Gecenin Getirdikleri

Yolcu gemisinin kaptanı ve öğretmenlerle konuştuktan sonra, yorgunluktan bitap düşmüş bir halde Ortak'taki odama çekildim. Luxion'ın robotlarından biri kapının önünde nöbet tutuyordu.

Kapıyı açmak için uzanırken, "Eline sağlık," dedim.

Robot önümü kesti.

"Hadi ama. Kendi odama girmeme de mi izin vermeyeceksin?"

Hiç istifini bozmadan yolumu tıkamaya devam etti.

"Çekil de geçeyim hadi! Çok yorgunum!"

Gözleri adeta bir protesto edasıyla parıldadı ama onu kenara itip kapıyı zorla açtım.

Luxion araya girdi. "Usta, görünüşe göre odanız zaten dolu..."

Kapı sonunda kayarak açıldı. İçeri daldığımda Angie ve Livia'yı yatağımda uyurken buldum. Yüzleri birbirine dönüktü, el ele tutuşmuşlardı. Göğüsleri yavaşça inip kalkıyordu. Üzerlerine bir battaniye örtülmüştü ama kesinlikle üniformalarıyla değillerdi. Yakınlarda süzülen bir robot, kızların kıyafetlerini ütülüyordu.

Bir dakika, bu sadece iç çamaşırlarıyla kaldıkları anlamına mı geliyordu?

İkisinin de yüzünde son derece sevimli bir ifade vardı. Görülmeye değer, çok kıymetli bir manzaraydı.

Birkaç adım geri çekilip kapıyı sessizce kapattım. Koridora çıktığımda sırtımı kapıya yaslayıp yere çöktüm.

Bacaklarımı kendime doğru çekip hesap sormak istercesine gözlerimi Luxion'a diktim. "Bunu bana daha önce söylesene! Angie'nin babası beni diri diri derimi yüzecek!"

"Görünüşe göre sizi beklerken uyuyakalmışlar. Çok yorgun olmalılar."

İnanılmaz derecede tatlı görünüyorlardı. Eğer bu kadar olgun bir adam olmasaydım, o battaniyenin altına göz atmak isteyebilirdim.

Yetişkin biri olduğuma dua edin. Ama her halükarda, siz kızlar da daha dikkatli olmalısınız. Erkekler birer canavardır!

"Peki şimdi ben nerede uyuyacağım?"

Tüm öğrenciler ve personel Ortak'a doluşmuşken, geriye hiç boş oda kalıp kalmadığını düşünmeye başladım.

Koridorda yankılanan ayak sesleri gitgide yaklaştı ve tam önümde kesildi. Başımı kaldırdığımda Chris'i gördüm.

"Ne var?"

"Bartfort, senden bir cevap bekliyorum. Benimle kılıç düellosuna girmek istememenin sebebi, seni yenme şansımın olmadığını düşünmen, değil mi?"

Bu çocuk neden bahsediyordu yine? Kılıç konusunda senin gibi yetenekli birini yenebileceğimi falan mı sanıyordun?

Alaycı bir tavırla burnumdan soludum. "Şaka mı bu? Kusura bakma ama ne dediğini anlamıyorum."

Chris başını iki yana salladı. "Hayır, Kara Şövalye'yi yendin. Beni ve arkadaşlarımı kendine rakip olarak bile görmüyorsun, değil mi? Yeteneklerini tamamen hafife almışım. Kendimden utanıyorum."

Asıl bu yanlış anlaşılma yüzünden utanman gerekirdi. Bir şeyler kazanabildiysem, bunun tek sebebi Arroganz'dı. "Bak, durumu tamamen yanlış yorumluyorsun..."

Ancak Chris'in gözlerinde yepyeni bir kararlılık parlıyordu. "Sana yetişeceğime yemin ederim! Daha da güçleneceğim. Beni dengin olarak kabul etmek zorunda kalacağın kadar güçleneceğim. Sana bunu söylemek istemiştim. Artık hedefim sensin."

Bu sözlerin ardından arkasını dönüp gitti.

Nerede yanıldığını açıkça anlatmak için arkasından gitmeyi düşündüm ama bu çok büyük bir eziyetti. Zaten o ve diğer asilzadeler akıllarını başlarına toplamakta biraz geç kalmışlardı.

Yine de koridorda uzaklaşan sırtına bakarken aklıma bir fikir geldi.

"Buldum! Bu görevin tüm başarısını onun üzerine yıkacağım."

"Yine mi sinsi planlar, Usta?"

Aşk olsun, bunun neresi sinsi? Üstelik bu başarıyı üstlenmek Chris'i benden çok daha mutlu ederdi.

Aldığım kararın verdiği huzurla, kapıya yaslanmış bir halde uyuyakaldım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.