Lelia gözlerini açtığında üzerinde tanıdık bir okul üniforması vardı. Etrafını saran oda, gerçekliğini yitirmiş gibi duran beyaz bir bulanıklıktan ibaretti. Kendini bir rüyanın içine hapsolmuş gibi hissetse de bu mekân şüphe götürmez derecede tanıdıktı.
“Doğru ya… burası benim odam.”
Evet, önceki hayatındaki odaydı bu. Bir köşede televizyon ve konsol duruyordu; uyuyakalmadan önce açık bıraktığı gibi öylece çalışıyorlardı. Etrafa saçılmış birkaç oyun kutusu göze çarpıyordu. Bunlardan biri, yeniden doğduğu otome oyunu serisinin ikinci oyunuydu.
İnsanın içini sızlatan, öylesine tanıdık bir rüyaydı ki… Bir an için bu anın tadını çıkardı ama birden yanında birinin dikildiğini fark etti. Emile da kendi okul üniformasını giymiş, yanı başında duruyordu.
“Emile?” diğe soluklandı. Zamanında ona çektirdiği eziyetleri hatırlayınca kalbini ağır bir suçluluk kapladı. Özür dilese bile genç adamın öfkeyle patlamasını bekliyordu. “Özür dilerim. Çok ama çok özür dilerim. Sana hep çok kötü davrandım, Emile.”
Emile ise ona gülümsedi. Yüzündeki ifade, en son karşılaştıklarındakinden katçek kat daha yumuşaktı. Eski haline döndüğünü hisseden Lelia biraz olsun rahatladı.
“Önemli değil. Seni gerçekten anlayamayan bendim.”
“Ne?”
Emile gözlerini odada gezdirdi. “Bunlardan hiç haberim yoktu. Anlıyorum… Demek insanların gerçekten de geçmiş hayatları varmış.”
Önceki hayatının gözler önüne serilmesi Lelia’yı utançtan adeta yaktı kavurdu. Bakışları ayaklarına kaydı. “Ben berbat biriyim, değil mi? Bana yapılan her şeyden nefret ettim, sonra gidip birebir aynısını sana ve kız kardeşime yaptım. En nefret ettiğim insanların günahlarını sırtlanıp etrafımdakileri incitmek için tekrarladım.” İçindeki o çirkinliği ruhunun en derinlerine gömmüş olabilirdi ama varlığını biliyordu ve buna katlanamıyordu.
Emile’in sesi son derece yumuşak ve şefkatliydi. “Çok uzun süre acı çekmişsin.”
O an oda şekil değiştirmeye başladı. Silik ve bulanık görüntüler halinde anne babasıyla kız kardeşi belirdi; eski halinin etrafında söylenip duran bir kalabalık oluşturmuşlardı.
“Neden ablana biraz olsun benzeyemiyorsun?!”
“Gerçekten tam bir aptalsın.”
Anne babası onu azarlarken, ablası kenardan izleyip gülüyordu.
“Ne kadar da gerizekalı. İşleri nasıl idare edeceğini artık öğrenmelisin.”
Bu figürleri tanıyordu fakat yüzleri düz ve belirsizdi. Artık neye benzediklerini neredeyse hatırlamıyordu bile. Yine de sahne o kadar canlıydı ki hatıralar zihnine hücum etti. Dizlerinin üzerine çöktü. “Durun. Bu kadarı yeter.”
Emile yanına çömelip kollarını ona doladı; sıcak, huzur veren bir sarılıştı bu.
“Neler yaşadığını fark edemediğim için çok üzgünüm, Lelia.”
“Senin bir suçun yok! Her şeyi mahveden benim,” diye üsteledi genç kız.
Emile yavaşça geri çekilip içinde yaşadıkları otome oyununun kutusunu eline aldı. Parmakları illüstrasyonun üzerinde, kendi resminin üstünde gezindi. Diğer erkekler çok daha ön planda duruyordu; geliştiricilerin oyundaki varlığına hiç önem vermediği açıkça ortadaydı. Garip bir şekilde gülümsedi. “Düşünmesi gerçekten çok tuhaf… Senin için kurgusal bir karakterden fazlası değildim.”
Lelia onun öfkelenip bağırıp çağırmasına kendini hazırlamıştı ama genç adam ona dönerken yüzündeki gülümseme hiç bozulmadı.
“Lelia, artık vedalaşma zamanımız geldi. Yaşamaya devam etmelisin.”
“Ne?” Kız başını hızla kaldırdı.
“İlk başlarda senden ruhumun en derin köreşine kadar nefret ediyordum. Ama seninle birleştikten sonra geçmişine dair her şeyi öğrendim. Yaşadığın her şeyi bilmek gözlerimi açtı.” Önceki hayatının gerçekliğini öğrenmiş, hatta bunu kabullenmişti. İşin acı tarafı, tam birbirlerini anlamışken yollarının ayrılacak olmasıydı. “Yaşamaya devam etmeni istiyorum. Sen yaşa, ben seni uzaktan izleyeceğim.”
“Emile? H-hayır. Seninle olmak istiyorum!” Kendisini ve geçmişini kabullendiğini bilmek Lelia’nın kalbini sıcacık bir hisle doldurmuştu; ama hemen ardından ondan sökülüp alınacak olması yıkıcıydı. Bu kederi henüz hazmedememişken, sağ elinin sırtında aniden bir nişan belirdi. “Bekle, bu da ne…?”
“Sana Rahibe Nişanı’nı veriyorum,” dedi genç adam. “Söz veriyorum, seni izliyor olacağım. Kendi mutluluğunu bul, Lelia.” Etraflarındaki manzaranın içinde yavaşça eriyip kayboldu ama sesi yankılanmaya devam etti. “Seni kurtarmak için biri geldi. Artık… dönme vakti.”
Lelia elini ileriye doğru uzattı. Parmak uçlarının hemen ötesinde Noelle’in yarı şeffaf silüeti belirdi. Ana hatları o kadar belirsizdi ki adeta bir hayaleti andırıyordu. Noelle ona sarılırken bile Lelia şaşkınlıktan tek kelime edemedi.
“Hiç değilse ölüm döşeğimde uslu duramaz mıydın?” diye çıkıştı Noelle öfkeyle, fakat sesindeki sevinç sözlerini ele veriyordu.
“Abla, çok özür dilerim.”
“Tamam, bu seferlik seni affediyorum. Abla olarak sana son merhametim olsun, anlaştık mı?”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.