Yoklama listesindeki numaralarına göre beşer kişilik takımlara ayrılmışlardı. Basketbol dersinin tam ortasındaydılar; küçük spor salonunun sahasında kızlar ve erkekler sırayla maç yapıyordu.
Öğle yemeğinin ağırlığı çökmüşken yapılan beden eğitimi dersi tam bir işkenceydi. Eşofmanlı lise öğrencileri mayışmış bir halde, hantal hareketlerle ortalıkta dolanıyordu.
“Kızlar feci kasıyor, resmen lag var.”
“Ben erkek halimle kasmaya başladım... Oha, iç çamaşırı izine bak...”
“Kim? Nerede?”
Yere vuran topların gürültüsü ve zeminde gıcırdayan ayakkabı sesleri, spor salonunun genişliğinde yankılanırken kulağa cansız ve gevşek geliyordu.
Bir köşeye kümelenmiş olan erkekler, uysal inekler gibi yere yayılmışlardı. Azarlanma korkusu olmayan, tatildeki yaşlı adamlar gibi duvara yaslanmış veya yan gelip yatmışlardı. Yarı açık, memnun gözlerle, eşofmanlı kızların kalçalarını hep birlikte süzüyorlardı.
O grubun bir köşesinde, donuk bir ışıltı saçan garip bakışlı olanı söze girdi: “Taiga’nın eşofman paçası sökülmüş, değil mi...”
Sanki inek sürüsünün arasına inek desenli taytla sızmış, düşman yakuza liderinin canını almaya çalışan bir kiralık katil gibiydi... ya da değildi. Sadece Takasu Ryuuji’ydi ve o da herkes kadar bitkin görünüyordu.
Kendi iradesinden bağımsız olarak keskin duran gözleri, maçın başında aslında farklı bir avın peşindeydi. Hedefi, on kişilik kız grubunun içinde hareketleri olağanüstü canlı olan ve topu takip ederken at kuyruğu zıplayıp duran kişiydi. Sportif kız Kushieda Minori’ye baka kalmıştı.
Neden mi? Çünkü ondan hoşlanıyordu.
Sanki bir mıknatısa kapılmış gibi, Ryuuji’nin gözleri o göz kamaştırıcı gülümsemeyi takip ediyordu. Sonra bir anlığına yan tarafa göz ucuyla baktı ve dikkati dağıldı; bakışları artık başka bir yere mühürlenmişti. Neden mi? Çünkü buna takılmadan edemiyordu. Doğası böyleydi.
“Ooo, tabii ki gözün başka yerde Takasu. Evet, paçası ha, demek öyle.”
Birinin dirseği dostça sırtına dürttü.
“Avuç İçi Kaplanı’nın ayak bilekleri... Harikalar. Ne zevk ama, seni koca sapık.”
Başka birinin parmağı böğrüne battı.
“Hayır, bilekleri değil, paçası. Oha, cidden sökülüyor...”
Tehlikeli derecede keskin, sanpaku gözbebekleri, sanki bir kızın ayaklarına yapışmış gibi odaklanmıştı. O sökülmüş ve sarkan paçalara, sanki saf bir öfkeyle gözlerinden ışın çıkarıp onları yakabilecekmiş gibi dik dik bakmaya devam etti.
Aslında gözlerinden ışın falan çıktığı yoktu. Sadece o hafta sonu onları tamir edeceğine dair kendi kendine söz veriyordu.
Söz konusu eşofmanın sahibi, Avuç İçi Kaplanı Aisaka Taiga, bu bakışların farkında bile değildi. Tamamen isteksiz bir halde, sadece diğerleriyle birlikte koşturuyordu. Kaleyi korumak için iki elini birden havaya kaldırdı ama boyu o kadar kısaydı ki hiçbir engel teşkil etmedi; top başının üzerinden kavis çizerek kolayca fileden geçti.
Kihara Maya, zafer nidasıyla kollarını havaya kaldırdı; ince boynunu açıkta bırakan uzun kestane rengi saçları yan taraftan bağlanmıştı. Çoraplarını çekmek için eğildiğinde, yakasından göğüsleri bir anlığına göründü ve erkek grubundan gizli bir sevinç fısıltısı yükseldi.
“Aaaah! Taiga, neden?!”
“Benim suçum değil!”
Basketbol konusunda ciddi olan tek kişi olan Minori, takım arkadaşı Taiga’ya sitem ederek yuvarlanan topun peşinden koştu. Vücudunda akan atletik kan, bu tembel öğleden sonraki beden eğitimi dersinde bile onu kamçılamaya yetiyordu.
“Sayı yapan tek kişi benim! Taiga, zerre kadar çaba göstersen bu işte gerçekten iyi olurdun! Şimdi az önce aldıkları sayıyı geri al!”
“Tamam, anladık...”
Taiga, Minori’nin hızlı pasını yakaladı ve en azından şimdilik top sürmeye başladı. Çok çaba harcıyor gibi görünmüyordu ama topu geri almak için kollarını uzatan karşı takımın kızlarının altından çevikçe sıyrılıveriyordu. Top sanki o küçük ellere yapışmış gibiydi.
Yerde yatan erkek grubundan hayranlık dolu bir mırıltı yükseldi: “Oha.”
“Avuç İçi Kaplanı’nın benzersiz reflekslere sahip olacağı zaten belliydi. Müthiş iyi oynuyor.”
“Aslında, poposu biraz küçük değil mi?”
“Evet, minnacık.”
