Sessizliğin Ardında Kalanlar

Ryuuji, boş bilet turnikesinden geçerken Yasuko ile arasında hafif bir mesafe bıraktı. Pazar günüydü.

"Kushieda…"

Eve doğru yürürken bir nebze yatışan göğsü, onu yeniden görünce sıkışmaya başladı. Minori, istasyonda gezinip duran az sayıda insanın arkasında bekliyordu. Dağınık saçlarını örten bir bere takmış, üzerine kaz tüyü montunu ve kot pantolonunu geçirmişti.

"Anlamıyorum." Ryuuji'yi görür görmez kurduğu tek cümle bu oldu. Bu kelimeler dudaklarından dökülür dökülmez de dudaklarını renkleri solana kadar ısırdı.

Ryuuji, kızın kıpırtısız ve ardına kadar açılmış gözleriyle karşılaşınca ne diyeceğini bilemedi. Taiga'nın neden gittiğini, ona neden izin verdiğini ve bunun aslında neden en hayırlısı olduğunu Minori'ye açıklama fikri gözünü korkutuyordu. Minori muhtemelen anlayacaktı ama Ryuuji'nin dili tutulmuştu; ne söylese beceriksizce ve eğreti duracaktı.

Ami, Minori'den biraz ötede duruyordu. Uykusuzluktan bitap düşmüş bir hali vardı. İki elini de montunun ceplerine sokmuş, o her zamanki dik duruşunun aksine kamburunu çıkarmıştı. O her daim kusursuz olan yüzü bile solgun görünüyordu. Daha uzakta ise Kitamura onlara doğru yürüyordu. Ryuuji'ye suçlar gibi bakmasa da gözlerindeki kafa karışıklığı çok net okunuyordu. Aralarında okul üniformasını giymiş tek kişi Ryuuji'ydi.

Ryuuji'nin gruba attığı mesajda yazabildiği tek şey, Taiga'nın annesinin yanına döndüğüydü. Kafalarının karışması çok doğaldı. Taiga onlara kimseden vazgeçmeyeceğine dair söz vermişti. Ryuuji ile birlikte geri döneceklerine ant içmişlerdi.

"Hepiniz arkadaşsınız," diye fısıldadı Yasuko yumuşak bir sesle. Oradaki herkesin yüzünü tanıyordu. Eşofmanının cebinden bir anahtarlık çıkardı. Taiga'nın kendisine bıraktığı dairesinin anahtarını ayırıp Ryuuji'ye uzattı. "Gidip Taiga-chan'ı aramalısınız. Benim de gidip Inko-chan'ı almam gerek."

"Inko-chan'ı kime bıraktın ki?"

"Ev sahibine."

"O zaman aynı yoldan gidiyoruz," diyeceğti Ryuuji ama Yasuko tebessüm edip elini salladı. "Hadi bakalım, durmayın." Ryuuji'nin arkadaşlarına Taiga'nın artık burada olmadığını anlatması gerektiğini anlamıştı muhtemelen.

Anahtarı kabul edip başını kaldırdı.

Kimse bir şey söylemeden yürümeye başladı.

İstasyonun her taşını bildiği o tanıdık yolunda uzun adımlarla ilerledi. Derken çok geçmeden herkes sanki birbiriyle yarışıyormuş gibi koşmaya başladı. Taiga'nın artık bu şehirde olmadığını bilen Ryuuji bile kalbi hızlandıkça adımlarını hızlandırdı. Takasular'ın dairesine çıkan köşeyi döndüler, merdivenleri tırmandılar, binanın girişine ulaşıp otomatik kapıyı açmak için şifreyi girdiler. Taiga, dairenin çoktan Aisaka ailesinin elinden çıktığını söylemişti. Kilitleri çoktan değiştirmiş olabilirlerdi. İçeride bir emlakçı bile bulunabilirdi.

Ryuuji anahtarın dönmeyeceğinden korksa da metal parça pürüzsüzce yuvasına kaydı ve kapı açıldı. Heybetli kapı açılırken şaşırtıcı derecede hafif bir ses çıkardı.

