Saray Koridorlarında yankılanan Fısıltılar

Kraliçe ile birlikte karşılıklı oturabileceğimiz sessiz bir odaya geçtik. Hizmetçilerin ikram ettiği çay, şimdiye kadar kendi ellerimle yaptıklarımın hepsinden katbekat lezzetliydi. Farkı yaratan kesinlikle çay yapraklarının kalitesi değildi; demliğin başındaki el son derece becerikliydi.

Kendi kendime yenilginin burukluğuyla homurdandım, içten içe bu beceri bende de olsun istiyordum. Kraliçe Mylene’in söze girmesini beklerken Luxion yanımda sessizce gizleniyordu.

Sonunda sessizliği bozan Kraliçe oldu. "Prenses Hertrude ile aranız nasıl? Onu da maceranıza ortak ettiğinizi duyduğumda biraz endişelenmiştim."

"Kendisi gelmek için çok ısrar etti. Ama saraydan izin aldığını sanıyordum?"

Majestelerinin yüzü bir anda gölgelendi. Anlaşılan Bayan Hertrude’un bu yolculuğa çıkmasına bizzat rıza göstermemişti. "Saraydakilerin kafası bu konuda biraz karışık. Şahsen ben, onun en başından beri burada eğitim görmesini bile doğru bulmuyordum."

Demek Kraliçe Mylene karşı çıksa da saraydan birileri bu yolculuğa onay vermişti. Endişelenmesi çok doğaldı; düşman bir devletin prensesi, kendi oğluyla aynı akademide eğitim görüyordu. Tabii bir de Bayan Hertrude’un güvenliği meselesi vardı. Kraliçe’nin penceresinden bakıldığında, bir prensesi böyle bir maceraya göndermek çok büyük bir risk teşkil ediyordu.

Ona hak vermemek elde değildi. Kendini bilmez bir aptalın teki kafasına göre bir işe kalkışıp Bayan Hertrude’a saldırmaya yeltense, bu durum uluslararası bir krize yol açardı.

İşte bu yüzden, Bayan Hertrude akademide olduğu sürece saray ona kadın şövalyelerden ve öğrencilerden oluşan bir muhafız alayı tahsis etmişti. Yine de tüm bu önlemler endişeleri gidermeye yetmiyordu.

Kraliçe anlatmaya devam etti. "Prensesle bizzat konuştum. Bunu açıkça dile getirmese de krallığa karşı içinde büyük bir kin besliyor."

Bayan Hertrude, krallık ile prenslik arasındaki asıl çatışma dönemini yaşamamış olsa bile, prenslik bu düşmanlığı onun zihnine kazımıştı. Ne diyeceğimi bilemeden kaşlarımı çattım. Durup dururken, "E, krallık da sütten çıkmış ak kaşık değil hani," diyecek halim yoktu. Bu çok çetrefilli bir meseleydi ve en iyisi ağzımı sıkı tutmaktı.

Korkaklık mı dersiniz? Evet, öyleyim, ne olmuş yani? Korkak tekiydim işte.

Ben sessizliğimi korurken Kraliçe Mylene devam etti. "Vikont Bartfort, daha doğrusu Leon, prensliğin bu işin peşini öyle kolayca bırakacağını hiç sanmıyorum."

"Haklısınız kuşkusuz." İçte biriken o intikam hırsı öyle kolay kolay sönüp gitmezdi.

"Azize’nin kişisel muhafız birliğinin komutanlığına getirilmenin senin için de büyük bir yük olduğunu biliyorum. Bu arada, Lafan Hanedanı’nda yaşananlardan haberin var mı?"

Başımı iki yana salladım.

Majesteleri elini yanağına koydu, kaşları endişeyle bükülmüştü. "Julius ve arkadaşları vadesi gelen borçları bir şekilde kapatmayı başardılar ancak Lafan Hanedanı’nın borcu, daha doğrusu Azize’nin borcu katlanarak arttı. Normal şartlarda bu tür davranışlar sergileyen bir soylu hanedanın unvanlarını ellerinden alırdık ama o Azize olduğu için birçok soylu böyle bir adıma şiddetle karşı çıkıyor."

Belki de Marie gerçekten lanetliydi. Çocuklar tam borçlarını sıfırladı derken işler yine sarpa sarmıştı. Marie bunu duyduğunda muhtemelen bayılma noktasına gelirdi. Yüzündeki o çaresizliği görmeyi çok isterdim, karşısına geçip iyice bir gülerdim herhalde.

"Saray ve tapınak şimdilik onun açığını kapattı fakat bu durum önümüzdeki yılın bütçesinde bazı sıkıntılara yol açacak."