Hareketlenen grubun ortasında, sadece Ryuuji huzursuz hissediyordu; içindeki bir ses Taiga’nın az sonra kendi paçasına basıp yere kapaklanacağını söylüyordu. Sonra Minori’nin yine sevimli bir şeyler yaptığını fark etti. Taiga’nın peşinde koştururken ellerini çırpıyor, “Güzel, güzel, Taiga-chan, aynen böyle!” diye bağırıyordu. Ryuuji’nin gözleri, gizli duygularının hararetiyle daha tehlikeli bir şekilde parladı. Bakışları huzursuzca sağa sola kayıyordu.
Nihayetinde, Taiga üç kişilik bir grubun ortasında kaldı.
“Hey, Çimhuahua!”
Grubun ayaklarının yanından seken isabetli bir pasla Taiga, topu sadece kendisinin kullandığı o çok tuhaf lakaplı kişiye gönderdi: Kawashima Ami.
“Vay! Ami-chan, Ami-chan geliyor!”
“Çok tatlısın, resmen meleksin! Harikasın, tam bir modelsin!”
“Ami-chan, eşofmanla bile çok tatlısın! Çok güzelsin! Kyaaa!”
Yere serilmiş budalalar, aniden parıldıyor gibi görünen o göz alıcı güzellik için bir anda ayağa fırlayıp ellerini birleştirdiler. Onun hamlesini beklerken heyecandan ve sabırsızlıktan yerlerinde duramıyorlardı. Bu beklenen bir şeydi. Ami hem bir lise öğrencisi hem de profesyonel bir modeldi. Yüzü herkesten daha duru ve çarpıcıydı; o kocaman gözleri mücevherler gibi ışıldıyordu. Eşofmanının içinde bile o ince, uzun boyuyla balta girmemiş ormanlardan çıkıp gelmiş güzel bir peri kızı gibiydi.
Kısacası, herkes onun ne kadar muhteşem olduğunu kabul ederdi. Kişiliğindeki pek çok kusuru bilen Ryuuji bile, istemsizce gözlerini ondan alamıyordu.
“Hayır, hayır, durun, tırnaklarım şu an çok uzun, topa dokunamam. Kırılabilirler,” diye söylendi Ami, kiraz rengi dudaklarını büzerek.
Sonra sol elini yanağına koydu ve sanki çöpe bir şey atıyormuş gibi, kendisine paslanan topu sağ eliyle geri fırlattı. Taiga topu yakalayamadı; top başının tepesinden sekip havalandı ve doğruca karşı takımın ellerine gitti.
“Ah.” Taiga inleyerek başını tutarken, Ami gökleri bile dehşete düşürecek bir şey söyledi.
“Üüzgünüm! Olamaz, Aisaka-san! O darbe seni daha da mı kısalttı yoksa?! Ay hayır, şimdi küçücük kaldın... Ay, sanırım zaten hep bu kadar kısaydın! Şaka yaptım!”
Ha ha ha! Ami, sevimli görünmeye çalışarak güldü.
“Nüahhh! Ne yapıyorsun be Ahmin, aptal!”
“Minori-chan, eğer pes edersek maç zaten bitecek, değil mi? ♥”
“Sen ne diyorsun?! Bu şekilde bitmesine asla izin vermem!”
Ami’yi arkadan kovalayan Minori, Ami’nin ince boynunu birkaç kez gıdıkladı. Ami debelendi.
“Ne yapıyorsun sen, budala?! Seni aptal Çimhuahua! Seni cahil! Seni mankafa! Seni sahte masum Çivava! Kapkara bir kalbin var! Kişiliğin beş para etmez! Seni iğrenç sapık! Senin kafanı koparacağım!”
Bunu sineye çekmeye hiç niyeti olmayan Taiga, soluk bile almadan Ami’nin boğazına bir yumruk indirdi. Diğer tüm kaslarını eğitebilirsin ama boğazını asla, der gibiydi bu hamle. Ami dizlerinin üzerine çöktü.
“Hey, Minorin, buraya at, buraya!” Vakit kaybetmeden Taiga, Ami’nin yanındaki Minori’den pası aldı.
“Hey, Çimhuahua, sana bir kez daha pas veriyorum!”
Taiga topu Ami’nin kafasının tam tepesini hedefleyerek fırlattı. Ami hâlâ iki büklüm olmuş, öksürerek yere çökmüş haldeydi. Küt! Top, Ami’ye çarptığında garip bir ses çıkardı ve havada korkutucu bir isabetle süzülerek yine karşı takımın ellerine gitti.
“Taigaaa?! Ne yaptığını sanıyorsun sen?! Beni delirtmeye mi çalışıyorsun?!”
“Hayır Minorin, bu az önceki Çimhuahua’nın suçuydu.”
“Öhö... Olamaz. Cidden Aisaka-san, sana inanamıyorum...”
Ami sonunda ayağa kalktı ve yüzüne, sahte olduğu her halinden belli olan o saf, melek gibi gülümsemeyi yerleştirdi. Bu kan dondurucu tavır karşısında Taiga bile huzursuzlukla bir adım geri çekildi. Ami, hâlâ sırıtırken aralarındaki mesafeyi emin adımlarla kapatmaya başladı.
Bu dehşet verici manzarayı uzaktan izleyen erkekler içinse bu, yaz ortasındaki bir fırtına bulutundan daha hızlı şekillenen şehvetli bir fantezi sahnesinden başka bir şey değildi.
“Çok tatlı bir gülümsemesi var. Ami-chan kesinlikle bir melek...”
“Aman, aman, Kaplan paçasına takılıp yere kapaklandı...”
