Ondan sonra, başka yerlere gitmeden önce bölgedeki birkaç eve daha uğradık.
Yolda yürürken Yamana-san hâlâ Sekiya-san’ın üzerinden inmemişti, sıkıca koluna yapışmış gidiyordu.
“Senpaaai! ♡ Satürn’ün Koltuğu’na oturduğunda ne diledin?” diye sordu.
“Gelecek yıl üniversiteyi kazanmayı, başka ne olsun?”
“Eee? Sadece bu mu?”
“Eh, eğer kazanırsam seninle birlikte olabilirim,” dedi çocuk.
“Ah, senpai! ♡ Seni seviyorum! ♡”
Ancak Yamana-san, erkek arkadaşının bu beklenmedik sevgi gösterisi karşısında tam eriyip bitecekken... yolda okulumuzun erkek öğretmenlerinden biriyle burun buruna geldik.
“Yamana! Kim bu çocuk?!” diye kükredi adam.
Öğrenciler birkaç farklı gruba ayrılmış olsalar da, bu ancak Kitano-chō’ya vardığımızda gerçekleşmişti ve okuldaki öğrencilerin neredeyse tamamı gezi için önceden belirlenmiş rotaları takip ediyordu. Anlaşılan bazı öğretmenlerimiz bu bölgeyi abluka altına almış, nöbet tutuyordu.
“Üzgünüm sensei!” diye cevap verdi Yamana-san.
“Hem grubundan kaçıyorsun hem dışarıdan çocuk buluyorsun hem de okulun dış görünüş kurallarını çiğniyorsun... Tam bir sorunlu öğrencisin!”
Yamana-san alelacele Sekiya-san’dan uzaklaştı ama öğretmen arkamızdan söylenmeye, onu azarlamaya devam etti.
“Sanırım bugün tetikte olmamız gerekecek...” dedi Runa, öğretmenin bakışlarını uzaktan bile üzerinde hissederek arkadaşına dertli dertli. Sonra da şimdi önümüzde yürüyen Sekiya-san’a baktı.
“Bu durum gerçekten asabımı bozmaya başladı!” diye homurdandı Yamana-san arkasına bakarak. “Bir kere kimseyi falan ‘bulduğum’ yok. Sadece gyaru olduğum için, dış görünüşüme bakıp kafadan böyle sallıyor... Bu benim erkek arkadaşım sonuçta.”
Böylece Kitano-chō’dan ayrıldık ve öğle yemeği yemek için Kobe’nin Çin mahallesi olan Nankin-machi’ye doğru ilerledik.
Gelgelelim...
“Yamana-san, bu kim?! Okul gezisinde sağdan soldan çocuk bulma!”
Yolda yürüyüp etli çöreklerimizi yerken, bu kez de devriye gezen A Sınıfı’nın sorumlu öğretmeniyle karşılaştık. Yamana-san yine Sekiya-san’dan ayrılmak zorunda kaldı ve Nankin-machi’den çıkar çıkmaz hemen tekrar yanına gidip koluna yapıştı.
“Seeenpai! ♡”
Fakat sonra, kızlar ellerinde bubble tea ile denizin kıyısındaki Kobe Harborland’de yürürken...
“A Sınıfı’ndan Yamana-san?! Ne yapıyorsun sen?! Çocuk mu tavlıyorsun?!”
Bu sefer de bizim dönemin başöğretmenine yakalandık.
“Ne karın ağrısıymış ya...”
Sekiya-san’dan üçüncü kez uzaklaşmak zorunda kalan Yamana-san, rıhtımda yürürken yaşayan bir ölüye dönmüştü.
Önümüzde masmavi bir deniz ve oraya demirlemiş devasa, beyaz bir gezi teknesi duruyordu. Şehrin simgesi olan Liman Kulesi ve dönme dolap ortama eğlenceli bir hava katıyordu katmasına ama Yamana-san’ın Sekiya-san ile geçirdiği o nadir anların durmadan bölünmesi, bu manzarayı onun gözünde bir kasvet yuvasına çevirmişti.
“Bu da ne? Öldürün beni daha iyi...” diye mırıldandı.
