Kış günleri hep kısa olurdu. Komari’nin çamaşırları kurumayı bitirdiğinde, dışarısı zaten kararmıştı.
Kapıyı kapatıp arkamı döndüm. Komari, floresan sokak lambasının altında huzursuzca duruyordu.
“G-geri bırakmana gerek yok.”
“Elbette ki var. Hava karardı. En azından seni durağına kadar bırakabilirim.” Yoksa Kaju beni gebertirdi.
Güven veren bir gülümsemeyle, çantasını alıp yürümeye başladım. Ama Komari kımıldamadı.
“Ah. Üzgünüm,” dedim. “Hep Kaju’nunkini taşırım da.”
Çantasını geri uzattım ama o umursamadı. Yürümeye başladı. “T-teşekkürler…”
“Şey, rica ederim.” Bana küfür etmediği veya soyuma sövmediği zamanlarda nasıl tepki vereceğimi hiç bilemezdim.
Sonra bir sessizlik çöktü. Tam bir sessizlik içinde, sessiz evlerin önünden geçtik.
Dayanamadım. “Hey, bu arada teşekkür ederim. Buraya kadar geldiğin için falan.”
“B-bir şey değil. U-umrumda değildi.” Kaju’nun saçında bıraktığı örgüsüyle oynadı.
“Gerçi ondan pek bilgi alamadık ya,” diye güldüm.
Komari kendinden emin bir şekilde başını salladı. “Y-yakındık ama.” Öyle miydik? Gerçekten mi? O öyle diyorsa. “S-sıradaki planımız ne?”
Sıradaki plan mı? Bir sonraki plan mı vardı? Komari’ye bir şey demek istemem ama bugünden sonra hiyerarşideki yerimizden epey emindim ve biz en alttaydık.
“O zaten beni fark etti, o yüzden şimdilik sadece bekleyip izleyeceğim.”
“E-emin misin?”
“Ortamın sakinleşmesini beklemeliyiz.”
O an aklıma bir şey geldi. Aklımdan çıkaramadığım bir soru. Komari’ye baktım.
“N-ne?”
“Peki neden bana yardım etmek için bu kadar zahmete girdin ki?”
Boğuk bir sesle, “B-ben, şey…” dedi.
Yanami ve Yakishio beni ciddiye almıyorlardı. Bu çok açıktı. Peki Komari neden benim uğruma kendini tehlikeye atmaya istekliydi?
Dudaklarını birkaç saniye oynattıktan sonra Komari nihayet hırıltılı bir sesle, “H-halkla buluşma bu hafta sonu. Ama s-sen yoktun,” dedi.
“Doğru. Evet. Bu hafta çılgınlar gibi koşturuyordum, o yüzden—”
“Y-yeni üye bulamazsak, k-kulüp biter. D-daha iyi ol.”
Haklıydı. Her ziyaretçi Tsuwabuki’ye gelmeyebilirdi ama şimdi gelenleri kulübe kazandırmayı düşünmeye başlamanın tam zamanıydı. İyi bir izlenim bıraktığımızdan emin olmalıydık.
“Geçen yılki halkla buluşmaya katılmamıştım. Onlar genellikle nasıl geçiyor?”
“B-ben de katılmadım. K-kimseyi tanımıyordum.”
Haklı.
Yakishio atletizm takımıyla meşgul olacaktı, Yanami ise tur rehberiydi, bu yüzden ancak sonra yardım etmek için gelebilirdi. Bu da potansiyel üyelerle sosyalleşme işini kulübün en asosyal insanlarına bırakıyordu.
“Sence çok kişi gelir mi?”
“S-Senpai çok geldiğini söyledi. İnsanlar h-her şeyi sırayla kontrol ediyorlarmış.”
Bu mantıklıydı. Bu aşamada hiçbir bağlayıcılığı yoktu, bu yüzden bakmakta bir sakınca yoktu. O tür bir kalabalığı idare edebileceğime güvenmiyordum, bu yüzden belki Yanami bizi kurtarmaya gelene kadar kedi videoları falan oynatabilirdik.
***
Bir anda evler bitmişti. Ana caddeye çıkmıştık. Tam karşıda tramvay durağı vardı. Burası yeterince uzak, değil mi? Onu burada bırakıp eve gidebilir, bitirmem gereken taslak üzerinde çalışabilirdim. Çantasını ona uzattım.
Ama Komari yaya geçidine fırladı. “I-ışık değişecek.”
“Hey!” Peşinden koştum ve sinyal tekrar kırmızıya dönmeden zar zor yetiştim.
Ve şimdi tramvay gelene kadar burada beklemek zorunda kalacaktım.
Arabaların geçişini izlerken gözlerim dalmıştı ki Komari elini çantasına soktu. Hala ben taşıyordum. “Ne oldu?”
“Ç-çikolata.” Düzenli paketlenmiş küçük bir poşet çıkardı. İçinde bugün yaptığı çikolatalar vardı.
“Ne zaman bu kadar güzelleştirdiniz bunları?”
Komari cevap vermedi ve bana uzattı. “T-tadına bak.”
“Bunu yemek yaparken yapmanız gerekmiyor muydu? Tamam, tamam, sakin ol.”
Bugün agresifti. Bazen böyle olabiliyordu.
Aldım. Şeffaftı ve tek bir kurdeleyle bağlıydı, içinde dört farklı çeşit çikolata vardı. Tam olarak ne için tadına bakmam gerektiğini bilmiyordum ama… Dur bir dakika. Sadece üç çeşit yapmamışlar mıydı? Sütlü, bitter ve ahududulu. Ama dördüncü, kalp şeklinde, kırmızı bir tane daha karışıktı. Belki de unutmuştum. Son zamanlarda, tüm bu travmalarla birlikte hafızam darmadağınıktı ne de olsa.
Açtım ve kalp şeklinde olanı denedim. Tanıdık, acımtırak bir tatlılık vardı. Frenk üzümü.
Kaju çok önce değil, bu aromayla denemeler yapmıştı. O zamandan kalan ne varsa kullanmış olmalılardı. Geriye kalan tek soru, onların bunu yaptığını neden hatırlayamadığımdı. Hatırlamak için beynimi zorladım ama boş çıktı.
Bu sırada Komari bana bakıyordu.
“Ne?”
“B-ben bakmıyorum!” diye cıyakladı.
Oysa bakıyordu.
“Çikolata güzel. Pazar için neredeyse hazırsın.”
“P-Pazar mı?”
“Diğer kızlarla eğlencesine çikolata takas ediyorsunuz, değil mi? Ve halkla buluşma için o dişilik meselesini yapıyorsunuz.”
“Y-Yanami öyle dedi ama b-bunun için olduğunu s-söyleyebilir miyim bilmiyorum…”
“Ne demek istiyorsun?” Sessizleşince araya girdim. “Onlar senin arkadaşların, değil mi?” Poşeti ona doğru uzattım. Komari bir süre başını eğdi, sonra başını sallayıp kendine bir parça seçti. “Güzel, değil mi?”
“H-henüz yemedim.”
Ağzına attı ve yüzüne sessiz bir gülümseme yayıldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.