Tatlı Tuzaklar ve Altın Reçeteler

“Tatlılarımın tek bir alıcısı bile yok...”

Şehrin bir köşesinde, dükkanını daha yeni açmış bir kadın çaresizliğin eşiğine gelmişti. İşler hiç de beklediği gibi gitmiyordu. Nedenini bir türlü anlayamıyordu. Binbir emekle hazırladığı pastalar ve kurabiyeler, bütün gün vitrinde öylece mahzun mahzun sergileniyordu. Oysa civardaki tek pastane onunkisiydi, fiyatları gayet makul geliyordu, dükkan sahibi olarak kendisi de dillere destan bir güzeldi ama gel gelelim, hiçbir şey satılmıyordu.

Son zamanlarda dertleri bununla da sınırlı değildi. Cildinin bozulmasına mı yansın, fiyatların hızla yükselmesine mi, yoksa tek kızı olduğu annesinin geleceği hakkında dırdır etmeye başlamasına mı? Annesi her fırsatta, “Ölmeden bir torun sevsem fena mı olur?”, “Eve ne zaman bir erkek arkadaş getireceksin?”, “Bak yan komşunun kızı yakında evleniyormuş, hatırladığım kadarıyla seninle aynı yaştaydı, değil mi?” ya da “Babanın iş arkadaşının oğlu evlenmek istiyormuş, çocuk da iyi kazanıyormuş, ne dersin?” gibi cümlelerle tepesine biniyordu. Sonuç olarak kadının kafasında binbir türlü tilki dolanıyor, dertleri bir türlü bitmiyordu. Dükkan sahibi artık pes etmek üzereydi.

“Hıh... Ben şimdi ne yapacağım...?”

Bir yandan dükkandaki pastalardan birini atıştırırken, bir yandan da dükkan sahibinin gözyaşları pıtır pıtır dökülüyordu. Ama ne çare, hala bir tane bile müşteri gelmemişti.

“Vuaaa... Hayır... Evlenmek istemiyorum...”

Öyle bir karamsarlığa kapılmıştı ki karakteri bile değişmeye başlamıştı.

Tam o sırada, bu kederli kadına bir yardım eli uzandı.

“Anlıyorum. Durumunuzu kavradım.”

Küllü gri saçları ve safir mavisi gözleri vardı. Sivri şapkası ve siyah cübbesiyle bir gezgindi; o bir cadıydı.

Satılmayan tatlılar gibi acil durum niteliğindeki bu meseleyi çözmek için vakit kaybetmeden yanına koşan cadı, dükkanın pastalarından birini büyük bir iştahla mideye indirdi. “Anlıyorum,” dedi ağzındaki lokmayı çiğnerken. “Bunların satılmıyor olması gerçekten büyük bir sorun. Hem de çok büyük. Hemen bir strateji belirlemeliyiz.”

Böylesine hızlı bir şekilde akıl vermeye başlayan bu cadı da kimdi dersiniz?

Doğru tahmin ettiniz, benim.

“Sonuçta kâr ettiğin sürece gerisi önemli değil, öyle değil mi? O halde neden fiyatlarını değiştirmiyorsun?”

“Fiyatlarımı mı... değiştireyim?”

“Evet. Şu anki fiyatların çok düşük, o yüzden şimdilik onları yaklaşık dört katına çıkaralım.”

“Dört kat mı?!” Dükkan sahibi şaşkınlıktan sesini yükseltti. “Olamaz, bu kadar uçuk bir fiyata hayatta satılmazlar!”

“Dur, dur, dinle. Birincisi, bu dükkanın tatlıları inanılmaz lezzetli. İkincisi, şu anki fiyatların gerçekten çok ucuz. Bu gidişle normalde satılacak şeyler bile değerini bulamaz.”

“Ama ben pastalarımı çok fazla kişi yesin istiyordum...”

“Bu senin idealin, anlıyorum; ama şunu bilmelisin ki insanlar çok ucuz olan şeylere ilgi göstermezler. Asıl fiyatı yüksek olan bir şey gördüklerinde beklentiye girer ve lezzetli bir şeyle karşılaşacaklarını umarlar. Senin tatlıların da bu beklentileri fazlasıyla karşılayacak türden. Yani fiyatları katlamak aslında en mantıklısı.”

“Fiyatları katlamak mı...? Ama dört katına gerçekten satılırlar mı?”

“Evet. Fiyatları dört katına çıkar, karşılığında da yanında bir eşantiyon ver.”

“Eşantiyon mu?”

“Bir tokalaşma bileti.”

“Tokalaşma bileti mi?”

“Herhangi bir tatlı alan müşteriye bir bilet vereceksin. Müşteri daha sonra bu biletle geldiğinde, seninle tokalaşabilecek. Ancak bu tokalaşma sadece kasaya geldiklerinde gerçekleşecek. Tabii o sırada yeni bir tatlı aldıkları için yanında bir bilet daha kazanacaklar. Böylece bitmek bilmeyen bir döngü oluşacak.”

“Bu resmen üçkağıtçılık...”

“Başlangıçta bunu sadık bir müşteri kitlesi oluşturmak için yapacaksın. Bir kez düzenli müşterileri bağladığımızda, dükkanı büyütmeyi düşünebiliriz. Eğer karşı saldırı olarak tezgahın arkasına olabildiğince çok güzel kız dizebilirsek, yeni müşterilerin gelmesini de garanti altına alırız.”

“Bilmem ki, gerçekten işe yarar mı...”

“E, denemekten ne çıkar? En kötü ihtimalle, o tokalaşma biletlerinin dükkanındaki tatlıların şu anki fiyatı kadar bir değeri olacağını düşünüyorum.”

“Aynı değerde, demek öyle...? Bu arada, o hesaba göre fiyatları üç katına çıkarmak daha mantıklı görünüyor, neden dört kat dedin?”

“Öyle olması gerekiyor, değil mi ama? Çünkü o yeni fiyatların dörtte biri benim payım olacak.”

“Bu resmen üçkağıtçılık...”

Her ne kadar gönülsüz görünse de, dükkan sahibi bu yeni iş girişimine balıklama daldı.

Peki, sonuç ne mi oldu?

“İşlerimiz gerçekten tıkırında.”

“Çocuk oyuncağıydı, değil mi?”

Artık burası tıklım tıklım bir dükkan. İnsanlar, orada karanlık yöntemlerle para basmaya devam eden iki tekinsiz kadının olduğunu konuşup duruyorlar.


Cilt 9

Animate Alıcı Bonusu


Bu hikaye hakkındaki yorumlarıma bir sonraki bölümde değineceğim, o yüzden konuyu değiştirip hepinize sormak istiyorum: Siz ne tür tatlıları seversiniz? Tatlı sayılır mı emin değilim ama son zamanlarda ne zaman boş bir an bulsam, marketlerde satılan o Kore usulü yosun atıştırmalıklarından yiyorum. Kalorisi de düşük; tavsiye ederim. Gerçi pek karın doyurmuyorlar, sadece ağız oyalıyorlar işte.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.