***

BAŞLIK: Uykusuzluğun Bedeli

İçeri girdim hemşire odasına. Konuki-Sensei ile göz göze geldik. Telefonunu kulağından indirip uzun, beyaz önlüğünün cebine kaydırdı.

Sessizce içeri gelmemi işaret etti. "İşte geliyor, prensesinin parlayan zırhlı şövalyesi."

"Sensei, o iyi mi—"

Parmağını dudaklarıma bastırdı. "Prensesin uyuyor, Şövalye."

"Ne oldu?" diye sordum, bu sefer daha alçak bir sesle.

Konuki-Sensei, perdelerle gizlenmiş yataklardan birine döndü. "Zavallıcık sadece çok çalışmaktan ve uykusuzluktan bitkin düşmüş. İyi olacak."

"Ah. Pekâlâ."

***

Vücudumdaki her kas gevşerken yakındaki bir sandalyeye yığıldım. Duyduklarım hoşuma gitmemişti ama en azından teşhis iyiydi. Bu bile başlı başına bir rahatlamaydı.

Başkan'a haberi gönderiyordum ki Konuki-Sensei'nin üzerime eğildiğini fark ettim. Kişisel alanıma biraz fazla girmişti.

"Anladığım kadarıyla neden bu kadar kendini paraladığını az çok tahmin ediyorsun," dedi.

"Festival yüzünden. Hiç uyumadığını sanıyorum. Tüm o stres onu yakalamış olmalı."

"Ah, gençlik işte." Hemşire bir sandalye çekip oturdu. Hâlâ çok yakındı. "Sizin yaşınızda olmak kolay değil. O şekilde uçurumun kenarına gelmenin nasıl bir şey olduğunu bilirim. Dinlemek istersen, heyecan verici bir hikâyem var."

"Gerek yok, teşekkür ederim."

Bir kaşını kaldırıp yine de sormam için beni kışkırttı. Yemezdim.

Fikrimi değiştirmeyeceğimden emin olunca, yavaşça bacak bacak üstüne attı. "Uysal bir çocuksun, Nukumizu-kun, ama bir şeye tutkuyla bağlı olmanın da kendine göre bir değeri olduğunu düşünüyorum."

"Çünkü bunlar 'hayatımın en güzel yılları' mı?" Sesime istemsizce sızan o keskin tondan rahatsız oldum.

Konuki-Sensei sadece gülümsedi. "Belki. Belki de değil. Ama her halükarda geçip gidecekler. Onları değerli deneyimlerle doldurmak daha iyidir derim." Yukarıya, tavanın ötesindeki bir şeye baktı. Ben de boynumu uzatıp baktım ama sadece lekeler gördüm. "Tanrı şahidimdir ki bu koridorlarda epey anı bırakmışımdır."

"Onları 'bıraktınız' mı?"

"Hepsini saklamazsın. Bazen onlar kalır, bunda bir sorun yok. Bir gün o yerlere dönüp baktığında, onlar seni yeniden bulacak." Birden yüzündeki o narin ifade kayboldu. Ayağa kalktı. Komari perdenin arasından başını uzatıyordu. "Zaten kalktın mı? Yerinde olsam dinlenmeye devam ederdim, genç hanım."

***

"K-küçük kardeşimi kreşten almam gerek." Komari sendelercesine ileri atıldı. Pek uzağa gidemedi. Konuki-Sensei onu yakalamak için orada olmasaydı düşecekti.

"Nukumizu-kun, bana bir sandalye getir."

Bulabildiğim en yakın sandalyeyi kaptım ve önüne çektim. Sensei onu sandalyeye oturttu.

Geriye dönüp baktığımda, bana söylenmesi gerektiği için kendimden nefret ettim. İşe yaramaz.

"Ailesi gelip onu alamaz mı?" diye sordum.

"İşlerindeler ve onlarla iletişime geçemiyorum. Sadece mesaj bırakabildim." Komari'nin seviyesine eğildi. "Kardeşinin kreşini arayacağım. Adını söyleyebilir misin?"

"K-küçük kardeşim de evde yalnız." Komari tekrar ayağa kalktı. "G-gitmem gerek."

Konuki-Sensei dengesini bulmasına yardım etti, sonra sırtını sıvazladı. "Tamam. Ben seni bırakırım, kardeşini de ben alırım."

Mükemmel. Olabilecek en iyi sonuç buydu.

"Nukumizu-kun," diye devam etti, "nerede yaşadığını biliyor musun?"

"Ha? Şey, teknik olarak evet."

Bu işin nereye gittiğini hiç beğenmemiştim.

Konuki-Sensei, sanki zihnimi okumuş ve şüphelerimi doğrulamış gibi başını salladı. "Bizimle gelir misin?"


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.