“Ami-chan da fırsattan istifade Kaplan’ın üzerine biniyor. Ne güzel, keşke bana da aynısını yapsa...”
“Birinin sırtına binmek nedense çok hoş görünüyor...”
“Aşağıdan bakınca kim bilir nasıl görünüyordur...”
Ryuuji, her zamanki katliamlardan birinin başladığını fark eden tek kişiydi. Ami’nin uzun kolları Taiga’yı boğmaya çalışıyor, Taiga’nın küçük parmak uçları ise Ami’nin gözlerini oymaya çabalıyordu. Böğürtüleri spor salonunda yankılanıyordu. Basketbol oynama vaktinin geçtiğini anlayan diğer kızlar, ikisini ayırmaya çalışarak, kaçarak, yardım ederek ya da kendi hallerine bırakarak büyük bir kargaşa çıkarıyorlardı.
Bu cehennemvari sahne yaşanırken Haruta aniden söze girdi.
“Hey millet,” dedi, “hepiniz Ami-chan’dan hoşlanıyorsunuz, değil mi? Onun tatlı olduğunu düşünüyorsunuz, değil mi? Bence öyle.”
İç karartıcı derecede uzun saçlarını eliyle arkaya itti. Saçlarının sadece uçları solmuştu; muhtemelen yazın yaptırdığı (ve pek bir meşhur olan) o sarı saç stilinin kalıntılarıydı. Sonra yüzünde normalde hiç görülmeyen ciddi bir ifadeyle, kolunu hararetle Ryuuji’nin omzuna attı.
İğrenç, diye geçirdi içinden Ryuuji. Haruta’nın elini üzerinden atarken, Ami sanki can çekişiyormuş gibi bir çığlık attı. Ona ne yapıldığını bilmiyordu ama Ami sahanın ortasında sırtüstü uzanmış haldeydi.
Ancak orası orasıydı, burası da burası. Erkek grubu, ceza niyetine Haruta’nın alnına birer fiske vurdu.
“Durup dururken neden bahsediyorsun sen? Bu senin için bile fazla kendini beğenmişçe bir laf, Haruta.”
“Ami-chan’la geçirdiğim şu tatlı anları senin saçma sapan muhabbetlerinle bozma.”
Haruta, kızarmaya başlayan alnını ovuştururken bile o gizemli iddiasından geri adım atmadı. "Oof... Ama siz de öyle düşünüyorsunuz, değil mi? Herkes Ami-chan'a sırılsıklam aşık, haksız mıyım?"
"Tabii ki, çünkü Ami-chan çok tatlı."
"Ama senin ağzından duyunca bir sinir bozucu oluyor be Haruta. Sanki çok samimiymişsiniz gibi değerli Ami-chan'ımın adını öyle ulu orta anmanı istemiyorum. Ami-chan sınıfın, hatta tüm okulun en tatlı kızı."
"Ha, konu bu mu? O zaman ben Avuçiçi Kaplanı tarafındayım. O vahşiliği beni benden alıyor."
"Ne? Ben Kashii'yi seviyorum. Sanki şöyle hafifçe itsen hemen devriliverecekmiş gibi bir hali var. Nazik, bağışlayıcı ve benim gibi birini bile kabul edebilecek biriymiş gibi duruyor."
"Konu oraya geldiyse, Kihara süper değil mi ya? Aramızda kalsın ama öyle davrandığına bakmayın, daha önce hiç sevgilisi olmamış."
Olamaz, ciddi mi? Ryuuji bunu hayal bile edemedi. Erkekler birbirlerine fısıldayarak iyice havaya girerken, içinden, bence Kushieda çok tatlı, diye geçirdi. Taiga ve Ami'yi ayırmak için aralarına daldığındaki o cesareti ne kadar da tatlıydı. Hatta kendisini ısırmaya çalışan Taiga'yı, bak, korkacak bir şey yok, diyerek sakinleştirirken takındığı o tuhaf yüz ifadesi bile çok tatlıydı.
Haruta, sanki her birinin zihninden geçen o pembe hayalleri topluyormuş gibi, hepsine keskin ama imalı bir bakış attı.
"İşte! Budur! Sayın baylar ve bayanlar!"
Burada hiç bayan yok, hem ne bayanı? gibisinden genel bir itiraz yükseldi. Haruta söylenenlere hiç kulak asmadı.
"Beyler, hoşlandığınız kızları okul dışındaki halleriyle, ne kadar tatlı göründüklerini merak etmiyor musunuz? Mesela, bir hizmetçi kılığında nasıl olurlardı? Hehe! Doğru ya, Takasu, sen de bize katılırsın değil mi?"
Ryuuji, arkadaşının nane kokan sıcak nefesini yanağında hissetti. Refleks icabı gözlerini dikip Haruta'nın yüzüne baktı.
"Haruta, iyi misin sen? Yaz tatilinde tuhaf bir şeylere mi bulaştın? Tuhaf bir uyuşturucu, saadet zinciri ya da bir tarikat falan... Yoksa Kawashima'yla seni ezip yazlığa gittiğimiz için kuyruk acısı mı çekiyorsun?"
"Kuyruk acısı çekiyorum tabii! Ama bu başka bir mesele. Ben ciddiyim! Ah, çok bağırdım. Hepiniz beni dinleyin ve bunu ciddiye alın. Yuri-chan bir sonraki uzun etütte kültür festivali ve sınıfın standı hakkında konuşacağını söylemişti, değil mi? İşte o iş bende. Geçici komite üyesi benim."
"Öyle miydin?"
"Hiç haberim yoktu..."
"Eee? Ne olmuş yani?"
