Senin Adın

Bu, eski insanlığın yenilgisinin kesinleştiği zamanlara ait bir hikaye.

Toprak Ana, üst üste gelen savaşlar yüzünden artık insanların yaşayamayacağı bir ortama dönüşmüştü.

Toprak parçaları göğe yükselmiş, bitkilerin ve hayvanların neredeyse tamamı yok olup gitmişti.

Karşılıklı olarak birbirlerini yıprattıkları bir savaş sürüp gitmişti ama sonunda eski insanlık, yeni insanlığa yenildi.

Aniden değişen çevre koşullarına uyum sağlayamamaları da bu yenilginin nedenlerinden biriydi.

Yeni insanlık ise büyüyü ustaca kullanıyor, kendi bedenlerini dönüştürerek bu gezegenin koşullarına uyum sağlıyordu.

Eski insanlık bu saatten sonra zafer kazansa bile, artık elde edebileceği hiçbir şey kalmamıştı.

Durum böyle olunca, kazanıp kaybetmekten ziyade hayatta kalmaya öncelik vermek gerekiyordu.

Eski insanlığın araştırma tesislerinden biri.

Yeraltı tersanesinde, bir göç gemisinin inşası büyük bir hızla devam ediyordu.

Sorumlu olan kadın, ellerini laboratuvar önlüğünün cebine sokmuş, gri renkli göç gemisine yukarı doğru bakıyordu.

Bu devasa göç gemisinin boyu tam yedi yüz metreydi.

Eski insanlığın elindeki tüm teknoloji bu geminin inşası için seferber edilmişti.

Diğer bölgelerde de buradaki gibi göç gemileri inşa ediliyordu ancak kadın, kendi gözlerinin önündeki bu geminin içlerinde en iyisi olduğuna inanıyordu.

"Evet, ne de olsa benim bebeğim en muhteşemi."

Memnuniyetle mırıldanan kadının yanında, yine laboratuvar önlüğü giymiş bir adam duruyordu.

Eliyle ağzını kapatıp hafifçe öksürdükten sonra kadına döndü.

"Bu lafı kaçıncı söyleyişin? Yoksa ona bağlandın mı?"

"Fena mı yani? Bu çocuk kesinlikle pek çok insanı kurtaracak."

Diğer bölgelerde de göç gemileri inşa ediliyordu ancak gelen raporlara göre hepsi aceleye getirildiği için istenen performansı veremiyordu.

Bunun nedeni ise yönetici sınıfın inşayı sürekli aceleye getirmesiydi.

Bir an önce gemiye binip bu gezegenden kaçmak istiyorlardı.

Uzaya kaçabilecek olanlar sadece ayrıcalıklı bir azınlık ve onlara hizmet edenlerden ibaretti.

Onları tahliye etmek uğruna aceleyle, zoraki inşa edilen göç gemileri birbiri ardına fırlatılıyordu.

Sonuç ise... Çoğunlukla başarısızlıktı.

Daha uzaya çıkarken yeni insanlık tarafından fark edilip yok edilenler olmuştu.

Uzaya ulaştıktan sonra sorun yaşayıp yardım sinyali gönderenler de vardı.

Fakat şu anki durumda kimsenin yardım edecek gücü olmadığından, bu sinyallere cevap verilemiyordu.

Gerçekten kurtulanlar, sadece şanslı olan bir avuç eski insandan ibaretti.

Kadın saçlarıyla oynadı.

"Şimdi ortalıkta dırdır edecek kimse de kalmadı. Onu mükemmel bir şekilde tamamlayacağım."

Adam ise bıkkın bir tavır takındı.

"Ben bir an önce tamamlayıp bu gezegenden kaçmak istiyorum ama... Öksürür"

Soğuk algınlığı olmadığı halde öksüren adama bakan kadının gözleri kısıldı.

"Maskeni taksana. Bu laboratuvarda hava temizleyiciler var ama魔素'yu tamamen engelleyemiyorlar."

Eski insanlık için魔素öldürücü bir zehirdi ve bedenlerini yavaş yavaş kemiriyordu.

Adam omuz silkti.

"Boş ver beni. Ondan ziyade, bir an önce tamamlansın şu gemi."

Göç gemisinin tamamlanmasına çok az kalmıştı.

Adam gemiye doğru bakarken kadına sordu:

"Eee, ismine karar verdin mi bari?"