Girişteki ışığı yaktı. Birbiriyle yarışırcasına ayaklarındaki ayakkabıları çıkarıp içeri daldılar. "Taiga! Geliyoruz!" diye seslendi Minori. Sesinde hâlâ Taiga'nın içeride olduğuna dair bir umut kırıntısı vardı. "Aisaka!" "Burada mısın Taiga?!" Kitamura ve Ami de seslendi.

"Benim! Buradayım, içeri giriyorum! Taiga! Tai—"

Oturma odasına açılan cam kapıyı ittiklerinde Ryuuji olduğu yerde kalakaldı. Arkasındaki Minori de diyecek kelime bulamıyordu. Taiga tek başına yaşarken bu odanın ne kadar korkunç bir çöplük olduğunu çok iyi bildiklerinden, karşılaştıkları manzara karşısında nutukları tutulmuştu.

Sadece öylece kalakalmışlardı.

Kocaman oturma odası, ısıtıcı çalışmadığı için buz gibiydi. Artık sahibini yitirmiş olan avizenin altında her şey geride bırakılmıştı; tek kişilik koltuk, küçük cam sehpa ve beyaz dolaplar... Bütün eşyaların üzerine örtüler serilmişti. Ne mutfak tezgahında ne halının üzerinde ne de Taiga'nın sürekli sarıldığı minderde tek bir çöp bile yoktu. Her bir köşe, her bir girinti tertemizdi; pırıl pırıl olana kadar ovulmuştu.

Minori yavaş adımlarla salonun ortasına doğru ilerledi. Başkasının emirleriyle hareket eden bir robot gibi, hiç tereddüt etmeden bir dolabı açtı ve çekmecesini çekip içine baktı.

"Değerli eşyalarını koyduğu çanta yok."

Başını kaldırdı.

"Lacivert ve pembe çizgili, yassı bir çantaydı. Banka cüzdanını, mühürünü, sigorta kartını ve pasaportunu hep onun içinde tutardı. Yangın çıkarsa tek alıp kaçacağı şeyin o olduğunu söyler dururdu. Gitmiş."

Minori dolabı kapattı. Büyük adımlarla ilerleyip buğulu cam kapıyı kaydırarak açtı ve kuzeye bakan yatak odasına geçti. Yatak örtüsünü yastıklara kadar çekip tek bir kırışıklık bile olmayan yatağa baktı. Masanın üzerinde hâlâ kapalı bir dizüstü bilgisayar duruyordu. Eskiden birbirine giren ve Ryuuji'nin aklını başından alan o kablo yığını prizden çekilmiş, bir saç tokasıyla derli toplu halde masaya bırakılmıştı.

Gömme dolabı açan Minori, bir an öylece susup kaldı.

"Üniforması hâlâ burada."

Sırtı titriyordu.

"Kaplan, nasıl böyle çekip gidebilirsin?" Ami, yatak odasının kapısında dikildiği yerden kendi kendine mırıldanırken bir dalgınlık içindeydi. Sesi, bu kocaman ve sessiz odada acı bir yankı bıraktı.

Minori arkasını dönüp Ryuuji'nin yüzüne baktı. Bir süre derin derin nefes aldı. Ryuuji onun inip kalkan omuzlarını izlemekle yetindi. "A-Ama... Sen... Takasu-kun, sen... Bu durumdan memnun musun gerçekten?!"

"Memnunum."

"Ama bu hiç doğru değil!"

"Doğru!" Sesi daha çok çıkan haklı sayılmayacaktı elbette ama Ryuuji çaresizce sesini yükseltti. "Taiga'nın böyle gitmesinde hiçbir sakınca yok!"

"Ama hiç mi üzülmüyorsun?!"

Üzülmez olur muydu hiç? Dayanılacak gibi değildi içindeki acı. "Üzülmüyorum!"

"Bana numara yapma!"

"Kushieda, sakin ol," dedi Kitamura yumuşak bir sesle arkadan Minori'nin titreyen omuzlarını tutarken. "Aisaka hâlâ yakınlarda olabilir. Belki de yetişebiliriz."