Haruta bu istenmeyen tepkileri eliyle kenara itip grubun merkezine geçti. "Gelin, gelin," diyerek işaret etti ve sesini iyice alçalttı.
"Şimdi, eğer mesela sınıfça kültür festivali için bir hizmetçi kafe yaparsak, bütün kızları hizmetçi elbiseleri içinde görebiliriz. Eğer tüm erkekler birlik olup çoğunluk oyunu alırsak, itiraz da edemezler. Kızların kafası zaten karışık. Nasıl fikir ama?"
Vay be... Ter kokulu spor salonunun bir köşesinde hafif bir mırıltı yükseldi.
"Haruta için fena plan değil."
"Doğduğundan beri geçen on yedi yılın sonunda nihayet kafasında bir ışık yandı."
"Ailesi kesin çok mutlu olmuştur."
"Hehe, istediğinizi deyin. O zaman herkes tamam mı? Hizmetçi kafe konusunda tamamen hemfikiriz, karar verilmiştir—"
"Bir saniye bekle!"
Haruta'nın gözünün önüne dikilen yüz, siyah gözlüklü can dostu Noto'ya aitti.
"Oyunbozanlık etmek istemem ama hizmetçi kafe yerine kesinlikle bir Çin kafesi önermek istiyorum. Düşünsenize, Kihara'nın üzerinde bir cheongsam... Şöyle parlak kumaştan, vücudunu sımsıkı saran cinsten..." Eliyle kum saati figürü yaptı. "...ve bacağının kenardan hafifçe göründüğünü hayal edin. Bir de gelip size, çayınızı nasıl alırsınız? dediğini..."
Hepsi bu ihtimali düşünerek gözlerini yukarı dikti. Bu gerçekten de değerlendirilebilecek bir seçenekti. Evet, evet. Ryuuji bu fikre tam tav olmasa da, bir sınıf arkadaşının abartılı bir şekilde nihao dediğini hayal edince gözleri parladı. Sonra sanki her şeyi yeniden tartıyormuş gibi kaşlarını çattı.
"Hayır, bekleyin bir dakika..."
Acı dolu sesi, etrafındakilerin hayallerini ve heyecanını bıçak gibi kesti.
"Ne var Takasu? Hepimiz gaza gelmişken neden bize öyle bakıyorsun?"
"İçini okuyoruz senin. Ne pis adamsın be."
Yanlış anlaşılma, diye düşündü. Çocuklara dizginlenemez bir şehvetle bakmıyordu. Sadece aklına bir şey gelmişti.
Kihara bir cheongsam içinde harika görünürdü. Kashii de öyle. Tabii ki Ami'ye de çok yakışırdı, hatta Minori'de bile süper tatlı dururdu. Saçlarını o masum ama seksi topuzlardan yapabilirdi.
Ama o... Taiga o elbisenin içinde çok zavallı görünmez miydi?
Eğer o dümdüz vücuduyla vücuda oturan bir elbise içinde başkalarının bakışlarına maruz kalırsa, aşağılık kompleksi kesinlikle daha da kötüleşir, hatta yemek bile yiyemeyecek kadar ağır bir sinir krizine girerdi. Sonra onunla ilgilenmek zorunda kalan yine kendisi olurdu. O iş bittikten sonra da Taiga kesinlikle onu emir kulu yapardı. Yok pedleri hazırla, yok soya sütü getir falan derdi.
Taiga'ya bir cheongsama kıyasla daha çok yakışacak ya da kendisi için idaresi daha kolay olacak bir şey düşünmesi gerekiyordu.
"Şu Loli muhabbtine ne dersiniz? Hani şu fırfırlı şeyler... Harika olmaz mıydı?"
Erkekler bir anlığına sessizliğe gömüldü. Olamaz, diye düşündü, çok mu ileri gittim? Yutkunarak bekledi.
"Takasu... sen bir dahi misin?!"
"Bu... ayakta alkışlanacak bir fikir. Loli! Ya da Gotik Loli! İstediğim şey tam da bu!"
Çemberin içinden hafif alkış sesleri yükseldi. Sadece Haruta'nın suratı asıktı.
"Durun, bekleyin," dedi. "Tamamen aynı fikirde olmalıyız, öyle kafanıza göre şeyler yumurtlamayın. Ne yapacağımızı şaşıracağız... Şey, ne diyordum ben?"
Kapasitesi yetmiyordu işte, herkes bunu anlamıştı. Sınıfın en büyük budalasına acıyan gözlerle baktılar.
İşte tam o an, gerçek dahi sahneye çıktı.
"Eğer bir cosplay kafe yaparsak, her şeye sahip olamaz mıyız?"
Bütün erkekler arkalarına döndüğünde karşılarında, parıldayan gümüş çerçeveli gözlüklerini parmağıyla yukarı iten örnek öğrenci Kitamura Yuusaku'dan başkasını bulamadılar. İkinci dönem için düzgünce kestirdiği kakülleri jilet gibiydi ve o inek öğrenci motoru tam gaz çalışıyordu. Yüzündeki ve kollarındaki hafif güneş yanığı, yaz boyu katıldığı kulüp faaliyetlerinin ve gezilerin sonucuydu.
"İ-işte bu! Hadi öyle yapalım! Cosplay kafe yaparsak her şey olur! Harikasın Kitamura. O kase kesimi saçların hakkını veriyorsun!"
Haruta neşeyle Kitamura'nın sırtına vurdu. Kitamura, durumdan pek de şikayetçi olmayarak Haruta'nın koltuk altının yapış yapışlığına katlandı. Tabii ki, tabii ki. Herkes onun dahiliğini övüyor, siyah saçlarını karıştırıyor ve beklenmedik şekilde kaslı kollarını ovuyordu.