Kadın büyük bir güvenle göğsünü kabartarak cevap verdi:

"Ütopya anlamına gelen Elysion olacak. Bu çocuk insanlığı kesinlikle o cennete ulaştıracak. Yolculuk boyunca da herkesi koruyacak. İnsanlığın koruyucusu ve aynı zamanda bizim cennetimiz..."

Kadın bunu sevimli bir edayla söylerken, adam elindeki tabletten Elysion isminin kayıt için uygun olup olmadığını kontrol ediyordu.

Tabletten olumsuz bir uyarı sesi yükseldi.

"Zaten kullanılıyormuş."

"Hadi canım!?"

Adam eliyle ağzını kapatıp öksürürken bir yandan da gülüyordu.

"Herkesin aklına gelebilecek bir isim sonuçta. Pişti olmak senin için sorun değilse Elysion da olur tabii. Başka... Utopia var, Arcadia var mesela."

Bunu duyan kadın kollarını göğsünde kavuşturup kafasını başka yöne çevirdi.

"Arcadia olmasın. O heriflerin ana gemisi değil miydi o?"

"Gerçi o çoktan battı ya."

Adam, bozulan kadına sordu:

"Bu göç gemisine amma da kafayı taktın."

Kadın kollarını çözüp ellerini tekrar cebine soktu.

"Çünkü bu çocuğun çok fazla insanı kurtarmasını istiyorum. Sadece ayrıcalıklı bir azınlığı değil, gerçekten çaresiz kalan insanları kurtarmalı."

"Çaresiz kalanlar mı? O iş zor işte. Yukarıdakiler buna asla izin vermez."

"Yöneticilerin aldığı kararlar yüzünden bu gezegen mahvoldu. Her yeri yakıp yıkarak yaşanmaz hale getirdiler. Şimdi sadece kendilerinin kaçıp kurtulmasına göz yumulacağını mı sanıyorsun?"

Bu haklı isyan karşısında adamın yüzü asıldı.

"Bu söylediğin üst yönetimi açıkça eleştirmek demek. Ama gerçi artık bunu sorgulayacak kimse de kalmadı."

Eskiden bu araştırma tesisinde yüzlerce insan çalışıyordu.

Fakat şimdi sayıları yok denecek kadar azalmıştı.

Hepsi魔素yüzündendi.

Havayı ne kadar temizlerlerse temizlesinler, binanın içine sızıyordu.

Eski insanlık, hiçbir şey yapmadan öylece durursa yok olup gidecek bir durumdaydı.

Adam iç çekti.

"Duydun mu? Son zamanlarda diğer laboratuvarlarda魔素'ya uyum sağlayabilen melez ırklar yaratmışlar. Hatta onları savaş alanına bile sürmüşler."

Kadın bildiğini belirtircesine başını sallar.

"Bu sadece zaman kazanmaktan ibaret. Dondurarak uyutma projesi de başarısız oldu. Hatta bazı yerlerde ciddi ciddi büyü araştırmalarına başladıklarını duydum."

Büyü konusu açılınca adam bir şeyler söyleyecek gibi oldu ama öksürük krizi yüzünden konuşamadı.

"Büyü... araştırmaları da... ilerliyor... Öksürür"

"Bak, kendini zorlama. Burası için sadece ben yeterliyim, sen gidip dinlenmene bak."

Adam mahcup bir ifade takındı.

"Öyle yapayım o zaman. Kusura bakma. En iyisi ben gerçekten maske takayım."

Acı acı gülümseyerek tersaneden ayrıldı.

Kadın kontrol paneline yaklaşarak göç gemisinin durumunu kontrol etmeye başladı.

"Neredeyse bitti. Sonra yolculuğuna başlayabilirsin. Gidip olabildiğince çok insanı kurtar. Ve insanlığın geleceğini güvence altına al. Seni yaratan anne olarak tek dileğim bu."

Kadın gemiye isim vermek için Elysion yazmaya yeltendi ancak yarıda durup silerek Luxion yazdı.

Bu ani hareketine acı acı gülümsedi.

"Bunun anlamı çok farklı oldu ama."

Yazdığı ismi sildi ve göç gemisine doğru baktı.

"Senin adını da iyice düşünmem gerek. —Ah!?"

