne eğen Runa, kollarımı tuttu ve onlara yaslandı.

“B-Bekle, Runa...”

Onu arkadan kucaklıyormuş gibi bir pozisyonda olduğum için afallamıştım.

Dolgun, mayolu vücudu zaten gözler için fazlasıyla tahrik ediciydi. Pürüzsüz tenine, esnek kalçalarına ve göğüslerine böyle dokunmak, mayomun içinde bir şeylerin kabarmasına neden olacaktı.

“Sadece biraz daha...” dedi Runa cilveli bir şekilde, bana daha da yaslanarak.

“D-Dur...”

Runa’nın ince figürüne rağmen, kalçaları dolgun ve yuvarlaktı. Kalçalarını, benimkilerin yanında baştan çıkarıcı bir şekilde kıvırdı. Mayomun ince kumaşından bunu hissetmek dayanılmazdı.

“Ah. ♡” Runa, içimde meydana gelen kan akışındaki değişimi anında fark etti. Döndü ve bu kez önden kalçalarını bana tekrar bastırmaya başladı.

Tamamen yenilmiştim. Benimle böyle oynarken, gövdeme sürtünürken yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

“Bu seni azdırdı mı?” diye sordu.

“Elbette azdırdı...” Sesim acınası çıkıyordu ve yüzümün de domates gibi kızardığına emindim.

“Heh heh. Çok tatlısın.” Runa keyif alıyor gibiydi. Hâlâ bana bastırırken, kollarını belime doladı ve mutlu bir şekilde gülümsedi. “Bak — yengeçler bizi izliyor.”

Kayalara doğru işaret etti. Oraya baktığımda, taşlarla aynı renkte küçük yengeçlerin aralarındaki yarıklardan yarıya kadar dışarı uzandığını görebiliyordum.

Runa ise hâlâ bana sürtünüyordu.

“R-Runa...” Kalçalarımı aceleyle geri çektim. “Ben... buna daha fazla dayanamayacağım...”

“Ehh?” Memnuniyetsiz bir ses tonuyla olsa da Runa, kollarını ve kalçalarını benden uzaklaştırdı. Aniden yüzünde yaramaz bir ifade belirdi ve yukarı doğru bakan gözlerle bana baktı. “Sanırım seninle böyle dalga geçmek aslında oldukça eğlenceli. ♡”

“Pes yani...”

Ona karşı ne zaman kazanabilecektim ki? Böyle bir gün asla gelmeyebilirdi. Ama garip bir şekilde, aslında bununla barışık olduğumu fark ettim.

“Hey,” dedi Runa cilveli bir tonda, beni tekrar ona bakmaya yönelterek. Önümde durmuş, bana dönüktü; gözleri kapalıydı ve çenesi hafifçe yukarı kalkmıştı.

Parlak kiraz rengi dudaklarını görünce benden ne istediğini biliyordum. Kısaca dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım. Şu anda yapabileceğim tek şeyin bu olması beni sinir ediyordu ve Runa da aynı şeyi hissediyor gibiydi. Yüzünü benimkinden uzaklaştırdığında, yüzünde acı dolu bir ifade vardı.

“Ah neyse...” dedi. Kalbin titremesi gibi çıkan bir iç çekişle Runa, gökyüzüne baktı. “Bahar daha erken gelemez miydi...?”

Sesi masmavi yaz gökyüzünde kayboldu. İronik bir şekilde göz kamaştırıyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.