Yakın dostu Ryuuji de herkesle birlikte Kitamura'ya hayranlık ve sevgiyle bakıyordu. Kafasında mutlu bir hayal kurmaya başlamıştı bile. Tabii ki Minori'yi düşünüyordu; hizmetçi üniforması içinde Minori, cheongsam içinde Minori, Loli kıyafetleri içinde Minori... Herhangi bir Minori ona hafifçe gülümseyip mahcup bir edayla, nasıl olmuş? diye soruyordu.
Gerçekten çok yakışmış, diye geçirdi içinden. Harika. Kesinlikle harika.
Kitamura, kendisini öven ve itip kakan heyecanlı erkeklerin oluşturduğu çemberin ortasında durdu.
"Her şey planladığım gibi!" dedi.
Kimsenin görmemesi için başını öne eğen Kitamura'nın dudakları şüpheli bir gülümsemeyle kıvrıldı. Henüz kimse fark etmemişti. Hehe, diye sessizce güldü.
"Şimdi sadece hamlelerini beklememiz gerekiyor— ah!"
O kafa, yanındaki kafa, arkadaki kafa ve Ryuuji'nin kafası sırayla birer tokat yedi. Bir ara kızların basketbol maçı bitmişti. Spor hocası Kara-kas, hiç de hoşnut olmayan bir ifadeyle yoklama defteriyle çocuklara vuruyordu. Kaç kere çağırılmasına rağmen gelmemiş, birbirlerine yapışık halde durmaya devam etmişlerdi.
"Hepiniz gidin protein tozu için. Protein tozunuzu için de biraz canlanıp hareket edin."
"Ryuuji!" dedi Taiga. "Şuna bak! Dimhuahua yırttı bunu!"
"Tamam..." dedi Ryuuji.
Üst geçitten geçip soyunma odalarına dönerken, Ryuuji bir anlığına Sırat Köprüsü'nü gördüğünü sandı. Taiga arkasından eşofmanına atlamış ve tüm ağırlığını vererek yakasından onu boğmaya başlamıştı. Tam bilinci kapanmak üzereyken, sarsılan görüş alanında bir döner tekme belirdi ya da o öyle sandı.
"Bak tam burası yırtıldı! Dimhuahua yaptı!"
Eşofmanının paçasını gösteriyordu. Kumaş yırtılmış ve trajik bir şekilde topuğunun üzerine sarkmıştı. Ryuuji'ye göstermek için ayağını arkadan ona tekme atacakmış gibi havaya kaldırmıştı. O öyle yapınca, Ryuuji de otomatik olarak ayak bileğini yakaladı.
"Aaa, bu çok kötü... Arkasına bir parça kumaş koyup yamayabilirim sanırım... Bir yama... Ama esneklik meselesi sıkıntı... Sanırım Yasuko'nun şu anneanne atletlerinden birini feda etmem gerekecek."
Annesinin bej iç çamaşırlarını düşünürken kendi kendine kafa salladı. Sadece tek bacağa yama yapabilirdi ama bu sefer de fazladan ağırlık yüzünden dengesi bozulur diye korkuyordu. İki paçayı da kıvırıp dikebilirdi ama geri dönüşü olmayan değişiklikler yapmak konusunda tereddütleri vardı. Spor kıyafetleri bile olsa okul üniformasının bir parçasıydı sonuçta. Alnındaki çizgiler derinleşti.
Karşısında ise Ryuuji ayak bileğini tuttuğu için Taiga dengesini kaybediyordu.
"Iıı! Iıı!" diye bağırdı Taiga, boğuluyormuş gibi kollarını çırparak ama Ryuuji fark etmedi bile. Kafasının içinde makaslar, iğneler, eşofmanlar ve atletler uçuşuyordu. Bu Ryuuji'nin dünyasıydı. İçeri girenler dikkat etsin, yoksa her an ev hanımına dönüşebilirlerdi.
"Hey, cidden ama," dedi Ami. "İnsanların yanlış anlayacağı şeyler söyleme. Kendi paçana basıp düştün ve kendin yırttın, değil mi? Hey, Takasu-kun, sen izliyordun, değil mi? Ben bir şey yapmadım, di mi?"
Ami, muhtemelen söze bir yerden dahil olabilmek için zahmet edip yanlarına kadar koşmuştu. Ryuuji’nin tam önünde durmuş, gözlerini hafifçe yukarı devirerek ona bakıyordu. Kendini acındırmak istercesine sesine masum bir ton vermişti.
Ryuuji kendine geldiğinde içinden bir şaşkınlık nidası koptu. Sanpaku gözlerini Ami’ye çevirdiği an, felaket kapıyı çaldı.
“Oha, az kalsın gidiyordum!” dedi Taiga. “Yine düşecektim!”
İster bilerek olsun ister tamamen tesadüf, Taiga dengesini sağlamaya çalışırken elleri boşlukta savruldu ve...
...Ami’nin eşofmanının belini sıkıca kavrayıp tam yedi santimetre aşağı çekti.
Ryuuji’nin nutku tutulmuş bakışları ve oradan geçen birkaç çocuğun gözleri önünde, Ami’nin kalçasındaki bembeyaz ten bir fenerin ışığı gibi parlayıverdi. Taiga sanki hiçbir şey olmamış gibi alnındaki teri silerken, Ami donakalmış bir halde ona bakıyordu.
