Geç Kalınmış İtiraf

Lelia, Luxion’un hangarında duran ve onları Licorne’dan buraya getiren küçük gemiye doğru ilerledi. Gözlerini gemiye dikti. Gövdesine tutunup güçlükle içeri tırmandı, sürücü koltuğuna çöküp kumandaları kavradı. Ana gemiyi geride bırakıp gidecekti.

“Her şey ortaya çıktı işte… Yanılan benmişim meğer. Ne komik ama. Bu dünyaya reenkarne oldum, insanları nasıl kafaya alacağımı biliyordum ve bir şekilde… Her şeyi mahvetmeyi başardım.”

Geçmiş hayatından kalan bilgi ve tecrübeyi kullanarak çocukken etrafındaki yetişkinleri parmağında oynatmıştı. Ama yaptığı her şey sonunda elinde patlamıştı. Oysa asıl ana karakter Noelle olmalıydı; yine de Lelia’nın araya girmesi yüzünden anne babaları Noelle’e tek bir sevgi kırıntısı bile göstermemişti.

Bunca zaman sonra gerçekleri görmesini sağlayan da tam olarak bu oldu.

“Eski hayatımdaki ablam ne yaptıysa aynısını yaptım ve bu süreçte ablama acı çektirdim. Ha ha…! Gerçekten tam bir aptalım.”

Önceki yaşamındaki ablası da yaranma konusunda ustaydı. Anne babasının tüm sevgisini tek başına toplamış, sanki hakkıymış gibi Lelia’nın hayatındaki her bir mutluluk damlasını emmekten çekinmemişti. Lelia’nın ondan ruhunun en derinlerinden nefret etmesine şaşmamak gerekirdi.

Bir otome oyununun, üstelik daha önce oynadığı bir oyunun içinde yeniden doğduğunu anladığında, bu kez farklı bir yol izlemeye karar vermişti. Ne pahasına olursa olsun anne babasının gözüne girecekti. başarmıştı da. Fakat bu uğurda, bu hayattaki ablasının hakkı olan sevgiyi ondan çalmıştı. Kimsenin kendisini gerçekten sevmediği düşüncesine öyle körü körüne kapılmıştı ki bunu fark edememişti bile. Bunun yerine, en doğrusunun bu olduğuna inanarak bütün zor işleri Noelle’in sırtına yıkmıştı.

“İğrenç biriyim. Tam bir pislik.” Hıçkırıklara boğulan Lelia, gemiyi hangardan dışarı yönlendirdi. Dışarıda, doğrudan Luxion’un ana gemisine doğru gelen tek gözlü yaratığı fark etti. Yaratık gözlerini dikmiş, doğrudan ona bakıyordu. Dokunaçlarını savurarak ona doğru hızlandı; besbelli boca etmeye hazırlanıyordu.

Lelia gemiyi yaratığa doğru sürdü. Kaçmaya bile yeltenmedi.

“Aynısını yaptım. Nişanlım ve ablam beni terk edip birlikte olmuştu. Ben de Emile’i Noelle’in elinden alırken birebir aynısını yaptım.”

Evet, nefretinin tek hedefi ablası değildi. Kendisini yüzüstü bırakıp ablasına giden nişanlısından da nefret ediyordu. Aşağılık tekiydi. Yine de kendisi farkında bile olmadan Emile’e çok daha kötüsünü yapmamış mıydı? Emile ile Serge’i teraziye koymuş, sanki aralarında seçim yapmak en doğal hakkıymış gibi tartıp biçmişti… Tıpkı eski nişanlısının kendisi ile ablasına davrandığı gibi. Kendini asla affetmeyecekti. O an, her şeyi tam da burada bitirmeye karar verdi.

“Özür dilerim Emile. Bana istediğini yapabilirsin ama… Lütfen dur artık. Ablamla Leon’un yeniden kavuşmasına izin ver.”

Gemiyi dosdoğru Kutsal Ağaç’a kırdı. Ağacın dalları onu yakalamak için uzandı. Tüm gemi sarsılıp savruldu. Bu çalkantılı karmaşanın ortasında, Arroganz’ın elini uzatmış halde kendisine doğru hızla yaklaştığını gördü.

“Bunca zaman haklıydın,” diye mırıldandı. “Çok özür dilerim.”

Dokunaçlar geminin etrafını sarıp sıkıştırdı. Gemi büyük bir gürültüyle patladı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.