Başkentin hemen yanındaki yüzen adada her zamankinden daha yoğun bir hava gemisi trafiği vardı. Limanı dolduran gemiler yüzünden adım atacak yer kalmamıştı. Ağabeyim Nicks tam orada beni bekliyordu.
“Leon, iyisin!” Beni gördüğüne gerçekten sevinmiş gibiydi.
Ablam Jenna da hemen yanındaydı. “Zindandan mı kaçtın sen?!”
Ve elbette, kucağından düşürmediği kölesi Miauler da yanındaydı. Beni gördüğü an gözleri panikle yuvalarından fırladı.
“Harika zamanlama,” dedi Nicks. “Bizimle gelebilirsin. Babam bizi almaya daha yeni geldi.” Eliyle bir hava gemisini işaret etti.
“Harika zamanlama ya, ne demezsin.” Gemiden içeri adımı attım ve mürettebattan birini durdurdum. “Hey, babam nerede?”
“Kümeste, Genç Efendi. Yine ne işler açtınız başımıza?”
“Benim bir suçum yok. Ablamın şu kedi kulaklı kölesine kızın. Ve sakın o pisliği gemiye almayın!”
O küçük piç bana ihanet etmeye kalkmıştı, öyle mi? Güzel. Artık Jenna’nın yanında yeri yoktu. Şımarık ablam feryat figan bağırıp çağırdı ama ben gözlerimi devirip koridorda hızlı adımlarla ilerledim. Komuta köprüsüne vardığımda babamı kaptanla kafa kafaya vermiş konuşurken buldum.
“Lord Balcus, halk gemimize akın ediyor. Herkes başkentten kaçma derdinde.”
“Çocuklarım gemiye bindiğinde alabildiğimiz kadar kişiyi güverteye doldurun, hemen kalkıyoruz. Hmm? Leon, sen misin?” Babam beni görünce gözlerinin içi güldü ama bu sevinç saniyeler içinde yerini karanlık bir ifadeye bıraktı. “Yine ne haltlar karıştırdın? Seni zindana attıklarını duymuştum.”
“Üzgünüm baba ama yardımına ihtiyacım var.”
“Ha? Ne saçmalıyorsun sen—”
Lafa girip olan biteni, neden tutuklandığımı ve sürecin nasıl geliştiğini anlattım. Miauler denilen o aşağılık yaratığın bana nasıl kumpas kurduğunu da ekledim. “Ama şimdi savaşa giriyorum ve arkamda durmanı istiyorum.”
Babamın yüzündeki bütün kan çekildi. Onu bu halde görünce içim cız etmedi değil. “Gerçekten tam bir budalasın,” dedi. “Kaçıp gitseydin kimse seni suçlamazdı. Neden kaçmıyorsun? Ne akılsız bir evlatsın sen böyle.”
Babama verdiğim hava gemisi muazzam bir zırhlıydı, sergilediği performans gerçekten parmak ısırtıyordu. Mürettebatı da geminin her detayına hakimdi. Sırtımı yaslayabileceğim insanlar arasında babam en güçlüsüydü.
Babam zihninde bir muhasebe yaparken Nicks ve Jenna komuta köprüsüne girdi. Miauler da tıpış tıpış arkalarından geliyordu.
“Baba,” diye söze girdi Nicks panikle. “Zola ve yanındakiler dışarıda gemiye binmek için bağırıp çağırıyor. Yanında kocaman bir kalabalık var.”
Babam derin bir iç çekip çıkışa doğru yürüdü. Geçerken Miauler’ı ensesinden tuttuğu gibi sürüklemeye başladı.
“D-dur! Bırak Miauler’ı!” diye feryat etti Jenna. “Neden bu kadar kaba davranıyorsun?”
Miauler kurtulmak için çırpındı ama babamın kavrayışı taş gibi sağlamdı.
“Lütfen bırakın beni,” diye yalvardı Miauler. “Ben bir şey yapmadım!”
“Oğlumu sattın sen. Senin gibi birini gemimde barındırmam. Duyuyor musun beni, seni işe yaramaz tüy yumağı?!” Babam gürledi. Hayatımda ilk kez onun böyle kükrediğini duyuyordum. Öfkesi tepesindeydi. Bakışlarını Jenna’ya dikti. “Leon’a ihanet eden bir pisliği gemime getirmeye nasıl cüret edersin! Nicks, sen köprüde kalıyorsun. Jenna, odana git ve sesini çıkarma. Biri şunu götürsün. Hemen!”