Nihayet birkaç saniye sonra, bir kraterden taşan lavlar misali Ami’nin ağzından bir çığlık yükseldi.
“GYYYAAAAaaaaaaa!”
“Öğğ,” dedi Taiga. “Ne gürültü ama.”
Taiga parmaklarını kulaklarına tıkarken, yoldan geçen birkaç çocuk sanki ona dua ediyormuş gibi ellerini birleştirdi. Ami’nin yanakları, artık öfkeden mi yoksa utançtan mı bilinmez, kıpkırmızı kesilmişti.
“S-s-s-sen ne yaptığını sanıyorsun?! Çok korkunçtu!”
“Hah ha, şu tipe bak. Dimhuahua, git de aynaya bak. Gerçek yüzün ortaya çıktı.” Taiga’nın gülümsemesi safi küçümseme doluydu.
Ami kelimelerini bir hıçkırıkla yuttu. Şakağındaki damar belirginleşirken bir an için gücünü topluyor gibiydi.
“Ha... ha ha ha ha ha ha!”
Güm! Ami’nin yüzünde melekvari bir gülümseme belirdi. Sanki demirden dövülerek oraya kazınmış gibiydi. Masumu oynamak için kendini bu kadar zorlaması inanılmazdı. Müzelik bir sanat eseri gibiydi, hayır, bu performans artık gösterişin zirvesiydi.
Ryuuji gayriihtiyari ona huşu dolu bir bakış attı. Yanında ise Taiga burnundan soluyarak gereksiz bir kibirle dikiliyordu.
“Neyse,” dedi Taiga. “Olan oldu işte. Bunu eve götüreceğim, hafta sonuna kadar tamir etmiş ol.”
Emrini verdikten sonra hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Ancak öfke dolu Ami, yüzündeki o sarsılmaz gülümsemeyle onun peşinden daha da hızlı adımlarla ilerledi.
“Ha ha ha ha, bekle bakayım Aisaka-san. Konuşmamız henüz bitmedi, ha ha ha ha ha!”
Kendini bir stand-up gösterisi izlemiş gibi hisseden Ryuuji, kızlar soyunma odasında gözden kaybolan ikilinin arkasından bakakaldı.
Tam o sırada onu fark etti.
Normalde Ami ve Taiga arasında arabuluculuk yapan Minori, onları biraz uzaktan izliyordu; daha doğrusu, az önce ikisinin durduğu boşluğa bakıyordu. Koridorun köşesindeki diğer kızların arasından gizlice gözetliyordu. Gözleri kazara kesişti.
Aklından ne geçtiğini kestiremiyordu ama Minori elini kaldırıp ona son derece yapay ve zoraki bir selam verdi, sanki "S-selam" der gibiydi. Ryuuji de aynı şekilde karşılık verdi ama Minori başka bir şey söylemedi.
Eli hâlâ havada, dar koridorun duvarı boyunca yengeç gibi yan yan yürüyerek mesafesini korudu ve tuhaf, kestirip atan bir gülüşle Ryuuji’nin yanından geçti. Havada kalan eliyle ne yapacağını bilemiyormuş gibi başını kaşıdı.
“Ha ha ha. Şey, o zaman, neyse... Hadi kaçtım!”
Sonra koşarak kızlar soyunma odasına daldı.
Ryuuji başını yana eğip sanpaku gözlerini kırpıştırdı. Hemen arkasında, tüm olana bitene şahit olan Kitamura hayretle kollarını kavuşturdu.
“Bir tuhaf davranıyor. Gerçi zaten pek normal biri sayılmazdı ama.”
Doğru, bir gariplik vardı. Aslında yeni dönem başladığından beri Minori hep böyleydi. Ryuuji dudaklarını büzdü. Minori; Taiga, Ami ya da başkalarıyla beraberken normaldi ama ne hikmetse Ryuuji’ye yaklaştığında araya tuhaf bir mesafe koyuyordu; en azından ona öyle geliyordu.
Yaz tatilindeki gezide yakınlaştıklarını sanmıştı ama belki de olanları işine geldiği gibi yanlış anlamıştı. Hayalindeki Minori ile her şey harika gidiyordu ama zaten öyle olması gerekmez miydi? Hayal gücü sonuçta, adı üstünde.
Ryuuji, gitmek istemiyormuş gibi kızlar soyunma odasının kapısına bakakaldı. Sonra kendisine tuhaf tuhaf bakan tanımadığı bir alt sınıf öğrencisini ürküttüğünü fark edince apar topar erkekler soyunma odasına daldı.
“Pekala, gerisini kültür festivali başkanına bırakıyorum sanırım. Haruta, sahne senin.”
Uzun sınıf toplantısı süresince gerekli duyuruları bitiren sınıf temsilcisi Kitamura, kürsüden inip yeri Haruta’ya bıraktı. Birbirlerine gizli ve anlamlı bakışlar fırlattılar.
“Sağ ol,” dedi Haruta.
“Eyvallah,” diye karşılık verdi Kitamura.
Birbirlerinin yanından geçerken sırıttılar.
Düşününce, komitede olan tek kişi Haruta değildi.
“Ami-chaaan, yapabilirsin!”
“Aha ha, deneyeceğim. ♥”
Kürsüye bir adım önce varan Haruta, yüzünde nahoş bir keyifle duruyordu. Evet, şu an sınıfın hayranlık dolu bakışları ve tezahüratları eşliğinde zarif adımlarla kürsüye çıkan kişi Ami’ydi.