Yani Marie’nin Azize olarak kullanabileceği ödenek ciddi şekilde tırpanlanacaktı. Ailesinin biriktirdiği borç yükü herhalde dağları aşmıştı.

Yarabbim, bunları dinledikçe çayın tadı damağımda daha da tatlanıyordu. Kraliçe Mylene bana hem gerçek hem de mecazi anlamda hayatımın en tatlı çayını sunuyordu. Bu gece kesinlikle deliksiz bir uyku çekecektim.

Majesteleri, "İşte asıl sorun da tam burada başlıyor," dedi. "Leon, sen onun kişisel muhafızlarının komutanısın. Soylular bu bütçe krizinin sorumluluğunu senin üstlenmeni istiyor."

"Efendim?"

"Bu göreve daha yeni atanmış olsan bile, saray ve tapınaktaki pek çok kişi seni cezalandırmadan bu işin peşini bırakamayacağımızı savunuyor."

İşler çirkinleşmeye başlıyordu. Kızın harcamalarının faturasını bana nasıl kesebiliyorlardı, akıl alır gibi değildi.

"B-bir dakika. Beni kızın başına koruma diye dikip sonra da onun yaptığı harcamalardan beni sorumlu tutmak biraz haksızlık değil mi?"

"Seni çok iyi anlıyorum ama korkarım ki insanlar her zaman suçlayacak bir günah keçisi ararlar."

Harika, bu dünyanın da benim eski dünyama benzeyeceği tutmuştu, tam zamanıydı gerçekten.

"Senin sosyal basamakları bu kadar hızlı tırmanmanı çekemeyenler var. Ancak onların seni ezmesine öylece seyirci kalamam. Senin vikont unvanına yükselişini ben destekledim. Seni korumak için elimden gelen her şeyi yapacağım."

"Teşekkür ederim, minnettarım... Bir saniye. Beni siz mi desteklediniz?"

"Evet, doğru. Korsanlarla olan o olayı hatırlıyor musun? Brad ve Greg bana gelip arkadaki asıl gücün sen olduğunu anlattılar. Bir de üstüne prenslik meselesi eklenince senin terfi ettirilmeni bizzat ben önerdim." Gülümsemesi o kadar parlaktı ki gözlerimi kamaştırıyordu.

H-hayır, şu an odaklanmam gereken şey bu değildi! Benim hiçbir zaman gözüm yükseklerde, o şaşaalı unvanlarda olmamıştı ki! "Şey, aslında ben daha büyük bir unvan peşinde değildim. Benim asıl istediğim..."

"Evet?" Başını hafifçe yana eğdi, adeta bir tanrıça gibi ışıldıyordu.

Benden yaşça büyük olduğunu biliyordum ama o kadar tatlıydı ki! Hem zihinsel olarak bakarsak belki de ben ondan daha yaşlıydım. Tanrım, heyecandan başımı döndürüyordu!

Onun benim için tırnaklarıyla kazıyarak aldığı bu makamı istemediğimi söylersem kalbi kırılabilirdi, belki de yaptığına pişman olurdu. Onu üzmeye asla kıyamazdım. Bu yüzden o an heyecandan kafamda şimşek gibi çakan tek şeyi yumurtlayıverdim.

"Ben sizi istiyorum."

"B-bekle! S-sen ne dediğinin farkında mısın! Ben neredeyse senin annen yaşındayım!"

Aramızda en fazla yirmi yaş falan vardı herhalde. Benim standartlarıma göre gayet makul bir sınırdaydı! Hem o, akademideki o kızlardan katbekat üstündü. Onlar sadece konumum değişti diye etrafımda fır dönmeye başlamışlardı. Kraliçe Mylene ise bambaşkaydı, kelimenin tam anlamıyla kusursuzdu!

Uzanıp ellerini avuçlarımın arasına aldım. "Öyle olsa bile, ben yine de..."

Kraliçe Mylene’in hizmetçilerinden biri hafifçe öksürdü. "Öhöm."

Kahretsin. Kendimi yine fazla kaptırmıştım. Sarayda olduğumuzu tamamen unutmuştum.

Majestelerinin yanakları kıpkırmızı kesilmişti. Kahretsin, bu utangaç tavırlarına bayılıyordum. İçimden onu daha da fazla utandırmak geliyordu.

"Bak, yine benimle eğleniyorsun," dedi. "Bu yaptığın çok kötü bir alışkanlık, Leon."

Ah, bir de kraliçe olmasaydı, o zaman onu elde etmek için gerçekten tüm tuşlara basardım.

Majesteleri bizi tekrar asıl konumuza döndürerek, "Her neyse," dedi. "Prenses hakkında kafamı kurcalayan başka bir husus daha var."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.