Mürettebattan biri ablamı kolundan tutup götürürken babamla birlikte güverteden dışarı çıktık. Limanı dolduran binlerce insanın yarattığı mahşeri bir uğultunun ortasına düştük.
Zola ve yalakaları iskelede bizi bekliyordu. Bizi gördüğü an feryadı bastı: “Balcus! Çabuk ol da bizi gemiye al! Malikânedeki servetimi kurtarmak için hemen başkente dönmemiz lazım! Anladın mı beni?”
Babam tek bir kelime bile etmeden Miauler’ı öne doğru fırlattı. Kedi adam sendeleyerek öne düştü.
“D-durun, lütfen! Bir dinleyin—”
“Kapa çeneni.” Babam belindeki kılıcı sıyırdı. Çeliğin havayı yaran ıslığı duyuldu ve tek bir hamlede Miauler’ın kafasını gövdesinden ayırdı. Sonra da cansız bedene sert bir tekme savurdu. Başsız ceset ve yuvarlanan kafa boşlukta süzülerek aşağı çakıldı.
Zola’nın lafı boğazına tıkandı, dehşetle geriledi. En büyük ağabeyim Rutart ise kadının arkasına saklanmış titriyordu.
“Savaşa gidiyoruz,” dedi babam. “Rutart, sen de geliyorsun. Bu senin ilk savaşın olacak.”
“B-bana emir veremezsin, seni dağ ayısı dağı meşesi!”
Çenemi kapalı tuttum.
“Balcus, sen ne yaptığını sanıyorsun!” Zola şoktan sıyrılır sıyrılmaz cırlamaya başladı. “Bunca yıldır yaşadığın o huzurlu hayatı kime borçlu olduğunu unutuyorsun galiba—”
“Rutart’ı ver,” diye tekrarladı babam. “Savaşa gidiyoruz.”
Onu daha önce hiç böyle görmemiştim.
Zola ayağını yere vurdu. “Aşağılık pislik! Küstah budala! Rutart benim canım oğlum! Onun damarlarında senin o kirli kanının tek bir damlası bile akmıyor! İlla savaşa gitmek istiyorsan kendi işe yaramaz veledini gönder!”
Aha. Öfkesine yenik düşüp ağzındaki baklayı çıkarıvermişti. Şaşırtıcı bir gerçek değildi belki ama yine de mide bulandırıcıydı.
Babamın gergin yüzü bir anda rahatladı. “Tahmin etmiştim. Neyse, içim rahatladı en azından. Elveda, Zola.”
“D-dur!” diye bağırdı Zola. “Öyle demek istemedim! Balcus! Gerçekten bir mirasçı istiyorsan sana hemen bir tane doğurabilirim. Yeter ki kaçmama yardım et!”
“Üzgünüm, işim başımdan aşkın.” Babam arkasını dönüp mürettebata işaret verdi. Bartfort Hanesi’nin zırhlı muhafızları hemen iskeleye doluştu. “Zola’yı limanın dışına atın. Ve Leon!”
“Efendim!” Babamı her zaman pısırık, acınası bir adam olarak görmüştüm ama bugün gerçekten çok havalı duruyordu.
“Herkesi güvenle eve ulaştırdıktan sonra başkente döneceğim. Ama sana bir sorum var. Buna gerçekten hazır mısın? Yani, zihnen?” Kaşları endişiyle çatılmıştı.
Hiç değişmemişti işte. Nedense bu durum beni mutlu etti. Onu böyle endişelendirdiğim için kendimi biraz ezik hissetsem de başımla onayladım.
“Pekala. O zaman ne gerekiyorsa yapacağım, bana güvenebilirsin. Bildiğin gibi yap. Karşı çıksam da beni dinleyecek değilsin ya zaten. Şaşırtmayı hiç bırakmıyorsun.”
Teşekkürler, baba. Ben de öyle yapacağım.
Başını sürekli belaya soktuğum için adama gerçekten üzülüyordum. İster bu hayatımda olsun ister önceki hayatımda, ailemin başını ağrıtmaktan başka bir şey yapmamıştım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.