Mayıs ayında nakil olan Ami, şimdiye kadar hiçbir kulüp veya komitede yer almamıştı. "Sana yakışır gibi görünüyor," diyen bir bekârın rastgele kararıyla, kültür festivali hazırlık komitesi başkanlığına aday gösterilmişti. Taş-kağıt-makas oyununda kaybedip bu görevi üstlenen Haruta için bu durum, ergen beyninin zaten pamuk ipliğine bağlı dengesini sarsan bir talih kuşu olmuştu.
“İlk kez başkanlık yapacağım,” dedi Ami. “Çok heyecanlıyım. Elimizden geleni yapalım, Haruta-kun.”
“Iıı, evet, yapalım tabii.”
Kürsüde yan yana dururken Haruta’nın ağzı kulaklarındaydı. Ryuuji, arkadaşının bu içler acısı haline bakıp herkesle birlikte buruk bir gülümsemeyle alkış tuttu. Şimdilik herkesi gaza getirmişlerdi. Sınıfta bakışlar çarpışıyordu ama sadece erkekler arasındaydı bu sessiz anlaşma.
Tamam mı?
Ryuuji de başıyla onaylayıp diğerlerinin bakışlarına sessizce karşılık verdi. Bu sınıf toplantısının tek bir varış noktası vardı ve o istasyonun adı cosplay kafeydi.
“Ne sırıtıyorsun be? İğrenç.”
“Oha!” dedi Ryuuji, oturduğu yerde sıçrayarak.
O dalmışken Taiga masasının kenarında bitivermişti. Hafifçe eğilmiş, minicik gövdesiyle masayı kemiren küçük bir fare yavrusu gibi duruyordu.
“N-ne yapıyorsun?” dedi Ryuuji. “Şu an dersteyiz.”
Hâlâ çömelmiş vaziyette olan Taiga, koca gözlerini kısarak Ryuuji’ye dik dik baktı.
“Sıkıntı yok,” dedi. “Çabuk çıkar şunu.”
Sinirle parmak eklemlerini kemirip çenesini küstahça havaya kaldırdı.
“Şunu mu?” dedi Ryuuji. “Neyi?”
“Öğle yemeğimi. Yemeye vaktim kalmayan hani.”
Düşününce, Taiga’nın bentosunun yanına bir kap da meyve hazırlamıştı. "Bunu kesin sonra yiyeceğim, o zamana kadar taze tutmaktan sen sorumlusun!" diye dayatmıştı Taiga.
“Şimdi mi yiyeceksin yani?”
“Evet. Tam şimdi. Vaktim var.”
“Vaktin var da... ama şu an dersteyiz...”
“Kes sesini. Çabuk ol be köpek. Mızmızlanırsan morartırım seni. Hem de fena.”
Ryuuji ürperdi ama etrafındaki diğer çocuklardan endişeli bakışlar alıyordu; "Yalvarırız, şu kritik anda arıza çıkarma" der gibiydiler. Üzerinde sessiz bir baskı hissediyordu. Eğer Taiga planlarını öğrenirse her şeyi yerle bir edeceği kesindi. Avuç İçi Kaplanı’nın fıtratı buydu; eline geçen her şeyi paramparça ederdi.
Hayır, planı öğrenmese bile, bu bela paratonerinin yanı başında durması bile planın suya düşmesi için yeterliydi. Bela dediğin böyle bir şeydi zaten. Sırf varlığı bile kaderin akışını bozar, her şeyi rayından çıkarırdı. Bu durumda, bir an önce istediğini verip onu oradan defetmesi gerekiyordu.
Çantasını karıştırıp sevdiği için sipariş ettiği, üzerinde geometrik siyah beyaz çizgiler olan o lacivert furoshiki örtüsüne sarılı küçük kabı çıkardı ve ona uzattı. Taiga dudaklarını büzüp uzun bir "Vay canına" çekti. Gözleri parlıyordu.
Kap zaten önünde olmasına rağmen sabırsızca Ryuuji’nin omuzlarını sarstı.
“Açsana şunu çabuk!”
“Bu kaplar o kadar zor açılıyor ki hep dökülüyor! Çabuk aç!”
Seni inatçı... Ama şimdi onu azarlamanın sırası değildi. Kabı alıp açtı. İçinde Taiga’nın en sevdiği dilimlenmiş mangolar vardı. Taiga, küçük bir çocuk gibi minik çatalı kavradı ve kaba bakıp mangolara ölümcül bir iştahla gözlerini dikti.
“Neden burada yiyorsun ki?!”
“Boş kabı sana geri getirmekle uğraşmamak için.”
Kürsüde Haruta’nın yüzü heyecandan vıcık vıcık parlıyordu. İki elini kürsüye dayamış, sınıfa tepeden bakıyordu.
“Pekala!” dedi. “Gündeme geçelim o halde! Konumuz: 2-C sınıfı olarak bu yılki kültür festivalinde ne yapacağımız!”
Yanında Ami, sanki çok eğleniyormuş gibi gülümsüyordu ama elinde el kremi gibi bir tüp tutuyor, tırnak etlerine masaj yapıyordu. Kısacası, zerre umurunda değil gibiydi. Ryuuji’nin masasında oturan Taiga ise çatalından kayıp kaçan mango dilimlerini şişlemeye çalışmakla meşguldü. Haruta’nın söylediklerini bir kulağından girip diğerinden çıkmıyordu bile.
Kendi masana gitsene, diye geçirdi içinden Ryuuji. Onu omuzlarından itmeye çalıştı ama Taiga yerinden kımıldamayan bir dağ kadar inatçıydı.
