Yazın Ürpertisi ve Kül Rengi Bir Gölge

“Saya. Yaz denince aklına ne geliyor, biliyor musun?”

“Şey, tek bir seçenek var zaten Elaina. Yaz demek, deniz demek—”

“Doğru bildin, korku hikayeleri.”

“Ha? Hayır, deniz—”

“Korku hikayeleri, aynen öyle. Kesinlikle.”

Elaina çevik bir hareketle masanın üzerine mumları dizdi, sonra heyecanla bana dönüp, “Hadi, bugün birbirimize korku hikayeleri anlatalım,” dedi.

Normalde Elaina beni herhangi bir şeye davet etse, ne olduğuna bakmadan üzerine atlardım; ama bu sefer, hevesle yerinde duramayan Elaina’nın yanında yüzümü ekşitmekten kendimi alamadım.

“Korku hikayesi anlatma konusunda pek becerikli bir cadı sayılmam, biliyorsun.”

“Bak şimdi, bu anlatacağım olay bir arkadaşımın arkadaşının başına gelmiş—”

“Ah, bir saniye... Elaina, beni duymazdan mı geliyorsun?”

“Yaz mevsimi geldi mi insan şöyle insanın tüylerini diken diken edecek hikayeler dinlemek ister, haksız mıyım?”

“Ben pek öyle tüyler ürperten hikayelere gelemem.”

“Saya, sen korkunç mantı hikayesini bilir misin?”

“Hani şu mantıdan korktuğunu söyleyen bir adama eziyet etmek için her tarafını mantıyla doldurdukları hikaye mi? Sonunda adamın aslında mantı yemek için yalan söylediği ortaya çıkıyordu sanırım.”

“Aynen öyle.”

“Eee, ne olmuş ona?”

“Senin de şu ‘tüyler ürperten hikayelere gelemem’ deyişin, o adamınkiyle aynı kapıya çıkıyor bence.”

“Yanılıyorsun.”

“Neyse, bunu bir kenara bırakalım da... Bu anlatacağım olay gerçekten bir arkadaşımın arkadaşının başından geçmiş—”

“Yani ne yaparsam yapayım o hikayeyi bana zorla dinleteceksin, öyle mi Elaina?”

Hafifçe titreyen mum alevlerinin önünde oturan Elaina, yüzünde büyüleyici bir gülümsemeyle bana şu korku hikayesini anlatmaya başladı:

Akşamın bir vakti, belli bir ülkenin arka sokaklarında yürüyen bir kadın, arkasında tuhaf bir varlık hissetmiş.

Bir yerlerde birisi beni izliyor; içindeki his tam olarak buymuş. Karanlığın içinde attığı her adımda, gecenin sessizliğinde yankılanan ağır ayak seslerini duyuyormuş. Tak, tak...

Oysa duyduğu tek ayak sesi kendisininkiler imiş. Cesaretini toplayıp arkasına baktığında ise karanlık bir sokaktan başka bir şey görememiş. Kimsecikler yokmuş.

Yine de birinin onu bir yerlerden izlediği hissinden kurtulamıyormuş. Ama elindeki tek şey bu hismiş. Bu kuşku bir kez zihnine düştü mü, artık başka hiçbir şeye odaklanamaz olmuş.

Kadın artık her şeyden şüphelenmeye başlamış; yürürken peşinden gelen kendi gölgesi, gökyüzünde tekinsizce kabaran bulutlar, hatta yanından geçtiği pencerelerdeki kendi yansıması bile karanlıkta ona saldırmayı bekleyen birer yaratık gibi görünmeye başlamış.

Yine de soğukkanlılığını korumaya çalışarak yürümeye devam etmiş.

“……”

Çok geçmeden, karşıdan ona doğru gelen paltolu bir kadın görmüş. Tak, tak... Topuk sesleri kaldırım taşlarında yankılanıyormuş. Kadından gizemli bir aura yayılıyormuş. Başını önüne eğmiş, ağzına da gözlerinden aşağısını tamamen kapatacak şekilde bir atkı dolamış. Teninin görünen kısımları bembeyazmış; ay ışığının altında parıldayan figürü neredeyse şeffaf gibiymiş.

İlk kadın korkmuş.

Malum, yazın tam ortasındalarmış.

Bu sıcakta palto giymek mevsime hiç mi hiç uygun değilmiş—

Derken iki kadın karşı karşıya gelmiş.

Bu tekinsiz kadınla göz göze gelmemek için, ilk kadın da başını eğip yanından süzülüp gitmeye çalışmış.

Fakat—

“Hey, sen.”