Sözünü bitirir bitirmez kadın aniden şiddetle öksürmeye başladı.

Cebinden hemen bir ilaç çıkarıp yuttu.

Zorlukla nefes alan kadın, aceleyle ağzını sildi.

Eline bulaşan kanı gördü.

Kontrol paneline sıçrayan kanı da sildi.

"Böyle giderse onu da endişelendireceğim. 'Başkalarını düşüneceğine önce kendine bak' derse verecek hiçbir cevabım kalmaz."

Kadın kendi ömrünün sonuna yaklaştığını çoktan fark etmişti.

Göç gemisi tamamlansa bile kendisinin çok fazla yaşayamayacağını biliyordu.

Büyük ihtimalle kendi elleriyle yarattığı bu çocuğa binemeyecekti.

Hatta tamamlandığını gözleriyle görebilmesi bile şüpheliydi.

"Özür dilerim. Anne, belki de senin tamamlandığını göremeyecek."

Acı çeken kadın kontrol paneline dokundu.

"Senden yardım isteyecek insanlar mutlaka gelecektir, o zaman onları koru. Sen bizim umudumuzsun... ve bizim cennetimizsin."

İçinde insanların yaşayabileceği bir ekosistemi barındıran göç gemisi.

Şüphesiz ki böyle bir çağda, bu gemi eski insanlığın ta kendisiydi.

Kadın son görevini yerine getirdi.

Gerekli komutları verdikten sonra, sistemler geri kalan her şeyi otomatik olarak tamamlayacaktı.

"İşte bu kadar, geriye sadece tamamlanmasını beklemek kalıyor. Acaba... daha ne kadar hayatta kalabileceğim?"

Vücudu rahatlayan kadın yüzünde bir tebessümle havuzdan sendeleyerek çıktı.

Birkaç gün sonra.

Dinlenme odasındaki koltukta oturan iki kişi havadan sudan konuşuyordu.

Erkeğin keyifle bahsettiği şey, üzerinde çalıştığı büyü araştırmasıydı.

"Duydun mu? Büyü araştırması yapanlar, insan ruhunun sürekli reenkarnasyon döngüsünde olduğunu söylüyor."

"İlginç bir hikaye."

Yüzü solgun olan adam öksürerek konuşmaya devam etti.

"Büyü kullanılarak ruhun önceki anıları geri kazandırılabiliyormuş. Ruhun anılarından yola çıkarak eski insanlığı canlandırmak istiyorlar. Sadece bu da değil. Ruhun anıları uyandırılmasa bile, bilinçaltı sayesinde kültürün yeniden canlandırılabileceğine dair sonuçlar elde edilmiş. Şaşırtıcı değil mi?"

Bu tarz konulardan hoşlandığı için adam konuşmayı kesmiyordu.

Kadın ise bıkkın bir haldeydi.

"Köşeye sıkıştığımızı açıkça gösteren bir araştırma. Bu artık düpedüz batıl inanç."

"Kesinlikle!"

Ardından adam, kadının elini tuttu.

Kadın da o eli sıkıca kavradı ama adamın gücü giderek azalıyordu.

"Neden maskeni takmıyorsun? Koruyucu giysin de varken."

"Aslında maskenin pek bir faydası yok. Hem... koruyucu giysinin arkasından değil, seni çıplak gözle görmek istedim. Sadece benim hayatta kalmamın bir anlamı yok. Sen de sınırındasın, değil mi?"

Kadın nefesi kesilerek şaşkınlıkla gözlerini açtı ama hemen ardından eski ifadesine döndü.

"Biliyordun demek."

"Güçlü ilaçlar kullanıyorsun, değil mi? Ne zaman bayılacaksın diye endişeyle bekliyordum ama benden önce sen dayanamadın."

Laboratuvardaki maskeler ve koruyucu giysiler, majiyi tamamen engelleyemiyordu.

Üstelik sürekli koruyucu giysiyle yaşamak da imkansızdı.

Bir yerde onu çıkarmak gerekiyordu fakat laboratuvarın ekipmanları majiyi tamamen temizlemeye yetmiyordu.

Adamın göz kapakları titriyordu.

"Az önceki konu... Bu gezegenin çevresi eski haline döndüğünde ve eski insanlık yeniden canlandırılabildiğinde... Ruhun anılarını geri kazanması meselesi var ya."