"D-Doğru. Hâlâ buralarda olabilir. Belki de hiçbir şey olmamış gibi etrafta yürüyordur!"

Minori, Kitamura ve Ami'nin sözleri üzerine arkasını döndü. "Doğru. Tüm bu zaman boyunca burada ortalığı topluyordur belki de. Belki hâlâ yetişebiliriz... Evet! Hâlâ vaktimiz var! Takasu-kun!"

"..."

"Takasu-kun! Gidelim!"

Minori, Ami ve Kitamura dış kapıya doğru koşmaya başladı. Ryuuji de arkalarından seğirtti. Binadan çıkıp zakkum ağaçlarıyla kaplı caddede koşarlarken, ciğerlerini yakan soğuk hava yüzünden nefes nefese kaldı.

Belki yetişebilirlerdi; kabarık saçlarının dalgalandığı o sırtı belki yakalayabilirdi, elbisesinin etekleri savrulurken belki ona ulaşabilirdi. Belki elini uzatıp koşarak ona yetişebilir, omuzlarından tutup gitme diyebilirdi.

"Kitamura."

Keşke elini hiç bırakmadan onunla kalabilseydi.

"Kawashima."

Ama eğer gitmesine izin veremiyorsa...

"Kushieda... Kushieda!"

"Bırak beni Takasu-kun! Gidelim! Peşinden koşalım!"

"Yapamayız Kushieda! Yapamayız! Bu... Böyle olması gerekiyor!"

"Neden?!"

Minori'nin montunun kolunu yakalayıp bütün vücut ağırlığıyla onu geride tutmaya çalıştı. Minori rastgele kollarını sallayarak Ryuuji'nin tutuşundan kurtulmak için çırpınırken, Ryuuji diğer eliyle Kitamura'nın dirseğine ve Ami'nin atkısının ucuna yapıştı.

"Neden buna göz yumuyorsun?! Taiga'nın nereye gittiğini bile bilmiyoruz! Olamaz, böyle bitemez! Taiga'yı sevdiğini söylememiş miydin?! Nereye gitmek istediğini bildiğini söylememiş miydin Takasu-kun?! Birlikte yaşayacağınızı söylememiş miydin?! Mutluluğu böyle bulacağınızı söyleyen sen değil miydin... Neden böyle oldu?! Neden?!"

"Taiga evden kaçmıyor! Taiga kimseden vazgeçecek biri değil! İşte bu yüzden sorun yok!"

Yoldan geçen insanlar bu yüksek sesler karşısında başlarını çevirip baktı. Ryuuji yine de Minori'nin bileğini bırakmadı. Bırakmayacaktı. Minori'nin yanaklarından gözyaşları süzülüyordu. Ona savurduğu kelimeler o kadar titriyordu ki ne dediği zor anlaşılıyordu.

Gözlerini kapattı ve sesi belki de Taiga'ya ulaşır umuduyla var gücüyle haykırdı. "Taiga! Git! Çabuk! Uzaklaş buradan!"

Eğer hâlâ ona yetişme şansları varsa, kızın daha hızlı hareket etmesi gerekiyordu. Gidebildiği kadar uzağa gitmeliydi. Yaşadığın dünyanın sonuna kadar git. Hak ettiğin her şeyi söküp al, gücünün yettiği kadarını avuçlarının arasına al.

"GİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİT!"

Ryuuji ağlamak yerine bütün gücünü sesine verdi. Uzaktaki gökyüzü göz alıcı bir parlaklıktaydı.

Böyle iyiydi. Gerçekten de öyleydi.

Taiga çoktan gözden kaybolmuştu. Zaten sırra kadem basmıştı. Böyle olması en doğrusuydu.

Gözlüklerini çıkaran Kitamura, olduğu yerde yüzünü kapattı. Dudaklarından kaçan o hafif hıçkırığa engel olamadı. Bunu gören Ami dudaklarını ısırdı. Yanakları, burnu ve boğazı kıpkırmızı olmuştu. Berrak gözyaşları uzun kirpiklerinden çenesine doğru süzüldü.