Yabancı, kadının omzunu sıkıca kavramış. Kadın irkilerek başını kaldırmış ve o tekinsiz yüzü dibinde bulmuş.

Kadın dehşete düşmüş.

İşte tam o anda bir şey hatırlamış. Çok meşhur bir korku hikayesi zihninde canlanmış. Gece vakti tek başına yürüyen birinin karşısına bir kadın çıkarmış. O kadın aslında ağzı kulaklarına kadar yırtılmış, iğrenç ve ürkütücü bir yaratıkmış.

Gece yarısı yalnız yürüyenlerin karşısına dikilir ve o soruyu sorarmış:

“Güzel miyim…?”

Ve tıpkı hikayedeki gibi—

—kadın ağzını örten atkıyı çözmüş.

Atkı yavaşça yere süzülmüş.

“Iı, ah…”

İlk kadın titremeye başlamış.

Gözlerinin önündeki diğer kadına bakmış. Atkısını çıkaran o korkunç yaratık, meğer kül rengi saçlı, dünya güzeli bir genç kızmış. Ağzında ne bir yırtık ne de bir tuhaflık varmış. İşin en garip yanı, kızın aşırı derecede şirin olmasıymış. Peki kimmiş bu kız?

Tabii ki o—

“Bir dakika, lütfen dur.”

“Tabii. Ne oldu?”

Elaina hikayesinin tam ortasındaydı ama ben mola istedim.

Bekle, bekle, bekle.

“Bu anlattığın da neydi şimdi?”

Korkunç bir şey gelecek sanmıştım ama sonunda iş döndü dolaştı Elaina’ya geldi.

“Hikayenin can alıcı noktası, o sözde korkunç yaratığın ben olmam. Daha basitçe söylemek gerekirse, ne kadar güzel olduğumla ilgili bir hikaye bu.”

“……”

“Eee, nasıl buldun?”

“Beni titrettiği doğru ama korkudan değil, başka bir sebepten…”

Tıpkı Elaina’nın az önce bahsettiği mantı hikayesine dönmüştü iş.

“Eh, ne de olsa güzelliğim her şeyden daha ürkütücü, değil mi? Tamam tamam, teslim oluyorum.”

Korku hikayesi falan değildi bu, hatta pek hikaye bile sayılmazdı.

……

Kendimi hazırlıklı sanıyordum ama beni yine de ters köşe yapmayı başarmıştı.

“Beni tir tir titretecek, acayip korkunç bir şey anlatacaksın sanmıştım…”

Rahatlamayla karışık bir iç çektim. Korku hikayelerine hiç dayanamam.

Gerçi—

“Bunun neresi korkunç olacaktı ki Elaina…?”

Rahatlamıştım ama aynı zamanda biraz da hayal kırıklığına uğramıştım.

Elaina bu halimi görünce hafifçe kıkırdadı.

“Bakalım…”

Mumları üfleyerek söndürdü ve şöyle dedi:

“Güzelliğim sanırım…”

Bu konuşmadan kısa bir süre sonra Elaina odamdan ayrıldı. Öğleden sonra aniden çıkagelmiş, sadece bu "korku hikayesini" anlatıp gitmişti. O gün ona neler oluyordu, gerçekten hiç anlamamıştım! Fırsat bulsam birlikte öğle yemeği yemeyi falan teklif edecektim ama...

Zihnimde bu düşünceler dönerken—

“Saya. Selam.”

—Elaina tekrar belirdi. Sanki o gün birbirimizi ilk kez görüyormuşuz gibi başını yana eğdi ve sordu: “Saya, yemek yedin mi zaten? Yemediysen, şimdi benimle bir şeyler yemeğe ne dersin?”

Haliyle—

“Seve seve gelirim, yeter ki az önceki gibi tuhaf hikayeler anlatma,” diye kabul ettim.

Elaina şaşkınlıkla sordu: “Az önceki mi? Tuhaf hikayeler mi? Neden bahsediyorsun sen?”

Sonra bana çok ama çok meraklı bir bakış atarak ekledi: “Ama ben daha bir dakika öncesine kadar odamda kitap okuyordum…”


[Yazarın Notu]

Bunun doğaüstü bir karşılaşmadan biraz farklı olduğunu düşünüyorum ama benim de başımdan bazı tuhaf olaylar geçti. Mesela öğrencilik yıllarımdı; bir gün pencereden boş boş dışarı bakarken arkamdan birinin yaklaştığını, ayak seslerini duydum. Kim olduğuna bakmak için döndüğümde ise orada kimsecikler yoktu. Gerçi bu hikayeyi o deneyimime dayanarak yazdığımı söyleyemem ama yine de aklıma geldi işte.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.