Son Yüzleşme

Ideal’ın acil durumlar için sakladığı yüksek teknoloji tıbbi kapsül, Luxion’ın gemisindeki cihazdan çok daha gelişmişti. Luxion’ın üretildiği döneme kıyasla oldukça ileri bir teknoloji barındırıyordu. Yapay zekanın söylediğine göre Ideal, bu sistemi geliştirmek için uzun süre gece gündüz çalışmıştı. Tabii ilk başta böyle bir şeye neden ihtiyaç duyduğu hepimiz için tam bir muammaydı.

Gece çöktüğünde Kutsal Ağaç’ın bir zamanlar yükseldiği yere gittim. Serge’ten geriye kalanları orada bulduk. İblis Zırhı ile hâlâ bütünleşmiş haldeydi ancak neyse ki Ideal kontrolü bıraktıktan sonra bilinci yerine gelmişti. Albergue Bey ve Louise Hanım ile birlikte çevresinde sıkı bir çember oluşturduk.

“Kurtar beni baba!” diye acı içinde feryat etti Serge. “Ben senin oğlunum! Onca zaman Leon’un üzerine titremekten hiç mi utanmadın?” Vücudunun büyük bir kısmı zaten parçalanıp gitmişti. Hâlâ nefes alıyor oluşu tam bir mucizeydi.

Louise Hanım yüzünü öteye çevirdi, ona bakmayı reddetti.

“Bana sırtını mı dönüyorsun yani?” diye bağırdı Serge. “Seni ne kadar önemsediğimi, ne kadar sevdiğimi biliyor muydun? Neden? Neden her seferinde benim yerime Leon’u seçiyorsun?”

Serge’in düştüğü bu acınası hal, hem Louise Hanım’ı hem de babasını gözyaşlarına boğdu. Kurtuluş umudunun çoktan tükendiğini sezen Albergue Bey silahına sarıldı.

“Ne yani, beni öldürecek misin? Kendi oğlunu mu vuracaksın? Beni hiç sevmediğini biliyordum zaten! Oysa ben sadece senin oğlun olmak istemiştim!”

Çenesini bir türlü kapatamıyordu.

Albergue Bey daha fazla dayanamadı. “Seni ne zaman itip kattım ben?”

“…Baba?”

Albergue Bey’in yanaklarından gözyaşları süzülüyordu. Yıllardır içine attığı her şeyi nihayet dökebilecek durumdaydı. “Sana her zaman, ama her zaman bir evlat gibi davrandım. Seni terk ettiğimi düşünüp kendi başına çekip gittiğine hâlâ inanamıyorum… Seni aptal herif!”

“Evlat mı…? Ben mi?” diye mırıldandı Serge kısık bir sesle.

Louise Hanım öfkeyle gözyaşlarını sildi. “Beni seviyorduysan bunu en baştan söyleseydin ya! Etrafa felaket saçmaktan başka bir şey yapmadın. Bizden nefret ettiğini sandım! Bu yüzden senden uzak durdum!”

“B-ben sizden hiç nefret etmedim ki…”

“Babamıza bak! Onu kendi oğlunu vurmak zorunda bıraktın. Bu sorumluluğu başkasına bile devredemiyor…” Hıçkırıklara boğulunca sesi kısıldı.

Ailesinin ağladığını görmek, hiçbir şeyin başaramadığını başardı ve gerçekler nihayet Serge’in zihnine dank etti. Hayatında ilk kez, “Üzgünüm…” dedi. “Üzgünüm baba… Abla.” O da ağlamaya başladı. Ama artık çok geçti. Ne kadar acı olsa da bir daha asla bir insan gibi yaşayamayacağı ortadaydı.

Albergue Bey’in parmağı tetikte kasıldı. Ancak tetiği çekemeden onu kenara ittim. Kendi tüfeğimi kavrayıp namlusunu Serge’in alnına dayadım.

“N-ne yapıyorsun Leon?” diye çıkıştı Albergue Bey.

“Bir baba kendi evladının canını almamalı. Bu işi bir yabancıya bırakın.”

Serge’in gözleri bir an şaşkınlıkla açıldı, ardından yüzüne derin bir rahatlama yayıldı. “Üzgünüm… Sana da yük oldum.”

“Aklını başına daha önce toplayıp dürüst olabilirdin. O zaman işler bu raddeye gelmezdi. Gerçekten de tam bir yükten ibaretsin,” diye karşılık verdim.

“Ha ha, y-yalan değil.” Kısa bir duraksamadan sonra devam etti. “Hey, madem benim için her şey bitti, en azından bir şey sormama izin ver. Daha önce bana ne söyleyecektin?”

Doğru ya. Henüz insanken ona bir şey söylemeye çalışmışım.

“Ailenin seni her zaman sevdiğini söyleyecektim. Şanslısın ki son anın gelmeden önce bunu kendi gözlerinle gördün.”

“İstediğimden çok sonra oldu ama neyse, yapacak bir şey yok. Bundan sonrasını sana havale ediyorum, tamam mı? Benim hikayem buraya kadarmış.”

Gözlerini kapattı. Tetiği çektim. Patlamanın şiddeti onu yüzlerce parçaya ayırmaya yetti. Albergue Bey de Louise Hanım da bakışlarını benden kaçırdı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.