Runa arkadaşının yanına gitti. “Herkes Sannomiya civarındaki yerleri geziyor, bu yüzden onlarla aynı rota üzerindeyiz. Öğretmenlerin burada olmasına şaşmamalı,” dedi.
“İşlerin böyle olacağını bilseydik Arima Onsen’e mi gitseydik acaba?” dedi Kurose-san.
“Rotayı planladığımızda Nikki’nin senpaisinin geleceğini bilmiyorduk ki, elden ne gelir?” diye ekledi Tanikita-san.
İkisi de bubble tea’lerinden höpürdeterek yudum alıyordu.
“Hem ayrıca neden hepsi birini bulup getirenin ben olduğumu sanıyor?! Diyelim ki birisi birini tavladı, neden bu kişinin ben olabileceğim akıllarına gelmiyor?!”
“Bu senin her zamanki kural tanımazlığından kaynaklanıyor Nikki,” dedi Tanikita-san.
“Saç rengi yüzünden sürekli azar işiten birinden bunu duymak istemezdim doğrusu.”
“En azından kulaklarım delik değil. Okulda da makyajımı ve tırnaklarımı minimumda tutuyorum.”
“Aman, ne de olsa gyaru’yuz, bir şey olduğunda suçu hemen bize yıkacaklar tabii,” dedi Runa, neşeli bir gülümsemeyle ortamı yumuşatmaya çalışarak.
Yine de bu durum, Yamana-san’ın Sekiya-san ile vakit geçirmesinin zorlaştığı gerçeğini değiştirmiyordu.
“Her neyse Nikki, şurada fotoğraf çekilmek için harika bir yer var. Hadi gidip bakalım,” diye önerdi Tanikita-san.
“Olur! Gidelim Nicole!” diye destekledi Runa.
“Şu tarafta güzel bir arka plan olabilecek bir anıt da var.”
“Ah, sağ ol Maria! Oraya da gidelim!”
Kızlar Yamana-san’ı neşelendirmeye çalışırken ben de Sekiya-san’ın yanına gittim.
Bu arada Nisshi bütün gün Icchi ile birlikte geziyordu. Icchi de bu durumdan pek memnundu, çünkü bu sayede Tanikita-san ile muhatap olmak zorunda kalmıyordu. İkisi şu an rıhtımın yakınında, gölgede bir bankta oturuyorlardı. Muhtemelen KEN’in videoları hakkında falan konuşuyorlardı.
“Kusura bakma Ryuto,” dedi Sekiya-san yanına vardığımda.
Sekiya-san’ı alışılmadık bir şekilde mahcup görmek beni de mütevazı hissettirmişti. “Asıl ben özür dilerim...” dedim. “Buralara kadar geldin ama seni Yamana-san ile düzgün bir randevuya çıkaramadık...”
“Yok canım, kendi isteğimle geldim. Ayrıca okul etkinliğinde Yamana’nın dışarıdan biriyle yürüdüğünü gören öğretmenlerinizin sinirlenmesi çok normal.”
Sekiya-san, Yamana-san’ın moralinin bozulmasıyla grubun havasının sönmesinden dolayı üzgün görünüyordu.
“Bu arada, seninle konuştuğum için bana neden hiç bağırmadıklarını merak ediyorum,” dedim.
Az önce Yamana-san’ı azarlayan başöğretmen bize doğru bakıyordu ama başka bir şey söylemeye niyetli gibi durmuyordu.
“Muhtemelen en büyük sebebi Yamana’nın yaşam tarzı,” diye fikir yürüttü Sekiya-san. “Bir de herhalde bir kızla bir erkek yan yanaysa altında cinsel bir şeyler arıyorlar ama iki erkek olunca? Sadece yerel halkla kaynaştığını düşünüyorlardır.”
“Sanırım Japon toplumu hâlâ bilinçaltı önyargılarıyla dolu...”
Kızlar heveslerini alana kadar bu tür şeyler hakkında konuşarak rıhtımda dolandık. Hava kararana kadar eski yabancı yerleşim bölgesinde biraz daha gezindik ve sonunda Meriken Park’taki otele geri döndük.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.