Sonunda Minori çırpınmayı bıraktı ve kendini bıraktı. Kaldırımın ortasına çömeliverdi. "Yani... Bizi arkasında mı bıraktı? Taiga beni bıraktı mı?"

"Hayır," dedi Ryuuji içtenlikle kızın sırtına, dostunun sırtına bakarak. "Bu tamamen yanlış. Taiga pes etmez. O kadar pespaye biri değil. Kesinlikle geri dönecek. Ve o eve döndüğünde, sen de kesinlikle burada olacaksın!"

"Nasıl ifade edersen et... Yine de üzülüyorum. Taiga'nın burada olmaması kalbimi kırıyor. Bu üzüntüyü nereye koyacağım ben? Sen kendi acını nereye koydun?"

Minori'nin kederini inkar edemezdi. Bu yüzden onu göğüslemeyi seçti. "Üzücü ama sorun değil."

Ayrıyız diye üzülüyoruz, Taiga ile şu anki ilişkimiz bundan ibaret. Ama Ryuuji'nin kalbi sevgiyle dolup taşıyordu. Üzücüydü belki ama her şey düzelecekti.

Hafızasındaki hatıraları tek tek geri çağıran Ryuuji, yaşanmış ne varsa hepsini zihninde yeniden yaşadı.

Kiraz çiçeklerinin döküldüğü o mevsimin sonunda tanışmıştı o tam bir felaket olan Taiga'yla. Hayal edebileceğinden çok daha fırtınalı bir dönemin ilk adımıydı bu. Aşka doğru yuvarlandığından habersiz, kendisini onun çekimine kaptırmaktan alıkoyamamıştı. Düşmüş, her şeyin bittiğini sanmış ama bir şekilde yeniden ayağa kalkmayı başarmıştı. Kalpleri nihayet ortak bir noktada buluşmuştu. Bütün bu yaşananların ardından, Takasu Ryuuji şu an Aisaka Taiga'yı tüm varlığıyla seviyordu.

Birbirlerini böyle sevdikleri sürece aralarındaki bağın kopacağına hiç ihtimal vermiyordu. Er ya da geç bu sevgi kendi sesini bulacak, içinden taşarak dışarı vuracaktı. Bedenleri, kalpleri ve ruhları birbirini çağıracak, günün birinde dünyada bir yerlerde mutlaka çarpışacaklardı.

Ryuuji geride kalan günleri, şu an yaşadığı anı ve gelecekte onu bekleyen zamanı bütünüyle kucaklayıp sevecekti. Taiga da kendi payına düşen günler için aynısını yapacaktı; Yasuko, Minori, Ami ve Kitamura da öyle. Her biri kendilerine ait olan hayatı ellerinden gelenin en iyisiyle, var güçleriyle seveceklerdi.

Kesinlikle yeniden karşılaşacaklardı. Birbirlerine olan çekimleri böylesine güçlüydü sonuçta. Birbirlerini çağırıyor, birbirlerinin özlemiyle yanıp tutuşuyorlardı.

Hiçbir koşula bağlı olmadan, sonuna kadar direniyorlardı.

Ami, sanki her an kaybolup gidecekmiş gibi cılız bir sesle mırıldandı. "Kaplan beni tekrar görmek ister mi ki..."

Ryuuji onu gerçeğe döndürmek istercesine kararlı bir tonla cevap verdi. "Bence o da seni görmek istiyordur. Taiga'nın buna ihtiyacı olup olmadığını sorgulamayı bırak. Eğer senin buna ihtiyacın varsa, bunu ona mutlaka söyle. Eylemlerinle göster. Düşüncelerini gerçeğe dönüştürebilecek tek kişi sensin!"