Sadece Ami ve Taiga değil, sınıftaki diğer kızlar da bu işe zerre ilgi göstermiyor gibiydi. Kimisi uyuyormuş gibi kafasını masasına gömmüş, kimisi sırasının altında gizlice dergi karıştırıyor, kimisi ise önünü dönmüş olsa bile kulaklarındaki beyaz kulaklıklardan müzik dinliyordu. Sessiz sakin duranlar yine en iyileriydi.
“Hiçbir şey yapmasak olmaz mı?”
“Haruta, bence dikkatleri üzerine çekmemelisin.”
Uyuşuk uyuşuk oturan birkaç kişi, Haruta ile kaba saba alay ediyordu.
Gotik Loli size hiç yakışmazdı zaten, diye geçirdi Ryuuji içinden. Hiç pürüz çıkmadan cosplay kafe fikri seçilse bile, o fırfırlı kıyafetleri giymelerine izin veremezdi. Tabii ki ne Çin elbiseleri ne de hizmetçi üniformaları onlara göreydi. Arka planda kalabilirlerdi. Yok, bir dakika, bir kafenin arka planı demek mutfak işi demekti. Mutfağı onlara emanet edebilir miydi? Olmazdı. Şiddetle kafasını iki yana salladı.
Mutfak, bulaşıklar ve geri kalan her şey düzgünce idare edilmeliydi, diye düşündü. Benim tarafımdan.
Yine kendi dünyasına dalmıştı. Zihninde gürültülü bir kültür festivali canlanıyordu; mutfaktaki kaos sınırları zorluyor, lavaboda atıklar birikiyor, paslanmaz çelikler puslanıyor, giderler kirleniyordu... Sakın dokunmayın! Hiçbir şeye elinizi sürmeyin! Bana bırakın! Hepsini ben halledeceğim!
Ancak hayallere dalıp gitmenin sırası değildi. Ryuuji kendine geldiğinde, Haruta çoktan konuşmasını bitiriyordu.
“Eee, başka fikri olan var mı?! K-kimse mi?! Eğer yoksa—”
Cosplay kafe.
Ve tam o anda olanlar oldu.
Sınıf temsilcisi kendi başına karar verip kara tahtaya tebeşirle yazı yazmaya yeltendiği sırada oldu.
Bütün erkeklerin büyük bir tutkuyla ellerini yumruk yaptığı sırada oldu.
Ryuuji’nin masasının köşesinde Taiga’nın, “Ahhh,” dediği sırada oldu. Gözlerini bile kapatıp burnunu kırıştırarak ağzını kocaman açmış, yanaklarını mangoyla doldurmaya çalışıyordu.
Ryuuji ona bir mendil uzatmaya çalıştığı sırada oldu. Eyvah, meyvenin suyu her yere damlayacak.
“Ooonnn yeeeeediiii yııııllldıııırrr…”
Bu ses, alevler içindeki Honnouji Tapınağı’nda can veren Nobunaga değildi. Bu, o uyuşuk ve bitmek bilmeyen sınıf saatinde konuşmaya karar veren Minori’ydi. Tam bir kararlılıkla, sanki cehennemin yedinci katından gelmiş gibi sertçe döndü ve yavaşça, çok yavaşça ayağa kalktı.
“Madem fikir soruyorsunuz…”
Kıpırdandı.
Yüzü kıpkırmızı oldu, aniden bir mahcubiyet çöktü üzerine. Erkekler koalisyonu arasından bir şimşek çakmışçasına uğursuz bir his geçti. Minori, o güçlü ve sinsi Avuçiçi Kaplanı’ndan bile daha tehlikeli bir kızdı. Çünkü onun görevi, o en güçlü ve sinsi canavar olan Taiga’yı istediği gibi yöneten bir eğitmen olmaktı.
Canavar eğitmeni, masasının üzerine parmağıyla halkalar çizerken mahcup tavırlarla kıpırdanmaya devam etti.
“Şey, aslında bunu yapmak istediğimden değil de, yani, açıkçası böyle şeylerden pek hoşlanmam. Şşşey, herkesin eğlenmesinin harika olacağını düşündüm. Herkes için çok eğlenceli olur diye düşündüm. Bu yüzden pek sevmesem de söyleyeyim dedim. Aslında çok iyi bir fikrim var. Bir süredir aklımda olan bir şey. Hayır, hayır, bana kesinlikle uymaz ama belki herkes şunu sevebilir. Evet, şunu… b-bir k-korku… öğğ!”
Minori’nin yüzü kıpkırmızı kesilip burnundan kan damlamaya başladığında, bütün sınıf bir ağızdan tek kelime etmeden geri çekildi. Kimseden ses çıkmıyordu. Korkmuşlardı. Ami, ses çıkarmak yerine elindeki el kremini öğretmen masasının üzerine on santim kadar fışkırttı.
Ağzı hâlâ açık bir şekilde donup kalan Taiga, çatalındaki mangoyu olduğu gibi Ryuuji’nin avucuna düşürdü.
“Ah-agh… hi hi. Burnum kanadı… Ay hayır, yanlış anlaşılma olmasın! Tuhaf bir şey demeye çalışmıyorum. B-ben sadece… ş-şey, k-korku… korku evi.”
Minori burnuna bir mendil bastırırken oradan daha fazla kırmızı sıvı boşaldı. Sınıfın her köşesinden durum apaçık görünüyordu. Mendili ne kadar sıkı bastırırsa bastırsın, kanlar tıpkı kahkahaları gibi burnundan fışkırmaya devam ediyordu.
Hi hi! Hi hi! Hi hüü!
Ne kadar heyecanlanmıştı böyle?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.