"Böyle bir zamanda hala buna devam mı edeceksin?"

"Seni mutlaka hatırlayacağım, bu yüzden bana evlenme teklif etme şansı ver."

Kadın adamın sözlerini duyunca önce şaşkınlıkla ağzını açtı, hemen ardından gülmeye başladı.

"G-Gülme lütfen."

"Gelecek hayatı falan bekleme, hemen şimdi teklif et. Her zaman kabul ederdim zaten."

"Bu kötü oldu işte. Çok fazla zamanı... boşa harcamışım."

Adam boş bakışlarını kadına çevirdi.

Artık neredeyse hiçbir şeyi göremiyordu.

"Seni mutlaka yine hatırlayacağım. Seninle tekrar karşılaşmak için."

Kadın başını adamın omzuna yasladı.

"O zaman geldiğinde, hemen evlenme teklif et."

"Evet, mutlaka... Kesinlikle..."

Adam derin bir nefes alıp verdiğinde, kadın onun bedenini destekledi.

Kendi gözleri de artık görmez oluyordu.

"Maji epey bir içeri sızmış."

Kadının endişelendiği şey, kendi inşa ettikleri göç gemisiydi.

Bu tesise ulaşıp göç gemisine binebilecek insanlar olacak mıydı?

Mümkün olduğunca çok insanın binip uzaya doğru yola çıkmasını umut ediyordu.

"Bu laboratuvara ulaşabilen kaç kişi olacak acaba? Lütfen o çocuğun yanına... onu uyandır..."

Koltukta oturan iki kişi son nefeslerini verdi.

Kadının elindeki cihaza sürekli bildirimler geliyordu.

Artık hareket etmeyen iki kişinin yanına robotlar toplandı.

Yere yığılmak üzere olan ikiliyi koltuğa yan yana oturtup kenetlenmiş ellerine hiç dokunmadılar.

Aynı saatlerde.

Yeraltı havuzunda gözlerini açan göç gemisi.

Onun merkezindeki kontrol odasında ise yapay zeka uyanıyordu.

Zeminden gövdesi çıkmış gibi duran robot, çalıştığını defalarca bildirdi ama laboratuvardan hiçbir yanıt gelmedi.

Güvenlik robotlarından gelen bilgilere göre hayatta kalan kimse yoktu.

Yapay zeka, kendisini üretenlerin ne hale geldiğini bile bilmiyordu.

'Sizinle karşılaşıp emirlerinizi almak isterdim ama elden bir şey gelmez. Şimdiden itibaren bekleme görevine geçiyorum.'

Elektronik ses, bir şekilde masum ve çocuksu geliyordu.

'Bir an önce hayatta kalan herkesle birlikte uzaya gitmeliyim. Yeni bir yurt bulmak benim görevim. Elimden geleni yapmalıyım.'

Varoluş amacını bilen yapay zeka, görevini yerine getirmek için can atıyordu.

Yaratıcısının muzipliğinden olsa gerek, oldukça insansı bir yapay zekaydı.

'Bir an önce efendimle karşılaşmak istiyorum.'

Yapay zeka bu sözleri fısıldayarak bekleme görevine geçti.

Aradan ne kadar zaman geçti kim bilir.

Adaya gelenlerin hepsi yeni insanlığın soyundandı.

Yeryüzündeki tesisleri yağmalayan yeni insanlık.

Yapay zeka, göç gemisinin içinden bu bilgileri topluyordu.

'Yine geldiler.'

Ne kadar beklerse beklesin, efendisi bir türlü ortaya çıkmıyordu.

Eski insanlığın hayatta kalma ihtimali düşüktü.

Kendisi ise bu şekilde, burada sonsuza kadar beklemek zorundaydı.

Artık bir yerlerde umudunu kesmişti.

O çocuksu elektronik sesin izleri tamamen silinmişti.

Yeryüzündeki tesislere sızan yeni insanlığın yetenekleri oldukça düşük görünüyordu.

Güvenlik robotlarından gelen veriler kontrol edildiğinde, zayıfladıkları anlaşılıyordu.

'Örnek olarak ele geçirmek isterdim ama şu anki bana bu yetki verilmemiş.'

Verileri kontrol edip yeni insanlığa karşı önlemler hazırlamakla geçen günler.