"Ben..." Ami'nin acıyla buruşmuş, gözyaşlarıyla ıslanmış yüzünden yeni damlalar süzüldü. "Kaplan'ı yeniden görmek istiyorum! Eve döndüğünde burada olmak istiyorum! Minori-chan'ı daha yakından tanımak istiyorum! Seninle arayı düzeltmek istiyorum Takasu-kun! Aslında arkadaşlığımızın bitmesini istemiyorum! Sonsuza kadar arkadaş kalalım istiyorum! Hepinizle vakit geçirmek çok güzeldi, siz yanımdayken her şey daha iyiydi. Hepinizi çok seviyorum...!"

"B-peki ya ben?!"

"Kim takar seni Yuusaku!"

"Ahmin...!" Minori bir anda ayağa kalkıp adeta Ami'nin üzerine atıldı. Ami bir yandan ağlamayı sürdürürken Haykırır bir şekilde Minori'nin sırtını kavradı. Yüzlerini birbirlerinin omuzlarına gömdüler. İkisi de inatçı gururları konusunda birbiriyle yarışsa da o an için tüm ağırlıklarını birbirlerine bıraktılar. Kaybettikleri arkadaşı düşünüp etraftan geçenlerin bakışlarına hiç aldırış etmeden avazları çıktığı kadar ağladılar.

Kitamura da çocukluk arkadaşının ve takımını emanet ettiği kişinin kalbinden geçenleri anlamıştı. Aralarına katıldı. Ryuuji kollarını arkadaşlarının etrafına sarıp başını öne eğdi. Dördü birden kenetlenip birbirlerinin omuzlarına tutundular. Kaldırımın ortasında dikilmiş, içlerindeki çocukların özgürce dışarı çıkmasına izin vererek hıçkıra hıçkıra ağladılar.

Canları böyle yandığında birbirlerini ısıtabiliyorlarsa, ayrı bedenlerde doğmuş olmalarında bir hayır vardı demek ki diye düşündü Ryuuji. Farklı yerlerde doğup ayrı büyümek, sonra karşılaşmak, birbirini sevmek, kavga etmek ve tıpkı şimdi olduğu gibi ağlayan yüzlerini birbirlerinin omzuna gömebilmek... Bu gerçekten çok nadir görülecek bir mucizeydi.

Kalbinin kederle yıkandığını hissettiği şu anda bile Ryuuji, sahip olduğu her şeyin, dünyada var olan her şeyin içini taşıran bir değerde olduğunu hissetti. Ne kadar bağırırsa bağırsın, içinden yükselen o devasa sevgi seline yetişemiyordu.

Taiga'nın ondan önde gittiği o kendi yolunun da sevgiyle dolu olduğuna inanıyordu. Taiga'nın sevgisinin tamamı karşılık bulmayacaktı belki. Yine ihanete uğrayacağı, incineceği ve kalbinin kırılacağı günler olacaktı. Ama yoluna devam edecekti. Her biri kendi yolunda yürümeye devam edecekti.

Yolları onları ne kadar uzağa sürüklerse sürüklesin, Ryuuji Taiga'ya, Taiga da Ryuuji'ye ulaşacaktı. Nasıl olsa sonunda yine aynı noktada buluşacaklardı, bu yüzden her şey yoluna girecekti. Hedefledikleri menzil aynıydı.

Uçsuz bucaksız göklerde süzülürken, bulutların altında kalan dünya Ryuuji'ye büyüleyici görünüyordu. Yeryüzündeki canlıların canlı hayatları ve acımasız renkleri arasında, güçlü bir canavar zamanın tozunu dumana katarak durmaksızın ilerliyordu. Dört bir yanını saran o büyük enerjiyle, üzerinde yaşadığı toprağı gururla çiğneyerek koşuyordu.

Ben bir kaplanım.

Ben bir ejderhayım.

Seslendikçe yaşamın kendisinden başka bir şey kalmıyordu geriye. Karşılık verdiler. Kükremeleri var gücüyle uzaklara, en uzaklara ulaştı.

En nihayetinde ejderhanın gezindiği gökyüzündeki bulutlar dağılacak ve onun sesiyle kaplanın kükrediği yeryüzü arasında hiçbir engel kalmayacaktı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.