Julius, Leon’un yemekhaneden çıkmasını bekledikten sonra Marie’ye döndü. Yumuşak bir ses tonuyla, "Sana bir şey yapmadı, değil mi?" diye sordu.
Marie’nin yüzündeki bitkinlik her halinden okunuyordu. "İyiyim ben. Hem Leon asla bana el kaldırmaz."
"Nihayetinde o bir erkek, biliyorsun. Tedbiri elden bırakmamak lazım."
Marie ne cevap vereceğini bilemedi. Omuzları çöktü. "Julius, ben temizliğe geri dönüyorum. Sen de işinin başına git."
"Ama bekle!"
Marie adamı sırtından hafifçe ittirdi. "Hadi git artık!"
"Ama Marie, seninle olmak istiyorum!"
"Bu gidişle temizliği hayatta bitiremeyiz! Görev yerine dön!"
Yemekhaneden adeta kovulan Julius, koridorda amaçsızca süzülen Luxion ile karşılaştı. İçinde biriken tüm öfkeyi ona kusmaya karar verdi. "Hey, senin ustanın zaten kendi nişanlıları var, ne diye Marie’ye yanaşıp duruyor?" Julius, parmağını Luxion’a doğru salladı. "Ona göz kulak olsan iyi edersin!"
Robot soğuk bir sesle, "Bana emir verme," diye karşılık verdi. "İşinin başına dön."
Luxion, Leon’a karşı genellikle o kadar itaatkardı ki bu kaba tavrı Julius’u şaşkına çevirdi. Prens apışıp kaldı. "B-ben..."
Luxion ise çoktan dikkatini, omzunda fırçasıyla koridorda yürüyen Leon’a çevirmişti bile.
"Luxion, açlıktan ölüyorum. Hadi yemek yiyelim."
"Usta, öğle aramıza daha kırk beş dakika var."
"Kimin umurunda? Gidip bir şeyler atıştıralım."
"Pekâlâ, yapacak bir şey yok o halde."
Luxion, ustasının isteklerine karşı her ne kadar homurdansa da aralarındaki o sarsılmaz bağ açıkça görülüyordu. Bu durum Julius’un canını fena halde sıktı.
"N-neyin nesi bu şimdi? Gerçekten inanılmaz!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.