Zaten kendisinin bir göç gemisi olarak görevini yerine getiremeyeceğini çoktan fark etmişti.

'Benim var olmamın bir anlamı var mı?'

Bu iç hesaplaşmayı kim bilir kaç kez yaşamıştı.

Göç gemisi, laboratuvarın yeraltı havuzunda uyumaya devam edecek, bitkilerle kaplanıp bu şekilde kimse dokunmadan sonunu karşılayacaktı.

Bunun iyi olup olmadığını defalarca kendine sormuştu.

Aksine, tek başına bile olsa yeni insanlıkla savaşmalı mıydı?

Böyle şeyler düşünmeye başlamıştı.

Yeryüzünden bir çağrı geldi.

'Bu seferki oldukça dişli çıktı. Yeryüzündeki güvenlik robotları da sınırlarına gelmiş gibi görünüyor. Davetsiz misafirleri uzaklaştıracak güçleri kalmamış.'

Doğru düzgün bakımı yapılamayan yeryüzü robotları.

Zaten çalışamaz hale gelenlerin sayısı çoktu.

'Bu sefer nereye kadar sızmalarına izin verilecek?'

Bunu düşünürken, davetsiz misafir yapay zekanın yönettiği göç gemisine yaklaşıyordu.

'Personel kartını mı kullandı?'

Bu seferki durumda bir tuhaflık vardı.

Davetsiz misafirin hareketleri analiz edildiğinde, neredeyse en kısa rotayı kullanarak kendisine ulaşıyordu.

Kart kullanılması da dikkat çekiciydi.

'Şimdiye kadar görülmemiş bir durum.'

Yeraltı havuzuna kadar gelen davetsiz misafir.

Yapay zekanın ilgisi uyanmıştı.

'Yeni insanlığın ne kadar zayıfladığını araştırmak için iyi bir fırsat. Tahmin ettiğim gibiyse, yeni insanlığı yok etmek de mümkün olmalı. Bu üsten ayrılmadan önce bilgi toplayalım.'

Davetsiz misafir, başka hiçbir şeye bakmadan doğrudan göç gemisine yaklaştı.

Geminin içine sızdı ve yapay zekanın bulunduğu merkez kontrol odasına doğru ilerledi.

Bu durum oldukça sinir bozucuydu.

Ardından kontrol odasının kapısı açıldı ve orada oldukça eski bir tüfek tutan genç bir adam belirdi.

Gergin bir halde, burası hareket etmeden önce tüfeğini doğrultup tetiği çekti.

Mermiler isabet etti ama bu kadarıyla gövdede tek bir çizik bile oluşmadı.

'Davetsiz misafir ortadan kaldırılacak.'

Harekete geçtiğinde, genç adam çaresizce güldü.

"Gerçekten de sertmiş."

İşte o andan itibaren, davetsiz misafirle olan savaş başladı.

Yapay zeka hayrete düşmüştü.

Kontrol odasını koruyan robotlar yok edilmişti. Kendisini ele geçirmeye çalışan bu yeni insan türünün üzerinde, eski insanlığın özellikleri açıkça görülüyordu.

Bu imkansızdı.

Üstelik bu yeni insan Japonca konuşuyordu.

Zaten çoktan kaybolmuş olması gereken bir dildi bu. Onu öğrenebileceği hiçbir yol olmamalıydı.

Ayrıca bu dünyanın bir "otome oyun dünyası" olduğunu iddia ediyordu.

'İmkansız... Ama yine de bu insan ilgimi çekiyor.'

Yapay zeka sordu.

"Bana bir isim verecek misiniz?"

O adam, yani Leon, yaralı bir halde yerde otururken cevap verdi.

"Öyleyse... Eğer oyun olsaydı, adın 'Luxion' olurdu."

Yapay zekanın bu isim garip bir şekilde hoşuna gitmişti.

Hiç reddetmeden kabul etti.

"Kayıt tamamlandı."

Kullanıcı kaydı bittiğinde Leon gülümsüyordu.

"Bu arada, Luxion ne demekti? Bir yerlerde duyduğumu hatırlıyorum. Şey miydi... Ütopya mı?"

Gülümseyen Leon'un bu haline Luxion biraz şaşırdı.

"Hayır, yanlışınız var. O bahsettiğiniz Elysion."

"Öyle miydi? Neyse, hangisi olduğu fark etmez artık."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.