Gözlerimi ovuşturarak salona sendeledim.
“Günaydın, Oniisama!” Kaju, ben içeri girer girmez neşeyle seslendi. Boynunda bir önlük asılıydı. Gülümseyerek bana bir sandalye çekti. “Kahvaltı hazır!”
“Günaydın,” dedim. “Annemle babam işe zaten gitmişler mi?”
“Oniisama, saat dokuz oldu. Çoktan gitmişlerdir.”
Dün gece dergi yazım üzerinde çalışırken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım, bu yüzden de düşündüğümden daha geç kalkmış olmalıydım.
Kaju kıkırdadı ve önüme bir tabak pankek bıraktı. “Bu sabah yeni bir şeyler deniyorum. Umarım güzel olmuştur.” Üzerlerine tatlı kokulu bir şeyler gezdirdi. “Pirinç unu kattım ve bu da beyaz şeftali kompostosu. İstediğin kadar yiyebilirsin.” Kompostodan biraz parmağına damladı, o da hemen yalayıp temizledi. “Tatlı ve hafif mayhoş bir tadı var. Seveceksin! Ah, bir de limonata yaptım. Hadi, afiyet olsun!”
Üzerine hafifçe pudra şekeri serpilmiş, hatta süslü bir nane yaprağıyla bezenmiş bu pankekler, lüks bir kahvaltı mekanından çıkmış gibi duruyordu.
“Teşekkürler. Harika görünüyor.” Bıçak ve çatalımı alıp yemeğe başlayacaktım ki yanımdaki dokunulmamış tabağı fark ettim. “Sen henüz yemedin mi?” diye sordum.
“Ah, ne kadar da unutkanım!” Kaju, aptalca bir gülümsemeyle kafasına vurdu. “Mutfakta o kadar dalmışım ki tamamen unutmuşum.”
Ne şirin bir sakar, diye düşündüm. Böyle bir ziyafet hazırlayıp kendi tabağını unutmak da neyin nesiydi.
Tabağını karşımdaki sandalyeye doğru itecektim ki ben daha davranamadan yanıma oturdu. “Hadi başlayalım mı, Oniisama?”
“Bana uyar.”
Bıçağım pofuduk pankek yığınının içinden kayıp gitti ve böylece bir başka huzurlu sabah kahvaltısı başlamış oldu.
Kaju bana kaşlarını kaldırdı. “İki gündür üst üste okula gidiyorsun. Yoğun mu geçiyor günler?”
“Kulüp biraz meşgul etti beni. ‘Yoğun’ doğru kelime mi bilmiyorum.”
Pek bir kıyaslama noktam yoktu. Çoğu zaman pek bir şey yapmıyordum ki.
“Senin adına çok sevindim,” dedi Kaju. “Yeni arkadaşın, geçenlerde gelen kız değil mi? Adı Yanami-san’dı.”
Homurdandım ve ağzımı pankekle doldurdum.
Ona yeni bir arkadaş edindiğimi söylemiştim, ama kim olduğunu değil. Kısmen utangaçlıktan, kısmen de ihtiyatlı olmaktan.
“Bir dahaki sefere onu kendin davet etmelisin,” diye üsteledi. “Röportajı henüz bitirmedik.”
İdeal olarak, öyle kalmalıydı. Biraz limonata yudumladım. “O kadar da önemli bir şey değil. Zaten pek takılmıyoruz bile.”
“Başlangıçta öyle olmayabilir, evet. Amaaa…” Kaju gözleri parlayarak bana iyice sokuldu. “Çok ama çok güzeldi! Nukumizu ailesinin mutfak sırlarını o taşıyacak! İçime doğdu resmen! Miso çorbasıyla başlayıp Japon, Batı ve Çin mutfağının inceliklerine geçeceğiz, sonra da—”
İşte yine başlamıştı. O kızla ne zaman frene basman gerektiğini bilmeliydin.
“Sakin ol,” dedim. “Biz öyle değiliz. Yakınından bile geçmez.”
“Ama Oniisama, bu sadece bir zaman meselesi. Güzel cinsiyetten herhangi biri, seni gerçekten tanıdıktan sonra sana âşık olmaktan kendini alıkoyamaz. Hazırlıklı olmalıyız!” Birden nefesi kesildi ve bana doğru eğildi. “Edebiyat kulübünde senin gönlünü çalan başka biri yoksa tabii. Esmer kız çok hoş olurdu, hatta küçük olan hakkındaki önceki şüphelerimi bile geri çekerim, çünkü gardıroplarımızı paylaşabilir ve böylece hemen arkadaş olabiliriz. Tanrım, ne kadar da kolay olurdu! Neyse, söyle bana. Söyle! Hangisi o?!”
Ellerimi aramıza siper ettim. “Yavaşla, Kaju. Benimle altıya kadar say. Hazır mısın? Bir, iki, üç…”
“Dört, beş, altı…” Bir elini göğsüne götürdü ve derin bir nefes alarak sakinleşti. İyi iş çıkardığı için başını okşadım. Miyavlar gibi bir ses çıkarıp elime sürtündü.
Bu mesele aradan çıktığına göre, boşta kalan elimle yemeğime devam ettim. Bir sonraki lokmamı çiğnerken, tabağımın yanındaki telefonumun ekranı aydınlandı. Bir bildirim.
Hızlı bir bakış, beni salise içinde donup kalmama neden oldu.
Yana-chan: Uyanık mısın? Bir yerlerde takılmak ister misin?
Yanami benden ne istiyordu Allah aşkına?
Kaju fırsattan istifade edip kucağıma atladı. “Yanami-san mı o? Sana randevu mu teklif ediyor, Oniisama!”
“Öyle görünüyor.”
“Bu çok büyük bir olay!” Kulaklarına kadar sırıttı. “Bu resmen bir randevu sayılır!”
“Biz öyle değiliz,” diye direttim. “Muhtemelen sadece bir şeyler konuşmak istiyordur.”
İçimi çektim. Ne yapmalıydım?
Sabahın ilk işi bir davet, sınıf buluşmasından sonraki gün. Yanami Duyumlarım karıncalanıyordu.
Kaju, ‘Meşgulüm’ yazdığımı izledi.
Bana baktı. “Emin misin?”
“Eminim, eminim. Başka birini bulur.”
Tam o sırada, şaşmaz bir şekilde telefonum çaldı. Ekranın tam ortasında “Yanami” adı belirdi. Hayır cevabını kabul etmiyordu.
Kaju, gülümseyerek telefonun etrafındaki elimi sıktı. “Git, Oniisama. Arkadaşlar arkadaşları bekletmez.”
Kucağımda oturmasaydı, işim daha kolay olurdu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.